mahkeme 2022/475 E. 2023/778 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/475
2023/778
3 Ekim 2023
T.C. BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/475 Esas
KARAR NO : 2023/778
DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 20/05/2022
KARAR TARİHİ : 03/10/2023
KARAR YAZIM TARİHİ : 16/10/2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;“Müvekkil ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. 1992 yılında kurulmuş olup, ... markası ile bilinen grup şirketine, kendi ürettiği kahve, çikolata, dondurma ve unlu mamullerin satışını yapmaktadır. Şirketlerin, yeni bir teknoloji, sistem, ürün, materyal veya yazılım geliştirmek için denetleme, araştırma, tartışma, eleme gibi bütün çalışmaları, "Ar-Ge" olarak adlandırılmaktadır. Müvekkil şirket de Ar-Ge çalışmalarına çok önem vermekte olup, davalı, ilk olarak grup şirketi olan ... Sanayi Anonim Şirketinde, 16.01.2018 tarihinde ARGE Uzmanı olarak çalışmaya başlamıştır (Ek.1-İşe Giriş Bildirgesi, Ek.2-İş Sözleşmesi). Davacı, 01.04.2018 tarihinden itibaren de müvekkil şirkette yine ARGE uzmanı olarak çalışmaya başladığını, davalı 31.07.2021 tarihinde ise, iş sözleşmesini, evlenmesini gerekçe göstererek, mülga 1475 sayılı İş Kanununun yürürlükteki 14/5. maddesi gereğince feshetmiştir (Ek.4-İşten Ayrılış Bildirgesi). Davalının, iş sözleşmesini feshettiği tarihte aldığı aylık brüt ücreti 8.468-TLdir (Ek.5-Bordrolar) .Davalı ARGE Uzmanı olarak, müvekkil şirketin, gizli bilgilerine vakıf olmuştur.Davalı müvekkil şirkette ARGE Uzmanı olarak çalışmıştır. Davalı ARGE Uzmanı olarak, üretim süreçleri, üretim talimatları, üretim bilgileri, üretim formülleri, yeni üretim yöntemleri, ürün reçeteleri, üretim stratejileri, üretim aşamaları ve prosesleri, hammadde bilgileri, üretilen ürünler, işyerinde yer alan makine, teçhizat, üretim modelleri, tedarikçiler, üretime ilişkin yazılımlar gibi, müvekkil şirketin çok önemli ticari sırlarına vakıf olmuştur. Davalı, müvekkil şirketin ticari sırlarına vakıf olduğundan, davalıdan, rekabet etmeyeceğine ve öğrendiği sırları saklayacağına ilişkin yazılı taahhüt alındığını, davalı, müvekkil şirkete verdiği Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdünün 2. ve 3. Maddelerinde (Ek.6-Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü); İş Sözleşmemim tarafımdan haklı nedenle veya Şirket tarafından haklı veya geçerli neden olmaksızın feshi halleri hariç olmak üzere feshedilmesi veya kendiliğinden sona ermesi halinde, iş sözleşmemin bu suretle feshedildiği veya sözleşmemin kendiliğinden sona erdiği tarihten itibaren 2 yıl süre ile Grup şirketlerinin hangilerinde çalışmışsam, o şirketin veya şirketlerin iştigal konusu olan işle ilgili olarak Türkiyede kahve, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir kişi, firma veya kuruluşta herhangi bir sözleşme ile veya sözleşme olmaksızın dorudan veya dolaylı olarak herhangi bir sıfatla çalışmayacağımı veya ortak olmayacağımı, iki maddede yazılı taahhütlerimden birine ya da her ikisine aykırı hareket ettiğim takdirde, Şirketin bundan doğacak tüm zararlarını tazmin etmekle beraber ve ayrıca her bir ihlal için Şirketten almış olduğum yıllık brüt maaş tutarımı cezai şart olarak ödemeyi, kabul ve taahhüt ederim." şeklinde yazılı taahhüde yer verilmiş ve bu suretle davalı, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra, iki yıl süre ile, kahve, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir şirkette çalışmamayı, müvekkil şirketle rekabet etmemeyi, açık ve net bir şekilde kabul etmiştir. Davalının rekabet etmeme borcuna aykırı hareket etmesinin yaptırımı ise ceza koşuluna bağlanmış ve bu hallerde davalı, müvekkil şirkete, her bir ihlal için yıllık brüt maaş toplamı tutarında, ceza koşulu ödemeyi kabul etmiştir. Görüleceği üzere, davalı, müvekkil şirketin, ticari bilgileri, sırları ve rekabet edilmemesi konusundaki hassasiyetini bilerek çalışmaya başlamıştır. Davalı rekabet etmeme borcuna aykırı hareket etmiştir. Davalı iş sözleşmesini, yukarıda izah edildiği üzere, 31.07.2021 tarihinde, evlenmesini gerekçe göstererek, mülga 1475 sayılı İş Kanununun yürürlükteki 14/5. maddesi gereğince feshetmiştir (Bzk. Ek.4). Davalının müvekkil şirketle arasındaki iş sözleşmesi sona erdikten sonra, müvekkil şirketin rakibi, aynı sektörde faaliyet gösteren, ... Grubuna ait şirketlerden birinde, ARGE biriminde, aynı pozisyonda çalışmaya başlamıştır. Bilindiği üzere, ... Grubuna ait şirketler de, müvekkil şirket gibi, kahve, çikolata, dondurma ve unlu mamul ürünlerinin üretimi ve satışını yapmakta olup, müvekkil şirket ile rekabet içerisindedir. Davalı, müvekkil şirkette olduğu gibi ... Grubuna ait İstanbuldaki işyerinde, ARGE ekibi içerisinde, görev yapmaktadır. Başka bir ifade ile davalının çalıştığı bölge ve pozisyonu müvekkil şirkette çalıştığı pozisyon ve bölge ile aynıdır. Davalı, müvekkil şirket ile arasındaki iş sözleşmesi sona erdikten sonra, müvekkil şirketin rakibi olan ... Grubunda çalışmaya başlayarak, rekabet etmeme taahhüdüne aykırı davranmıştır. Davalının, taahhüdünü ihlal etmesi nedeniyle sorumluğu bulunmaktadır. Görüleceği üzere, işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde işverenle rekabet etmekten, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilmektedir. Davalının imzaladığı Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdünün, yukarıda aynen yer verilen 2. maddesinde de, davalı hizmet akdinin, sona ermesi halinde, hizmet akdinin feshedildiği tarihten itibaren iki yıl süre ile Türkiyede, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir şirkette çalışmayacağını, mevzuata uygun şekilde taahhüt ettiğini, ancak, davalı bu taahhüdüne ve borcuna aykırı davranarak, müvekkil şirketin rakibi ... Grubunda çalışmaya başladığını, bilirkişi davalı ARGE Uzmanı olarak görev yaptığından, müvekkil şirketin tüm üretim sürecine, ürün formüllerine ve reçetelerine, hammadde ve tedarikçi bilgilerine sahip olduğundan, istifa ettikten sonra, müvekkil şirketin aynı sektördeki rakibinde çalışmaya başlayarak, müvekkil şirkette çalışırken edindiği ticari bilgileri, yeni çalışmaya başladığı rakip şirkete transfer ettiği ve müvekkil şirkete, önemli bir zarar verdiği açıktır. Rekabet yasağına aykırı davranan davalının, bunun sonucu olarak müvekkil şirketin uğradığı bütün zararları gidermesi gerektiğini, aynı zamanda, Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdünün 3. maddesinde, "Yukarıdaki iki maddede yazılı taahhütlerimden birine ya da her ikisine aykırı hareket ettiğim takdirde, Şirketin bundan doğacak tüm zararlarını tazmin etmekle beraber ve ayrıca her bir ihlal için Şirketten almış olduğum yıllık brüt maaş tutarımı cezai şart olarak ödemeyi, kabul ve taahhüt ederim." hükmü yer aldığından, davalının, müvekkil şirkete verdiği zararları tazmin borcu yanında, bir yıllık brüt ücreti tutarında belirlenen ceza koşulunu da ödemesi gerekmektedir. Davalının son aylık brüt ücreti 8.468-TL olduğundan ödemesi gereken ceza koşulu tutarı 101.616-TLdir.Huzurunuzdaki dava ikame edilmeden önce, davalıya Beyoğlu .... Noterliğinden gönderilen 19.11.2021 gün ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile de, rekabet yasağına aykırı davranıldığı, bu nedenle rekabet yasağına ve haksız rekabet hükümlerine aykırı davranışlarına derhal son vermesi, rekabet etmeme borcunu ihlal etmesi nedeniyle taahhüt ettiği ceza koşulu tutarını 5 gün içerisinde ödemesi gerektiği ihtaren bildirilmiş ancak, davalı ihtarnameyi 23.11.2021 tarihinde tebellüğ ettiği halde, herhangi bir cevap vermediği, rekabet yasağına aykırı eylemlerini sonlandırmadığı gibi, ceza koşulu tutarını da ödememiştir (Ek.10-İhtarname)" şeklinde beyanda bulunarak fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı, gizlilik ve rekabet etmeme taahhüdüne aykırı hareket ettiğinden, şimdilik 30.000 TL tutarındaki ceza koşulunun, (ihtarnamenin tebliğ tarihi olan) 23.11.2021 tarihinden itibaren, TCMB avans faizi oranında faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile müvekkili şirkete ödenmesine, tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;“Her ne kadar davacı yanca müvekkilim işçi ile aralarında imzalanan hizmet sözleşmesi ve gizlilik sözleşmesinde yer alan rekabet etmeme borcuna aykırı davrandığından bahisle cezai şart alacağı talebinde bulunulmuş ise de; iş bu dava tamamı ile haksız, hukuka aykırı ve yasal dayanaktan da yoksun olup, aşağıda izah edilen hususlar sebebiyle davanın reddi gerekmektedir. Şöyle ki;Bilindiği üzere gerek yasal mevzuatımızda gerekse Yargıtay içtihatlarında rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için bazı şartlar aramıştır. Bu şartlardan en önemlisi "Rekabet Yasağının Zaman, Yer ve Konu Bakımından Sınırlandırılması" gerekliliğidir. Borçlar Kanunu Tasarısı m. 444/1’de “Rekabet yasağı işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez..." şeklindedir. Rekabet yasağı sözleşmesi yapılırken taraflar tam ve mutlak bir serbestiye sahip değildir, zira işçinin ekonomik geleceğinin hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye atılmaması ön koşuldur. İşçinin mesleki geleceğini önemli ölçüde sınırlandıran bir rekabet yasağı şartı "ölçüsüz" bir şart olarak kabul edilir ve geçerlilik tanınamaz. İşçinin başka bir iş bulma imkanı, ekonomik gelişmesini sağlayacak bilgisinin olup olmadığı, mali durumu, yaşı gibi bir çok kriterin dikkate alınması gereklidir. Davacı tarafça müvekkilim işçiye işe girerken hiçbir şekilde müzakere edilmeksizin tek taraflı olarak imzalattırılan Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü'nün 2.Maddesinde ve yine hizmet sözleşmesinin 10.2.maddesinde rekabet yasağı yönünden bir Yer/Bölge sınırlaması yapılmaksızın davacı şirketin iştigal konusu olan işle ilgili olarak tüm Türkiye'de kahve, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri ile iştigal eden... şeklinde bir çalışma yasağı getirilmiştir.Yargıtay içtihatlarına göre rekabet yasağı sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için getirilen sınırlamalarda bir yerleşim yeri, bölge veya mesafe gösterilerek yapılmasında zorunlu olduğunu, davalı işverenlikçe getirilen tüm Türkiye şeklindeki çalışma yasağına geçerlilik tanınması halinde, iş hayatı boyunca başkaca bir meslekte eğitimi ve tecrübesi olmayan müvekkilin yaşamak zorunda olduğu kendi ülkesinde 2 yıl süreyle mesleğini yapamaması, ekonomik geleceğinin tehlikeye girmesi ve çalışma özgürlüğüne zarar gelmesine neden olacaktır. Bu nedenle, müvekkil işçiye müzakere edilmeksizin tek taraflı olarak imzalattırılan ve bölge/coğrafya bakımından sınır getirilmeksizin tüm ülke sınırlarında çalışma yasağı öngören rekabet yasağı sözleşmesine geçerlilik tanınamayacağı açıkça ortadadır. Davacı yanca müvekkil işçiye imzalattırılan Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü'nün 2.Maddesinde ve ayrıca hizmet sözleşmesinin 10.2.maddesinde rekabet yasağı süresi 2 yıllık belirtildiğini, Borçlar Kanunu’nda rekabet yasağına zaman bakımından açık ve kesin bir sınırlama getirilmemiş ise de davacı işverenlikte yalnızca 3 yıl kadar çalışmış olan müvekkilim işçiye 2 YIL gibi uzun bir süre ile Türkiye sınırlarında çalışma yasağı getirilmesi ekonomik geleceği ve çalışma hürriyetini hakkaniyete aykırı olarak sınırlandırmaktır. İmzalattırılan sözleşmelerde işçinin ekonomik geleceği ile işverenin menfaatleri arasında bir denge kurulmadığı, MK m. 2’de düzenlenen objektif iyi niyet kurallarının dikkate alınmadığı anlaşılmakla, anılan sözleşmelere geçerlilik tanınması mümkün bulunmamaktadır. Davacı yanca sunulan Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü'nün 2.Maddesinde ve ayrıca hizmet sözleşmesinin 10.2.maddesinde rekabet yasağının konusu "Grup şirketlerinin hangilerinde çalışmışsa o şirketin veya şirketlerin iştigal konusu olan işle ilgili olarak Türkiye'de kahve, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir kişi, firma veya kuruluşta herhangi bir sözleşme ile veya sözleşme olmaksızın doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir sıfatla çalışmayacağı..." şeklinde belirtilmiştir.Bilindiği üzere, rekabet yasağı işçinin çalıştığı yerdeki somut görev ve işleviyle sınırlıdır. Rekabet yasağının konusu, işverenin işçiyi istihdam ettiği faaliyet alanı ve işçinin öğrendiği meslekî bilgi ile sınırlanmalıdır. İşçinin bilgi sahibi olmadığı konular yasak kapsamı içinde değildir. İşçinin her konuda rekabet yapmasını yasaklayıcı şekilde yapılan rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir zira bu tür sınırlamaların amacı, “öğrenilmiş yegane mesleğin kullanılamaması dolayısıyla işçinin iktisadî istikbalinin tehlikeye düşmesini önlemektir.”Davacı işverenlikçe sunulan sözleşmelerde ise rekabet yasağı konusu çok geniş bir alanı kapsamakta, işçinin davacı işverenlikte hiçbir zaman fiilen görev yapmadığı, hiçbir bilgiye sahip olmadığı dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işleri de yasak kapsamına alınmıştır. Oysa müvekkil davacı işverenlikte Ar-Ge Uzman Yardımcısı, akabinde Ar-Ge Uzmanı olarak görev yapmış, dondurma ve soğuk içecekler alanında hiç çalışmadığı gibi satış veya dağıtım birimlerinde de hiç bulunmamış, bu departmanlarla ilgili hiçbir bilgi ve deneyimi olmamıştır. Müvekkilim davacı işverenliğin üretim yapılan fabrikasında dahi görev almamış, davacı şirketin hiçbir müşterisi ile hiçbir bağı olmamış şirketin Kabataş Merkez ofisinde görev üstlendiğini, keza, şimdiki işyerinde yapmış olduğu görev içeriği ile davacı şirkette üstlendiği görevler birbirinden farklılıklar içermekle, davacı şirkete ait herhangi bir ticari sırrı kullanmamaktadır. Bu nedenle davacı şirkete önemli bir zarar vermesi ihtimali dahi bulunmadığını, bilindiği üzere Yargıtay kararlarına göre rekabet yasağının kararlaştırılabilmesi için herhangi bir zarar ihtimali yeterli değildir. Bu zararın önemli, etkili, büyük, kolaylıkla giderilemeyen bir zarar olması gerekecektir ki davacı şirketin müvekilim işçi tarafından uğratıldığı bir zarar da ortaya konulabilmiş değildir. Müvekkilimin halihazırda çalışmakta olduğu şirketin işleyişi ve üstlendiği görev itibarıyla işinin hiçbir aşamasında kendi inisiyatifiyle karar alma yetkisi bulunmamakta, eski işindeki göreviyle ilgili hiçbir işveren sırrı, teknolojik sır, üretim sırrı gibi bilgi ve deneyimlerini kullanmamakta. Dolayısıyla işçinin iş sırlarını öğrenme veya işverene zarar verme ihtimali bulunmadığı gibi davacı işverenliğin menfaatlerinin haksız rekabetten dolayı zarar görmesi de mümkün bulunmamaktadır. İş hukukunda ‘İşçi Yararına Yorum İlkesi’nin bir sonucu olarak sadece işçi aleyhine yükümlülük öngören cezai şart hükümleri geçersiz sayılmış ve bu yönde yerleşmiş içtihatlar öğretide de benimsenmiştir. Hizmet sözleşmeleri açısından cezai şartla ilgili olarak 818 sayılı Yasada açık bir hüküm bulunmaz iken, Yargıtay uygulamasına paralel olarak; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesi "Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir" hükmünü getirdiğini, cezai şart miktarının fahiş olup olmadığı belirlenirken;- Tarafların ekonomik durumları, özel olarak borçlunun ödeme gücü,- Alacaklının, asıl borcun ifa edilmesi halinde elde edeceği yarar ile, cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü,- Sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar; borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı yarar,- Borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçüt alınmalı ve sonuçta hak, adalet ve nefaset kurallarına uygun bir cezai şart miktarına hükmedilmelidir. Müvekkilimin ne iş sözleşmesi devam ederken ne de sonrasında davacı şirketle rekabete giriştiğine dair hiçbir delil bulunmamaktadır. İşverenin önemli zararına yol açacak şekilde işverenin sırlarına ve müşteri çevresine nüfuz etmediği, haksız rekabet sözleşmesinde müvekkilinin ekonomik geleceğini sarsacak nitelikte geniş sınırlamalar ve fahiş cezai şart bulunduğu, işverenin menfaatlerinin zarar gördüğüne dair bir delil sunulmadığı ortadadır. Kabulü kapsamamak kaydıyla, bir an için taahhütnamenin geçerli olduğu kabul edilse dahi sözleşmenin fahiş cezai şart bulunduğunun kabulü ile hakkaniyet ölçüsünde bir indirim yapılması gerekliliği de açıkça ortadadır. Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle; Rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin belirli bir faaliyet alanında, belirli bir coğrafi bölgede ve belirli bir zaman dilimi içinde işverenle rekabet teşkil edecek herhangi bir faaliyette bulunmaması ve işverenin haklı menfaatlerinin korunması amacıyla yapılan bir sözleşmedir. Taraflar arasında imzalanan sözleşme işçinin ekonomik geleceğini sınırlayacak şekilde işverence tek taraflı olarak düzenlenmiş olup, hiçbir şekilde yer sınırlaması içermediği gibi ölçüsüz/aşırı bir zaman ve konu sınırlaması içermekle, davacı şirkete haksız rekabet yoluyla zarar verme ihtimali bulunmayan işçinin sözleşmeye aykırılık nedeniyle şirketi uğrattığı zarar da ispatlanamamıştır." şeklinde beyanda bulunarak mutlak geçerlilik koşullarını taşımayan sözleşmenin geçersizliğinin kabulü ile sözleşmede kararlaştırılan cezai şarta bağlı tazminat talebine ilişkin davanın reddine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE:
Dava, rekabet yasağına aykırılık nedeniyle tazminat istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı ile dava dışı ... San. A.Ş. arasında imzalanmış olan “Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesi”nde yer alan “rekabet yasağı”na ilişkin hükümler ile davalının 17.01.2018 tarihinde dava dışı ... San. A.Ş. firmasında çalışırken imzaladığı “Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü” isimli sözleşmeden kaynaklanmaktadır.
