mahkeme 2025/331 E. 2025/888 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/331
2025/888
8 Eylül 2025
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2025/331 - Karar No:2025/888
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/331
KARAR NO : 2025/888
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/12/2024
NUMARASI : 2024/386 E-2024/864 K
DAVANIN KONUSU : Tespit ve Muarazanın Giderilmesi (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 08/09/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 09/09/2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tespit ve muarazanın giderilmesi davasında mahkemece davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine yapılan incelemede;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; müvekkili şirketin, elektronik, elektromekanik sistem tasarımı/ üretimi ve çeşitli test cihazlarının tasarımı/ üretimi işi ile iştigal etmekte ve faaliyetlerini AS 9100 Savunma ve Havacılık Kalite Belgesi standardı kapsamında yürüttüğünü, bu kapsamda taraflar arasında 29/04/2021 tarihinde Yakın Hava Savunma Sistemi Projesi Dönem-1 Sözleşmesi'nin (YHHS) imzalandığını, işbu sözleşmenin imzası ile birlikte müvekkili şirketin, Aşama-1 kapsamında YHSS'yi tasarlamayı ve içerisinde yazılım barındırmayan bir Teknoloji Gösterim Prototipini üretmeyi, Aşama-2 kapsamında YHSS'nin tüm detay tasarımlarını yaparak ürünü bütünüyle üretmeyi, Aşama-3 kapsamında da YHSS'nin savaş yönetim sistemi denilen ayrı bir yazılım sistemi ile entegrasyonunu ve davalı taraf ile birlikte YHSS'nin kara ve deniz üzerinde gerçekleştirilecek test çalışmalarını yapmayı üstlendiğini, sözleşme kapsamında müvekkili şirkete yapılması gereken ödemelerin madde 13 kapsamında proje aşamaları ile paralel şekilde düzenlendiğini, bu kapsamda birinci ve ikinci ara ödemelere ilişkin yapılan işlemlerin tamamlandığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığını, sözleşme iş tanımı gereği Aşama-2 kapsamında yer alan işlemlerin müvekkili şirket tarafından Sözleşme ve eklerine uygun şekilde ifa edildiğini ve ürünün üretimi tamamlanmış olmasına rağmen davalı tarafça Aşama-2'ye ilişkin üçüncü ara ödemeden imtina edildiğini, ara hakedişin yapılmasını engelleyici şekilde davranıldığını, proje süreci uzatılarak Aşama-3'e geçişin sürüncemede bırakıldığını, davalı şirketin yalnız ödemeden imtina etmekle kalmadığını, buna ek olarak sözleşme kapsamı ile bağdaşmayan talepleri sebebiyle de proje takvimi geciktirdiğini, davalı şirketten kaynaklı olarak yaşanan gecikmeler nedeniyle takvime uyulamadığını, haliyle ilerleme kaydedilemeyen projenin sonuçlanamadığını, TDAP dokümanının davalı şirket tarafından onaylanması sürecinde tıkandığını, sürüncemede bırakıldığını ve neticede taraflar arasında muaraza meydana geldiğini, tüm bu sürecin nihayetinde, YHSS'nin üretiminin tamamlandığını, kara ve deniz testleri yapılabilecek durumda olmasına rağmen, davalı şirketin değişen veya Sözleşme'de yer almayan talepleri nedeniyle TDAP dokümanı konusunda muaraza yaratılması ve teminat mektuplarını irat kaydetme niyetiyle suni gerekçeler yaratılarak önel verilmesi sebebiyle çekilmez hale getirilen sözleşmenin müvekkili şirket tarafından 07/05/2024 tarihinde haklı nedenle feshedilmek zorunda kalındığını ileri sürerek, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında akdedilmiş 29/04/2021 tarihli, Yakın Hava Savunma Sistemi (YHSS) Projesi Dönem-1 Sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı sebeple feshedildiğinin tespitini, iş bu sözleşmeden kaynaklı muarazanın giderilmesini talep ve dava etmiş, 30/05/2024 tarihli açıklama dilekçesiyle dava değerini sözleşme bedelinin Türk Lirası karşılığı olan 62.841.480 TL olarak beyan etmiştir.
