Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/265
2025/151
18 Şubat 2025
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ:29/09/2021
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:18/02/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı Şirketin Denizli ilinde tekstil işleriyle uğraşan köklü bir firma olduğunu, davacı firmanın davalının yetkilisi bulunduğu ... Tekstil firması ile uzun yıllardır ticari bir ilişkinin içerisinde olduğunu, aralarındaki ticari ilişki nedeniyle 15.01.2007 tarihli 600.000 YTL lik bir adet çeki teminat amacıyla davalıya verdiğini, zamanla davacı şirketin davalıya olan borcunu ödediğini ve menfi tespit davasının konusu yapılan çekin kendilerine iadesini talep ettiğini, ancak davalı tarafın davaya konu çeki davacı firmaya iade etmediğini, bunun üzerine davacı firma yetkililerinin 12.01.2007 tarihinde dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulu yazı ile ilgili bankaya başvurarak menfi tespit davasına konu çek ile ilgili olarak ödeme yasağı konulması talebini ilettiklerini, ilgili bankanın çeke konulan ödeme yasağını kayıtlarına aldığını, davalının 16.01.2007 tarihinde ... Bankası A.Ş. Denizli Şubesi aracılığıyla çekin karşılığının bulunup bulunmadığı konusundaki başvurusu üzerine davacı şirketin ödemeden men talimatının bulunduğu şerh verilmek suretiyle belirtildiğini, davalı tarafın bunun üzerine davacı firma yetkilileri hakkında Denizli Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğunu, ilgili soruşturmanın Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma numarasıyla kayıtlı olduğunu, dava aşamasında ispatlanacağı üzere davacı firmanın davalıya böyle bir borcunun bulunmadığını, bu nedenlerle davanın kabulüne karar verilerek davacı şirketin böyle bir borcunun olmadığının tespitine, yargılama giderleri ile yasal vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından açılan davaya öncelikle ilk itiraz olarak zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davaya konu çekin 15.01.2007 tarihli olup davacı tarafın dava dilekçesinin 6.maddesinde de açıkça belirttiği üzere bu çeke ilişkin 12.01.2007 tarihinde davacının bankaya başvurarak T.T.K.nun 711/3 maddesi gereği ödemeden men talimatı verdiğini, davacının dava dilekçesinin 6 maddesinde de açıkça belirttiği ve kabul ettiği üzere çekin tarihinin 15.01.2007, ödemeden men talimatının ise 12.01.2007 tarihli olduğunu, davacı şirket yetkilisi ...'ın müvekkili ile yapmış bulunduğu 10.03.2006 tarihli sözleşme gereğince borçlu-davacının kendisine ait şirketin; Denizli 1.Bölge ... Köyü ... mevki ... ada, ... parsel ... arsa payı kat no ... nolu bağımsız bölüm, Denizli 1.Bölge ... Köyü ... mevkü ... ada,... parsel ... arsa payı Kat Zemin 1 nolu bağımsız bölümdeki gayrimenkullerini, -sözleşmenin 3.maddesi gereği “üzerindeki tüm takyidatları temizleyerek müvekkiline veya müvekkilinin uygun gördüğü şahsa veya şirkete tapudan tertemiz devir edecektir.” -sözleşmenin 4.maddesi gereği “müvekkiline 600.000,00 YTL lik 05.01.2007 tarihli çek verecektir.” -sözleşmenin 5.maddesi gereği “(2 adet) tapular tertemiz olarak 3.maddedeki şekilde devir edildiğinde 4.maddedeki çekler geçersiz sayılacaktır” şeklinde müvekkili ile 10.03.2006 tarihinde gayrimenkul alım satım sözleşmesi yaptığını, bu hususların davacı tarafından bilindiğini, tapuların devir edilmediği ve sözleşmede tapuya ilişkin çekin kendisince ödenmediğinin açıkça sabit olduğunu, davacı-borçlu sözleşmeyi, 10.03.2006 tarihinde yapıp bu sözleşmeye ilişkin çeki 15.01.2007 tarihli olarak verdiği bu çeke de 12.01.2007 tarihli ödemeden men talimatı verdiğine, davasını da 28.01.2008 tarihinde açtığına göre davacının çeke ilişkin açmış bulunduğu menfi tespit davası için “altı aylık ve bir yıllık zaman aşımı sürelerinin dolduğunu, bu nedenle öncelikle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini, usul itirazlarının kabul edilmemesi halinde esasa ilişkin beyan haklarını saklı tuttuklarını beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda özetle; "...taraflar arasında, davacı şirkete