Davacı, davalının “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinde” ve “Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü”nde düzenlenen rekabet yasağına aykırılık teşkil eden eylemlerde bulunduğunu iddia etmektedir. Bu nedenle öncelikle davalının eylemlerinin “Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesinde” ve “Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdü” yer alan rekabet yasağına aykırılık teşkil edip etmediği hususunun tespiti gerekmektedir.
Belirsiz süreli iş sözleşmesi incelendiğinde, bila tarihli, oniki ana başlık altında, iki sayfadan ibaret, tüm sayfalarında dava dışı ... San. A.Ş. firması ile davalı tarafın imzasının bulunduğu “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi” bulunmaktadır. İş sözleşmesinde yapılacak iş “AR-GE uzman yardımcısı” olarak belirtilmiştir. İşe başlama tarihi 16.01.2018 olup sözleşmede yer alan diğer tüm hükümler matbu olarak düzenlenmiştir. Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi’nin “Rekabet Yasağı” başlıklı 10 uncu maddesine göre; “İşbu hizmet akdinin, işçinin haklı nedenle veya işverenin haklı neden olmaksızın fesih halleri hariç, işçi veya işveren tarafından feshedilmesi veya sona ermesi halinde işçi hizmet akdinin bu suretle feshedildiği tarihten itibaren 2 yıl süre ile Türkiye sınırları içerisinde kahve, çikolata, kakao ya da çikolatalı ürünler, dondurma ile soğuk içecekler ile benzer işlerden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir kişi, firma veya kuruluşta, herhangi bir sözleşme ile veya sözleşme olmaksızın doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir sıfatla çalışmayacağını, rakip şirketlerde danışman veya şirket yönetim kurulu üyesi veya hissedar olmayacağı, ortak olmayacağını, kendi hesabına rakip işletme açmayacağını, rakip işletmelerle herhangi bir rekabet ilişkisine girmeyeceğini, herhangi bir biçimde işveren veya bağlı şirketlerle rekabet etmeyeceğini kabul beyan ve taahhüt eder”.
Davalının 17.01.2018 tarihinde çalışmakta olduğu dava dışı .. San. A.Ş. ‘de imzalamış olduğu Gizlilik ve Rekabet Etmeme Taahhüdünün 2. ve 3. Maddeleri; “İş Sözleşmemin tarafımdan haklı nedenle veya şirket tarafından haklı veya geçerli neden olmaksızın feshi halleri hariç olmak üzere feshedilmesi veya kendiliğinden sona ermesi halinde, iş sözleşmemin bu suretle feshedildiği veya sözleşmemin kendiliğinden sona erdiği tarihten itibaren 2 yıl süre ile Grup şirketlerinin hangilerinde çalışmışsam, o şirketin veya şirketlerin iştigal konusu olan işle ilgili olarak Türkiyede kahve, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir kişi, firma veya kuruluşta herhangi bir sözleşme ile veya sözleşme olmaksızın dorudan veya dolaylı olarak herhangi bir sıfatla çalışmayacağımı veya ortak olmayacağımı, yukarıdaki iki maddede yazılı taahhütlerimden birine ya da her ikisine aykırı hareket ettiğim takdirde, şirketin bundan doğacak tüm zararlarını tazmin etmekle beraber ve ayrıca her bir ihlal için şirketten almış olduğum yıllık brüt maaş tutarımı cezai şart olarak ödemeyi, kabul ve taahhüt ederim” şeklindedir.
