Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/231
2025/96
10 Şubat 2025
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
KARAR TARİHİ : 10/02/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: DENİZLİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 13/10/2021
DAVANIN KONUSU: Limited Şirket Genel Kurul Kararlarının Yoklukla Malul Olduğunun Tespiti İle Yetkili Müdürlerin Azli
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ: 10/02/2025
İlk derece mahkemesinin kararı süresi içerisinde istinaf edilmiş olduğundan dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.
Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, ....'nin 10/09/1993 tarih ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilerek, ... , ...ve ... ortaklığı ile aile şirketi olarak kurulduğunu, 27/01/1994 tarih ve 3458 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen hisse devir kararına göre şirket ortaklarından ... %20 hissesini oğlu ...'a devrettiğini, devir sözleşmesine göre ilan edilen tarihten itibaren müvekkilinin %20 hisse ile adı geçen şirkette ortak olduğunu, müvekkili ...'ın yurt dışında olduğu tarihlerde, kendisinin haberi ve izni olmaksızın, şirket yetkilisinin değiştirilmiş olduğunu, şirket esas sözleşmesi değiştirilerek sermaye artırımına gidildiğini ve buna ilişkin yapılan toplantılarda alınan kararların altına müvekkili .,.. adı altına sahte imzalar atıldığını, 18/12/2008 tarihinde Şirket Esas Sözleşmesi'nde değişiklik yapılmak suretiyle sermaye artırımına ilişkin sözde ortaklar kurulu toplantısı yapıldığını ve sermaye artırımına gidilmesi yönünde karar alındığını, ortaklar kurulu karar tutanağında .,.. , ... imzaları ile ...'ın sahte imzasının görüldüğünü, şirketin; Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 05/09/2013 tarih ve ... sayılı nüshasında ilan edilmek suretiyle 22/08/2013 tarihinde genel kurul toplantısı yapılmış olup, müdürler kurulunun ibrası, şirketin temsili ile ilzamına yetkili kimse olarak ... ve ... seçilmesi gibi önemli kararlar alındığını, genel kurul toplantı tutanağında toplantı başkanı olarak ... ve ortaklar olarak ... imzası ile ...'ın sahte imzasının görüldüğünü, yine 22/08/2013 tarihinde müdürler kurulu toplantısında ... ile ... şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmalarına karar verildiğini, kararı içerir tutanakta, ... , ... , .... imzaları ile ... sahte imzasının görüldüğünü, ... .'nin usulüne aykırı olarak yapılan toplantı sonucu alınan karar neticesinde 22/08/2013 tarihli imza sirkülerine göre; şirket ortaklarında müdürler kurulu başkanı ... ile müdürler kurulu başkanı seçilen .... oğlu ... münferiden imzalarıyla 20 yıl süreyle şirketi temsile yetkili kılındıklarını, ... , ilgili toplantı tutanaklarını müvekkilinin yerine sahte imza kullanmak suretiyle imza altına alarak; önce şirket esas sözleşmesinde değişikliğe gidilerek sermaye artırımını sağlayıp şirket adına bir kısım taşınmazların alım-satımı yapılmış gibi gösterilmesini sağlayıp sözde taşınmaz bedellerinin şirket sermayesinden kendi bünyesine aktarmak suretiyle menfaat elde ederek, şirketin ve şirkette önemli bir pay sahibi ortak olan müvekkilinin büyük zarara uğramasına sebep olduğunu, ..,..sahte imzalar ile alınan kararlar gereğince şirkete ait taşınmazların önemli bir bölümünü sattığını, bu durumun şirkete ait taşınmaz kayıtlarından da açıkça görüleceğini, anılan bu toplantıların müvekkili ...'