mahkeme 2021/43 E. 2023/491 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2021/43
2023/491
1 Haziran 2023
T.C. BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/43 Esas
KARAR NO : 2023/491
DAVA : Tazminat (Tasfiye Memurlarının Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 14/01/2021
KARAR TARİHİ : 01/06/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 20/06/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...’nin 1995 yılında kurulmuş ... A.Ş. kurumunda ... hesap adına 20.092,00 (148.443,714 TL) Amerikan doları ve .... hesap adına 4.793,36 (43.109,0832 TL) Euro yatırdığını, ancak ... A.Ş 2001 yılında kapatıldığında yaklaşık 200 bin müşteri ile birlikte Müvekkilinin mevduatının da kurumun hesabında kaldığını ve 19 yıldır da söz konusu mevduatın halen dahi Müvekkiline ödenmediğini, BDDK'nın resmi yazısı gereği iş bu kurumun "Türk Ticaret Kanununun 434 ve devamı maddeleri gereğince ve Anonim Şirketler hakkında uygulanan genel hükümlere göre" tasfiye edilmekte olduğunu, Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin tasfiyesi Türk Ticaret Kanununun 536 ve devamı maddelerine göre yürütülmekte olup; denetiminin de T.C. Ticaret Bakanlığı kanalıyla yapılmakta olduğunu, söz konusu tasfiye sürecinin tam 19 yıldır aynı Tasfiye Kurulu üyelerince kasten ve bilinçli bir şekilde sonlandırılmamakta ve tasfiye sürecinin sonlanacağı tarihe ilişkin kanuni bir üst sınırlama olmadığı gibi gerçek, resmi veya gayri resmi bir açıklamanın da yapılmamakta olduğunu, Türk Ticaret Kanunu’nun 553. Maddesi uyarınca iş bu davanın Tasfiye Kurulu Üyelerine karşı açılmasının bir zorunluluk arz etmekte olduğunu, 23 Şubat 2001 tarih ve 5246 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nde, şirketin tasfiye kurulunun, eski yönetim kurulu üyeleri olan ..., ..., ..., ..., ... ve ....’dan müteşekkil olduğunun ilan edildiği, uzun yıllar yukarıda ismi zikredilen tasfiye memurları ile tasfiye sürecini yönettiklerini, iş bu kurumun faaliyet izninin BDDK tarafından kaldırılmasının sebebi olan “yönetim ve denetimini elinde bulunduran ortaklarının Kurum kaynaklarını Kurumun emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek biçimde doğrudan veya dolaylı olarak kendi lehlerine kullanmaları konusu olduğunu, Ticaret Sicili Gazetesindeki 28.01.2001 ilanda Yönetimde yer alan yukarıda isimleri zikredilen Yönetim Kurulu Üyelerinin tamamının haklarındaki olumsuz BDDK Kararına rağmen Tasfiye sürecini yönetmek için tasfiye memuru olarak göreve başladıklarını, bu durumun tasfiyenin bitmek bilmez sürecinin zaten olumsuz başlangıcı olduğunu ve mudilerin zararlarının bu ve bunu gibi tasfiye kurulu kararları gün geçtikçe artmış olduğunu, bu kişilerin nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı aynı zamanda bir ceza davası ile de karşı karşıya kaldıklarını, ... A.Ş yöneticileri hakkında açılmış olan nitelikli dolandırıcılık davasının Bakırköy ... Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmüş ve iş bu dava neticesinde ...'ı zarara uğrattıkları gerekçesiyle ... ve ....'in de bulunduğu 10 sanık hakkında açılan davada, şirkette bir sıfatı olmayan ... beraat etmiş ve oğlu .... nitelikli dolandırıcılık suçundan 1 yıl 4 ay hapis cezası aldığını, Bu davada davalı tarafın Tasfiye Kurulu mensupları olmasının en temel sebebinin; şirket malvarlığı ve değerlerini kendi çıkarlarına kullanmış olan ve bu konuda ceza kovuşturmasına dahi maruz kalan yönetim ve denetim kurulu üyelerinin bazılarının Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin Tasfiye Kurulu’nda bilfiil çalışmaları ve kasıtlı olarak tasfiye sürecini sabote etmeleri olduğunu, İş bu davada asli kusurlu tarafın, davalı tarafı teşkil eden Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin Tasfiye Kurulu üyeleri olduğunu, Tasfiye memurlarının sorumluluğunun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, 213 sayılı Vergi Usul Kanununda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda düzenlendiğini, birbirine paralel düzenlemeler olmakla birlikte, tasfiye memurlarının, tasfiye halindeki şirketlerin kanuni temsilcileri olduğunu, TTK ve esas sözleşmesine aykırı davranarak sebep olacağı zarardan şahsen ve müteselsilen sorumlu tutulmakta olduklarını, Tasfiye sürecinin 2001 yılından 2020 yılına kadar devam etmiş olmasının ve halen dahi ne zaman sonlanacağının öngörülememesinin başlı başına bir kusur sebebi olduğunu, Tasfiye sürecinin tasfiye halinde ... A.