Davalı vekili; davacı yüklenici ile müvekkili şirket arasında Yakın Hava Savunma Sistemi Projesi kapsamında, 1 adet Teknoloji Gösterim Prototipi ve 1 adet Kule, 2 adet Mühimmat Besleme Sistemi, 1 adet Elektro Optik Sensör Birimi, 1 adet Komuta Kontrol Biriminin ve çevresel testlerde kullanılacak gerekli Aparat ve Fikstürlerin tasarım, üretimi, entegrasyonu ve testleri ile müvekkili şirkete teslim edilmesi hususunda 29.04.2021 tarihinde 12 ay süre ile 1.950.000 USD bedelle sözleşme imzalandığını, sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olup toplamda 3 aşamadan oluştuğunu, proje kapsamında davacı yüklenicinin ifa etmesi gereken borcun YHSS’yi (eseri) sözleşme ve eklerine uygun bir şekilde meydana getirerek tamamlayıp müvekkili şirkete teslim etmesi olduğunu, Aşama-2 kapsamında yer alan iş ve işlemlerin sözleşme ve eklerine uygun şekilde yerine getirilmediğini, ödemenin yapılmasının, üretimin tamamlanmasına bağlı olmayıp, ödeme için ifa edilmesi gereken yükümlülüklerin davacı tarafından yerine getirilmediğini, bu nedenle de Sözleşme’nin 13.1.2.3 maddesine göre ara ödeme yapılmasının da mümkün olmadığını, davacı ile şartname maddelerinin nasıl doğrulanacağı ve başarı kriterleri üzerinde anlaşma sağlanamadığını, ayrıca firmanın ürettiği ürünü müvekkili şirkete teslim etmemesinin, üzerinde hala çalışma yaptığı ve ürünü nihai hale getirmediğinin göstergesi olduğunu, müvekkili şirketin sözleşme kapsamı ile bağdaşmadığını, ileri sürülen taleplerde bulunduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, sözleşme kapsamı ile doküman onay süreçlerinde yaşanan gecikmelerin davacı şirketin kusurlu davranışlarından kaynaklandığını, davacı şirketin, sözleşmede ve ekli teknik şartnamesinde belirlenen şartlar kapsamında ürünün üretimini tamamladığını ve çalışır hale getirildiğini iddia etmiş ise de, belirtilen ürünün nihai ürün olmadığını, sadece fuarda gösterilmek için üretildiğini, gerekli testlerinin ve kabul işlemlerinin yapılmadığını, Aşama-2'den Aşama-3'e geçmek için gereken Test ve Değerlendirme Ana Planı doküman onayının müvekkili şirketce makul bir sebep olmaksızın onaylanmadığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, sözleşmeyi kendisine göre haklı nedenle fesheden tarafın, sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinin tespitini mahkemeden talep edemeyeceğini, sözleşmenin feshinin haksız olduğu ve bundan dolayı zarara uğradığını iddia eden tarafın sözleşmenin haksız şekilde feshedildiğinin tespiti ile tazminat talep edebileceğini, dolayısıyla davacının "sözleşmenin haklı sebeple feshedildiğinin tespiti"ni istemekte hukuki yararı bulunmadığını, davacı tarafın sözleşmesel ilişkiyi tek taraflı fesih ile sona erdirdiğini, sözleşmesel ilişki sona erdiği için mahkemece önlenebilecek bir muaraza/ çekişme kalmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı idarece yapılan feshinin haksız olduğunun tespiti suretiyle muarazanın giderilmesinin talep edildiği ancak buna bağlı olarak herhangi bir eda talebinde bulunulmadığı gibi esasa yönelik olarak teminat mektuplarının nakde çevrilmesi işlemlerinin önlenmesi isteminde de bulunulmadığı, giderilmesi istenen muarazanın bir sonuca bağlanmadığı , feshin haklı olup olmadığının tespitinin muaraza olarak öne sürüldüğü (benzer yönde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2008/1776 Esas 2009/1866 Karar sayılı ilamı), bu halde sözleşmenin mahiyeti itibariyle idarenin tek taraflı olarak yaptığı fesih için tarafların anlaşmasına veya mahkeme kararına ihtiyaç bulunmadığından, bu feshin haksız olduğunun tespiti istemine ilişkin eldeki davada feshe bağlı hakların ödenmesi yani eda istemini içermeyen davanın açılmasında hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf başvurusunda; mahkemece kurulan hükümde davaya konu taleplerin eksik nitelendirildiğini ve hatalı değerlendirme yapıldığını, dava