ın yurt dışında olduğu tarihlerde yapılmış olup, kendisinin bu toplantılardan hiçbir şekilde haberdar edilmediğini, yapılan şirket toplantılarından haberdar edilmediği ve toplantılarda temsil hakkını kullanamadığı için alınan kararlardan haberi olmamış ve kararlara karşı, "karşı oy" hakkını kullanamadığı gibi kararlara karşı Türk Ticaret Kanunu'nun %20 hisse oranına sahip ortağa tanımış olduğu itiraz ve dava haklarını kullanamadığını, Denizli 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında kovuşturma başlatıldığını, müvekkilinin, 18/12/2008 tarihinde yapılan ortaklar kurulu toplantısına, kendisine usulüne uygun çağrıda bulunulmaması nedeniyle katılamadığını, bu neticede müvekkilinin oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğinin açık olduğunu, temsil edilme hakkının Kanun'a aykırı olarak engellenmesi nedeniyle müvekkilinin, yapılan toplantıda alınan kararlara karşı itiraz hakkını kullanamadığını, müdürler kurulu başkanı olarak görünen ,..., müvekkili adına sahte imza atarak müvekkili toplantılara katılmış gibi gösterdiğini, toplantıda alınan sermaye artımı kararının müvekkili ızrar kastı ile hareket edildiğini ve şirketteki temsil oranın düşürülmesinin amaçlandığın açık olduğunu, 22/082013 tarihli genel kurul toplantısında ise müdürler kurulunun ibrasına ve ... ile dışarıdan ... oğlu ... münferiden şirketi temsile ve ilzama yetkili müdür olarak seçildiğini, ancak; müvekkilinin, yapılacak olan ortaklar kurulu ve genel kurul toplantılarına usulüne uygun çağrılmadığı ve oy kullanma hakkının engellendiği durumlarda, kararlara karşı 3 aylık hak düşürücü sürede iptal davası açması gerektiğini, toplantılardan haberdar edilmeyen ve alınan kararlardan bilgisi olmayan şirket ortağının dava açma süresinin hak düşürücü süreye tabi tutulmasının hukuk mantığına uygun olmayacağını, bu sebeplerle 18/12/2008 ve 22/08/2013 tarihli alınan kararların hükümsüzlüğünün tespitine; müvekkili adına sahte imza atılması suretiyle alınan kararlar ile işlem yapılması nedeniyle şirket müdürlerinin (... ve ....)'ın dava sonuna kadar temsil yetkilerinin tedbiren askıya alınmasına, tedbir gereği şirketi temsile yetkili kayyım atanmasına, dava sonucunda şirket temsilcilerinin temsil yetkisinin tamamen kaldırılmasına ve yeni yönetim kurulunun seçilmesine kadar kayyımın görevinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalı vekili, müvekkili şirketin 10/09/1993 yılında .l.. (%20 hisse), .... (%45 hisse) ve ... (%35 hisse) ortaklığı ile kurulduğunu, bu ortaklardan ,.... davacının babası, ... ve ... ise davacının kardeşleri olduğunu, 27/01/1994 tarihinde baba....%20'lik hissesini tabiri caizse şirkette kardeşleri ile birlikte davacının da hissesi bulunsun diyerek devrettiğini, davacının yurt dışında ikamet ettiğinden dolayı şirketin kuruluşundan itibaren şirketin yönetimi ile ... ve .l... ilgilendiğini, bu doğrultuda 10/04/1997 tarihinde 5 yıllık, 10/04/2003 tarihinde 10 yıllık olmak üzere münferiden şirketi temsil etmeye yetkili olduklarını, müvekkili şirketin kuruluşundan sonraki yıllarda düşük bedelli fason tekstil işlerini yapan bir konumda iken, ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerde zaman zaman tamamen iş yapamaz konuma gelmiş, fiilen çalışmaları sona ermesine rağmen resmiyette faaliyette gözükmeye devam ettiğini, bu krizlerde şirketi kurtarmak ve devamını sağlayabilmek adına şirket ortakları ... ve y... kendi şahsi malvarlıklarını şirket lehine ipotek ettirdiklerini, hatta daha sonraları kendi adına kayıtlı taşınmazları şirketin malvarlığına geçirdiklerini, yine şirketin yurt dışına ihracat yapabilir hale gelmesi için 08/01/2009 tarihinde şirketin sermayesinin arttırıldığını, davacı tarafından sermaye artırımına herhangi bir katılım olmamasına rağmen, davacının diğer ortakların kardeşi olması hasebiyle, aralarındaki vefa ve hakkaniyet gereği, davacının payına düşen sermaye artırım bedelinin de diğer ortaklar ... ve ...tarafından karşılandığını, bu şekilde davacının şirketteki hisse payının korunduğunu, diğer şirket ortaklarının davacının iddia ettiği gibi hareket etmeleri halinde, davacının sermaye artırımına katılmamasından dolayı, hisse oranını kaybetmesi sonucu davacıyı saf dışı bırakabilecek konumda olmalarına rağmen, iyi niyetli olarak kardeşlerinin payına düşen sermaye artırımını karşılamışlar, davacının hisse oranını korumasını sağladıklarını, artırım kararıyla davacının şirketteki temsil oranının düşürülmesinin amaçlandığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının şirket yöneticileri için şirketi ve kendisini zarara uğrattıkları iddiasının aksine, şirket yöneticileri şirketin sermayesinde, malvarlığında ve gelirinde yıldan yıla artış sağlanmış olduğunu, davacının hisselerinin değerlerinin de katlanarak arttığını, bu durumun Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ,....sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan bilirkişi raporuna da yansıdığını, davacının şirket ortağı olmasından itibaren, şirkette alınan kararlardan, şirket ortaklarının kardeşleri olması sebebiyle haberdar olduğunu, şirketin yönetimini onlara bıraktığını, hatta zaman zaman ..., ...ve .... şirketin ticaretine devam etmesi için ve Türkiye'deki diğer işleri için umumi vekaletnameler verdiğini, şirket ortakları .... ve .... bu vekaletnameler ve yetkiler doğrultusunda uzun yıllar davacı adına ve davacının bilgisi dahilinde, şirket hakkında kararlar alırken imzalar attığını, davacı tarafından diğer ortaklara verilen imza yetkisinin vekaletname 10 yıllık gibi uzun bir süre olması, taraflar arasında bir husumet olmaması gibi nedenlerle bu sürenin dolduğu fark edilmemiş, bu sebeple davacı adına imza atılmaya devam edildiğini, yani davacının bilgisi dışında şirket hakkında bir karar alınmadığını, bununla birlikte şirket ortaklarından ... ve ... hisselerinin toplamının %80 olması sebebiyle de şirket hakkında alınmış olan tüm kararlar davacının yokluğunda dahi alınabilecek kararlardan olup, ortaklardan ikisinin çokluğu bu kararların alınması için gerekli karar yeter sayısını da sağladığını, bu hususun da Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ...sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan 04/02/2019 tarihli bilirkişi raporuna yansıdığını, davacının iş bu davayı ikame etmesindeki amacın, kendisinin yurt dışında yaşaması, Türkiye'de bağlantısının kalmaması ve şirketteki hissesini nakde çevirmek istemesinden kaynaklandığını, davacının 2015 yılında şirketteki hisselerini ortaklardan ...200.000 Euro bedelle satmak istediğini, .... bu bedeli peşin olarak ödemesinin mümkün olmadığını ancak vadeli olarak ödeyebileceğini söyledikten sonra, taraflar anlaşarak 200.000 Euro bedelli senet düzenlediklerini, davacının Türkiye'ye tatil amaçlı olarak kısa süreliğine gelmesi nedeniyle şirketteki hisselerini kendi üzerine alması için ... vekaletname çıkarttığını, ancak davacı Almanya'ya dönmek için Antalya'ya gittiği sıralarda, ... bu vekaletnamenin iptal edildiğine dair noter yazısı tebliğ edildiğini, bunun üzerine tarafların Antalya'ya davacının yanına gittiğini, davacının hisselerini satmaktan vazgeçtiğini söylemesi üzerine senedi geri istemelerine rağmen, davacının senedin bavullarda olduğunu söyleyerek senedi iade etmeden Almanya'ya gittiğini, senedin hala iade edilmediğini, davacı daha sonraki yıllarda da hisselerini kardeşlerine satmak istediğini ancak her defasında istediği bedeli fahiş miktarlarda artırarak haksız kazanç elde etmeye çalıştığını, sonunda da kötü niyetli olarak ... hakkında Denizli Cumhuriyet Savcılığı'na şikayette bulunduğunu ve ayrıca iş bu davayı ikame ettiğini, davacının davasının kötü niyetli ve hakkaniyete aykırı iddialardan oluşması, müvekkili şirketi için alınan kararların şirketin devamlılığı için elzem olması, alınan kararlar sonucunda şirketin veya davacının zarara uğramamış olması, davacının yokuluğunda veya olumsuz oyuna karşı da diğer ortakların çoğunluğuyla bu kararların alınabilecek olması, davacının temsil yetkisinin kısıtlanmamış olması nedenleri ile davasının ve tüm taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda;"...Davacı, davalı şirkette 1994 yılından beri %20 oranı ile hissedar olup, davalı şirketin diğer pay sahipleri ise dava tarihi itibari ile dava dışı .,..b %35 ve ...ise %45 paylı ortaktır. ...dava devam ederken payını ....devri neticesinde şirket ortağı olarak dava dışı .... ve davacı kalmıştır. Ceza mahkemesi dosyası içerisinde bulunan 15/02/2019 tarihli bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, alınan kararların şirketin ticari faaliyetini devam ettirebilmesi için gerekli kararlar olduğu, şirketin duran varlıklarının değerinde bir azalma olmadığı, sermaye kaybı, borca batıklık gibi bir durum oluşmadığı, şirketin öz sermayesini koruduğu, 2017 yılı sonunu kar ile kapattığı, davacının zararına hiç bir eylem gerçekleştirilmediği, kararların davacının katılımı olmasa da gerekli yasal çoğunluk ile alındığı ve dava tarihi itibari ile davacının şirketteki payında sermaye artışı kararı nedeniyle bir azalma meydana gelmediği, mevcut sermayenin yetersizliği nedeniyle açığın davacı dışındaki ortaklarca karşılandığı, mevcut sermayenin şirketin gelişmesi, yatırım yapması için yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Davacının ve diğer dava dışı şirket ortaklarının kardeş olmaları, genel kurul kararlarının alınma tarihi ile dava tarihi arasında altı yıldan fazla sürenin geçmiş olması nedeniyle bu kararlardan davacının haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, alınan kararların gerekli yasal çoğunlukla şirket menfaatleri gözetilerek alınması ve davacının şirketteki hisse oranın dava tarihi itibari ile korunmuş olması karşısında davacının, dava konusu 18/12/2008 ve 22/08/2013 tarihli toplantıda alınan kararların yokluğunu ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu ve hukuken korunamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının Kanun'un emredici hükümlerine, yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu,... Şti.'nin 1993 yılında .,.. , ... ve ... ortaklığı ile aile şirketi olarak kurulduğunu, ...%20 hissesini, oğlu ...'a devrettiğini, müvekkilinin %20 hisse ile adı geçen şirkette ortak olduğunu, müvekkilinin yurt dışında olduğu tarihlerde haberi ve izni olmaksızın 18/12/2008 tarihli genel kurul toplantısı ile şirket esas sözleşmesinin değiştirilerek sermaye artırımına gidildiğini, 22/08/2013 tarihli genel kurul toplantısı ile de müdürler kurulunun ibrası ile şirket yetkilisinin değiştirildiğini, ...ve oğlu ... 20 yıl süreyle şirket yetkilisi olarak seçildiklerini, alınan kararların altına müvekkili adına sahte imza atıldığını, usulüne uygun toplantıya çağrının bulunmadığını, 20 yıl olarak belirlenen sürenin çok uzun olduğunu, bunun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, yine sermaye artırımı yapılıp, şirket adına bir kısım taşınmazların alım satımı yapılmış gibi sözde taşınmaz bedellerinin şirket sermayesinden kendi bünyesine aktarmak suretiyle menfaat elde eden ...şirkette önemli bir pay sahibi olan müvekkilini büyük zarara uğrattığını, mahkemenin herhangi bir bilirkişi raporu aldırmayarak ceza mahkemesi raporunu hükme esas almasının doğru olmadığını, müvekkilinin yapılan toplantılardan hiçbir şekilde haberdar edilmediğini, itiraz ve dava haklarını kullanamadığını, yine şirkete ait taşınmazların tapu kayıtları celp edilerek, satış işlemine konu edilip edilmediği, tahsil edilen gelirlerin, şirket hesaplarına aktarılıp aktarılmadığı, şirket zararının oluşup oluşmadığı, zimmetin var olup olmadığı konularında bilirkişi raporu alınması gerekirken, eksik incelemeyle hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle alınan kararların yoklukla malul olduğunu, hükümsüzlüğünün tespitinin gerektiğini, yine müvekkili adına sahte imza atılması sebebiyle işlem yapan şirket müdürleri ... ve .,...dava sonuna kadar temsil yetkilerinin tedbiren askıya alınması, şirkete temsile yetkili kayyım atanması, dava sonucunda da bu yetkililerin temsil yetkisinin tamamen kaldırılarak, yeni yönetim kurulu seçilene kadar kayyımın görevinin devamına karar verilmesinin gerektiğini beyan ederek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE:
Dava, limited şirket genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti ile yetkili müdürlerin azli istemine ilişkindir.
Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava konusu ....'nin 1.000,00 TL sermaye ile kurulduğu, hisse değeri 1 TL olan 1000 adet hissenin 450 adedinin ... , 350 adedinin ..., 200 adedinin ise davacı ...'a ait olduğu, ...'ın hissesinin öncesinde baba ... ' a ait iken bu kişinin hissesini davacıya devretmesi ile davacının şirkette pay sahibi haline geldiği, 18/12/2008 tarihli genel kurul toplantı tutanağı ile 22/08/2013 tarihle genel kurul toplantı tutanağında, şirket ortakları olan ... (,...), ...(...) ve davacı ...'ın(...) katılımı ile kararların alındığı, her birinin adı altında imzalarının bulunduğu, 18/12/2008 tarihli genel kurul kararı ile şirket sermayesinin 300.000,00 TL'ye yükseltildiği, 22/08/2013 tarihli genel kurul kararı ile de ....ile dışarıdan müdür olarak atanan ...(...oğlu) 20 yıl süre ile münferiden şirketi temsile yetkili kılındıkları, toplantıların çağrı usulüne uyulmadan yapıldığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davanın genel kurul kararlarının mutlak butlanla sakat olduğunun tespitine yönelik olduğu nitelemesi yapılmış, sonrasında alınan kararların yoklukla malul olduğu tespitine yer verilmiş ve fakat davacının yıllar sonra dava açmasının ve yokluğu ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu, geçen süre içerisinde kararların varlığından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, hakkın kötüye kullanılmasının hukuk düzeni tarafından korunmayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının Kanun'larda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukuki işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukuki işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise, o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukuki işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık halinde butlan söz konusu olup hukuki işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık halinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukuki işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukuki işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukuki işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir ( Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378 ).
Görüleceği üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukuki sonuçlar da sınırlı da olsa farklıdır. Bu farklardan birisi hukuki tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukuki işleme hukuki tahvil yoluyla bir hukuki sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli bir diğer fark ise 4721 sayılı TMK'nın 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hakim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s.194.). Oysaki yokluk halinde, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir ( Moroğlu, a.g.e. , s. 37. ).
Yokluğun bir hukuki işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hallerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır.
Anonim ve limited şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tabi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim ve limited şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet, belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 622. maddesinin delaletiyle TTK'nın 416. maddesi hükmüne göre, limited şirketlerde çağrısız genel kurul toplantısının yapılabilmesi için bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması gerekir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Maddenin son cümlesinde de, kararın bu toplantı nisabı var olduğu sürece alınabileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yeter sayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da hazır bulunsa bile toplantıya itiraz etmesi halinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla maluldür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.03.2022 tarih, 2021/11-701 Esas - 2022/275 Karar sayılı ilamı).