ait Denizli ili ... köyü ... ada 1. Kat 2 nolu ve zemin kat 1 nolu bağımsız bölümlerin davalı yada davalının gösterdiği kişilere üzerlerindeki tüm takyidatlardan arındırılmış olarak devredilmesine ilişkin 10.03.2006 tarihli sözleşme yapıldığı bu sözleşme nedeniyle davalı tarafından davacıya 300.000,00 TL ödendiği konusunda uyuşmazlık yoktur, uyuşmazlık dava konusu çekin teminat çeki olarak verilip verilmediği noktasında toplamaktadır.Sözleşmeye konu taşınmazlar 21.03.2007 tarihinde dava dışı ... adına satılarak devir edilmiştir.10.03.2006 tarihli sözleşmenin 2. maddesinde satışa konu taşınmazlar gösterilmiş olup 3. maddesinde 15.01.2007 tarihine kadar devir yapılması şartı belirtilmiş,4. maddesinde bu alacağa karşılık olarak 600.000,00 TL bedelli ,15.01,2007 vadeli çek verileceği ve 5. maddede ise 2. maddede sayılan taşınmazların tapuları 3. maddeye uygun olarak devir edildiği takdirde 4. madde gereğince verilen çeklerin geçersiz sayılacağı taraflarca kabul edilmiş olup sözleşme içeriğinden dava konusu çekin harici alım satım sözleşmesinde belirtilen edimlerin ifasının sağlanması amacıyla teminat olarak düzenlendiği ve dava tarafça davalıya verildiği anlaşılmıştır.Dava konusu çek dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere göre zamanaşımına uğramış isede lehtarı tarafından adi senet olarak ilamsız icra takibine yada açılacak alacak davasına konu edilebileceğinden davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu mahkememizce kabul edilerek geçersiz sözleşmeye bağlı feri edimlerde geçersiz olacağından.." şeklindeki gerekçe ile; taraflar arasındaki sözleşme içeriğinden teminat olarak verildiği tespit edilen 15.01.2007 vade tarihli 600.000,00 TL bedelli çek nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının çeke ilişkin açmış bulunduğu menfi tespit davasının zamanaşımına uğradığını, bu durumda davacının hukuki yararı olmadığını, mahkemenin taraflar arasında akdedilen sözleşmenin geçersiz olduğuna ilişkin tespitinin hatalı olduğunu, davacının kötü niyetli olduğunu, dava konusu çekin teminat çeki olmadığının açık olduğunu, sözleşmelerle ilgili olarak müvekkil hakkında tefecilik suçu işlendiği belirtildiğini, müvekkili hakkında beraat kararı verildiğini ve kararın kesinleştiğini, aldırılan bilirkişi raporunun hatalı ve eksik olduğunu beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklıya ait ise de alacak ilişkisi kambiyo senedinden kaynaklanıyorsa senede karşı senetle ispat kuralı gereği tekrar borçlu tarafa geçmektedir.(Yargıtay 11. HD., 2020/4224 E, 2021/6365 K)
Denizli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasının dosyamız davalısı ... hakkında tefecilik suçundan açılmış kamu davası olduğu anlaşıldığından bekletici mesele yapılmasına karar verilmiştir. Denizli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 12/01/2017 tarihli ve ... Esas ... Karar sayılı ilamıyla sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince atılı suçtan beraatine karar verildiği, hükmün 16/09/2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
İstinaf incelemesine konu dosyaya bakıldığında, alacaklının ..., borçluların, ..., ... ve ... Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti olduğu, borç miktarının, 300.000,00 TL yazdığı, 31/03/2005 tarihli bir sözleşmenin mevcut olduğu, sözleşme içeriğinde, sözleşme tarihi itibariyle, alacaklının, borçlularından müştereken ve müteselsilen 300 milyar TL alacağının olduğu, borçlu şirketin, Denizli ... köyü, ... Mevki, ... ada, ... parsel, ... arsa payı, kat no: ... bağımsız bölüm ve Denizli ... köyü, ... Mevki, ... ada, ... parsel, ... arsa payı, kat zemin 1 nolu bağımsız bölümde kayıtlı tapusunun olduğu, şirketin 2 adet tapuyu 15/03/2006 tarihinde üzerinde tüm takyidatları temizleyerek ... veya ...'in uygun gördüğü şahıs veya şirkete tapudan tertemiz devredeceği, bu alacağa karşılık borçluların müştereken ve müteselsilen ...'e 450.000 YTL'lik 15/03/2006 vadeli çek verecekleri, tapular tertemiz olarak devredildiğinde çeklerin geçersiz kalacağı hususları yer almaktadır.