dilekçesindeki taleplerinin taraflar arasında akdedilmiş 29/04/2021 tarihli Yakın Hava Savunma Sistemi (YHSS) Projesi Dönem-1 Sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı sebeple feshedildiğinin tespiti ve bu sözleşmeden kaynaklı muarazanın giderilmesi, müvekkili tarafından sözleşme kapsamında teslim edilen teminat mektuplarının nakte çevrilmesinin önlenmesi için ihtiyati tedbir talebi olduğunu, müvekkilinin proje kapsamında gerçekleştirdiği tüm faaliyetleri ve yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiş olmasına rağmen, davalının sözleşmeye aykırı davranışları ve proje sürecini engelleyici tutumları nedeniyle YHSS projesinin ilerleyemez hale geldiğini, davalının sözleşmede öngörülmeyen ek taleplerde bulunarak ve teknik şartnamede yer almayan kriterler ileri sürerek müvekkilini zor duruma soktuğunu, teminat mektuplarını irat kaydetme amacı güderek haksız talepler öne sürdüğünü ve projeyi sürüncemede bıraktığını, davalının bu sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle projenin sürdürülemez duruma geldiğini, davalının haksız ve keyfi tutumu karşısında sözleşmenin sürdürülmesinin hukuken ve fiilen imkânsız hale geldiğinden, 07/05/2024 tarihinde sözleşmenin haklı nedenle feshedilmek zorunda kalındığını, müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinin mahkeme kararıyla tespit edilmesinin, ileride doğabilecek hukuki ihtilafların önlenmesi ve müvekkilinin hukuki menfaatlerinin korunması açısından zorunlu olduğunu ve mahkemenin gerekçesinin aksine, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin ve muarazanın giderilmesinin istenmesinde hukuki yarar bulunduğunu, zira, davalının haksız taleplerini dayanak göstererek müvekkili şirket aleyhine hukuki girişimlerde veya tazminat taleplerinde bulunma ihtimali söz konusu olmakla, uyuşmazlığa konu sözleşmenin davacı müvekkili tarafından haklı olarak mı feshedildiği noktasındaki uyuşmazlığı giderebilecek başka bir mekanizmanın bulunmadığını, muaraza yaratan/ yaratabilecek tüm bu hususların, illa ki bir eda davasında ön sorun olarak incelenmesine dair bir bakış, tüm tespit davalarının özünü ortadan kaldıracak nitelikte olduğunu, bu nedenle, davanın sözleşmenin müvekkili şirket tarafından haklı nedenle feshedildiğinin belirlenmesi ve muarazanın da önlenmesi amacıyla açıldığını, tespit davalarındaki hukuki yararın, gerek HUMK gerekse HMK döneminde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 27.03.2002 tarih ve 2001/12901 E- 2002/3620 K, 28.12.2007 tarih ve 2007/14075 E- 2007/16451 K sayılı içtihatlarında da belirtildiği üzere 3 şarta bağlandığını, somut olayda da müvekkilinin projenin tamamlanması için üstün bir çaba sarf etmesine rağmen davalının 14/03/2024 tarihli yazı ile YHSS sözleşme süresinin bitmesine rağmen sunulması gereken belge/ sistem/ raporların teslim edilmediği, bu bağlamda taahhütlerin 45 günlük süre içinde yerine getirilmemesi halinde sözleşmenin 40.2.1.1 maddesi gereği yerine getirilmeyen yükümlülüklerin niteliğine göre 4735 sayılı Kanuna göre cezai işlemler uygulanarak feshedilebileceğinin bildirildiğini, davalının bu bildiriminin müvekkili yönünden açık ve güncel bir tehdit yarattığını, davalının fesih tehdidi, teminat mektuplarının irat kaydedilmesi gibi feshe bağlı birçok hususta yakın ve somut bir tehlike arz ettiğini, “…Tespit davasının dinlenebilmesi için davacının bir hakkı veya hukuki durumunun hali hazır bir tehlike ile ciddi bir biçimde tehdit edilmiş olması bu ciddi tehdit sebebiyle davacının hukuki durumunun tereddüt veya belirsizlik içinde bulunması bu hususun davacı için bir zarar doğurabilecek nitelikte olması gerekir…” (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2015/1678 K. 2015/2678 T. 18.03.2015) içtihadında değinilen tereddüt veya belirsizlik içerisinde bulunma halinin, müvekkilinin içerisinde bulunduğu durumu tanımladığını, yine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 24.01.2017 tarih ve 2017/762 Esas- 2017/484 Karar sayılı kararında hukuki yararın nasıl değerlendirilmesi gerektiğinin açıklandığını, davalı tarafından yaratılan hukuki belirsizlikten ve hatta cezai işlem yapılacağı tehdidinden kurtulmak adına davanın açıldığını, idarenin yarattığı fesih tehdidi ve bu tehdidin yarattığı hukuki belirsizlik nedeniyle sözleşmenin zaten işlemez hale geldiğini, müvekkilinin bu tehlikelere karşı fesih bildiriminde bulunduğunu, davalının fesih bildiriminde bulunmadığını, sadece bu hakkını kullanacağı tehdidi ile teminat mektuplarını irat kaydedeceğini beyan ettiğini, davacının da yapabileceği tek şeyin, fesih hususundaki hakkını ve haklılığını, davalı yan açısından da bağlayıcı olacak şekilde dava yoluyla ileri sürmek olduğunu, mahkemece atıf yapılan Yargıtay kararının somut uyuşmazlık ile benzerlik teşkil etmediğini, idare olarak anılan davalı şirketin feshi ve/ veya bu feshin haksızlığının tespitinin talep edilmediğini, mahkemenin uyuşmazlığın tespitini dahi hatalı yapmış olduğunu, feshin ve feshe bağlı hukuki sonuçların tereddütsüz şekilde ve her iki taraf için bağlayıcı olarak ortaya konulmasının, mahkeme tarafından verilecek bir hükme muhtaç olduğunu, ilk derece mahkemesinin kararına dayanak gösterdiği yargı kararlarının aksine, somut uyuşmazlıkla benzerlik teşkil eden ve davanın açılmasına hukuki yarar olduğu görüşünün benimsendiği çok sayıda Yargıtay kararı bulunduğunu, (Yargıtay 3. HD'nin 25.11.2024 tarih ve 2024/404 Esas- 2024/3813 Karar, Yargıtay 6. HD'nin 17.12.2015 tarih ve 2015/1643 Esas- 2015/11213 Karar, Yargıtay 13. HD'nin 23.12.2010 tarih ve 2010/9732 Esas- 2010/18006 Karar), belirtilen kararlarda ifade edildiği üzere fesih şayet bir muaraza yaratıyor ise, o halde muarazanın giderilmesini ve feshin haklılık durumunun tespitini istemekte hukuki yararın var kabul edildiğini, zira hukuki yararın, ancak davada verilecek bir tespit hükmünün davacı için herhangi bir hukuksal koruma sağlamayacağı durumlarda yok kabul edildiğini Yargıtay 11. HD'nin 2023/6641 E- 2024/7998 K), müvekkili yönünden ise; sözleşme ilişkisinin mevcut durumu, tarafların tutum ve davranışları, gelinen noktada davalı yanın fesih tehdidinin yarattığı tehlike ve belirsizlik, mevcut davayı açmakla korunacak hukuki menfaatin tüm somut deliller ile ortaya konulduğunu, bu nedenle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin tespitini talep etmekte hukuki yarar olmadığının değerlendirilmesinin, haksız ve mesnetsiz bir gerekçe oluşturduğunu, mahkemenin "eldeki davada feshe bağlı hakların ödenmesi yani eda istemini içermeyen davanın açılmasında hukuki yararı bulunmadığı anlaşıldığından" denilerek, hem eda davasının bir ödeme talebine indirgendiğini, hem de hukukta yeri olan tespit davasının yok sayıldığını, iki yönden de hatalı olan bu gerekçeye dayanarak davanın reddine karar verilmesinin, ilk derece mahkemesinin eksik ve hatalı inceleme yaptığını gösterdiğini, zira davacının, eda davası açmaya veya illaki ödeme talebinde bulunmaya zorlanmasının, tespit davası ile amaçlanan hukuki korumadan mahrum bırakılması anlamına geldiğini, oysa davacının dava tarihi itibariyle herhangi bir alacak talebinde bulunmasının mümkün olmayıp, fesih hususunda hüküm verilmeden alacağın muaceliyet kazanamayacağını, mahkemece fesih hususunda karar verilmesi halinde, davacı müvekkilinin davalı şirketten hak ediş ödemesinin yapılmasını talep edebileceğini, sözleşmenin haklı veya haksız şekilde feshedildiğinin tespitinde, bu nedenle güncel hukuki yarar bulunduğunu, feshin ağır sonuçlarının bulunduğu da dikkate alındığında, fesih hakkının varlığının ve feshin haklılığının tespitinde hukuki yararın bulunduğunun kabulü gerektiğini, aksinin kabulünün mahkemeye erişimi engellediğini ve bu durumun da Anayasa ile güvence altına alınan hakların ihlali anlamına