Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/113

Karar No

2025/169

Karar Tarihi

13 Şubat 2025

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ
Esas No: 2025/113 - Karar No:2025/169
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/113
KARAR NO : 2025/169

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R

BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 31/10/2018
NUMARASI : 2018/308 E-2018/754 K

DAVACI :
VEKİLLERİ
DAVALI :
DAVANIN KONUSU : Tanıma Ve Tenfiz (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 13/02/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 13/02/2025
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan tanıma ve tenfiz davasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması ve istinaf başvuru dilekçesinde adli yardım talebinde bulunulduğu anlaşılmakla, Dairemizce adli yardım talebinin reddine ilişkin kararın kesinleşmesi ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvuru harçlarının yatırılmaması nedeniyle ilk derece mahkemesince istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin kararının istinafı üzerine, Dairemizce verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararının Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nce onanması üzerine davalı ....AŞ vekilince yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm 2020/33252 başvuru numaralı dosyada 02/10/2024 tarihli karar ile Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmiş olmakla, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; müvekkilinin İsrail devletine bağlı havalimanlarının idaresinden sorumlu bir devlet kuruluşu olduğunu, İsrail'de faaliyet gösteren Ben Gurion Havalimanın yenilenmesi kapsamında 3. Terminale ilişkin işler 26 kaleme bölünerek ihale edildiği, bu ihalelerden iki adedinin davalı şirketin kazandığını, davalı şirket ile müvekkili arasında 03/08/1998 tarihinde Elektrik İşleri için, 14/09/1998 tarihinde ise Hava Hizmetleri Binasının inşaatı işleri için olmak üzere iki ayrı sözleşme yapıldığını, bir takım aksaklıklara rağmen davalının 2000 yılına kadar işlere devam ettiğini, işler devam ederken davalının bünyesinde bulunduğu şirketlere TMSF tarafından el konulduğu, bu nedenle davalı şirketin işi yapamaz hale geldiğini, havalimanı inşaatında fazla gecikme olmaması nedeniyle sözleşmenin müvekkili tarafından 08/11/2000 tarihinde fesih edildiğini, davalı şirketin yapması gereken işleri ihale ile başka şirketlere verdiğini, katlanmak zorunda kaldıkları ek maliyet süreçte yaşanan geç maliyet nedeniyle oluşan zararların tazmini amacıyla İsrail Tel-Aviv-Yafo Bölge Mahkemesine dava açtıklarırnı, davalı şirketinde karşı dava açtığını, yapılan yargılama neticesinde davalarının kabul edildiğini, davalı tarafın temyiz etmesi üzerine İsrail Yüksek Mahkemesi tarafından yapılan temyiz yargılaması neticesinde verilen karar ile Bölge Mahkemesinin kararı onanarak kesinleştiğini, öncelikle alacaklarının tahsili amacıyla ihtiyati tedbir mahiyetinde ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiklerini, sonuç olarak Tel-Aviv Yafo Bölge Mahkemesinin 1445-05 no'lu ve 02/02/2014 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı şirkete dava dilekçesi ve ön inceleme duruşma günü davalı şirketin ticaret sicilindeki adresine Tebligat Kanunu'nun 35.maddesine göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, yazılı cevap dilekçesi verilmemiştir.
Mahkemece 24/05/2017 tarih ve 2016/733 E- 2017/489 K sayılı kararı ile davanın kabulüne dair verilen kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 08/03/2018 tarih ve 2018/183 Esas- 2018/197 Karar sayılı kararı ile; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının HMK'nun 353/1-a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.
Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra yapılan yargılama sonucunda; davanın Yabancı mahkeme tarafından verilen kararın tenfizine ilişkin olduğu, Adalet Bakanlığı Uluslar Arası Hukuk Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne İsrail devleti ile karşılıklık ilişkisine dair yazılan müzekkere cevabının dosyaya konulduğu, Tel Aviv-Yafo Bölge Mahkemesinin 1445-05 nolu kararının Türkçe tercüme edilmiş halinin dosyaya kazandırıldığı ve ilamın sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararın tazmine ilişkin olup, alacak hükmünü içerdiği, tenfiz istenen yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olmadığı, Türkiye Cumhuriyeti ile İsrail devleti arasında mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin olarak karşılıklık ilkesinin uygulandığı, bu yöndeki dava şartının da gerçekleştiği, toplanan delillerin davacının Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilen şartları taşıdığı gerekçesiyle, davanın kabulüne dair karar verildiği, verilen karara karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nce 08/03/2018 tarih ve 2018/183 Esas- 2018/197 Karar sayılı kararla nispi harç alınması gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulüne ve mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilerek dosyanın gönderilmesi üzerine, kaldırma kararı doğrultusunda harcın ikmal edildiği, yeniden yapılan yargılama sırasında davalı vekilinin tenfiz istenen mahkeme kararının savunma hakkının kısıtlanması sebebiyle ve fiili karşılıklılık bulunmaması nedeni ile tenfiz şartlarını taşımadığı belirtilerek, yeniden araştırma yapılmasının talep edildiği, dosyaya sunulan Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 21/04/2017 tarih yazı ve ekindeki Dışişleri Bakanlığının 17/04/2009 tarihli yazı cevabına göre İsrail Mahkemelerinin Türk Mahkeme kararlarını fiilen tanıdığı, 5718 Sayılı Kanunu'nun 54/1 a maddesindeki şartın gerçekleştiği, diğer taraftan davalı taraf her ne kadar savunma hakkının kısıtlandığını iddia etmiş ise de, tenfizi istenen karar içeriğine göre davalı tarafın duruşmalara katıldığı, cevap hakkının tanındığı, savunmalarının mahkeme kararında değerlendirildiği gerekçesiyle, davalı tarafın bu iddiasının da yerinde görülmediği ve 5718 Sayılı Kanunu'nun 54/1-ç maddesindeki şartın mevcut olduğu, aynı Kanunu'nun 54. maddesindeki tenfiz şartlarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, İsrail ülkesi Tel-Aviv Yafo Bölge Mahkemesinin 02/02/2014 tarihli 1445-05 numaralı ve 21/03/2016 kesinleşme tarihli kararının tenfizine karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf başvurusunda; tenfizine karar verilen karara konu iddia edilen zarar tutarını müvekkili tarafından verilen teminat mektuplarının davacı tarafça tazmin ettirilmesi suretiyle fazlasıyla ödenmiş durumda olduğunu, usul ve yasaya aykırılık teşkil eden tenfizine karar verilen “Tel Aviv-Yafo Bölge Mahkemesi”nin kararının, tamamen siyasi saiklerle verilmiş olan ve gerçeği yansıtmayan, Türk Mahkemelerine göre bir mahkeme kararı niteliği taşımaktan uzak ve yanlı bir karar olduğunu, bahse konu kararda idarenin uğradığı zarar miktarının 25.000,00 YİŞ olarak tespit edildiğini ancak bahse konu iş kapsamında idarenin 4 adet teminat mektubunun tazmini (nakde çevrilmesi ile) ile toplam 34.026,613 YİŞ’i uhdesine geçirdiğini, başka bir deyişle uğradığı iddia edilen ve İsrail mahkemeleri tarafından karara bağlanan tazminat tutarının çok üstünde bir tutarın zaten teminat mektuplarının tazmin ettirilmesi suretiyle müvekkili şirketten tahsil edildiğini, müvekkili şirket tarafından davacıya verilen teminat mektuplarının ... A.Ş'ye ait 16.10.1998 tarih 351020898 no'lu, 12.08.1998 tarih 351019098 no'lu, 13.08.1999 tarih 351027099 no'lu ve ... A.Ş'ye ait 14.07.2000 tarih 1381536 no'lu teminat mektupları olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacının İsrail Mahkemesi kararında müvekkilinin yüklenimini yerine getirmediği yönündeki hatalı ve yanlı tespiti neticesinde davacının uğradığını iddia ettiği zarar tutarının, teminat mektuplarının tazmini ile fazlasıyla karşılandığını, tenfizine karar verilmesi için gerekli şartları taşımayan İsrail Mahkemesi kararının yerel mahkemece kesinleşmesi halinde, idarenin zaten teminat mektuplarının tazmini ile tahsil ettiği tutarların tekerrüre ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağını, müvekkilinin bu yüklü tutar altında mahvına yol açacağını, tanınması istenilen kararın HMK anlamında bir mahkeme kararı olmadığını, müvekkilinin yokluğunda siyasi saikler ile verilen Türk firmalarını cezalandırma amacı taşıyan yanlı ve mevzuatımızda kabul edilebilecek bir mahkeme ilamı olmaktan uzak bir karar olduğunu, İsrail Devleti Kamu Otoritesinin sözleşmeyi fesih gerekçesi olarak davacı şirketin ortaklarından ... ve bu