Hem iş sözleşmesi hem de rekabet etmeme taahhüdü davalının dava dışı ... San. A.Ş. nde çalışırken imzalanmıştır. Davalının bu işyerinden çıkışı yapılmış ve 01.04.2018 tarihinde davacı şirkette çalışmaya başlamıştır.
Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği Türk Hukukunda şekil şartına tabidir. TBK. m. 444/1 uyarınca,” Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” Bu kapsamda rekabet yasağı sözleşmesinin öncelikle yazılı olması gerekmektedir. Somut olayımızda iş sözleşmesi yazılı geçerlilik şartına sahiptir. Yine maddede açıkça ifade edildiği üzere rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliğinin öncelikli koşulu işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin olmasıdır. İşverenin korunmaya değer haklı menfaati, işçinin üretim sırları veya müşteri çevresi hakkında sır niteliğinde bilgiye sahip olması halinde söz konusu olmaktadır. İş sırrının işçi tarafından fiilen öğrenilmiş olması şart değildir. Objektif olarak öğrenebilecek konumda olması yeterlidir.
Rekabet yasağı sözleşmesi, işverenin haklı menfaatlerini korumak açısından önemli olmakla birlikte, rekabet yasağı Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan, çalışma ve sözleşme özgürlüğüne doğrudan müdahale edebilecek nitelikte bir durumdur. Bu kapsamda işverenin korunması gereken haklı menfaati ile işçinin çalışma ve sözleşme özgürlüğü arasında dengeyi kurabilmek ve özellikle işçiyi korumak adına rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği kanunda sınırlayıcı hükümlere tabi kılınmıştır. Bu kapsamda TBK.m.445’de rekabet yasağı sözleşmesi ile getirilen yasakların yer, zaman ve konu bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi gerekliliği bir zorunluluk olarak düzenlenmiştir.
Rekabet yasağı sözleşmesinin konusu, genel olarak, işçinin işverenle rekabet etmekten kaçınmasıdır. İş ilişkisi sona eren işveren aleyhine rekabet oluşturabilecek ve rekabet yasağı sözleşmesine konu olabilecek faaliyetler, TBK’nın 444. maddesinde örnekseyici sayım ile belirtilmiştir. İlgili hüküm uyarınca; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.”
Somut uyuşmazlıkta “Belirsiz Süreli İş Sözleşmesinin” 10. maddesinde düzenlenen rekabet yasağının konusunun belirli olmadığı sadece “2 yıl süre ile Türkiye sınırları içerisinde kahve, çikolata, kakao ya da çikolatalı ürünler, dondurma ile soğuk içecekler ile benzer işlerden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir kişi, firma veya kuruluşta, herhangi bir sözleşme ile veya sözleşme olmaksızın doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir sıfatla çalışmayacağını, rakip şirketlerde danışman veya şirket yönetim kurulu üyesi veya hissedar olmayacağı, ortak olmayacağını, kendi hesabına rakip işletme açmayacağını, rakip işletmelerle herhangi bir rekabet ilişkisine girmeyeceğini, herhangi bir biçimde işveren veya bağlı şirketlerle rekabet etmeyeceğini kabul beyan ve taahhüt eder”. şeklinde bir hüküm getirildiği görülmektedir. Sözleşmede tanımlanan iş; “AR-GE uzman yardımcısıdır.
Dosya da yer alan SGK kayıtları ve dava dışı firmalara yazılan müzekkere cevapları incelendiğinde davalının 27.08.2021 tarihinden bu yana dava dışı ... Çikolata Sa. A.Ş. firmasında “ARGE uzmanı” olarak çalışmakta olduğu anlaşılmaktadır.
İşçinin işyeri organizasyonuna dahil olduktan sonra iş sırrı niteliği taşıyan veya taşımayan birçok bilgiye vakıf olması mümkündür. Ancak her türlü bilginin rekabet amacıyla kullanılması söz konusu olamayacağı için kanunda bilginin niteliğine ilişkin olarak sınırlama getirilmiştir. TBK’nın 444/2. maddesine göre; rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Bu bağlamda müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında edinilen bilgiler rekabete elverişli bilgiler olarak kabul edilmiştir. Bunun için de öncelikli olarak iş ilişkisi, işçinin, işverenin ticari ve teknik iş sırları ile ticari ilişkiler içerisinde bulunduğu müşteri çevresine hakim olabilmesine imkan tanıyan bir niteliğe sahip olmalıdır.
Davacı dava dilekçesinde, davalının yaptığı iş kapsamında; müşteri bilgilerine ve ticari sırlar kapsamında bilgiye sahip olduğunu ve bunu rekabete aykırı olarak kullandığını iddia etmektedir. Yargılama esnasında dinlenen tanıklar davalının işinin gereği olan bilgilere vakıf olduğunu, firmaya ait gizli bilgilere sahip olmadığını, zaman zaman arge çalışmalarına katıldığını ifade etmişlerdir.
İş ilişkisinin işçiye işverenin iş sırları veya müşteri çevresi hakkında bilgi sahibi olmasına imkan verebilecek olması rekabet yasağı öngörülebilmesi için gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Nitekim rekabet yasağının geçerliliği için işçi tarafından hakim olunan bu bilgilerin, iş sözleşmesi sona erdikten sonra işçi tarafından kullanılmasının işverene önemli ölçüde zarar verebilecek nitelikte olması gerekir. TBK’nın 444/2. maddesinde, müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında edinilen bilgilerin kullanılmasının, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması durumunda rekabet yasağı kaydının geçerli olacağı öngörülmüştür.
Önemli zarar, işverenin ekonomik veya rekabet koşullarındaki kötüleşme olabilir. Ancak her türlü kötüleşme değil, kanunda ifade edildiği üzere önemli ölçüdeki bir kötüleşme “önemli bir zarar” olarak değerlendirilebilir. Buna göre işyerinin kazancında veya siparişlerinde ciddi düşüşler doğuran, işverenin iş yapma olanaklarını önemli ölçüde sınırlandıran, ilgili piyasada rekabet gücünde geriye gidiş yaratan, zararın kolayca telafi edilemeyeceği sonucunu doğuran hallerde önemli bir zararın varlığından bahsedilebilir (SÜZEK, Sarper, “Yeni Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde İşçinin Rekabet Etmeme Borcu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt:72, Sayı:2, 2014, s. 457-468, s.460). Ancak sözleşme sonrası rekabet yasağının geçerliliği için önemli olan somut bir zarar değil, önemli bir zarar olasılığıdır.
Yargıtay’ın kararlarında da belirtildiği gibi “(…)BK'nın 444/2. maddesi “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.” hükmü haiz olup, anılan madde hükmü uyarınca rekabet yasağının işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması halinde geçerli olacaktır.” (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E. 2018/4038 K. 2019/5529 T. 18.9.2019 )
Somut olayda davacı taraf zarar görme ihtimalini ortaya koymak amacıyla hiçbir evrak sunmamıştır. Davalının davacı şirkette Arge Uzman yardımcısı olarak çalışırken, dava dışı ... firmasında Arge Uzmanı olarak çalışmakta olduğu anlaşılmaktadır. Rekabet etmeme taahhüdünde “kahve, çikolata, kakaolu veya çikolatalı ürünler, dondurma ve soğuk içecekler ile benzerlerinin üretim, satış veya dağıtım işlerinden herhangi biri” alanında faaliyet göstermeyeceğini taahhüdün eden davalı tarafın ... firmasında çikolata bölümünde çalıştığı anlaşılmaktadır. Tanık beyanlarından davalının davacı firmadaki faaliyelerinde çikolata bölümünde çalıştığı anlaşılmaktadır. Tanıklardan ... beyanında “davalının hali hazırda ..., ..., ... ve .. benzeri çikolata kaplamalı ürünlerin proses geliştirme kısmında çalıştığını, bu ürünler çok uzun zamandır üretildiği için ham maddeleri ve kullanılan ham madde oranlarının belirli olduğunu, reçete zaten belirli olduğu için proses geliştirme, iyileştirme, ürünlerin ebatlarını küçültme büyütme, ürün çeşitlendirme gibi işlerin yapıldığı, Teknik operasyonlar ve arge biriminde yeni ürün geliştirme çalışması yapılmadığı, yeni ürün geliştirme arge kısmı ayrı bir birim olup başka çalışanlar tarafından yürütüldüğü, davalının yeni ürün geliştirme biriminde çalışmadığı için ve görevli olduğu ürünler belli olup üzerinde değişiklik yapılmadığı için davacı şirkette edinmiş olduğu gizli bilgileri burada kullanma durumu doğrudan olmadığı, proses denilen husus üretimin aşamaları olup çikolatanın gelmesi boyutlarının ayarlanması dolgu maddelerinin yerleştirilmesi ve ambalajlanması gibi aşamalar olduğu” ifade edilmiştir. Tanığın beyanından da anlaşılacağı üzere davalının her iki şirkette Arge uzmanı olarak çalıştığı varsayımında dahi yeni işyerinde çalışma şekli ile davacı şirketi önemli ölçüde zarar verme ihtimali olabileceği kanaatine ulaşılamamıştır. Buna göre, davacının korunmaya değer haklı menfaati olup olmadığı olgusunun ortaya konamadığı, bu nedenle davalı tarafın eylemlerinin “davacı şirket açısından önemli ölçüde zarar verme ihtimali”ne yol açmayacağı kanaatine varılmıştır. Alınan bilirkişi raporu da bu husus destekler niteliktedir.
TBK’nın 445/1. maddesine göre; “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.” Söz konusu hüküm uyarınca, rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, rekabet yasağının; işçinin ekonomik geleceğini ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu bakımından sınırlandırılmış olması gerekir.
TBK’nın 445/1. maddesine göre; rekabet yasağının süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Somut uyuşmazlıkta hizmet sözleşmesinde rekabet yasağı 2 yıl olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda rekabet yasağı süre açısından geçerli kabul edilebilir.
TBK’nın 445/1. maddesi uyarınca, rekabet yasağının geçerli olabilmesi için yasağın yer bakımından da sınırlanmış olması gerekir. Söz konusu yer, işverenin korunmakta menfaati bulunan sahayı kapsaması şartıyla coğrafi bölge veya şehir olarak belirtilebileceği gibi işverenin faaliyetinin etki alanına atıfta bulunmak yoluyla da belirlenebilir. Rekabet yasağının yer bakımından kapsamı, işverenin fiilen yürüttüğü faaliyet alanının sınırlarını aşamaz. Zira bu alanın dışında işverenin rekabet yasağı ile korunmaya değer haklı bir menfaatinden söz edilemez. Taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde rekabet yasağı yer bakımından da sınırlandırılmamış ve tüm TÜRKİYE olarak belirlenmiştir. Bu durumda rekabet sözleşmesinin yer bakımından sınırlandırılmadığı için geçerli olmadığı kabul edilebilir. Fakat; davacı şirketin ve davalı tarafın çalıştığı şirketin İstanbul’da faaliyet göstermesi sebebiyle her ne kadar rekabet yasağı sözleşmesinde yer bakımından sınırlama yapılmamış olsa da sözleşmenin ayakta tutulması amacıyla İSTANBUL ili için geçerli olacağı kabul edilebilir.
TBK’nın 445/1. maddesi uyarınca, rekabet yasağının geçerli olabilmesi için yasağın konu bakımından sınırlandırılmış olması gerekir. Bu kapsamda işçinin icra edemeyeceği iş türü sözleşmede açıkça gösterilmelidir. Rekabet yasağı, işverenin tüm faaliyet alanı ile değil, işçinin işletmede yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili, somut göreviyle sınırlı kalmalıdır. Davacı ile davalı arasında imzalanan hizmet sözleşmesinde iş tanımı yapılmış, “ARGE Uzman yardımcısı” olarak belirtilmiştir. Fakat rekabet yasağı maddesinde ve rekabet etmeme taahhüdünde “herhangi bir sıfatla çalışmayacağı” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Fakat taraflar arasında imzalanmış olan iş sözleşmesinin 9 uncu maddesinde; “Türkiye sınırları içerisinde kahve, çikolata, kakao ya da çikolatalı ürünler, dondurma ile soğuk içecekler ile benzer işlerden herhangi biri ile iştigal eden herhangi bir kişi, firma veya kuruluşta, herhangi bir sözleşme ile veya sözleşme olmaksızın doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir sıfatla çalışmayacağını, rakip şirketlerde danışman veya şirket yönetim kurulu üyesi veya hissedar olmayacağı, ortak olmayacağını, kendi hesabına rakip işletme açmayacağını, rakip işletmelerle herhangi bir rekabet ilişkisine girmeyeceğini, herhangi bir biçimde işveren veya bağlı şirketlerle rekabet etmeyeceğini " koşulu getirilmiştir. Bu şekilde rekabet yasağının konu bakımdan düzenlendiği tespit edilmiştir. Somut uyuşmazlık açısından, konu yönünden rekabet yasağı dar tutulup somutlaştırılmamış olması, rekabet yasağı konusunun geniş belirlenmiş olması sebebiyle rekabet yasağı maddesinin konu bakımından geçersiz olduğu kanaatine ulaşılmıştır.
Alınan bilirkişi raporuyla; davacı tarafından zarar görme ihtimali ortaya konamadığından cezai şartın uygulanması için gerekli şartların oluşmadığı belirtilmiştir. Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda da alınan bilirkişi raporunun hükme ve denetime elverişli olduğu, rekabet yasağında haklı menfaat olgusunun gerçekleşmediği, rekabeti etkileyen bir durumun söz konusu olmadığı, yukarıda açıklanan nedenlerle rekabet yasağı maddesinin geçersiz olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu'na göre belirlenen 269,85TL ilam harcından peşin alınan 512,33TL harcın mahsubu ile bakiye 242,48TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
3-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 1.560,00TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedimesine,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 17.900,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak kendisini vekille temsil ettiren davalıya verilmesine,
6-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine,
Dair davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 03/10/2023
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.