Dava konusu edilen, 600.000,00 TL'lik çek ise, dosyada mevcut 10/03/2016 tarihli sözleşmede geçmektedir. 10/03/2016 tarihli sözleşmeye bakıldığında, alacaklının ..., borçluların, ... ve ... Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti olduğu, borç miktarının, 300.000,00 TL yazdığı, sözleşme içeriğinde, sözleşme tarihi itibariyle, alacaklının, borçlularından müştereken ve müteselsilen 300 milyar TL alacağının olduğu, borçlu şirketin, Denizli ... köyü, ... Mevki, ... ada, ... parsel, ... arsa payı, kat no: ... bağımsız bölüm ve Denizli ... köyü, ... Mevki, ... ada, ... parsel, ... arsa payı, kat zemin 1 nolu bağımsız bölümde kayıtlı tapusunun olduğu, şirketin 2 adet tapuyu 15/01/2007 tarihinde üzerinde tüm takyidatları temizleyerek ... veya ...'in uygun gördüğü şahıs veya şirkete tapudan tertemiz devredeceği, bu alacağa karşılık borçluların müştereken ve müteselsilen ...'e 600.000,00 YTL'lik 15/01/2007 vadeli çek verecekleri, tapular tertemiz olarak devredildiğinde çeklerin geçersiz kalacağı hususları yer almaktadır.
Dosyada mevcut dava konusu çekin konu edildiği 10/03/2016 tarihli sözleşmenin konusu ile 31/03/2005 tarihli sözleşmenin konusu aynıdır.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi ticari senet (kambiyo senedi) alacağı da prensip olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren veya elindeki kambiyo senedini devreden ve bu senedi alan herkes, bütün bu hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Senedi alan şahsın, bu senede sahip olup olmayacağı, yani senette mündemiç hakkı iktisap edip etmeyeceği bu gayeye bakılarak tespit olunur. Dolayısıyla söz konusu gaye, bir kambiyo senedinde (kıymetli evrakta) mündemiç hakkın husulü (doğumu) veya devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Senet bu gaye yönünden “ifa amacıyla”, daha açık bir ifadesiyle “mevcut bir borcu ifa için” veya “mevcut borcun yerine kaim olmak üzere” verilmiş olabilir. Senedin teminat amacıyla veya başka bir maksatla verilmesi (mesela kredi sağlamak, hibe vs.) de mümkündür.
Bir “teminat çeki”ndan söz edilebilmesi için, ya çeki düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile çeki vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği çek, bir teminat çeki olduğu gibi, satın alınıp, bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir çek de bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği çek da bu anlamda bir teminat çekidir. (Ahmet Türk, Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330).
Senedin teminat senedi olup olmadığı yargılama sonucunda belli olur. (Hüseyin Ülgen vd., Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul, 2015, s. 148).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere çekte teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt çekin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli ve ... Esas, ... Karar; 28.03.2018 tarihli ve ... Esas, ... Karar; 11.02.2020 tarihli ve ... Esas, ... Karar ile 15.09.2020 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere çekin teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya çekin önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (2004 sayılı Kanun'un 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.
Kural olarak, çekin teminat senedi olduğu çek metninden anlaşılamıyor ise 2004 sayılı Kanun'un 169/a maddesi kapsamında çekin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede çekin düzenleme tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir. Nitekim bu hususlar Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2023 tarihli ve... Esas, ... Karar ile 14.06.2023 tarihli ve ... Esas, ... Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Hatta, Yargıtayın bazı kararlarında, taraflar arasında akdedilmiş sözleşme veya protokolde teminat senedi olduğunu ileri sürülen çeke açıkça atıfta bulunmamakla birlikte, senet ile taraflar arasındaki sözlemenin düzenlenme tarihleri göz önüne alınarak bağlantı kurulabildiği hallerde senedin teminat senedi olarak düzenlendiği kabul edilmektedir. (PULAŞLI, Hasan., Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, 7. Baskı, Ankara 2019, s. 269-270 ve orada anılan Yargıtay 12. HD'nin 2010/31441 esas, 2011/12749 karar emsal ilamı)
İstinaf incelemesine konu dosyada, davacı taraf, senedin teminat senedi olduğu iddia etmekte, davalı ise bu hususu inkar etmektedir.
Dosyada mevcut, 10/03/2006 tarihli sözleşme içeriğinde, sözleşmede bahsedilen tapuların, sözleşmede belirtildiği şekilde devredilmesi halinde verilen 15/01/2007 tarihli çekin geçersiz olacağı hüküm altına alınmıştır. 10/03/2006 tarihli sözleşmede, çekin, taşınmaz devrinin teminatı olarak verildiği açıkça anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen çekin düzenleme tarihi ve miktarı, sözleşmede çek için belirtilen düzenleme tarihi ile ve miktarı ile aynıdır. Bu açıklamalar ışığında, davalının, çekin teminat senedi olmadığına yönelik istinaf sebepleri yerinde değildir.