ortağın hissedar olduğu ... hakkında Türk Devleti Mahkemelerinin yasaklamaları olduğu hususlarının ileri sürüldüğünü, gerekçenin hukuka uygunluktan uzak olduğunu, verilen teminat mektuplarının ...’tan alınmadığını ve işin finansmanı ile ilgili anılan banka ile herhangi bir sözleşme de yapılmadığını, tamamen bağımsız özel hukuk tüzel kişisi olan müvekkilinin konu dışı başka özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişilerin hukuki durumları gerekçe gösterilerek sözleşmenin fesih yolunu seçilmesinin evrensel hukuk kurallarına uyarlıktan uzak olduğunu, tenfizi istenen dosyada mahkemece alınan bilirkişi raporunda “Davacı, sözleşme uyarınca yükümlü olduklarını harfiyen getirmiştir. Davacının yapmış olduğu iş kusursuzdur ve belirlenmiş olan zaman çizelgesi içinde tamamlanmış, işi planlanandan önce bitirmiş, bunu da işçi sayısını başta planlanan sayısının üzerine çıkartarak yapmıştır.” tespiti ve gerçeğinin defalarca tekrarlandığını, yine İsrail Devleti Tel Aviv Bölge Mahkemesinin atadığı bilirkişinin hiç şüpheye yer vermeyecek derecede İsrail Kamu Otoritelerinin faaliyetlerinden kaynaklandığı ve yatırımcının faaliyetlerinden kaynaklanmadığını açıkça ortaya koyduğunu, nitekim müvekkilinin de dava konusu İsrail Havaalanları İdaresi ile yapmış olduğunu 04.08.1998 ve 11.08.1998 sayılı sözleşmeler ile Hava Tarafı Teminal Binası İnşaatı İşi ve Kara Tarafı Terminal Binası Elektrik İşi’nin yapımına başladığını ve sözleşmelere uygun olarak edimlerini yerine getirdiğini ancak İsrail Hükümetince gerek hakediş ödemeleri gerekse proje onayları konusunda sürekli müvekkilini zarara sokacak gecikme ve sıkıntılar yaratıldığını, nihayetinde de İsrail Devleti mahkemesi karar aşamasında Türk Devleti ile yaşanan siyasi krizi (Davos krizi) nedeniyle tamamen siyasi bir karar ile davayı müvekkili aleyhine sonuçlandırdığını, müvekkilinin tüm eleman ve yöneticilerinin vizelerinin iptal edilerek, şantiye alanındaki evrak ve belgelerine el konularak başlatılan yargı süreci sonucunda verilen kararın HMK’da tanımlandığı şekli ile bir mahkeme kararı olmadığını, Tel Aviv Yafo Bölge Mahkemesinde görülen davada Türk Devleti ile İsrail Devleti arasında devam eden gerginlik, siyasi ilişkilerdeki sıkıntılar nedeniyle İsrail Menşeili birçok firmanın da tepkisini çeken ihaleye ilişkin adil bir yargılama yapılmadan müvekkilinin haklarının adeta gasp edilerek karara çıktığını, tanıma/ tenfiz kararı alınabilmesi için gerekli olan şartlara bakıldığında, tenfizi istenen kararın mutlaka mahkeme veya hakem tarafından verilmesi ve mahkeme hükmü niteliği taşıması gerektiğinin açıkça düzenlendiğini, yine tenfiz kararı verilebilmesi için yabancı mahkeme tarafından usulüne uygun olarak karşı tarafa savunma hakkı verilmesi gerektiğini, MÖHUK 54.ç maddesi dikkate alındığında, o yer kanunlarınca, kendisine karşı tenfizi istenen kişinin hükmü veren mahkemeye, usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmişse, savunma hakkının ihlal edildiğinin kabulünün gerekeceğini, Tel Aviv- Yafo Bölge Mahkemesinin 1445-05 nolu 21.03.2016 tarili kararının Türk Hukuku’na göre uygun bir mahkeme kararı olmadığından, tanıma tenfiz kararına ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, huzurdaki davada da cevaba cevap dilekçesinin usulüne uygun olarak müvekkiline tebliğ edilmeden yerel mahkemece karar verildiğini, HMK'nun 136.maddesi gereğince cevaba cevap dilekçesinin tebliğ edilmesi ve ikinci cevap dilekçesi sunma hakkı sağlanması gerekirken, mahkemece cevaba cevap dilekçesinin 31.10.2018 tarihinde dosya karara çıktıktan sonra tebliğinin sağlandığını, yasal mevzuat gereğince kendilerine sağlanan ikinci cevap dilekçesi verme hakkının ortadan kaldırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflarınca yazılması talep edilen müzekkere taleplerinin mahkemece usul ve yasaya aykırı olarak reddedilerek, talep edilen müzekkereler yazılmadan/ deliller toplanmadan karar verildiğini, mahkemece verilen 2016/733 E- 2017/489 K sayılı kararın istinafına ilişkin dilekçede dava dilekçesinin ve gerekçeli karar tebligatının müvekkili şirketin eski adresine TK’nun 35.maddesine göre usulsüz bir şekilde yapıldığı ve müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığını hususunun belirtildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi'nce kamu düzeninden olan harç hususu yönünden istinaf başvurusunun kabul edilerek, mahkeme kararının kaldırıldığını, davacı tarafça harçların tamamlandığını, akabinde yargılamanın esasına ilişkin beyanlarında sunulan dilekçede müvekkilinin savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığının tespiti için Tel
Aviv Yafo Bölge Mahkemesi’nin 1445-05 nolu dosyasının T.C Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla celbinin sağlanması, mütekabiliyet şartının fiilen yerine getirilip getirilmediğinin tespiti açısından, T.C. İsrail Büyükelçiliği veya Konsolosluk vasıtası ile Türk mahkemesi kararlarının İsrail Devleti Mahkemelerinde tanıma tenfiz konusu olup olmadıklarının ve bu davaların kabul edilip edilmediğinin sorulmasının istenildiğini ancak mahkemece gerek yazılı gerekse 31.10.2018 tarihli celsede sözlü olarak talep edilen müzekkere taleplerinin “dosyada toplanan deliller dikkate alınarak” gerekçesi ile reddedildiğini ve bunun da usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece karar gerekçesinde "davalı taraf her ne kadar savunma hakkının kısıtlandığını iddia etmiş ise de" diyerek, savunma hakkının kısıtlanmadığına kanaat getirildiğini ve fakat anılan kanaatini "tenfizi istenen karar içeriğine" dayandırdığını, mahkeme dosyasının celbedilerek bu hususun incelenmesi gerekirken, sadece karar içeriğine dayanılarak savunma hakkının kısıtlanmadığına karar verilmesinin doğru olmadığını, yine dosyaya sunulan bilirkişi raporunun Tel Aviv Yafo Bölge Mahkemesi dosyasında olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğine yönelik de cevaba cevap dilekçesinde beyanları bulunmasına rağmen, müzekkere taleplerinin reddedilerek aleyhlerine hüküm kurulmasının açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine mütekabiliyet şartı hususunda ise mahkemece karar gerekçesinde “Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün 21.04.2017 tarih yazı ve ekindeki Dışişleri Bakanlığı’nın 17.04.2009 tarihli yazı cevabına göre; İsrail mahkemelerinin Türk Mahkeme kararlarını fiilen tanıdığı anlaşılmakla” gerekçesinin belirtildiğini ancak dosya kapsamında müvekkiline yapılan usulsüz tebligatlar ile müvekkilinin yokluğunda yapılan yargılama esnasında yapılan iş ve işlemlerin, keza Harçlar Kanunu'nun 30.maddesinde yer alan "Yargı işlemlerinden alınacak harçların ödenmedikçe, müteakip işlemler yapılmaz." hükmü karşısında, yargılamanın harçların yatırılması ile başladığı hususu da dikkate alındığında, müzekkere cevap tarihinden bu yana herhangi bir değişiklik olup olmadığının da tespiti bakımından, müzekkere taleplerinin kabulü ile T.C. İsrail Büyükelçiliği veya Konsolosluğu vasıtası ile Türk Mahkemesi kararlarının İsrail Devleti Mahkemelerinde tanınmasının fiilen gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin şüpheye yer vermeyecek şekilde tespiti gerekirken, mahkemece müzekkere taleplerinin reddedilerek aleyhe hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, adli yardım talebi yönünden ise 30.10.2000 tarihinde müvekkili şirketin de bünyesinde bulunduğu grubun bankası ... A.Ş'ye ihbar olunan TMSF tarafından el konulduğunu, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2001/254 D.iş sayılı kararı ile müvekkili şirketin tüm malvarlıklarına ihtiyati tedbir konulmasına karar verildiğini ve grubun diğer şirketleri ile müvekkili şirketin de TMSF denetimine tabi olup, imzalanan Finansal Yeniden Yapılandırma Sözleşmesi kapsamında TMSF'ye borç ödediğini, bu hususa ilişkin sözleşmenin sunulmasının yasak olması nedeniyle bu hususun ihbar olunan TMSF'den sorulması ile doğrulanabileceğini, diğer yandan müvekkili şirket aleyhine görülen Ankara 13. İcra Ceza Mahkemesi'nin 2010/213 Esas sayılı dosyası kapsamında düzenlenen icra kurulu bilirkişi raporu ile 2010 yılı itibariyle 182.446.357,54 TL borçlu bulunduğunu, "diğer yandan borçlu şirketin ve diğer ... Grubu şirketlerin finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi ile ... ve alacaklı 21 banka arasında imzalanan sözleşme gereği elde ettiği gelirlerin tümünü TMSF'ye ödedikleri tespit edilmiştir." tespitinin açıkça yapıldığını, müvekkili şirketin üzerine kayıtlı tek gayrimenkul üzerinde de ihtiyati tedbir, ipotek ve bolca haciz bulunduğunu, yine müvekkili şirket üzerinde kayıtlı araçlara ilişkin ekteki takyidat listeleri incelendiğinde, müvekkilinin pasiflerinin oldukça fazla olduğunun görüleceğini, sunulan bilgi ve belgelerden müvekkili şirketin milyon liralık meblağlarda bir harç ödemek durumunda bırakılmasının, müvekkilinin adil yargılanma hakkının elinden alınması anlamına geleceğini, nitelik Yargıtay 15.HD'nin 14.11.2014 tarih ve 2013/6713 E- 2014/6595 K sayılı Yargıtay kararı ışığında ortaya konulan adil yargılanma hakkının kısıtlanmamasına yönelik AİHS'ye aykırılık teşkil etmeme gerekliliği gözönüne alındığında, tüm mal varlıklarına el konulan bir şirketin 8.000,00 TL tutarında harç ödeme durumunda bırakılmasının açıkça orantısız olduğu kabul edilir iken, yukarıda mali durumu gösterilen müvekkili şirketten milyonlarca liralık istinaf harcı ödemesinin kendisinden beklenilmesinin kat be kat orantısızlık içereceğini ve AİHS'ye aykırılık teşkil edeceğini belirterek, müvekkili şirketin istinafa konu haksız karar ile karşı karşıya bırakıldığı ve ödeme olanağı hiç bir şekilde bulunmayan ve ödeyebilmesi kendisinden beklenmeyecek milyonlarca lira karar ve istinaf harcı yönünden adli yardım müessesinden yararlandırılmasına ve adli yardım talebinin kabulü ile istinaf başvurusunun kabulüne, akabinde duruşma açılarak yahut dosya üzerinden yapılacak inceleme ile haksız kararın kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, Tel Aviv - Yafo Bölge Mahkemesi tarafından verilen 02/02/2014 tarih ve 1445-05 sayılı kararın tanıma ve tenfizine ilişkindir.
Davacı ... tarafından davalı ... aleyhine Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/308 Esas sayılı dava dosyasında açılan (kaldırma kararından önceki esası 2016/733), İsrail Tel-Aviv-Yafo Bölge Mahkemesi'nin 02.02.2014 tarih ve 1445-05 no'lu 21.03.2016 kesinleşme tarihli kararının tanıma ve tenfizine ilişkin davada, Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31.10.2018 tarih ve 2018/308 Esas- 2018/754 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne dair verilen karara ilişkin davalı vekilince adli yardım talepli olarak istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine,
Dairemizin 06.02.2019 tarih ve 2019/191 Esas sayılı ara kararı ile adli yardım talebinin reddine karar verilmiş olup, davalı vekilinin bu ara karara yönelik itirazı üzerine dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesine üzerine yapılan incelemede, 26.02.2019 tarih ve 2019/1 D.iş- 2019/1 Karar sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmesi üzerine, Dairemizce istinaf harcının ikmali için 12.03.2019 tarih ve 2019/191 Esas- 2019/249 Karar sayılı ilamı ile mahalline geri çevirme kararı verildiği, mahal mahkemesince geri çevirme kararına uygun çıkarılan harç ikmaline ilişkin muhtıranın yerine getirilmemesi nedeniyle ilk derece mahkemesince 09.05.2019 tarih ve 2018/308 Esas- 2018/754 Karar sayılı ek karar ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine, Dairemizin 27.11.2019 tarih ve 2019/1130 Esas- 2019/1048 Karar sayılı ilamı ile davalı vekilinin 09/05/2019 tarih ve 2018/308 E- 2018/754 K sayılı ek karara ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Dairemizin 27.11.2019 tarih ve 2019/1130 Esas- 2019/1048 Karar sayılı kararının davalı vekilince adli yardım talepli olarak temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 06.02.2020 tarih ve 2020/257 Esas- 2020/332 Karar sayılı ilamı ile itiraz yolu açık olmak üzere adli yardım talebinin reddine karar verilmiş olup, karara davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi'nin 02.06.2020 tarih ve 2020/1 (Müteferrik) Esas ve Karar sayılı ilamı ile itirazın reddine karar verilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2020 tarih ve 2020/1531 Esas- 2020/1471 Karar sayılı ilamı ile temyiz harçlarının ikmali için geri çevirme kararı verildiği, Dairemizce harç ikmali için meşruhatlı davetiye çıkarıldığı ve temyiz harçlarının davalı vekilince yatırılması üzerine, dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'ne gönderilmiş olup, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2020 tarih ve 2020/42 Esas- 2020/452 Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin ek kararın onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Davalı ... vekilince Yargıtay onama kararından sonra süresi içinde Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 02.10.2024 gün ve 2020/33252 başvuru no'lu kararı ile "...yargılama mercilerinin başvucunun ekonomik ve sosyal durumuna ilişkin belgeleri yeterli görmediği gerekçesiyle adli yardım talebini reddederek istinaf kanun yoluna başvurma imkanını ortadan kaldırması suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin gözetilen meşru amaca ulaşma bakımından orantılı olmadığı, başvurucunun üzerinde aşırı bir külfet oluşturan bu müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşılmıştır." gerekçesiyle Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu, bu kapsamda kararın gönderildiği yargı merciilerince yapılması gereken işin, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesi'ni ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesi gerektiği belirtilerek, kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'ne iletilmek üzere Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir.
Mahal mahkemesince yargılamanın yenilenmesi için dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere istinaf formu düzenlenerek Dairemize gönderildiği, Dairemizin 2025/113 Esasına kaydedildiği anlaşılmakla, Dosya üzerinden yapılan incelemede;
Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin davanın kabulüne dair verilen 31.10.2018 tarih ve 2018/308 Esas- 2018/754 Karar sayılı kararına yönelik adli yardım talepli istinaf başvurusuna ilişkin, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararlarının bağlayıcılığı dikkate alınarak, adli yardım talebinin reddi ile istinaf kanun yoluna başvuru harçları ile yargılama giderlerinin ikmaline yönelik Dairemizce verilen ara kararlarda hak ihlali olduğu, bu nedenle istinaf incelemesi yönünden yargılamanın yenilenmesine ilişkin verilen kararın uygulanmasıyla, davalı vekilinin istinafa ilişkin adli yardım talebinin reddine yönelik Dairemizin 06.02.2019 tarih ve 2019/191 Esas sayılı ara kararının ve bu kapsamda mahal mahkemesinin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin 09.05.2019 tarih ve 2018/308 Esas- 2018/754 Karar sayılı ek kararın kaldırılmasına karar verilmiş, davalı vekilinin adli yardım talebinin kabulü ile Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 31.10.2018 tarih ve 2018/308 Esas- 2018/754 Karar sayılı kararına ilişkin davalı vekili tarafından yapılan istinaf kanun yoluna başvurusunun esastan yapılan incelemesinde;
İnceleme, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek ve HMK'nın 353.maddesi gereğince duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılmıştır.
Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle 6100 sayılı HMK’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi düzenlemesi uyarınca; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” basit yargılama usulüne tabi olup, aynı yasanın 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçesi verilemeyeceğinden ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 55. maddesi uyarınca, tanıma ve tenfiz davalarının basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanacağı hususu düzenlendiğinden davalı vekilinin ikinci cevap hakkı tanınmaması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin istinaf nedeninin yerinde olmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine oybirliğiyle, alınması gereken harç yönünden oy çokluğuyla karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 madde gereğince esastan reddine,
2-Davalı vekili tarafından yapılan adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğinden, davalı taraftan harç alınmasına yer olmadığına,
3-Adli yardım talebinin kabulü nedeniyle davalı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcı, 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, ek karar için yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcı ile 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, ek kararın temyiz incelemesi için yatırılan 44,40 TL ve 54,40 TL temyiz karar harcı, 218,50 TL ve 267,80 TL temyiz kanun yoluna başvurma harcının talep halinde davalıya iadesine,
4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nun 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere istinaf talebinin esastan reddi yönünden oybirliğiyle, harçlar yönünden oy çokluğu ile 13/02/2025 tarihinde karar verildi.

Başkan ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Üye ...
e-imzalıdır

Katip ...
e-imzalıdır
(karşı oy)
KARŞI OY

Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibin- de, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler (HMK 334/1). Adli yardım hükmün kesinleşmesine kadar devam eder ( HMK 335).
Adli yardım kararı yararlanan kişiye geçici bir muafiyet tanıdığından, adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir. Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir (HMK 339 ).
Somut olayda mahkemece yürütülen yargılama sonucunda davanın kabulü ile belirtilen yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmiş, davalı tarafça karar istinaf edilmiş, adli yardım talebinin reddine dair karara vaki itirazı da reddedilmekle istinaf karar harcının tamamlatılması için dosya mahkemesine iade edilmiş, davalı vekili belirttiği gerekçelerle adli yardım talebinin yeniden değerlendirilmesini, dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere BAM'a gönderilmesini talep ederek istinaf harcını tamamlamamış, mahkemece ek karar ile istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş, davalı tarafın ek karara ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Yargıtay ilgili dairesince adli yardım talebi itiraz yolu açık olmak üzere reddedilmiş ve bu karara yönelik itiraz da ilgili Yargıtay dairesi tarafından kesin olarak reddedilmiş ve çıkarılan muhtıra üzerine temyiz harcı ikmal edilmekle Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 16.09.2020 gün, 2042/2450 sayılı ilamıyla kararın onanmasına karar vermiş ise de; davalının bireysel başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi 02.10.2024 gün, 2020/33252 başvuru numaralı kararında belirtilen gerekçelerle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine, erişim hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Dairemize ve ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali ve yeniden yargılama yapılması kararı üzerine Dairemizce istinaf incelemesi yapılarak davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olmakla, HMK 339 madde gereğince ertelenmiş olan Harçlar Kanunu gereğince hesaplanacak istinaf karar ve başvurma harcının davalıdan tahsiline karar vermek gerektiğinden, adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiş olması nedeniyle davalıdan harç alınmasına yer olmadığı ile alınmış olan harçların bütünüyle davalıya iadesi hakkındaki "2-Davalı vekili tarafından yapılan adli yardım talebinin kabulüne karar verildiğinden, davalı taraftan harç alınmasına yer olmadığına, 3-Adli yardım talebinin kabulü nedeniyle davalı tarafından yatırılan 35,90 TL istinaf karar harcı, 98,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, ek karar için yatırılan 44,40 TL istinaf karar harcı ile 121,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, ek kararın temyiz incelemesi için yatırılan 44,40 TL ve 54,40 TL temyiz karar harcı, 218,50 TL ve 267,80 TL temyiz kanun yoluna başvurma harcının talep halinde davalıya iadesine" ilişkin kararlara, çoğunluk görüşüne katılmıyorum. 13.02.2025

Hâkim ...

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim