mahkeme 2023/1179 E. 2024/1239 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/1179
2024/1239
21 Mayıs 2024
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi .
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
.
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ : 13/10/2020
NUMARASI :...
DAVA : Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
İSTİNAF TALEBİNDE
BULUNAN : Davalı
KARAR TARİHİ :21/05/2024
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ :21/05/2024
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen karara karşı, süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dava dosyası incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili 11/12/2019 tarihli dava dilekçesiyle; müvekkil banka ile dava dışı ... ...unvanlı şirket arasında genel kredi ve teminat sözleşmelerinin imzalandığını, davalı ...'un ise söz konusu sözleşmelere müteselsil kefil sıfatıyla kefil olduğunu, bahsi geçen kredinin, kredi garanti fonu teminatlı bulunduğunu, bu kapsamda davalının sözleşmelerin bussiness kart ve esnek ticari hesap kalemleri ile bunların faizi ve gider vergisinden sorumlu olduğunu, ancak kredilerin geri ödeme planındaki taksitlerinin sürelerinde yatırılmadığını, bu nedenle alacakların vadesinde ödenmemesi üzerine asıl borçlu firma ve kefillerine hesap kat ihtarnamesi gönderildiğini, ihtarnamenin tebliğ edildiğini, ihtarlara rağmen borcun yine ödenmediğini, bu nedenle asıl borçlu şirket ve kefiller hakkında Eskişehir 5. İcra Müdürlüğü’nün 2019/13196 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, devam eden süreçte davalı borçlunun söz konusu takibe itiraz ettiğini ve icra takibinin durduğunu, davalının haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz ettiğini, sözleşmenin imzalanması sırasında asıl borçlu şirkete ve müteselsil kefillere ön bilgi formu verildiğini ve sözleşme içeriğinin bu formda açıkça anlatıldığını, davalı kefilin sözleşmeleri bizzat imzaladığını, müvekkil bankanın alacaklının borcun tamamını müteselsil kefillerden herhangi birinden talep edebileceğini belirterek, itirazın iptaline ve takibin davalı kefil ... için kefilin sorumlu bulunduğu tutar yönünden devamına, ayrıca davalı aleyhine %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesiyle; davacı banka tarafından müvekkile gönderilen ödeme emrinde yer alan tutar ile dava değeri olarak bildirilen tutar arasında fahiş bir farkın bulunduğunu, davalının asıl borçlu ... ... ... ... ve ... San. Tic. Ltd. Şti.'nin eski ortağı olduğunu ve 11/04/2016 tarihinde şirketteki paylarını bütün aktifleriyle ve pasifleriyle hukuki ve mali yükümlülüklerini içine alacak şekilde diğer ortak ...'e devrettiğini, müvekkilinin şirket ortağı olduğu dönemde şirketin mali yapısının düzgün bulunduğunu, davalının şirket ortağı olması neticesi kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığını, dava dışı şirketin 14/05/2019 tarihinde sermaye artırım taahhüdünde bulunduğunu, müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasından sonra limit artırımı yapılmış ise şahsi kefil olarak rızasının olup olmadığı ve mevcut durumda şirket ortağı olmadığı için eşinin rızasının bulunup bulunmadığı hususlarının tespitinin ödem arz ettiğini, kaldı ki davalının şirket borçlarından sorumluluk süresinin dolduğunu, yine davacı bankanın ticari faiz işleterek alacak talep etmesinin hukuka aykırı bulunduğunu belirterek, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece, konunun aydınlığa kavuşturulması amacıyla aldırılan 17/09/2022 tarihli bilirkişi raporunda "...davalı/kefilin, taraflar arasında düzenlenen 14/05/2013 tarihli 150.000 TL, 31/03/2015 tarihinde 500.000 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesindeki kefalet imzalarından dolayı dava konusu yapılan esnek ticari kredi borcundan, 24/11/2011 tarihindeki 10.000,00 TL, 02/05/2013 tarihindeki 90.000,00 TL artırılarak 100.000,00 TL limite yükseltilen ... adındaki şirket kartı sözleşmesindeki kefalet imzası nedeniyle de kredi kartından kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu,