Yine, bakıldığında, tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören her türlü sözleşmelerin resmî şekilde yapılması zorunludur. Bu bir geçerlilik koşuludur (Türk Medeni Kanunu (TMK) md. 706; BK md. 213; TBK md. 217; Noterlik Kanunu md. 60/3; Tapu Kanunu md. 26). Bunun yanında, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır. (TBK m. 29). Kaynağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 29. maddesi gereği taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, TBK'nın 237. maddesi ile tapulu taşınmazların devrinin düzenlendiği 4271 sayılı Türk Medeni Kanununun 706. maddesi, 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddesi ve ve Noterlik Kanununun 60. ve 89. maddeleri hükümleri uyarınca, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacak olup sözleşme alacaklısına herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmeyecektir. TMK'nın 706. maddesinde öngörülen resmi şekil şartının, ispat şekli olmayıp, geçerlilik şartı olduğu, bu nedenle resmi şekilde yapılmayan tapulu taşınmazın satışına veya bağışına ilişkin sözleşme hukuken geçersiz olacaktır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, resmi makam olan noter tarafından düzenlenen ve onun huzurunda akdedilen, geçerliliği resmi şekil şartına bağlı, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmayacak olup sözleşme alacaklısına herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmeyecektir.
Bu genel ve ilkesel açıklamalar ışığında, ilk derece mahkemesinin, taşınmaz devrine ilişkin sözleşme hükmünün geçersizliğine ilişkin açıklamaları yerinde olmakla, davalı tarafın aksi yöndeki iddiaları yerinde değildir. Ancak, 10/03/2016 tarihli sözleşme, bir bütün olarak incelendiğinde, davacının, sözleşmedeki diğer borçlu ile birlikte, davalıya 300.000,00 TL borçlu olduğu açıkça imza altına alınmıştır. Borç karşılığı olarak sözleşmeye yazılan taşınmazların, dava dışı üçüncü kişiye devredildiği dosyadaki tapu belgelerinden anlaşılmakla, bu husus uyuşmazlık dışıdır. Sözü edilen 300.000,00 TL'lik borca karşılık, taşınmazların devri öngörülmüş (kabule göre bu yönüyle geçersizlik mevcuttur) ancak bu taşınmazların üçüncü kişiye devredildiği için veya sözleşme gereği devri gerçekleşmediğinden (yasal olacak şekilde) çekin teminat işlevi ortaya çıkmıştır.
Mahkemece, sözleşme bir bütün olarak değerlendirilerek, zaman aşımı def-inin de yerinde olmadığı anlaşılmakla, 300.000,00 TL'lik borcun mevcudiyeti sözleşme gereği açık olduğundan, bu miktar yönünden borçlu olduğuna karar verilmesi gerekirken, davanın tümden kabulü doğru olmamıştır.
Sonuç olarak, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜYLE; yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince düzelterek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 29/09/2021 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
2-Davanın KISMEN KABULÜYLE;
A)Davacının, keşidecisi davacı olan ... düzenleme tarihli, keşide yeri Denizli olan, 600.000,00 TL bedelli, ... hesap nolu, ... Denizli Şubesine ait çekin, 300.000,00 TL'sinden davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, fazlaya ilişkin talebin reddine,
B) Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 8.100,00 TL peşin karar harcının ve 14,00 TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye kalan 12.393,00 TL karar harcının davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
C) Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/11/2021 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı, ... Harç sayılı harç tahsil müzekkeresinin ilk derece mahkemesince iptaline,
D) Davacı tarafından dosyada yapıldığı görülen ilk dava gideri; 14,00 TL başvurma harcı, 8.100,00 TL peşin harç; 150,00 TL bilirkişi ücreti, 20,00 TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 8.284,00 TL yargılama giderinin, haklılık durumu gereği, 4.142,00 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, arta kalan masrafın davacı üzerinde bırakılmasına,
E) Davalı tarafından dosyada yapılan posta ve tebligat gideri toplamı 177,50 TL'nin haklılık durumu gereği 88,75 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, arta kalan masrafın davalı üzerinde bırakılmasına,
F) Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre dava değeri üzerinden hesap ve takdir olunan 47.050,00 TL nisbi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, (hesaplanan vekalet ücreti 48.000,00 TL olmasına rağmen istinaf edenin sıfatı gereği 47.050,00 TL'ye hükmedilmiştir)
G) Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT göre dava değeri üzerinden hesap ve takdir olunan 48.000,00 TL nisbi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine,
H) Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE,
3-İstinaf incelemesi yönünden;
a-Davalının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde davalıya İADESİNE,
b-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 70,10 TL posta masrafı, tebligat gideri olmak üzere toplam 232,20 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
4-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince dava değerinin karar tarihi itibariyle temyiz kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL'nin altında kalması nedeniyle kesin olarak karar verildi.
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.