geldiğini, mahkemenin gerekçesinde atıf yaptığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.05.2013 tarih ve 2013/22-56 Esas- 2013/734 Karar sayılı kararında uyuşmazlık konusunun işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan 3 aylık ücret alacağı olduğunu, dolayısıyla ücretin muaccel olduğunu ve ödenmesi gerektiği hususunda tereddüt hasıl olmadığını, bu durumda dahi Yargıtay üyelerinin tespit kararı verilmesi ile de aynı sonuca ulaşılacağından tespit davası açmakta hukuki yarar bulunduğunu savunduklarını, mahkemece hukuki yarar kavramından bağlamından koparılarak ve somut olay adaleti dışlanarak değerlendirilmiş olmasının, verilen hükmün usul ve yasaya uygunluğunu ortadan kaldırdığını ve davacı müvekkilinin hukuki menfaatini ihlal ettiğini, Anayasası’nın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36.maddesi hükmü dikkate alındığında hukuki yarar kavramının temel hak ve özgürlükler göz ardı edilmeksizin ve aynı zamanda hukukumuzda hangi amaçla kabul edildiği nazara alınarak değerlendirilmesi gerektiğini, HMK'nın 114.maddesinde de hukuki yarar kavramından ne anlaşılması gerektiğinin belirtildiğini, hukuki yararın dava şartı olarak düzenlenmesindeki amaçlardan birinin, usul ekonomisi ilkesi olduğunu, hukuki yarar dava şartının bir diğer fonksiyonunun, dürüstlük kuralına uygun davranılmasının sağlamak olduğunu, doktrinde de dava açılmasında aranan hukuk yararın “davacının mevcut hukuki durumunu değiştirecek ve iyileştirecek bir hükme ihtiyaç duyması” olarak tanımlandığını, hukuki yararın maddi hukuktan uzak, usuli alana ait bir kavram olup, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin mahkeme tarafından tespit edilmesi yönündeki talebin hukuki dayanağı değerlendirildiğinde, davacının hukuki belirsizliğin giderilmesi ve hukuki güvenliğin sağlanması yönünden korunmaya değer bir menfaatinin olduğunun açıkça ortaya çıktığını, bu bağlamda, davalı şirketin, sözleşme kapsamında öngörülmeyen yeni talepler öne sürerek ve sözleşmeye aykırı değişiklikler talep ederek müvekkili şirketi hukuki ve ekonomik açıdan zor duruma düşürdüğünü, akabinde gönderdiği fesih tehdidi ve teminat mektuplarının irat kaydedileceğine dair ihtar içerikli yazı ile de hukuki bir belirsizlik ortamı yarattığının tartışmasız olduğunu, davalı tarafından yaratılan muaraza koşulları altında, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin mahkeme kararıyla tespit edilmesinin, müvekkili şirket açısından hem mevcut hukuki durumun netleştirilmesi, hem de ileride ortaya çıkabilecek hukuki ve mali sorumluluk iddialarına karşı korunma sağlanması bakımından zorunluluk olduğunu, feshin tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran bozucu yenilik doğuran bir hak olduğunu ancak feshin, taraflar arasında muaraza yaratmış ise, yaratılan muarazanın giderilmesi için tespit davası açmakta hukuki yarar bulunduğunu, çünkü sözleşmenin ne şekilde sona erdiği, tarafların haklılık durumları ve edimlerin ne derece ifa edildiğinin, tarafların hangi hakları kullanabilecekleri konusunda belirleyici olduğunu, muarazanın mahkeme eliyle giderilmesi üzerine tarafların, aralarındaki hukuki ilişkiye dayalı taleplerde bulunabileceğini veya edimin ifasından kaçınabileceğini, mevcut hukuki belirsizliğin giderilmesinin, mevcut veya muhtemel tehlikeleri de bertaraf edeceğini (emsal Yargıtay 3. HD'nin 19.09.2023 tarih ve 2023/431 E- 2023/2279 K), mahkeme kararını usul ve yasaya aykırı kılan nedenlerden birinin de hükmün gerekçesinde yer verilen "teminat mektuplarının nakde çevrilmesi işlemlerinin önlenmesi isteminde de bulunulmamış,(..)" şeklindeki hatalı tespit olduğunu, zira dava dilekçesinde de açıklandığı üzere, davalı şirketin teminat mektuplarını irat kaydetme niyetiyle hareket ettiğini, bu amaca ulaşabilmek için somut gerçekliğe dayanmayan suni gerekçeler ileri sürdüğünü ve sözleşme kapsamında yer almayan taleplerle müvekkili şirketi hukuki ve ekonomik açıdan zor durumda bırakmaya çalıştığını, son olarak teminat mektuplarını irat kaydetme tehdidi içerir bir yazı gönderdiği hususlarının açıklandığını, teminat mektuplarının nakde çevrilmesi ve irat kaydedilmesi tehlikesinin, mali güçlük, ticari itibar ve finansal yükümlülükler bakımından oldukça ağır sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğunu, bu nedenle davalıya sözleşme kapsamında teslim edilen ...'a ait 20/04/2021 tarihli 0411MW003219 sayılı 117.000,00 USD bedelli kesin teminat mektubu, ...'a ait 03/05/2021 tarihli 0411MW003244 sayılı 201.500,00 USD bedelli avans teminat mektubu ve ...'a ait 03/05/2021 tarihli 0411MW003246 sayılı 95.000,00 USD bedelli avans teminat mektubu hakkında, HMK 389 ve devam maddeleri uyarıca dava sonuçlanana kadar teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin tedbiren önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesinin talep edildiğini, teminat mektupları ile ilgili talep, dava dilekçesinde açık ve net şekilde yer almış olmasına rağmen bu yönde bir talep bulunmadığından bahisle değerlendirme yapılmış olmasının ilk derece mahkemesi kararını bir kez daha sakatladığını, somut uyuşmazlıkla oldukça benzerlik teşkil eden emsal Yargıtay 6. HD'nin 12.12.2024 tarih ve 2023/2139 Esas- 2024/4851 Karar sayılı kararda da görüleceği üzere taraflar arasında uyuşmazlık yaratan konuların çözümlenmesi için esas hakkında yargılamaya geçilmesi, teminat mektupları ile ilgili uyuşmazlığın da esas uyuşmazlık konuları çözümlendiğinde çözümlenmiş olacağının açık olduğunu, bununla birlikte teminat mektubunun paraya çevrilmesinin önlenmesi için davacı müvekkili şirket adına mahkemeden talep edilen tedbir kararından başkaca bir hukuki yol caiz olmadığını, müvekkilinin hukuki menfaatine ve taraflar arasındaki hukuki ilişkiye uyan, dava tarihinde mevcut riskleri bertaraf etmek adına başvurulabilecek en doğru ve tek hukuki yol olan tedbir talebinin, mahkemece göz ardı edildiğini, bu yönde bir talep yokmuş varsayımı ile hüküm verildiğini belirterek, mahkeme kararının kaldırılarak, taraflar arasında akdedilmiş 29/04/2021 tarihli Yakın Hava Savunma Sistemi (YHSS) Projesi Dönem-1 sözleşmesinin müvekkili şirket tarafından haklı sebeple feshedildiğinin tespitine, taraflar arasındaki muarazanın giderilmesine, davalıya sözleşme kapsamında teslim edilen teminat mektuplarının paraya çevrilme riski kuvvetle muhtemel olduğundan ve bu yönde ciddi ve kuvvetli bir endişe bulunması sebebiyle, ileride telafisi imkansız zararların doğmaması bakımından ve müvekkilinin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunduğundan HMK'nın 389 ve devam maddeleri uyarıca dava sonuçlanana kadar teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin tedbiren önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve ilgili bankaya bildirilmesini, Dairece bir hüküm verilmemesi halinde hukuka ve ihtiyati tedbir kurumunun özüne uygun değerlendirme yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan tespit ve muarazanın giderilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karara karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle dosya kapsamı itibariyle sözleşmenin davacı tarafça feshedildiği ve mahkemece davalı tarafça feshedildiğinin belirtilmiş olmasının maddi hataya dayalı olduğunun ve mahkemece verilen ihtiyati tedbirin reddi kararının istinaf denetiminden geçerek kesinleştiğinin anlaşılmasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,
2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı peşin alındığından başka harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 361. madde gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 08/09/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Üye
e-imzalıdır
Katip
e-imzalıdır
e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.