Ş.’nin tasfiyeye girmesinde rol oynayan eski yönetim kurulu üyeleri tarafından uzun yıllar yürütüldüğünü, Tasfiye kurulunun ödemeleri bildirilen sürede ve bildirilen sıralama ile yapmadıklarını, Tasfiye halinde ... A.Ş.’nin sürekli bir şekilde yüksek meblağlarda malvarlığı elden çıkarmasına rağmen mudilere yapılan ödemelerin yapılmaması ve yapılmaya başlanan ödemelerde ciddi aksaklıkların mevcut olmasının iş bu tasfiye sürecinin kusurlu bir şekilde yürütüldüğünün göstergesi olduğunu, Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin tam 4 yıldır olağan genel kurulu yapmadığı gibi ilgili yıllara ilişkin faaliyet raporu tasfıye kurulu raporunun da yayınlamadığını, şirketin, aslında tasfiye sürecini sessizce fiiliyatta sonlandırmasına rağmen mudilerin bu konudan habersiz alacaklarını alabilecekleri günü beklemekte olduklarını, Ticaret Sicil Gazetesindeki ilgili şirkete ilişkin ilanlar incelendiğinde en son ilanın 26.02.2019 tarihinde olduğunu ve bu ilanda iki yıldır yapılmamış olan 2017 ve 2018 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantı gün ve gündemlerinin ilan edildiğinin görüleceğini, Tasfiye Halindeki ... A.Ş.’nin 2017 -2018 – 2019 – 2020 yıllarına ilişkin olağan genel kurul toplantılarını yapmadığını, Şirkette 2020 yılında tasfiye kurulu memurlarının faaliyetlerini tamamen sonlandırmış olduklarını, Müvekkilinin iş bu alacağını alamamaktan doğan ciddi miktarda hem maddi hem manevi zararının bulunduğunu belirterek, müvekkili ...’nin ... A.Ş firmasının hesabında bulunan mevduatın ödenmemesi nedeni ile oluşan dava tarihi itibari ile 191.552,798 TL’lik maddi zararın 50.000,00 TL’lik kısmının ve manevi zarar kalemi olarak da 50.000 TL’nin; kâr payı, munzam zarar ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince işleyen avans faizi ile birlikte taraflarına ödenmesini, iş bu davadaki yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın usul bakımından reddinin gerektiği, huzurdaki davaya konu ihtilafın, arabuluculuk işlemine tabi olup, arabuluculuk müracaatı yapılmadan açılan işbu davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, huzurdaki davada, müvekkili ... ve ... için dava şartı olan Arabuluculuk müracaatı yapılmadan ve arabuluculukla ilgili görüşme ve tutanaklar hazırlanmadan açılmış olup, bu nedenle işbu davanın öncelikle dava şartı noksanlığından dolayı usul yönünden reddinin gerektiğini, Davacı ile müvekkilleri arasında borç doğurucu hiçbir hukuki işlem ve nedenin olmadığı, bu nedenle, işbu davada müvekkili davalıların taraf olmasının hukuken mümkün olmadığını, davanın belirtilen nedenlerle pasif husumet yokluğu nedeniyle reddini talep ettikleri, davacı ile dava dışı tasfiye halindeki ... A.Ş. arasında Kar ve Zarara katılım akdinin mevcut olduğu, bu akdin tarafı olmayan müvekkillerin aleyhine açılan işbu davanın hukuken dinlenemez olduğunu, dava dilekçesinde müvekkili davalıların dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş.’nin Tasfiye Memurları gösterildiği, ancak, müvekkili ...’in 26.04.2013 ile 28.03.2014 tarihi arasında görev aldığı ve 2013 öncesi ve görevinin sona erdiği 28.03.2014 tarihinden sonra herhangi bir görev almadığ, yine müvekkili ...’