Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2024/575

Karar No

2026/75

Karar Tarihi

29 Ocak 2026

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 31. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2024/575 - Karar No:2026/75
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
31. HUKUK DAİRESİ

(İnceleme Aşamasında Kararın Kaldırılarak Dosyanın Mahkemesine Gönderilmesi HMK 353/1-a.6 md)

ESAS NO : 2024/575
KARAR NO : 2026/75

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/04/2024
NUMARASI : 2024/78 E-2024/290 K

DAVANIN KONUSU : Tazminat (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 29/01/2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/02/2026

Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin davada mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili, Davalı ile akdedilen sözleşme kapsamında doğan alacağın ödenmemesi nedeniyle Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/652 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, kararın davalı yanca İstinaf edildiğini ve müvekkilinin kararın kesinleşmesi üzerine alacağını ancak 08/01/2024 tarihinde tahsil edebildiğini, müvekkilinin alacağının 19/07/2017 tarihi itibariyle belirli olmasına rağmen, uzun süren dava ve takip süreci sonucunda ve ödenen miktarın faiz oranları karşısında, müvekkilinin gerçek zararının tazmin edildiğini kabul etme olanağı bulunmadığından işbu munzam zararın tazmini istemli belirsiz alacak davanın açılması zorunlu olduğunu, temerrüdü ertesinde likit ve belirli olan alacağı davalının senelerce ödememesi ve ertesinde ise çok ciddi parasal kayıplara yol açacak şekilde seneler sonra ödemesi sonucu, müvekkilinin bir kez daha zarara uğramış olduğundan, belirsiz alacak davası olarak işbu davanın açılması zorunlu olduğunu, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü ile neticede 19.07.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle 1.000 TL munzam zararın davalıdan tahsiline karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Munzam zarar talebinin koşullarının gerçekleşmediğini, davanın uzamasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :
Mahkemece;"Dava, dava ve icra takibine konu alacağın geç ödenmesi nedeniyle faizle karşılanmayan munzam zararın giderilmesi talebine ilişkindir.
Anayasanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 esas, 2022/401 Karar sayılı, 29/03/2022 tarihli ilamında belirtildiği üzere; borçlu temerrüdünün önem arzeden sonuçlarından ilki TBK'nun 120 maddesinde düzenlenen temerrüt faizi, ikincisi ise TBK'nun 122. maddesinde düzenlenen munzam zarar talebidir. Temerrüt faizi; para borcunu ifada temerrüde düşen borçlunun, temerrüde düşmekte kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın ödemekle yükümlü olduğu, temerrüt olgusunun gerçekleşmesi ile kendiliğinden işlemeye başlayan bir borç olup, bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde düzenlenmiştir. Temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukuki ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur. TBK'nın 122., mülga 818 Sayılı BK'nun 105. maddesinde düzenlenen munzam zarar ise; para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde ortaya çıkar ve borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsar. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun munzam zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur. Alacaklı munzam zarar talep edebilmek için borçlunun kusurunu ispat yükümlülüğü altında değildir. Ancak temerrüt faizi ile karşılanamayan bir zararın varlığını ve bu zarar ile temerrüt olgusu arasında illiyet bağı bulunduğu ispatla yükümlüdür. Bu iki hususun ispatı halinde borçlu; ancak temerrüde düşmekte kusurunun bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir. Varlığı iddia olunan munzam zararın, alacaklı tarafından HMK'nun 194. maddesine uygun şekilde yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen munzam zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği sürece, TBK’nın 122. maddesi kapsamında munzam zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Öte yandan bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Davacı tarafından, dava ve takibe konu alacağının 7 yıl kadar sonra ödendiği, temerrüt faizi ile alacağın güncel değerinin elde edilemediği, enflasyon etkisi ile paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın sepet formülüne göre tespit edilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile, alacak hakkının mülkiyet hakkı kapsamında olduğunun, enflasyon etkisi nedeniyle alacağın azalmasının mülkiyet hakkının ihlali mahiyetinde olduğunun kabul edildiği, ayrıca bir zarar kanıtlanmasına gerek olmadığı ileri sürülmüştür.
Somut olayda; davacının munzam zararın dayanağı olarak ileri sürdüğü iddia, ülkemizin ekonomik koşullarındaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın munzam zarara neden olduğu yönünde olup, davacının kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair iddiada bulunmadığı, bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunmadığı; yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olguların davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı ve herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamayacağı, asıl alacağını işlemiş faizi ile birlikte davalıdan tahsil eden davacının munzam zararının varlığını ispat edemediği, Anayasa'nın 36., AİHS 6/1. ve HMK 30. uyarınca toplanması gerekli başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece, Anayasa mahkemesinin açık hükümleri içeren kararı dikkate alınmadan karar verildiğini, müvekkilinin 19/07/2017 tarihi itibariyle alacaklı olduğu halde uzun süren dava sonucunda ödenen miktarın faizinin müvekkilinin gerçek zararını karşılamadığını, Hukuk Genel Kurulu kararında da vurgulandığı üzere genel ekonomik olumsuzlukların, enflasyonun, faiz oranlarının ve döviz kurlarının malum olması nedeniyle munzam zarar oluştuğunun kabul edilmesi gerektiğini belirterek, mahkeme kararınnın kaldırılmasını istemiştir.
