mahkeme 2021/213 E. 2023/1588 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2021/213
2023/1588
20 Ekim 2023
T.C. BURSA BAM 5. HUKUK DAİRESİ
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
5. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : .....
KARAR NO : .....
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ..... 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/11/2020
NUMARASI : .....
DAVACI : ... -.....
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... -.....
DAVANIN KONUSU : Alacak
DAVA TARİHİ : 25/11/2019
KARAR TARİHİ : 20/10/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 20/10/2023
..... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/11/2020 tarih, ...../..... Esas, ...../..... sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin ..... v ..... A.B. ülkeleri ile ihracat ve ithalat yapan imalatçı-ihracatçı tekstil firması olduğunu, davalının kendi tuttuğu defter kayıtlarına göre; döviz borcunu TL'ye güncelleyerek 324.906 TL müvekkili şirketin alacağının olduğu bilinmesine ve borcun 31/12/2003 tarihinde doğmasına rağmen borcun ödenmemesi üzerine icra takibi yapıldığı ve davalar açıldığı, ancak mahkemelerce verilen kararların müvekkilinin maruz kaldığı zararı karşılamadığını, davalının borcunu muaccel olduğu tarihte ödemiş olması halinde yurt dışından ithal edilen hammaddenin Euro cinsinden o tarihteki düşük kurdan temin edilerek, yılda birçok kez üretim döndürülerek üretilen malların yurt dışına ihraç edilmesinden mahrum kalınmayacağını, yüksek kur artışı nedeni ile ödenmeyen alacakları ile yeterli ham madde temin edilemediğinden büyük zarara uğranıldığını, ..... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyalarından anlaşılacağı üzere taraflar arasındaki ticari ilişkinin Euro cinsi üzerinden yürütüldüğünü 296.304 TL alacağın 04/06/2008 tarihli noter ihtarnamesi ile faiz ve ferileri ile birlikte tahsilinin talep edildiği, borcun ödenmemesi üzerine ..... 12. İcra Müdürlüğünün ...../..... Esas sayılı dosyasında icra takibi yapıldığı, icra takibinde ödenmeyen borun 100.000 TL'lik kısmı için fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak ..... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...../..... Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığını (mahkemeler arası devir nedeni ile) ..... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...../..... E. ...../..... K. sayılı ilamı ile alacağın 100.000 TL'lik kısmı için verilen kararın Yargıtay 19. H.D. onanarak kesinleştiğini, bakiye 196.304 TL nin kesinleşen tespit kararına rağmen ödenmemesi nedeni ile ..... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...../..... Esas sayılı dosyasında dava açıldığını ve müvekkili lehine karara bağlandığını belirterek HMK 107. maddesi uyarınca faizi aşan zararlarının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 10.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin cari hesap ilişkisinden kaynaklandığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 101. maddesinde cari hesap sözleşmesi için özel zamanaşımı hükmü getirdiğini, bu maddeye göre taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin 2003 yılı sonu itibari ile bittiği göz önünde bulundurulduğunda zamanaşımı süresi 2008 yılı sonu itibari ile dolduğunu, müvekkilinin yargılama süresi içinde tüm borcunu faiz ve ferileri ile birlikte ödediğini, davacının hukuki süreçte yaptığı usulü hatalar nedeni ile uzamış bir yargılama sürücenin bulunduğunu, sürecin uzamasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, mahkemece hüküm altına alınan alacakların icra takiplerinde ödendiğini, itirazın iptali davalarında davacının talep ettiği icra inkar tazminatının bir çeşit munzam tazminat olduğundan yeniden munzam tazminat talep edilemeyeceğini, tüm giderler ödenmiş olduğundan davacının başkaca munzam zarar talebinin dinlenemeyeceğini, icra takiplerinde Euro cinsinden alacağına fiili ödeme günündeki TL karşılığını talep etmeyen, alacağını TL cinsinden istemeyi tercih eden davacının artık dövizdeki dalgalanmalar sebebiyle zarara uğradığını iddia etmesinin söz konusu olamayacağı belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; Davacının döviz cinsinden borcunu 31/12/2003 tarihi itibariyle Türk Lirasını güncelleyerek ilk kez 04/06/2008 tebliğ tarihli ihtarname ile Türk Lirası cinsinden ileri sürdüğü, hem ticari defterlerindeki kayıtların Türk Lirası cinsinden olması hem de bilahare davalı yana keşide ettiği 04/06/2008 tarihli temerrüt ihtarnamesi ile alacağın Türk Lirası cinsinden talep edilmesi, bilahare açılan dava ve icra takiplerinde dahi yabancı para birimi üzerinden değil Türk Lirası üzerinden talepte bulunulması, mahkemelerce verilen karalarda da yine Türk Lirası para birimi üzerinden alacağa, temerrüt tarihlerinden itibaren faiz işletilip, kesinleşen hükümlere göre davacının bugüne değin tahsil edilmeyen bir alacağının kalmadığının açık olduğu, faizi aşan munzam zararın varlığının 10 yıllık genel zaman aşımı süresi içinde talep edilebileceği, davacı ile davalı arasındaki cari hesap ilişkisinin 31/12/2003 yılı sonunda kesildiği, temerrüdün 10/07/2008 tarihinde oluştuğu, anılan tarihler itibariyle genel alacak zaman aşımı süresi fazlasıyla geçmiş olup, döviz ile yapılan satışlarda alacağın muaccel olacağı tarihteki döviz kuru üzerinden takipte bulunularak 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faiz işletilebileceği gibi, davacı yanın yaptığı gibi döviz kurunun Türk Lirası karşılığı üzerinden talepte bulunulması mümkün olup, davacı tarafça ikinci yol tercih edilmiş, alacakların döviz üzerinden tahsili talep edilmemiş olmakla ve Türk Lirası karşılığı tutarlara da faiz işletilmiş olmakla, davacının döviz kurundaki artış nedeniyle zarara uğradığı iddialarının dinlemeyeceği, anılan nedenlerle hem munzam zarar iddiası için genel alacak zaman aşımı süresinin geçirilmesi hem de davacının Türk Lirası ile tahsili yönünde tercih ederek kullanması, Türk Lirası yönünden hükme bağlanan alacaklarının da faizi ile hükmedilmesi karşısında munzam zarar iddiaları da dinlenemeyeceğinden her iki gerekçelerle de yerinde olmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özet olarak; Kararın gerekçesinde davanın hangi nedenlerle reddedildiğinin anlaşılamadığını, mahkeme gerekçesinde hem zamanaşımı süresinin geçirilmiş olması, hemde davacının tercih hakkını Türk Lirası cinsinden kullanarak Türk Lirası cinsinden alacağın faiziyle hüküm altına alınması nedeni ile munzam zarar iddiasının dinlenemeyeceğinin belirtilerek her iki gerekçe ile davanın reddine karar verildiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılıp dosya bilirkişiye tevdi edilmeden karar verilemeyeceğini, taraflar arasında cari hesap ilişkisinin bulunmadığını, kök dava dosyalarında yapılan tespitler ve ifadelerde de bu hususun belirtildiğini, temerrüt faizleri ile birlikte alacağının mahkeme kararları neticesinde 22/01/2015 ve 01/03/2019 tarihlerinde icra kanalı ile alındığını 10 yıllık zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başladığını, davanın aydınlatılması ilkesi ihlal edildiği gibi müvekkilinin anayasal dinlenme hakkının da ihlal edildiğini, müvekkilinin yur dışı ticaretinin parasal değerinin Euro olup davalının kumaş satışları Euro'ya endeksli TL cinsinden olduğundan müvekkilinin davalıdan tahsil edemediği TL nin satın alma gücünün güncel kurlar karşısında temerrüt faiziyle karşılanmayan aşkın zarar olarak müvekkilini mağdur ettiğini, gerekçe içeriğinde davanın konusu ile ilgili olmayan parağraflar bulunduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen mahkemece 100.000 TL değerin altında olduğu kabul edilerek basit yargılama usulü ile yargılama yapılmasının yerinde olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:
Dava, alacağın geç tahsil edilmesi nedeni ile munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Üçüncü koşul ise; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup, burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar; bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2 mülga B.K. 105 maddesi ) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup, ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda davacının, TBK’nın 122. Maddesine (mülga BK 105 mad) dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. İddia olunan zararın somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).(Yagıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/11-938 E. 2022/401 K.)
Somut olayda: davacı ile davalı arasında cari hesaba dayalı 324.906 TL alacağın davalı tarafça ödenmemesi nedeni ile 04/06/2008 Tarihinde Noter ihtarnamesi gönderildiği, ancak ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine, ilk olarak fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak alacak miktarının 100.000-TL sinin tahsili için itirazın iptali davası açıldığı, sonrasında bakiye alacak için ayrı davalar açıldığı ve davaların neticelenerek, mahkemelerce verilen ilamlar ile ilgili olarak icra takibi yapıldığı anlaşılmıştır.
Davacı tarafından, davalının devam eden mahkemeler nedeni ile alacak miktarını bilmesine rağmen, yargılama süreçleri içerisinde ve vaktinde borcunu ödenmemesi nedeni ile alacağına geç ulaştığı, ticari faaliyetini sürdürememesi nedeni ile zarara uğradığı belirtilerek munzam zararın tahsili talep edilmiştir.
1.Mahkemece taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin 31/12/2003 tarihinde kesildiği, temerrüdün 10/07/2008 tarihinde oluştuğu, dava tarihi itibariyle alacak zamanaşımı süresinin dolduğu belirtilmiş ise de; Munzam zarar davalarında zamanaşımı süresi Mülga Borçlar kanunun 108 maddesi (TBK'nın 125. Maddesi) uyarınca 10 yıl olup, yargıtay'ın yerleşik içdihatları uyarınca süre, asıl alacağın tahsili tarihinden itibaren işlemeye başlar.(Yargıtay 15. H.D.nin 2006/3904 E. 2006/5868 K., Yargıtay 23. H.D.nin 2014/5629 E. 2015/6256 K.)