ın hiçbir zaman tasfiye kurulunda görev almamış olduğu, müvekkil ...’un ise 2014 yılı mart ayında tasfiye kuruluna seçilmiş olup, 2014 yılından önce herhangi bir görevinin bulunmadığı, bu nedenle dahi işbu müvekkiller yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddinin gerektiği, dava dışı adı geçen kurumun tasfiye memurları aleyhine sorumluluk davası açılabilmesi için kurumun iflası, yöneticilerin ayrıca kusuru ve davacının net bir alacağının olması gerektiği, hâlbuki dava dışı ... A.Ş.’nin iflas etmediği, davacının dava dışı kurumdaki alacağı, kar ve zarara katılım hesabı olduğu için net bir alacağının da olmadığı, tasfiye sonucunda belli olacak bir hesap ilişkisinin var olduğu, bu nedenle adı geçen kurum yöneticilerinin de sorumluluğu bulunmadığı gibi tasfiye sürecinin ise halen devam etmekte olduğu, davanın esas bakımından da reddinin gerektiği, dava dilekçesinde alacaklı olarak bildirilen davacının alacağının kar ve zarara katılım akdine dayanmakta olup, bu hesabına yönelik olarak davacının ne dava dışı tasfiye halinde ... A.Ş.’den ne de müvekkillerden henüz kesinleşmiş, muaccel ve likit bir alacağının bulunmadığı, alacaklının dava dışı Tasfiye Halinde ... A.Ş. uhtesindeki kar ve zarara katılım sözleşmesinden kaynaklanan hak ve alacaklarının, asıl sorumlu olan şirket yönünden henüz kesinleşmiş, muaccel ve likit olmuş bir alacak olmadığı ve dava dışı şirketin tasfiye işlemleri tamamlanmadan davacının alacak talebinde bulunamayacağının İstanbul .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyası, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... Karar, Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas, ... karar, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... Esas ve ... Karar sayılı ve dosyalardan ve diğer birçok mahkemece verilmiş ve kesinleşmiş ilam ile sabit olduğu, hal böyle iken, Tüzel Kişilik yönünden hukuken talep edilebilir nitelikte olmayan bir alacağın, aynı tüzel kişiliğin yetkililerinden talep edilebilir olacağından söz edilmesinin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, genel hükümlere göre görülen ve dava sonunda verilen hükmün kesin hüküm teşkil ettiği, sebebi ve konusu aynı ve fakat tarafları farklı olan, kar ve zarara katılma hesabına müsteniden açılmış benzer alacak davalarında, muhtelif mahkemelerden davanın reddi yönünde kararlar verilmiş ve bu kararların da Yargıtay ilgili hukuk daireleri tarafından onanmış olduğunu, davanın zamanaşımına uğramış olduğu, 6102 sayılı yasanın 285/3 maddesi gereğince; Tasfiye memurlarının vermiş olduğu zararlardan dolayı açılacak olan davaların davacının, zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren iki yılda ve her halde zararı doğuran fiilden itibaren beş yılda zamanaşımına uğrayacağı, davacının Müvekkilleri tarafından uğratılmış olduğu kesin ve somut bir zararı olmamakla birlikte; böyle bir zarar olması halinde dahi davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava dışı şirketin henüz tasfiye işlemlerinin devam etmekte olduğu, bu nedenle davaların haksız taleplerinin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığı, dava dışı Şirketin tasfiyesinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı gözetiminde devam etmekte olduğu, her yılsonunda faaliyet yılına ait bilançoların çıkartılmakta, genel kurul onayına ve yetkili sicil memurluklarının tasdikine sunulmakta olduğu, Müvekkillerin, yetkili organlarda yapılan seçim üzerine başladıkları görevlerine, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının gözetim ve denetimi altında, TTK hükümlerine göre ve tüm yasal mevzuata uygun olarak tasfiye işlemlerini sürdürmekte oldukları, Müvekkillerinin tasfiye kurulu üyesi oldukları dava dışı kurumun tasfiyesinin halen devam ettiğinin onlarca kesinleşmiş yargı kararı ile sabit olduğu, bu itibarla, tasfiye memurları hakkında, halen tasfiye devam etmekte iken, tasfiyenin bitmiş olduğu ve buna rağmen Kar ve Zarar dağıtımının yapılmadığından bahisle, iş bu davanın