Davalı/kefilin 11/04/2016 tarihinde şirket ortaklığından ayrılmasına karşın davacı bankaya kefillikten ayrıldığına ilişkin herhangi bir yazılı bildirimde bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerliliğini koruduğunun değerlendirildiği,
Sonuç olarak; davada ve takip tarihi itibariyle davacı bankanın 165.332,92 TL tutarında asıl alacağı, 1195,93 TL temerrüt faizi, 173,66 TL BSMV+KKDF olmak üzere 166.702,42 TL tutarında toplam alacağı bulunduğu, bu bağlamda da itirazın yerinde olduğu,..." yönünde görüş bildirildiği, bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, hüküm vermeye yeterli ve elverişli bulunduğu gerekçesiyle, "Davanın KISMEN KABULÜ ile,
Davalının Eskişehir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/13196 E sayılı takip dosyasına konu 165.332,97 TL asıl alacak, 1195,93 TL temerrüt faizi, 173,66 TL BSMV olmak üzere toplam 166.702,42 TL alacağa ilişkin itirazın iptaline,
Asıl alacağın %20'sine karşılık gelen 33066,59 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak, davacıya ödenmesine,
Fazlaya ilişkin talebin reddine," karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesiyle; davacı banka tarafından müvekkile gönderilen hesap kat ihtarnamesinde ödenmesi istenilen tutarın 261.686,29 TL olduğunu, ancak dava dilekçesinde talep edilen tutarın 166.760,78 TL üzerinden bildirildiğini, iki tutar arasında fahiş bir farkın bulunduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalıdan fazladan 91.925,51 TL alacak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca dayanak sözleşmelerin takip talebine eklenmediğini, bu nedenle aleyhe icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, müvekkilin şirket ortağı olduğu dönemde şirketin mali yapısının düzgün olduğunu ve şirket ortaklığının bulunması nedeniyle kefil sıfatıyla sözleşmeler imzaladığını, dava dışı asıl borçlu şirketin 14/05/2019 tarihinde sermaye artırım taahhüdünde bulunduğunu, davalının şirket ortağı olduğu dönemde ve ortaklıktan ayrılmasından iki yıl sonrasına kadar ödemelerin aksayıp aksamadığı konusunun ve müvekkilin ortaklıktan ayrılmasından sonra limit artırımı söz konusu ise şahsi kefil olarak rızasının bulunup bulunmadığı hususunun araştırılmasının büyük önem arz ettiği, zaten bu durumun 17/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda bildirildiği, buna göre davalının kredi ödeme sorumluluğunun olmadığını, ve başlatılan takibin haksız bulunduğunu, kaldı ki davalının artık şirket ortağı sıfatına haiz olmadığını ve şirket borçlarından sorumluluk süresinin dolduğunu, yine davacı bankanın müvekkilden ticari faiz istemesinin mümkün bulunmadığını belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:
Dava, davacı banka ile dava dışı ... ... ... ... ve ... San. Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan genel kredi ve teminat sözleşmelerinde kefil sıfatı ile imzası bulunan davalı hakkında, sözleşmeden kaynaklanan borcun kefilin sorumluluk tutarı kapsamında tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı ile %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatı talebine ilişkindir.
Davacı banka ile dava dışı ... ... ... ... ve ... San. Tic. Ltd. Şti. arasında sözleşmeler imzalandığına ve dava dışı şirkete kredi kullandırıldığına, bu kapsamda davalının sözleşmelerde kefil sıfatıyla imzasının yer aldığına ilişkin ihtilaf bulunmamaktadır.
Mahkemece yapılan yargılama sırasında tarafların iddia ve savunmalarının araştırılması açısından alınan 17/09/2022 tarihli bilirkişi raporu ile; "Davalı/kefilin, taraflar arasında düzenlenen 14/05/2013 tarihli 150.000,00 TL, 31/03/2015 tarihinde 500.000,00 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesindeki kefalet imzalarından dolayı dava konusu yapılan esnek ticari kredi borcundan, 24/11/2011 tarihindeki 10.000,00 TL, 02/05/2013 tarihindeki 90.000,00 TL artırılarak 100.000,00 TL limite yükseltilen ... adındaki şirket kartı sözleşmesindeki kefalet imzası nedeniyle de kredi kartından kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu,
Davalı/kefilin 11/04/2016 tarihinde şirket ortaklığından ayrılmasına karşın davacı bankaya kefillikten ayrıldığına ilişkin herhangi bir yazılı bildirimde bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerliliğini koruduğunun değerlendirildiği,
Sonuç olarak; davada ve takip tarihi itibariyle davacı bankanın 165.332,92 TL tutarında asıl alacağı, 1195,93 TL temerrüt faizi, 173,66 TL BSMV+KKDF olmak üzere 166.702,42 TL tutarında toplam alacağının bulunduğu, bu bağlamda da itirazın yerinde olduğu,..." yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır.
Mahkemece, yukarıda yer alan bilirkişi raporu değerlendirilmek ve hükme esas alınmak sureti ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar, davalı tarafından istinaf edilmiştir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin tetkikinde;
Eskişehir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/13196 Esas sayılı icra dosyası ile davacı tarafından, davalı kefilin de aralarında bulunduğu dava dışı ... ... ...... ile dava dışı diğer kefil ... hakkında borcun sebebi olarak "kredi taahhütnamesi/sözleşmesi, ihtarname, hesap özeti"nin gösterildiği, 261.686,30 TL asıl alacak, 4.008,92 TL muacceliyetten takip tarihine kadar faiz, 200,46 TL faizin %5 gider vergisi ve 876,73 TL masraf olmak üzere toplam 315.495,41 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibinde bulunulmuş, ödeme emrinin tebliğ edilmesi üzerine davalı süresinde takip konusu borca itiraz etmiştir.
Bunun yanı sıra, davacı banka ile dava dışı ... ... ... ... ve ... San. Tic. Ltd. Şti. arasında 24/11/2011 tarihli, limit tutarı 10.000,00 TL olan ... Ticari Kredi Kartı Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin altında kefil sıfatıyla davalı ...'un ve dava dışı ...'in isimlerinin ve imzalarının yer aldığı, 02/05/2013 tarihinde sözleşme limitinin 90.000,00 TL arttırım ile 100.000,00 TL olarak belirlendiği, davalı ...'un ve dava dışı ...'in kefilliklerinin devam ettiği,
Yine, davacı banka ile dava dışı ... ... ... ... ve ... San. Tic. Ltd. Şti. arasında 14/05/2013 tarihli, limit tutarı 150.000,00 TL olan Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin altında kefil sıfatıyla davalı ...'un ve dava dışı ...'in isimlerinin ve imzalarının olduğu,
31/03/2015 tarihinde, limit tutarı 500.000,00 TL olan Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin altında kefil sıfatıyla davalı ...'un ve dava dışı ...'in isimlerinin ve imzalarının yer aldığı,
06/07/2018 tarihinde, limit tutarı 1.000.000,00 TL olan Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin altında kefil sıfatıyla dava dışı ...'in isminin ve imzasının bulundugu anlaşılmıştır.
Ayrıca, 11/04/2016 tarihinde Ortaklık Devir Sözleşmesi kapsamında davalı ...'a ait olan ve dava dışı ... ... ... ... ve ... San. Tic. Ltd. Şti. bünyesinde yer alan 100.000,00 TL tutarındaki hissenin, davalı ... tarafından dava dışı ...'e devredildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, kefalet sözleşmesi davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 581 ila 603. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nun 581. maddesinde "kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme" şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir.
Müteselsil kefalet ise aynı Kanun’un 586. maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre; "Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.
Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir."
Görüldüğü gibi kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir.
Gerek öğretide, gerekse uygulamada sınırları belli olmak şartıyla devamlı, değişik içerikli, birden ziyade yükümlülüğü içeren borç ilişkileri için geçerli olarak kefil olunabileceği kabul edilmektedir. Kefaletin asıl borçlunun çeşitli yükümlülüklerinden sadece birisi için verilmesi zorunlu değildir. Azami miktar ile sınırlı olmak üzere kefilin borçlunun belirli birden fazla yükümlülüğünü aynı kefalet sözleşmesinde tekeffül etmesi mümkündür. Ancak kefil olunan yükümlülüklerin neler olduğunun kefalet sözleşmesinden anlaşılması gerekir.
Diğer yandan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun "I. Asıl borç" başlıklı 582. maddesi "Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir." düzenlemesine yer vermekte olup,
Aynı Kanun'un "Şekil" başlıklı 583. maddesi de "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz." hükmünü içermektedir.
Bunun yanı sıra, gerek Yargıtay, gerekse İsviçre Federal Mahkemesi kararlarında; kefaletin ferdileştirilmesinin zorunlu olduğu, asıl borcun belirli veya en azından kefalet anında belirlenebilir olmasının gerektiği, her ne sebeple olursa olsun ileride doğacak tüm borçlara kefaletin ise geçersiz olacağı kabul edilmektedir. Kefaletin mevcut borçlar yanı sıra daha sonra doğacak tüm borçlar için de verilmesi hâlinde kısmi hükümsüzlük söz konusu olacak, sadece belirli veya belirlenebilir borçlar açısından kefalet geçerli olacaktır.
Kefalet sözleşmesinde kayıtsız, şartsız olarak bir kredi borcunun tekeffülü hâlinde dahi kefil, belli bir kredi borcunu bazı hususlara uyulması şartıyla tekeffül ettiğini iddia edebilecektir.
Bir kimse bir kredi borcuna kefil olduğu hâlde, gerçekte bir kredi tahsisinin söz konusu olmaması, kredi olarak zikredilen hususun aslında bir borca katılmadan ibaret bulunması hâlinde, kefil olunan belli ferdileştirilmiş borç tahakkuk etmemiş demektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s:36 vd.).
Somut olayda, davacı vekili, davalının genel kredi ve teminat sözleşmelerinde müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğuna, kullandırılan kredinin kredi garanti fonu teminatlı olduğuna dair iddiada bulunmuş olup, davalı kefilin sorumluluğu kapsamında icra takibi yapılmasına karşın takip dayanağı sözleşmelerin net şekilde belirtilmediğini, ayrıca 11/04/2016 tarihinde şirketteki paylarını bütün aktifleriyle ve pasifleriyle hukuki ve mali yükümlülükler doğrultusunda şirketin diğer ortağı olan ...'e devrettiğini, bu kapsamda sorumluluğunun bulunmadığı yönünde açıklama yapmıştır. Davalının takip dayanağı sözleşmenin hangisi olduğunun anlaşılamadığı şeklindeki savunmasının yanı sıra, 17/09/2022 tarihli bilirkişi raporu ile; "davalı/kefilin, taraflar arasında düzenlenen 14/05/2013 tarihli 150.000 TL, 31/03/2015 tarihinde 500.000 TL limitli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesindeki kefalet imzalarından dolayı dava konusu yapılan esnek ticari kredi borcundan, 24/11/2011 tarihindeki 10.000,00 TL, 02/05/2013 tarihindeki 90.000,00 TL artırılarak 100.000,00 TL limite yükseltilen ... adındaki şirket kartı sözleşmesindeki kefalet imzası nedeniyle de kredi kartından kaynaklanan borçtan sorumlu olduğu,..." hususunun vurgulandığı görülmüştür.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26/1. maddesinde "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü yer almakta olup, aynı Kanun'un "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" başlıklı 31/1. maddesinde ise "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir." düzenlemesi bulunmaktadır.
Bu durum karşısında davacı banka tarafından Eskişehir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/13196 Esas sayılı icra dosyasında müteselsil kefil sıfatı ile davalı hakkında başlatılan ve borcun sebebi olarak "kredi taahhütnamesi/sözleşmesi, ihtarname, hesap özeti"nin gösterildiği 22/11/2019 tarihli icra takibinin hangi sözleşme kapsamında başlatıldığının detaylı olarak tartışılması ve incelenmesi, bu doğrultuda davalının "takip dayanağı sözleşmelerin net şekilde belirtilmediği" yönündeki savunmasının karşılanması önem arz etmektedir.
Kaldı ki, eldeki davanın konusunun, davacı alacaklı bankanın, kefil sıfatına haiz davalı borçlu hakkında başlattığı icra takibine ilişkin olduğu dikkate alındığında, kefaletin geçerlilik koşulları içerisinde yer alan "mevcut ve geçerli bir asıl borcun bulunması, kefalet sözleşmesinin yazılı bir şekilde yapılması ve eşin rızasının alınması" hususlarının da detaylı olarak irdelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Yine dosya içerisine davalının müteselsil kefil sıfatı ile imzasının bulunduğu sözleşmeler eklenmiş ise de, davalının isminin yer aldığı 02/05/2013 tarihli ......Sözleşme'nin ve 14/05/2013 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin "el yazısı kullanılarak yazılan" kısımlarının okunaklı olmadığı görülmüş olup, bu itibarla denetim sağlanamamıştır.
O halde, davacının imzalanan sözleşmeler kapsamında sorumluluğun bulunduğu yönündeki iddiaları ve davalının aksi yöndeki savunması esas alınarak, mahkemece 6100 sayılı HMK'nın 31. maddesinde düzenlenen hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında davacı vekiline 11/12/2019 tarihli dava dilekçesi açıklattırılarak, Eskişehir 5. İcra Müdürlüğü'nün 2019/13196 Esas sayılı icra dosyasında başlatılan ilamsız icra takibine konu borcun hangi sözleşme için imzalanan kefalete dayandırıldığı detaylı araştırılıp tartışılarak, takip konusu sözleşme açıklığa kavuşturulduktan sonra davaya konu sözleşme üzerinde yazılı tüm unsurları tereddüte mahal vermeyecek şekilde gösterir mahiyetteki okunaklı örneği temin edilip dosya arasına alınarak, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun "Kefalet Sözleşmesi"ne ilişkin hükümler ile "Kefaletin Geçerlilik Koşulları" ayrıntılı incelenerek, tarafların bilirkişi raporuna yaptıkları itirazlar ile davalının istinaf dilekçesinde belirttiği hususları da karşılayacak nitelikte taraf, mahkeme ve kanun yolu denetimine elverişli olacak şekilde rapor alınmak ve diğer delillerle birlikte değerlendirilmek suretiyle hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca, mahkemece, eksik ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak verilen kararda isabet bulunmamıştır.
Dava dosyası kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; tarafların iddia ve savunmalarının esaslı unsurlarını oluşturan ve eldeki davanın niteliği itibariyle mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış ve mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle HMK'nın 353/1-a.6 maddesinde öngörülen şartlar gerçekleştiğinden (sair istinaf nedenleri incelenmeksizin) davalının istinaf başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM :
1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin, 13/10/2020 tarih, 2019/750 Esas - 2020/529 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere MAHKEMESİNE İADESİNE,
4-Davalı tarafından yatırılan 3.009,10-TL istinaf harcının talep halinde iadesine,
5-Davalı tarafından yapılan toplam 48,50-TL istinaf yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
6-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
7-Dairemizce verilen kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
Dava dosyası üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince, kesin olmak üzere, 21/05/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih : 21/05/2024
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.