Evrak kapsamına göre; davacı tarafından ..... 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... K. Sayılı ilamı uyarınca ..... İcra Müdürlüğünün ..... Esas sayılı dosyasında icra takibi yapıldığı ve icra takibine konu alacağın 21/01/2015 tarihli tahsilat makbuzu ile borçludan tahsil edildiği, ..... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ..... K. Sayılı ilamı uyarınca ..... İcra Müdürlüğünün ..... Esas sayılı takip dosyasında takip yapıldığı ve takibe konu alacağın 26/02/2019 tarihli tahsilat makbuzu ile borçludan tahsil edildiği, bu itibarla ödeme tarihleri dikkate alındığında 25/11/2019 dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmadığı sabit olmakla, mahkemece zamanaşımı başlangıcının taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin sona erdiği tarih olarak kabulü ile yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.
2.Mahkemece döviz ile yapılan satışlarda alacağın muaccel olduğu tarihteki döviz kuru üzerinden talepte bulunulabileceği gibi, döviz kurunun Türk Lirası karşılığı üzerinden talepte bulunulabileceği, davacı tarafça alacağın döviz üzerinden tahsili talep edilmemesi ve hüküm altına alınan TL cinsinden alacağa faiz işletilmesi nedeni ile davacının döviz kurundaki artış nedeniyle zarara uğradığı iddiasının dinlenemeyeceği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de;
Taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin bulunduğu tarihte yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 83 ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 99. maddesi uyarınca konusu para olan borç ülke parası ile ödenir. Ülke parası dışında başka para birimi ile ödeme yapılması kararlaştırılmışsa sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama genel bir ifade bulunmadıkça borç ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile de ödenebilir. Borcun vadesinde ödenmemesi üzerine alacaklı bu alacağını aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir, şeklinde düzenleme yapılarak alacaklıya seçimlik hak tanınmıştır.
Somut uyuşmaz; munzam zarara ilişkin olup, mülga BK'nun 105 nci maddesine göre "alacaklının duçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir". Munzam zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlunun zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. O nedenle, borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü (BK.md.105), asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. Mülga BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanmayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir. Bu itibarla, mahkemece taraflar arasındaki satımın döviz kuru üzerinden yapılmış olması nedeni ile davacı tarafça döviz kuru üzerinden takipte bulunarak alacak talep edilebilecekken Türk Lirası üzerinden talepte bulunulması nedeni ile döviz kurundaki artış nedeni ile munzam zararı olduğu iddiasıyla talepte bulunulamayacağına ilişkin yanılgılı değerlendirme ile davacı tarafın bildirdiği deliller toplanmaksızın hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.
Mahkemece yukarıda belirtilen Hukuk Genel Kurulu ilamı ve açıklamalar nazara alınarak, davacının dava dilekçesindeki talebi dikkate alınarak, taraf delilleri toplanarak sonucuna göre davanın esasına ilişkin hüküm tesisi gerekir.
Kabule göre de: 1.Zamanaşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır.(818 sayılı BK m. 140, 6098 sayılı TBK m. 161). Zamanaşımı savunması ileri sürüldüğü zaman, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir.
Ayrıca 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 297. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır. Kararın gerekçesinin sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 E., 1976/3 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde aynı ilkelere vurgu yapılmıştır. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir.
Mahkemece; Davanın Zaman aşımı nedeni ile ve davacının alacaklarını Türk Lirası olarak talep edip, alacağın faizi ile birlikte hüküm altına alınması nedeni ile davacı tarafça munzam zararın istenemeyeceği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.
Gerekçeli karar içeriğine göre; mahkemenin hangi gerekçeyle davayı reddettiği açıkça anlaşılamamaktadır. Zira, davanın alacağın zamanaşımına uğramasından dolayı reddedilmesi hâlinde artık mahkemenin işin esasına girip onu da incelemesi mümkün değildir. Bu durumda yasal düzenlemelere uygun şekilde oluşturulmuş bir gerekçeli kararın varlığından söz edilemez.
Bu itibarla, mahkemece Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. Maddesine aykırı olarak her iki gerekçe ile hüküm tesisi yerinde görülmemiştir, (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-149 E. 2019/49 K. Sayılı ilamı)
2.Davacı tarafından dava açılmadan önce arabuluculuğa müracaat edilmiş ve İstanbul Arabuluculuk Bürosu tarafından 2019/22132 Büro nolu, 2019/12095 arabuluculuk numaralı, arabuluculuk son tutanağı tanzim edilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13, 18/14 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326. maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. Bakanlık bütçesinden ödenen arabuluculuk ücreti yargılama giderlerinden sayılır. Bu nedenle mahkemece dava neticesindeki haklılık durumuna göre arabuluculuk ücreti hakkında karar verilmemesi de doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenle, bu aşamada sair hususular incelenmeksizin HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dairemiz kararına uygun şekilde davanın yeniden görülerek eksikliklerin giderilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
2-..... 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/11/2020 tarih, .....sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, peşin alınan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden tarafa iadesine,
5-Yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince verilecek esas karar ile birlikte dikkate alınmasına,
6-Harç ve tebliğ işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak oybirliğiyle karar verildi.
...
Başkan
...
e-imza
...
Üye
...
e-imza
...
Üye
...
e-imza
...
Katip
...
e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.