açılmasının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olup, davanın iş bu yön gözetilerek de reddi gerektiğini, müvekkillerinin, davacıya hiçbir borcunun olmadığı, davacının davasına esas teşkil eden iddialarının hiçbirinin gerçek olmadığı, Müvekkillerinin davacı ile hiçbir ticari ve hukuki bir ilişkisinin olmadığı, Müvekkillerinin davacıya herhangi bir borcunun da olmadığı, bu nedenle davacıların sözleşmeden dolayı yalnızca adı geçen kuruma dava ikame etmesi gerektiği, davacının husumeti yanlış tevcih ettiği, bu nedenle dava şartları gerçekleşmeyen ve hukuki dayanaktan tamamen yoksun olan davanın reddi gerektiği, ilamları ve buna benzer birçok kesinleşmiş Yargıtay ilamları ile de dava harici kurum aleyhine açılan itirazın iptali, alacak, kar ve zarara katılım davaları gibi davaların tamamında; konunun hukuki ve ticari bir durum olduğu ve tasfiye sürecinin sonucunun beklenmesi gerektiği kesinleşen kararlar ile hükme bağlanmış olduğu belirtilerek, davanın dava şartı olan arabuluculuk işlemine tabi olması ve müvekkilleri ... ve ... yönünden arabuluculuk müracaatı tamamlanmadan açılması nedeniyle öncelikle işbu davanın usulden reddine, husumet yokluğu yönünden davanın reddine, davanın zaman aşımına uğraması sebebiyle reddine, gerek “zarar” ve “tasfiyenin sona ermemiş olması” ve bu hususların davada ön şart teşkil etmesi ve bu ön şartların bulunmaması yönünden davanın reddine, esasa dair diğer beyan ve savunmaları gereğince müvekkiller, aleyhine haksız ve yersiz olarak açılan davanın reddine, masraf ve avukatlık ücretinin de davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:
İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabı, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava hukuki niteliği itibariyle, tasfiye memurlarının sorumluluğuna dayalı tazminat ve kar ve zarara katılma sözleşmesinden doğan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Davacı taraf, dava dışı tasfiye halinde ... A.Ş.'nin tasfiye memurları olan davalıların kusurlu davranışları nedeni ile 19 yıldır tasfiye sürecinin sonlandırılmadığını, 1995 yılında kurulmuş ... A.Ş. kurumuna ... hesap adına 20.092,00 (148.443,714 TL) Amerikan doları ve .... hesap adına 4.793,36 (43.109,0832 TL) Euro yatırdığını, ancak 19 yıldır söz konusu mevduatın kendisine ödenmediğinden bahisle zarara uğradığını, bu nedenle uğramış olduğu maddi ve manevi zararın kusurlu olan davalı tasfiye memurlarınca giderilmesini talep etmiştir.
Davalılar ise cevap dilekçelerinde; davacının kar ve zarara katılım sözleşmesinden kaynaklanan hak ve alacaklarının, asıl sorumlu olan şirket yönünden henüz kesinleşmediğini, muaccel ve likit olmuş bir alacak olmadığını ve dava dışı şirketin tasfiye işlemleri tamamlanmadan davacının alacak talebinde bulunamayacağını ileri sürerek davanın reddini talep etmişlerdir.
Dava dışı tasfiye halinde ... A.Ş.'nin sicil kayıtları uyarınca; davalı olarak gösterilen ...'ın TTK’nun 553 üncü maddesinde belirtilen müdür, yönetici, tasfiye memuru ve kurucu sıfatının bulunmadığı, tasfiye sürecine etkisi noktasında davacı tarafından somut delil de ortaya konamadığı, bu nedenle bu kişi yönünden davanın pasif husumetten REDDİNE dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
Dava dışı tasfiye halinde ... A.Ş.'nin sicil kayıtları uyarınca; diğer davalılardan ...’nun 03.08.2001 tarihinden bu yana tasfiye memuru olarak görev yaptığı, diğer davalı ...’un 28.03.2014 tarihli genel kurulda tasfiye memurluğuna seçildiği ve tasfiye memurluğu görevinin devam etmekte olduğu ve davalı ...’in 26.04.2013 ila 28.03.2014 tarihleri arasında tasfiye memuru olarak görev yaptığı, dolayısıyla bu davalıların TTK’nun 553 üncü maddesi uyarınca pasif husumetlerinin bulunduğu anlaşılmıştır.
Somut olaya uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkân verilmiştir.
Yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.
Tasfiye memurlarının denetim ve gözetim görevi ile ortaklara eşit işlemde bulunma, şirkete karşı rekabette bulunmama, şirketle işlem yapmama, özen ve bağlılık yükümünün yerine getirilmemesi bir zarara yol açmışsa, bunlara aykırılık tasfiye memurlarının sorumluluğuna yol açacaktır.
İşte tasfiye memurlarının işlem ve eylemleri nedeniyle zarara uğrayan şirkete, meydana gelen zararın giderimini sağlamak için kanunda hukuki sorumluluk halleri düzenlenmiştir. Kanun koyucu çeşitli durumlara göre farklılıklar gösteren hallerde, şirkete veya ortaklar ile şirket alacaklılarına uğradıkları zararları yönetim kurulundan veya diğer sorumlulardan talep etme hakkı vermektedir.
Ancak belirtmek gerekir ki, tasfiye memurlarının hukuki sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için, ortada somut bir zararın bulunması gereklidir. Zira zarar tehlikesi sorumluluk için yeterli değildir. Ayrıca meydana gelen zararın tasfiye memurlarının kanuna ve esas sözleşmeye aykırı kusurlu davranışları, yani uygun illiyet bağı sonucu meydan gelmesi şarttır.
Tasfiye memurlarına (organa) özgü genel sorumluluk hallerini düzenleyen, TTK m. 553, 6762 sayılı TTK m. 336 dan farklı olarak, ayrı ayrı hangi hallerin sorumluluk doğuracağını belirtmemiş, genel ve kapsayıcı bir şekilde tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurları ile ihlâl edip şirketin zarar görmesine sebep olmaları hallerine hasretmiştir. Maddede belirtilen kanun ifadesi, sadece TTK’nun değil, diğer kanunlardaki yükümlülükleri de kapsar şekilde anlaşılmalıdır.
Madde anlamındaki yükümlülük, tasfiye memurlarının kanunlardaki veya esas sözleşmede bir görev veya yetki bağlamında öngörülen hususlardaki yapma ve yapmama zorunluluğunu ifade eder. Bu bağlamda ilk olarak tasfiye memurlarının TTK'nın 369 ncu maddesi anlamında özen ve bağlılık yükümü ile rekabet yasağına aykırı davranması, eşit işlem ilkesini ihlâl etmesi açıkça yükümlülük ihlâli olarak tespit edilebilir. Yükümlülükler, tasfiye memurlarının anonim şirketi, ortakları ve alacaklıları korumaya yönelik görev ve yetkilerdir. Yükümlülüklerin kusurlu olarak ihlâli nedeni ile tasfiye memurlarının sorumlu olabilmesi için, ihlâl sonucu, şirketin, ortakların ya da alacaklıların bir zarara uğraması gereklidir. Yükümlülüğün ihlâline rağmen ortada bir zarar yoksa tasfiye memurlarının sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.
Anonim şirket tasfiye memurlarının hukuki sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk olduğu, hem TTK m. 553/1 de hem de 557 de açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle yükümlülüğün ihlâlinde kusur olmadan tasfiye memurlarının sorumlu tutulması mümkün değildir. Hatta şirketin zarar etmiş olması veya beklenen gelişmeyi göstermemesi tasfiye memurlarını sorumlu tutmak için yeterli değildir. Buna karşılık tasfiye memurları kendilerine kanun ve esas sözleşmenin yüklediği görevlerden birisini kusurlu olarak yerine getirmeyerek bir zarara neden olmuşlarsa, sorumlu olacaklardır. TTK m. 553/1, 6762 sayılı TTK m. 336 ve İsviçre BK m. 754 den farklı olarak, “kasten veya ihmal” kavramı yerine, kusur kavramını kullanmıştır. Bu çerçevede zararın kasıt veya ihmalle gerçekleşmiş olması, tasfiye memurlarının sorumluluğuna gidilmesi açısından önem taşımayacaktır. Kusur oranı hükmedilecek tazminatın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.
6102 sayılı TTK da değişiklik yapan 6335 sayılı Kanun, m. 553'ü ilk haline dönüştürerek, önceden olduğu gibi kusurun ispatını davacıya yüklemiştir. Buna göre meydana gelen zararın oluşmasında tasfiye memurlarının kusurlu olduğu davacı tarafından ispat edilecektir.