Bu yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantı gün ve saatinin tüm ortaklara çağrı ve ilanına ilişkin savunmada bulunmadığı ve delil sunmadığı anlaşılmaktadır. Hatta 22/08/2013 tarihli genel kurul toplantısının TTK'nın 416. maddesi uyarınca ilansız olarak yapılmasına herhangi bir itirazlarının bulunmadığına ilişkin her 3 ortak tarafından imzalı bir protokolün bulunduğu görülmüştür. Toplantı tutanakları ve bu protokol incelendiğinde, pay sahiplerinden davacının toplantı zaptında imzasının bulunduğu ve toplantıda hazır olduğu görülse de, bizzat davalının kabul ettiği üzere imzanın şirket yetkilisi ...tarafından davacı adına sahte olarak atıldığı anlaşılmıştır. Bununla ilgili .b.. hakkında Denizli 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan özel belgede sahtecilik suçuyla ilgili yapılan yargılama sonucu, 07/01/2020 tarih, ...Esas - ...Karar sayılı ilam ile, .b.. ceza almış, hükmün açıklanması geri bırakılmış, itirazın reddi ile karar kesinleşmiştir. Davalı taraf beyanında, davacı ...'ın sürekli yurt dışında olduğunu, şirket işlerinin devamı konusunda en başından beri vekalet vererek işlerin bu kapsamda yürütüldüğünü, toplantılar sırasında vekaletin devam ettiği inancı ile ... tarafından imzaların atıldığını, davacının toplantıların yapılmasından ve alınan kararlardan haberinin olduğu ileri sürülmüş ise de, bu hususta dinletilen tanıkların ... oğlu ile diğer ortak ... oğlu olmaları sebebiyle tarafsız olamayacakları değerlendirilmiş, davalı tarafın bu konuda dosyaya sunduğu başkaca bir delilin bulunmadığı görülmüştür.
Yokluk hali itiraz sebeplerinden olup, taraflarca ileri sürülmese dahi mahkemece dosyadaki bilgi ve belgeler kapsamında re'sen gözetilmek zorundadır. Yokluk halinde karar hukuk aleminde hiç meydana gelmediği için TMK'nın 2. maddesi bağlamında dürüstlük kuralları ve hakkın kötüye kullanılması yasağına ilişkin savunmalar dinlenebilir değildir. Bu durumda dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı şirketin dava konusu genel kurul toplantılarının çağrısız yapıldığı anlaşılmakta olup, davacının bu toplantılara katılmadığı sabit olduğundan bu kararlar yoklukla maluldür. Yok hükmünde olan bir genel kurul kararının yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi, hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyeceğinden alınan kararların yokluk ile sakat olduğunun tespiti gerekirken, mahkemece hakkın kötüye kullanıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, davacı vekilinin istinaf başvurusu kabul edilmiştir.
Diğer taraftan, davacının müdür azline yönelik talebi hakkında ilk derece mahkemesince karar verilmediği görülmüş olup, yapılan incelemede, müdür azline yönelik taleplerin TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca şirket müdürü/müdürlerine yöneltilmesi gerekirken, davalı şirkete yöneltilmesinde davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gözetilerek bu talep yönünden davanın reddedilmesi gerekirken herhangi bir karar verilmemesi hatalı olmuştur.
Sonuç olarak, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜYLE; yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç görülmediğinden HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince düzelterek esas hakkında yeniden karar verilmek üzere Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/10/2021 tarih ve ...Esas, ...Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA,
2-Davanın KISMEN KABULÜ İLE;
a-Davacının, genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğuna yönelik tespit davasının KABULÜ İLE, davalı şirketin 18/12/2008 tarihli genel kurul toplantısı ile 22/08/2013 tarihli genel kurul toplantısında alınan kararların yoklukla malul olduğunun TESPİTİNE,
b-Davacının müdür azli talebine yönelik davasının, pasif husumet yokluğu sebebiyle REDDİNE,
c-Müdür azli talebine yönelik dava yönünden; 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA,
d-Genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti davası yönünden; 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL harçtan, davacı tarafından peşin olarak yatırılan 44,40 TL harcın mahsubuyla bakiye 571,00 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazine'ye GELİR KAYDINA,
e-Davacı tarafından yatırılan 44,40 TL başvurma harcı ile 44,40 TL peşin harç toplamı 88,80 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
f-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan davetiye gideri, posta masrafı, talimat masrafından oluşan toplam 212,20 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
g-Genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespiti davası yönünden; davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
h-Müdür azli talebine yönelik dava yönünden; davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
ı-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgiliye İADESİNE,
3-İstinaf incelemesi yönünden;
a-Davacının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 59,30 TL maktu istinaf karar harcının talebi halinde davacıya İADESİNE,
b-Davacı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 80,60 TL posta masrafı, 10,30 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 253,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE,
c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
d-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmın 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince ilgilisine İADESİNE,
4-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince aynı Kanun'un 361/1 maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.