mahkeme 2025/1115 E. 2025/1573 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/1115
2025/1573
16 Eylül 2025
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1115 - 2025/1573
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/1115
KARAR NO : 2025/1573
KARAR TARİHİ : 16/09/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/02/2025
NUMARASI : 2011/161 Esas, 2025/116 Karar
DAVANIN KONUSU : Alacak
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı dahili davalı ... vekili Av. ..., davalı Tasfiye Halinde ... Havacılık Savunma Sanayi Danışmanlık Tic. Ltd Şti vekili Av. ..., dahili davalılar ... ve ... vekili Av. ..., davalı ... Terekesi tasfiye memuru ... tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:
Davalı Şirket tarafından istinaf kanun yoluna adli yardım talepli olarak başvurulması üzerine, 6100 sayılı HMK'nın 336. maddesinde düzenlenen "Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a yapılır" hükmü uyarınca yapılan inceleme sonucu, koşulları oluştuğundan HMK'nın 336/3 ve 337. maddeleri uyarınca adli yardım talebinin kabulüne karar verildi.
Dava, kurum zararı nedeniyle alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dahili davalı ... vekili Av. ... istinaf dilekçesinde özetle; miras bırakan davalı ...'ın ölüm tarihi olan 24/07/2018 tarihinde terekede herhangi bir malvarlığı bulunmadığından hakkında açılan davada haksız çıkması durumunda vefat olmasaydı da ileride bu borcu ödeme imkanı bulunmadığını, bu nedenle davalı müteveffanın terekesinin borca batık olduğunun kabulünün gerektiğini, tereke alacaklılarının miras bırakanın borcundan dolayı mirasçılar aleyhine açmış olduğu bir davada hükmi reddi ileri sürmesinin kanun ve yargı içtihatlarına göre mümkün olduğunu, böyle bir durumda mahkemenin görülmekte olan bir davada hükmi reddi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini HMK'nın 163. Maddesi ve devamı hükümlerine göre inceleyip çözüme kavuşması gerektiğini, terekenin borca batık olduğunun sonradan ortaya çıktığı durumlarda da TMK'nın 605/II maddesi uyarınca mirasın hükmen reddi geçerli olacağından bu konudaki itiraz ve beyanlarının mahkemece dikkate alınmasını talep ettiklerini, her ne kadar yerel mahkemece huzurdaki dosya kapsamında vermiş olduğu karar kesin nitelikte olmasa da, yerel mahkeme ilamı doğrultusunda muris ...'ın borca batık olduğu yönünde bir karine mevcut olduğunu, huzurdaki yerel mahkeme kararı doğrultusunda kesinleşmesi halindw bu dosyayı bekletici mesele yapan İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin davalı müvekkili ve diğer mirasçıları yönünden mirasın hükmen reddine ilişkin bir karar verdiği ihtimalde dahi söz konusu reddi miras dosyasının teknik olarak henüz kesinleşmiş olmayacağını, bu durumda da tazminat hükmüne ilişkin davacı tarafın hukuki aksiyona geçebilmesinin mümkün olacağını ve davalı müvekkili ile diğer davalılar açısından telafisi mümkün olmayacak bir hak kaybının gündeme gelebileceğini, Borçlar Kanunun 60. Maddesinde belirlenen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi olan 2011 yılından 7 yıl önce dolduğunu ve davacının haksız fiil nedeniyle tazminat davası açma hakkını kaybettiğini, bu nedenle davanın kanunda öngörülen kısa zamanaşımı süresi dolması nedeniyle de reddi gerektiğini, davanın 10 yıllık sürenin dolduğu tarihten yaklaşık 6 ay sonra 2011 yılı Nisan ayında açıldığını, ceza mahkemesinin verdiği kararın hukuk hakimi açısından bağlayıcı olduğundan 10 yılı aşan bir zamanaşımı söz konusu edilemeyeceğini, aleyhe olarak değerlendirilen 2 raporda dönemin ekonomik koşullarına hiç yer verilmeyerek peşin hükümlü bir yaklaşımla davalı müvekilinin hazineyi zarara uğrattığı ifade edildiğini, yerel mahkeme tarafından 2011 yılından 2025 yılına dek 53 celse duruşma yapıldığını, bu süre zarfında adeta davalı müvekkilinin davaya konu eylemleri nezdinde davacı hazineyi zarara uğrattığını ortaya koymak için çaba sarf edildiğini, zamanaşımı süreleri görmezden gelinerek davalı müvekkili aleyhine hüküm tesis edildiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davalı Tasfiye Halinde ... Havacılık Savunma Sanayi Danışmanlık Tic. Ltd Şti vekili Av. ... istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından dava konusu olaya ilişkin ayrı ayrı bilirkişi raporları aldırıldığını, yerel mahkeme tarafından ikinci alınan bilirkişi raporuna neden itibar edilmediğinin açık ve somut bir şekilde ortaya koyulmadığını, ikinci bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli daha elverişli ve tatmin edici olduğunu, bilirkişi raporunun dayanağı olan somut ve özel nedenlerin bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorunda olduğunu, bilirkişi raporunun aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmesi gerektiğini, ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetiminin mümkün olup hüküm kurmaya dayanak yapılabileceğini, kamunun zarara uğradığına ilişkin kesinleşmiş bir cezai mahkumiyet hükmü bulunmadığını, müvekkil şirketin sahibi olan ... hakkında Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince beraat kararı verildiğini, verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dolduğundan kamu davasının düşmesine karar verildiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dahili davalılar ... ve ... vekili Av. ... istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin babası ...'ın 24/07/2018 tarihinde vefat ettiğini, ruhsatlı silahları dışında herhangi bir malvarlığı bulunmadığını, aleyhinde yürütülen bir alacak davasından haberdar olmadıklarını, terekenin borca batık olduğunu bilmediklerinden ve borca batıklık da herhangi bir mahkemece tespit edilmediğinden, müteveffa ...'ın mirasını reddetmedikleri gibi kabul de etmediklerini, terekenin borca batık olduğunu konusunda davanın İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 2023/191 Esas sayılı ile derdest olduğunu, ilgili dosyada Sulh Hukuk Mahkemesi'ne ...'ın terekesinin iflas yolu ile tasfiyesi için ihbarda bulunulmasını talep ettiklerini, yerel mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, huzurdaki dava yönünden zamanaşımı ve hak düşürücü süreler yönünden de itirazda bulunduklarını, yerel mahkemece bu itirazlarının da dikkate alınmadığını, hem hukuki hem de cezai yönden zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin yerel mahkemece haksız ve hukuka aykırı şekilde göz ardı edildiğini, yerel mahkemece usul ve yasaya aykırı karar tesis edildiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davalı ... Terekesi Tasfiye memuru ... istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının gerekçe kısmında müteveffa aleyhinde usul ve yasaya aykırı olarak hüküm kurulduğunu, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucu beraat kararı verildiğini, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen karar ile 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dolduğundan kamu davasının düşmesine karar verildiğini, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Mahkemece, "...Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, davalı Tümg. ... 1.Hava İkmal Bakım Merkezi Komutanı ve Döner Sermaye Genel Müdürü olarak görev yaparken Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığı ile 28/09/2000 tarihli sözleşmeyi imzaladığı, sözleşmede malzeme tedarikçisi seçme sorumluluğu ve yetkisinin döner sermaye genel müdürlüğüne verildiği, davalı ...'ın daha önceden tanıdığı davalı ...'ın sahibi olduğu ... ...Ltd.Şti. ile malzeme tedarik sözleşmesi imzaladığı, mal alımına ilişkin olarak mevzuatta öngörüldüğü şekilde ihale yapılmadığı, bu şekilde tedarik edilen malzemeler yönünden ödenmesi gereken bedelden daha fazla bedel ödenmesine neden olmak suretiyle kamu zararına neden olunduğu, bu hususta yargılama aşmasında 3 farklı bilirkişi heyetinden bilirkişi raporu alındığı, birinci heyet raporunda kamu zararına neden olduğu saptamasına yer verildikten sonra uğranılan zararın hesaplanması gerektiğinin bildirildiği, uğranılan zararın saptanması dair ikinci bilirkişi heyetinden alınan bilirkişi raporunda kamu zararı oluşmadığına yönelik görüş bildirildiği, iki ayrı bilirkişi heyet raporları arasında çelişki oluşması üzerine çelişkinin giderilmesine yönelik üçüncü bilirkişi heyet raporunun alındığı ve netice itibariyle alınan üçüncü heyet bilirkişi raporunda kamu zararının oluştuğunun saptandığı, zarar miktarının hesaplanmasına yönelik olarak da davalı şirketten temine edilen 269 kalem malzemenin piyasadan 2.926.274,15 USD daha ucuza alınabilecekken Devlet İhale Kanunu'nda yer alan usullere aykırı olarak davalı firmadan alınarak davalı firmaya 2.926.274,15 USD fazla ödeme yapıldığı, davalı firmanın davacı idareden 401.505,95 USD alacağının bulunduğu, bu alacağın hesaplanan fiyat farkından düşülmesi gerektiği, ( 2.926.274,15 USD - 401.505,95 USD ) bahsi geçen düşüm yapıldığında ortaya çıkan rakamın 2.524.68,20 USD olduğu, dava konusu modernizasyon işine ilişkin 269 kalem malzeme dışında kalan malzeme kalemlerine ilişkin ihale açılıp fiyat tespiti yapılmadığından bu malzeme kalemlerinde de fiyat farkı oluşup oluşmadığına ilişkin herhangi bir hesaplama yapılamayacağı belirtildiği, dava dilekçesinde talep edilen zarara ilişkin olarak zikredilen miktarın 1.598.492,05 ABD doları olduğu, bilirkişi heyeti tarafından bir kısım alımı yapılan mallara ilişkin hesaplama yapılamamasına karşılık hesaplanan zarar bedelinin 2.524.68,20 ABD doları olduğundan dava dilekçesinde hesaplanan miktardan daha yüksek olduğu, az yukarıda açıklanan Askere Mahkeme kararında davalıların sebebiyet verdikleri kamu zararına ilişkin hükme yer verildiği, her ne kadar davalılar hakkında verilmiş bir ceza mahkumiyet kararı bulunmasa da ceza davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiş olduğu, nihayetinde davalıların suç işlemediklerine yönelik haklarında verilmiş bir beraat kararı bulunmadığı, denetime elverişli ve gerekçeli bulunan 02.01.2024 tarihli bilirkişi heyet raporu ile 29/10/2024 tarhli ek Bilirkişi heyet raporu hükme esas alınarak davalı ...'ın diğer davalılar ile birlikte usulsüz mal alımı yapılması sonucu kamu zararına sebebiyet verdiği ve oluşan kamu zararından davalıların birlikte sorumlu olduğu kanaatine varılarak davanın kabulüne yönelik aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir. Dahili Davalılar vekilleri müvekkillerinin devam eden mirasın reddi davaları bulunması nedeniyle şartlı hüküm kurulmasına yönelik talepler ileri sürmüş ise de HMK'nın 297/2 maddesi uyarınca talep edildiği şekilde şarta bağlı hüküm kurulması mümkün bulunmamıştır. (Yargıtay 10. H.D.nin 2024/12505 E.- 2024/12736 K. sayılı ilamı)..." gerekçesiyle yazılı olduğu üzere karar verilmiştir.
Davalı ... mirasçıları ... ve ...'ın Milli Savunma Bakanlığı aleyhine İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/619 esas sayılı dosyasına kayden açtıkları mirasın hükmen reddinin tespiti davasında İstanbul Bölge Adliyesi 6. Hukuk Dairesince 2021/1033 esas ve 2023/619 karar sayılı karar ile eldeki davanın kesinleşmesinin bekletici mesele yapılması gerektiğine karar verildiği ve diğer davalı ...'ın İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde aynı mahiyette açtığı davanın bu dava ile birleştirilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı yasal gerekçelere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamıyla uyumlu, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu kanaatine varılarak ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 178.996,03 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 89.807,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 89.188,33 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına,
3)İstinaf yoluna başvuran taraflarca yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4.maddesi gereğince;Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. Maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 16/09/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 16/09/2025
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.