Yeni TTK kusurun niteliğini, İsviçre hukukundaki gelişmelere uygun olarak, objektifleştirmiştir. Objektifleştirilmiş kusura göre, sorumlu olan kişi aynı olayda, bilinçli ve mantıklı bir kişinin aynı şartlar altında göstermesi gereken özeni göstermiş olmalıdır. Bu nedenle hakkında sorumluluk davası açılan tasfiye memurunun kendi işinde göstermesi gereken özeni gösterdiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulması mümkün olmadığı gibi, tecrübesizliği ve yeterince bilgi sahibi olmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulması da mümkün değildir.
Hâkim, tasfiye memurları aleyhine açılan sorumluluk davalarında, özen borcunun kapsamını dikkate alarak, onların kusurlu olup olmadığını, kendilerine yüklenen özen borcunu yerine getirip getirmediklerini araştıracaktır.Tasfiye memurlarının söz konusu kararı verirken, konu hakkında yeterince bilgi sahibi olup olmadığı, gerekli dokümanların toplanıp toplanmadığı, konu hakkında uzman kişilerden görüş alınıp alınmadığı özen borcu kapsamında incelenecektir. Hâkim, tasfiye memurlarının karar verdikleri konuya vakıf olup olmadıklarını, verdikleri kararın bilincinde olup olmadıklarını ve şirketin çıkarlarına yabancı hususların karara etkisinin bulunup bulunmadığını, TTK m. 369'da benimsenen özen ölçüsünde araştıracaktır. Bir karar alınmadan önce gerekli araştırmanın yapıldığı, şirket çıkarına yabancı etkilerin söz konusu olmadığı bir kararın özen borcuna aykırı olamayacağı ve tasfiye memurlarının sorumlu tutulamayacağı kabul edilmelidir. Çünkü bu durumda tasfiye memurlarının tercihine saygı duyulmalı,kararın yerinde olup olmadığı tartışılmamalıdır. Zira tasfiye memurları, kanunun kendileri için getirdiği objektif özeni göstermiş ve bu kararı almıştır.
TTK m. 553/1 göre, meydana gelen zarardan şirket, ortaklar ve alacaklılar doğrudan zarara uğramışlar ise bunlar, tasfiye memurlarına karşı doğrudan sorumluluk davası açabileceklerdir. Bu nedenle TTK ortakların ve şirket alacaklılarının doğrudan uğradıkları zararlar nedeni ile tasfiye memurlarına karşı dava hakkına sahip olduklarını açıkça hüküm altına almıştır.
Doğrudan zararlar şirketin zarar görmesinden dolayı değil, ortak ve alacaklıların şirketten bağımsız olarak uğradıkları zararlardır. Bu dava sonucu elde edilen tazminat davayı açan kişilere verilir.
Huzurdaki dava, dava dışı ...’ın alacaklısı tarafından doğrudan uğranıldığı iddia
edilen zarara ilişkin olarak açılmış, yani doğrudan zarara ilişkin bir davadır. Doğrudan
zararın talep edildiği davada zarar gören ile zarar veren arasındaki ilişkinin hukuki temeli
haksız fiil niteliğindedir. Buna bağlı olarak da TBK m. 49 hükmü uyarınca tazminat koşullarının irdelenmesi gerekmektedir.
Yukarıda yapılan genel açıklamalar ışığında davalı yöneticilerin sorumluluklarının bulunup bulunmadığının tespiti şirketin mali kayıtlarını incelemeyi zorunlu kıldığından, teknik bilirkişiler eliyle şirket kayıtları incelenmiş ve hazırlanan raporlar göre; davacı tarafın 31.12.2021 tarihi itibari ile 20.092 USD ve 7.190,03 EURO dava dışı şirketten alacaklı olduğu, tasfiyeye giriş tarihi itibari ile 155.954 olan mudi sayısının 31.12.2021 tarihi itibari ile 19.881’e gerilediği, 136.073 mudiye ödeme yapıldığı, mudilere olan toplam 638.288.706 USD borcun 31.12.2021 tarihi itibari ile 111.238,129 USD’ye gerilediği, 527.050.577 USD ödeme yapıldığı, mudilere olan toplam 235.106.171 EURO borcun 31.12.2021 tarihi itibari ile 53.673.224 EURO’ya gerilediği, 181.432.947 EURO ödeme yapıldığı, tasfiye kurulunun “küçük bakiyeli hesaplardan başlanarak alttan yukarıya doğru ödeme” kararına rağmen bu karara uyulmadığı, davacının alacağından daha yüksek olan alacakların ödendiği tespit edilmiştir. Ayrıca TTK m. 542/1-d ve 542/1-e maddeleri uyarınca tasfiyenin uzun sürmesi hâlinde, tasfiye memurları her yıl sonu için tasfiyeye ilişkin finansal tabloları düzenleyerek genel kurula sunmakla yükümlü oldukları halde bu kurala aykırı davrandıkları, şirket kayıtları uyarınca tasfiye memurlarının tasfiyeyi mümkün olan en kısa sürede bitirmek için çabalarının gözlenmediği tespit edilmiştir.
Bu tespitler ışığında somut uyuşmazlıkta tasfiye memurlarının kanuna (TTK m. 542) aykırı davrandıkları ve kusurlu oldukları kabul edilmiştir. Davalıların sorumluluğuna ilişkin olarak diğer koşul ise davacının uğradığını iddia ettiği zarara ilişkindir. Davacı, dava dışı ...’tan olan alacağının tamamını huzurdaki davada maddi zarar kalemi olarak talep etmektedir. Ancak dosya kapsamında yapılan mali incelemelerde tespit edildiği üzere, davacının dava dışı ... ’a karşı alacak hakkı devam etmekte olup, davalıların buna ilişkin herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. Hal böyle iken, tahsil edilemeyen alacak hakkının bütünüyle zarar kalemi olarak sorumluluk davasında talep edilmesi mümkün değildir. Mahkememizce, davacının 19 yıldır alacağına kavuşamamış olması, alacağına kavuşsa dahi paranın alım gücünde meydana gelen azalma gözönünde bulundurularak takdiren TBK 50/2 uyarınca davacının 50.000TL maddi zarara uğradığı kabul edilmiş ve belirlenen bu miktarın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin ise reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
Davacı tarafın manevi tazminat talebi bakımından yapılan inceleme de; yürürlükte olan TBK'nın 58. ve TMK'nın 24. maddelerinde korunan kişisel hakların ihlalinden doğan bir eylem sözkonusu olduğunda manevi tazminat adıyla yapılacak bir ödeme kişilik hakları saldırıya uğrayan kişi ya da kişilerde manevi tatmin duygusunu tatmin eder. Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse, kusur varsa zararın tazminini ve bu kapsamda manevi zarar sebebiyle de manevi tazminatın ödetilmesini isteyebilir. Bu kapsamda somut olayda davacı taraf, tasfiyenin usulüne uygun yapılmaması sebebiyle alacağına kavuşamadığını gerekçe göstererek manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de dosya kapsamı itibari ile davacı taraf, alacağına kavuşamamaktan dolayı manevi zarar gördüğünü somut deliller ortaya koyamamıştır. Bu nedenle Borçlar Kanununun 58. maddesi uyarınca manevi tazminat talebinin koşullarının oluşmaması nedeni ile reddine dair karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın ... yönünden yönetici olmaması nedeniyle pasif husumetten REDDİNE,
2-Diğer davalılar yönünden maddi tazminat talebinin KISMEN KABULÜ İLE,
TBK 50/2 uyarınca belirlenen 50.000TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin REDDİNE,
3-Koşulları oluşmaması nedeniyle davacı tarafın manevi tazminat talebinin REDDİNE,
Maddi Tazminat Yönünden;
4-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 3.415,00-TL karar harcının, mahkememiz veznesine yatırılan 853,75 TL harçtan mahsubu ile bakiye kalan 2.561,25-TL harcın ... hariç olmak üzere diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
6-Davacı tarafından yapılan 854,03 TL peşin harç, 356,00-TL posta gideri, 12.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere 13.210,00 TL yargılama giderinin davalılardan ... hariç olmak üzere diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
7-Davacı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 9.200,00-TL vekalet ücretinin davalı ... hariç olmak üzere diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalı tarafa verilmesine,
8-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 9.200,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine,
Manevi Tazminat Yönünden;
9-492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 179,90 TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
10-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/3 maddesi uyarınca hesaplanan 9.200,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalı tarafa verilmesine,
11-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00TL arabuluculuk ücretinin davalı ...'ı hariç olmak üzere diğer davalılardan dan alınarak hazineye irad KAYDINA,
Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal sürede İstinaf Başvuru hakları olduğu hatırlatılarak verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.01/06/2023
Başkan ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Üye ...
¸e-imzalıdır
Katip ...
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.