GEREKÇE:
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dava, Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/652 Esas ve 2022/206 Karar sayılı dava dosyasında verilen kararın, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesinin 2022/654 Esas ve 2023/1236 sayılı kararı ile HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılarak yeniden hüküm kurulması ve davanın kabulü ile hükmedilen alacağın zamanında ödenmemesi ve borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle uğranılan aşkın zarar (munzam zarar) alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Para borçlarında borçlunun temerrüdünün bir sonucu niteliğindeki munzam (aşkın) zarar TBK'nın m. 122 (B.K.105) hükmünde düzenlenmektedir. Söz konusu hükmün ilk fıkrasına göre, "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür". Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.11.1999 tarihli ve 1998/13-353 E. 1999/929K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere munzam zarar, sorumluluğu kusura dayanan borçlu temerrüdünün hukukî bir sonucudur ve alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür. Munzam zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla Türk Borçlar Kanunu'nun 120/2. maddesi gereğince temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlanabilir.
Alacaklının borçludan munzam zararını isteyebilmesi için; para borcunun ifasında borçlunun temerrüde düşmüş olması, temerrüt faizini aşan bir zararının bulunması, söz konusu zararla borçlunun temerrüdü arasında uygun illiyet bağının bulunması ve borçlunun kusurunun bulunması gerekmektedir. Kusurun derecesi sorumluluğun doğması bakımından önemli olmayıp borçlu her türlü kusurundan sorumludur. TBK'nın 112. hükmüyle uyumlu olarak TBK'nın 122. maddesinde alacaklı yararına bir kusur karinesi kabul edilmiştir. Buna göre, alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir; borçlunun kusurlu olduğu varsayılmaktadır. Borçlunun sorumluluktan kurtulması için kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını ispatlaması gerekir. Uygulamaya göre buradaki kusursuzluk, temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda (yargılamanın uzaması vs.) aranan bir kusur değildir.
Munzam zararın hesaplanmasında somut zarar yöntemi ve soyut zarar yöntemi olmak üzere iki yöntem bulunmaktadır. Somut zarar yönteminde, davacı alacaklının munzam zararın oluştuğunu somut bir biçimde ispatlaması gerekmekte olup, somut zararın ispatı halinde ispatlanan bu zararın munzam zarar olarak ödenmesi gerekir. Somut zararın ispatlanamaması halinde ise, soyut zarar yöntemine göre temerrüde düşülen para alacağının değişik yatırım araçlarında değerlendirilmesi halinde alacağı ortalama değer ile para alacağının temerrüt faizi arasındaki farkın munzam zarar olarak ödenmesi gerekir. Soyut zararın hesaplanmasında her yıl itibariyle gerçekleşen TEFE- TÜFE oranı, bankaların 3 aylık ortalama vadeli mevduat faiz oranları, devlet tahvillerine verilen faiz oranları, döviz kurlarındaki Amerikan Doları ve Euro değişim oranları, asgari ücret artışı ve altın fiyatlarındaki artış verileri dikkate alınarak sepetteki bu verilerin ortalamasının mahkemece zararın hesaplanmasında dikkate alınması gerekir.
Somut olaya gelince; taraflar arasındaki 05/05/2017 tarihli Günyüzü Eskişehir GES Santrali ile ilgili sözleşmenin haksız feshi nedeniyle iş bedeli ve kar kaybı alacağının ödenmediği, bu nedenle dava açıldığı, açılan davanın davacı lehine kesinleşmesi sonucu bu alacakların tahsil edilebildiği, ancak davacının; enflasyonist ortam, döviz artışları, mevduat faizleri, Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, altın fiyatlarındaki artışlar vs. nedenleriyle zarara uğradığı ve bu zararın işletilen faizle karşılanamadığı gerekçesiyle oluşan zararın (munzam zarar) tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; davalının borçlarını ödemekte temerrüde düştüğü tarihten alacağın tamamen tahsil edildiği tarih arasındaki dönem için, yukarıdaki ilke ve kurallar dikkate alarak öncelikle somut zarar yöntemine göre zararın ispatlanması halinde bu bedelin, aksi halde soyut zararın yöntemine göre zararın ispatlanması halinde bu bedelin, gerekirse bilirkişi raporu da almak suretiyle belirlenerek hüküm altına alınmasından ibaret olup eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. (Yargıtay 6. HD. 2024/762Esas-2025/1271Karar,2024/360Esas-2025/978 Karar, 2024/1512 Esas-2025/1647 Karar, 2024/908 Esas-2025/1763 vb.)

Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/04/2024 gün ve 2024/78 Esas 2024/290 sayılı kararının HMK’nun 353/1-a.6 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Davacı tarafından yatırılan 427,60 TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine,
5-Davacı tarafından ödenen istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-Talep halinde inceleme konusu kararın icrasının geri bırakılması için İİK'nın 36/1 maddesi gereğince varsa taraflarca yatırılan nakit teminatların veya sunulan banka teminat mektuplarının dosya kapsamı ve kararın niteliğine göre aynı maddenin 5. fıkrası gereğince yatıran/sunan tarafa ilgili icra dairesince iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince KESİN olarak 29/01/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Katip
¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim