mahkeme 2024/1868 E. 2026/13 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/1868
2026/13
2 Ocak 2026
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1868 - 2026/13
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/1868 Esas
KARAR NO : 2026/13
KARAR TARİHİ : 02/01/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 26/02/2024
NUMARASI : 2021/350 Esas, 2024/107 Karar
DAVANIN KONUSU : Tazminat
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı şirket vekili, istihkak davasının kabul edilmiş olmasının müvekkilinin kusurlu olduğu anlamına gelmeyeceğinden manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli olmadığını, Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama, davacı ve davalı olma hakkının düzenlendiğini, bu kapsamda hak arama özgürlüğünün kullanılması nedeniyle kişilik hakları zarara uğrasa bile üstün bir hak olan hak arama özgürlüğünün kullanılması nedeniyle zarar gören kişilerin manevi tazminat isteyemeyeceğini, müvekkilinin davacıya zarar vermek kastı ile hak arama özgürlüğünü kötüye kullanmadığını, yüksek yargı kararlarının bu yönde olduğunu, davacı şirketin haksız haciz sebebiyle zarara uğramadığını, davacının müspet zararından müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, haksız fiilde gerçek zarar ilkesinin geçerli olduğunu, davacının maddi zararını ispat etmesi gerektiğini, zararın davacı tarafça belirlenebilir olması sebebiyle kısmi ya da belirsiz alacak davası açamayacağını, davacı şirketin eski ortağı ...'nin sonrasında borçlu şirketin yetkili ve ortağı olduğunu, haciz sırasında davacı şirketin kusurlu olduğunu, haciz kasten yapılmadığından istihkak davasında müvekkili aleyhine inkar tazminatına hükmedilmediğini, istihkak davalarının maddi hukuk anlamında kesin hüküm teşkil ettiğini, istihkak davasında maddi zararın ispat edilmesi halinde bu zararın hüküm altın alınabildiğini, bu sebeple eldeki davanın reddi gerektiğini ileri ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır.
Dosya kapsamından, davalı şirket tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile dava dışı ... Tıbbi Cihazlar...Ltd.Şti., ... Medikal.. Ltd. Şti. ve ... adına icra takibi başlattığı, davacı şirkete ait iş yerinde haciz ve muhafaza işlemleri gerçekleştirildiği, davacı şirket yetkilisi tarafından haciz sırasında istihkak iddiasında bulunulduğu, davacı şirket tarafından İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesi 2015/525 Esas sayılı dosyasında açılan istihkak davası sonucu 05/03/2020 tarih 2020/268 Karar sayılı ilamı ile davanın kabulü ile haczedilen mallar üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına karar verildiği, kararın istinaf edilmeksizin 21/12/2020 tarihinde kesinleştiği, haczedilen malların yargılama aşamasında icra dairesince satışa çıkarılarak satıldığı anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık haksız hacizden, diğer bir deyişle haksız eylemden kaynaklanmaktadır.Yargıtay 4 Hukuk Dairesi'nin 06/12/2018 gün, 2016/10666 Esas, 2018/7714 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere ''...Haciz işleminin borçlu olmadığını bildiği kişi veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur...'' .
Haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, haksız haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat bakımından geçerli olup, manevi tazminat yönünden TBK’nın 49'ncu maddesindeki koşulların oluşması gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre haksız takip/haciz nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının icra takibinde kötü niyetli veya ağır kusurlu olması da gerekmektedir.
Somut olayda; haciz ve muhafaza işlemlerine karşı açılan istihkak davası sonucu malların davacı şirkete ait olduğuna karar verilmiş olmakla davalı şirket tarafından yapılan haciz işlemlerinin haksız olduğu sübuta ermiştir.
Haksız haciz ve muhafaza işlemleri nedeniyle davacı şirketin, işlerini yapamadığı, sözleşmelerden kaynaklanan edimlerini yerine getirebilmek adına başka şirketlere iş yaptırdığı sabit olup, bu sebeple uğranılan zarar ile haczedilen mallar satılıp İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesi'nin kararına rağmen teslim alınamadığından, malların ikinci el piyasa değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesi yerinde olduğu gibi, zararın belirlenmesi için alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, denetime elverişli olduğu ve hükme esas alınmasında isabetsizlik bulunmadığı, davacının istihkak davasında tazminat talep etmemiş olmasının bu dava ile tazminat talep etmesine engel bir yasal düzenleme de bulunmadığından davalının bu yönlere ilişkin istinaf talepleri yerinde görülmemiştir.
Haciz ve muhafaza işlemelerinin yapıldığı adres icra takibinde ya da takibe dayanak belgelerde gösterilen adreslerden değildir, haciz tutanağına göre ... adresine hacze çıkıldığı, ancak bu adres yerine davacı şirketin adresine hacze gidildiği, el yazısı ile haciz tutanağına davacı şirket adresi yazıldığı, bu adrese gidilme nedeninin açıklanmadığı, bu adresin borçlu şirketlerle ilgisi bulunduğunun ispatlanamadığı, davacının faaliyetlerini yerine getiremeyecek şekilde haciz ve muhafaza işlemleri yapıldığı, bu işlemlerde ağır kusurlu davranıldığı, yapılan haciz ve muhafaza işlemeleri ile davacı şirketin ticari itibarı zedelendiği, kişisel değer niteliğinde olan ticari itibar tüzel kişiler yönünden kişilik hakkı kapsamında bulunduğundan, basiretli tacir gibi davranmayan davalının davacı şirketin uğradığı manevi zararı gidermekle yükümlü olduğu ve manevi tazminat ödetilmesi koşullarının oluştuğu kabul edilerek yerel mahkemece davacı yararına bir miktar manevi tazminata hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Manevi tazminatın miktarına gelince; kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi hükmü uyarınca manevi tazminat adı altında bir miktar para ödetilmesini isteyebilir. Hâkim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken aynı Kanunun 51. maddesi uyarınca durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önünde tutmalıdır. Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi hükmüdür. Bu kapsamda manevi tazminatın miktarı belirlenirken tarafların kusur oranı, sıfatı, statüsü, sosyal ve ekonomik durumları ile eylemin işleniş biçimi ve yöntemi dikkate alınmalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenler karar gerekçesinde objektif olarak gösterilmelidir. Manevi tazminat adı altında hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek nitelikte olmalı fakat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmediği unutulmamalıdır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Somut olayın özellikleri, tarafların sıfatı, konumu, kusurun ağırlığı ve TBK’nın 58. maddesi hükmünde belirtilen ilkeler gözetildiğinde hüküm altına alınan manevi tazminat tutarının da yerinde olduğu kanaatine varıldığından davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf nedenlerinin de reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davalı tarafın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli 22.796,91TL istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 5.699,23TL harcın mahsubu ile bakiye 17.097,68TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
3)İstinaf yoluna başvuran davalı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 02/01/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/01/2026
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.