Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2025/304

Karar No

2026/70

Karar Tarihi

6 Şubat 2026

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2025/304 Esas 2026/70 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2025/304
KARAR NO : 2026/70

TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR

BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...

İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : KONYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/09/2017
NUMARASI : 2014/787 Esas 2017/711 Karar

DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak
DAVA TARİHİ : 11/06/2009
KARAR TARİHİ : 06/02/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 06/02/2026

Taraflar arasındaki şirket ortağı olunmadığının tespiti ve alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı şirket vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 28/05/2019 tarih ve 2018/263 Esas 2019/708 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 17/02/2020 tarih ve 2019/3927 Esas 2020/1565 Karar sayılı ilamı ile bozulması üzerine Dairemizin 29/12/2020 tarih ve 2020/563 Esas 2020/1453 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 31/05/2021 tarih ve 2021/2575 Esas 2021/4569 Karar sayılı onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü 2022/37957 başvuru numaralı dosyada 28/11/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının yetkilileri tarafından paranın istendiği an geri alınabileceği ve yüksek oranda kar verileceği taahhüdü ile nakit para topladığını, müvekkilinin bu beyanlara güvenerek ortaklık durum belgesi karşılığında davalılara 93.900,00 DM yatırdığını, davalıların dolandırmak kastıyla birçok kişiyi kandırarak bir takım belgeler karşılığı şirket kayıtlarına geçirdiğini, hukuken ortaklığın kabul edilemeyeceğini, davalıların müvekkilinin uğradığı zarardan sorumlu olduğunu belirterek geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 93.900,00 DM karşılığı şimdilik 5.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili şirket arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, hile iddiasının hukuki değeri olmadığını, zamanaşımı sürelerinin dolduğunu, davacının delil olarak dayandığı belgedeki imzaların müvekkili şirket yetkililerine ait olmadığını, taraflar arasında yabancı paranın aynen ödeneceği konusunda yapılmış bir anlaşma olmadığını, davacının iddia ettiği bedeli değil şirket kayıtlarında ortaklık pay bedeli olarak gözüken ortaklık payını yatırdığını, müvekkili ...'ın TTK 336.maddesi uyarınca sorumlu tutulamayacağını bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; taraflar arasında hukuken geçerli bir ortaklık ilişkisinin olmadığı, hükümsüz bir ilişkinin varlığı halinde hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresinden söz edilemeyeceği, davalının bu yöndeki itirazlarına itibar edilmediği, yargılama aşamasında davalı vekilinin davacıya herhangi bir hisse senedi satılmadığı, davacının elinde hisse senedi var ise bunun üçüncü kişilerden alınmış olabileceği, davacının ne zaman ortaklık sıfatını kazandığını bilmediklerini bildirdiği, davacının iddiasının yüksek faiz ve kar karşılığı dilediği an parasını geri alabileceği vaadi ile davalıya para verdiğine ilişkin olduğu, ortaklık durum belgeleri ve makbuzların para verildiği anlamında delil değil ise de ortaklık durum belgelerinin nakit hanelerinde bir kısım hisse senedinin şirkete iadesi karşılığı davacının nakit para aldığının yazılı olması halinde bu bedelin davacı alacağından düşürülmesi gerektiği, davacının dayandığı ortaklık durum belgelerinin nakit hanesinde 803 DM yazılı olduğu, emsal Yargıtay kararları uyarınca davaya konu hisse senetlerinin nominal bedellerinin düşürülmesinin mümkün görülmediği, davada öncelikli talep şirket ortağı olunmadığının tespiti olması nedeniyle davanın kabulü halinde aynı anda ifa kuralı gereğince tarafların karşılıklı olarak aldıklarını birbirlerine iade etmekten sorumlu olduklarının söylenemeyeceği davalıların SPK'ya sundukları tahsilat dağılım listelerinin davacı lehine delil niteliği taşıdığı, anılan listelerde davacı tarafından davalı şirkete toplam 41.192,00 EURO ödendiğinin yer aldığı, bu şekli ile davalı şirketin ortaklardan hisse karşılığı olarak listelerde yer alan tutarları aldığının kabulü gerektiği, listelerin davalı tarafından tek taraflı olarak düzenlenen belgeler olması nedeniyle davacı taraf aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceği, dava dilekçesinde davacının davalı şirkete 93.900,00 DM verdiğini belirttiği, bu miktarın 48.010,00 Euro'ya tekabül ettiği, SPK listesinde yeralan miktarın esas alınması gerektiği, davalının haksız fiil teşkil eden uygulamaları karşısında yemin delili hakkında bir işlem yapılmadığı, davalı lehine olan 1 Euro 2,17 TL efektif satış kurunun esas alınacağı, bu bedelden ortaklık durum belgesinin nakit hanesi nedeniyle 411,00 Euro'nun mahsup edileceği, bu durumda davacının bakiye 40.781,00 Euro alacağı kaldığı, davacının TL olarak tahsil talebinde bulunduğu, alacak TL'ye çevrildiğinde 88.494,77 TL'ye tekabül ettiği, davacının davadaki netice talebinin ise 5.000,00 TL olduğu, şirketin eylemi nedeniyle şirket yöneticisi olan diğer davalının da sorumluluğunun bulunduğu, davalının aldığı paraları iade etmesi gerektiği, davalıların dava tarihi itibarıyla temerrüte düştükleri gerekçesiyle davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, alacak davasının kabulüne, 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yıllık %27 ve değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılarca geri alma taahhüdünün verildiğine ilişkin hiçbir somut delil bulunmadığını, aksi düşünülse bile ortaklık ilişkisinin mi yoksa geri alma taahhüdünün mü hükümsüz olduğu konusunda ayrım yapılmadığını, mahkemenin ortaklık ilişkisinin hükümsüz olduğuna dair kabulünün hiçbir delile dayanmadığını, hükümsüzlük ve buna bağlı tazminat talebinin zaman aşımı yönünden sonuçlarının aynı olmadığı, haksız fiil tazminat talebinde iyi niyete aykırılığın ortadan kalkmayacağına ilişkin yaklaşımın hukuki olmadığını, dürüstlük kuralına aykırılık iddiasının somut delile dayanmadığını, zamanaşımı kuralların yasaya aykırı bir şekilde ortadan kaldırıldığını, SPK listelerinin yanlış değerlendirildiğini, mahkemenin davacının hile ve haksız fiil iddialarını ispat ettiğine yönelik kabulünün hatalı olduğunu, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığına yönelik tespitin yerinde olmadığını, davacının yedinde bulunduğu iddia edilen hisse senetlerinin davalı şirkete iadesine karar verilmemesinin hatalı olduğunu, mahkemece SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerinin hatalı değerlendirildiğini, celbi gereken belgeler toplanmadan karar verildiğini, yemin delilini kullanma haklarının engellendiğini, isticvap istemlerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini, davacının talebi olmadığı halde hükmedilen alacağın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verildiğini, yasal faiz yerine avans faizine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hesaplama yapılırken davacının talebini TL'ye dönüştürdüğü ihtarname tarihindeki kurun esas alınması gerektiğini, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin tüm davalılara verilmesinin hatalı olduğunu, davalı ...'ın davada vekil ile temsil edilmediğini, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmadığını bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve davalı şirkete ödenen paranın tahsili istemlerine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Davalı şirket pay defteri sureti, yargılama aşamasında hukukçu, işletme ve mali müşavir bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetinden alınan 29/05/2012 tarihli bilirkişi raporu, mali müşavir bilirkişiden alınan 07/10/2015 tarihli bilirkişi raporu, hukukçu, sosyal bilimler öğretim üyesi, hukukçu bilirkişilerden alınan 20/09/2013 tarihli bilirkişi heyeti kök, 14/07/2014 tarihli ek rapor, mali müşavir bilirkişiden alınan 30/09/2010 tarihli rapor, keşif tutanakları, 23/03/2000 tarihli ortaklık durum belgesi, davacı tarafından aynı alacağa ilişkin olarak davalılara gönderilen 07/08/2007 tarihli ihtarname sureti dosya içerisinde yer almaktadır.
Davacı istinabe yolu ile ise davalı tarafından teklif edilen yemini eda etmiştir.
Davacı yan davalılara 07/08/2007 tarihli ihtarname ile 93.900,00 DM (48.010,30 Euro)'nun karşılığı olan 85.065,00 TL'nin en yüksek faizi ile birlikte ödenmesini ihtaren bildirmiştir.
Davacı vekili 07/03/2017 tarihli celsede imza incelemesi yapılmasını istemediklerini, davalı tarafından sunulan belgelerdeki imzaya itirazlarının olmadığını beyan etmiştir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulü ile davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yıllık %27 ve değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine dair karara karşı davalı şirket vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 28/05/2019 tarih 2018/236 Esas 2019/708 Karar sayılı kararıyla davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının davalı şirket yönünden kaldırılmasına, davanın kabulüne, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, 5.000,00 TL'nin dava tarihi olan 11/06/2009 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %27 ve değişen oranlarda avans faizi ile birlikte, ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkında hükmettiği tutar ile müteselsil sorumlu olarak ve tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine dair karara karşı davalı şirket vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/02/2020 tarih 2019/3927 Esas 2020/1565 Karar sayılı kararıyla taraf iddia ve savunmalarının SPK'nun 16. Maddesi ve 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında 3332 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi kapsamında değerlendirilerek sonucuna uygun karar vermek üzere Dairemiz kararının bozulmasına karar verildiği, anılan bozma kararı üzerine bu kez Dairemizin 29/12/2020 tarih 2020/563 Esas 2020/1452 Karar sayılı kararıyla gerekçede davalı ... vasisi tarafından herhangi bir istinaf başvurusu yapılmadığından, davalı ... yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığı belirtildikten sonra, davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, 3332 sayılı Kanunun geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına hükmedildiği, Dairemiz kararına karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05/09/2022 tarih 2022/353 Esas 2022/5408 Karar sayılı ilamı ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onandığı, kararın kesinleştiği görülmüştür.
Kararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm 2022/37957 başvuru numaralı dosyada 28/11/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosyanın yeniden incelenmesi sonucu yapılan değerlendirmede;
Davanın geldiği aşama ve uzun yargılama süreci ile tarafların tüm delillerinin dosyada olduğu, istinaf istimine ilişkin yargılamada sadece bozma gereğince zorunlu olarak duruşma açıldığı, istinaf incelemesinin duruşma gereksinimi duyulmadan gerçekleştirildiği gözetilerek 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2. maddesi kapsamında dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olduğundan duruşma açılmamıştır. Taraflara yargılamaya yeniden başlandığı tebliğ edilmiştir.

Davacı yan eldeki davada, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine belge karşılığında davalıya para verdiğini, kısa bir süre sonra parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, ... Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, davacının şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirketin ve davalı şirket yöneticisinin zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 5.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıdan "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para tahsil edilip edilmediği, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığı, davacının davalı şirketin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullanıp kullanmadığı, şirket ortağı değil ise davacının zarar miktarı, zararın davalıdan talep edilip edilemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır.
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 28.05.2010 tarih 7573 sayılı nüshasının 209. Sayfasının incelenmesinde; davalı ... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. nin ünvanının ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştirildiği ve yine Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 17/07/2012 tarih ve 8113 sayılı nüshasının 105-110. sayfalarına göre de yeni ünvanı ile davalı ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. nin ... Holding A.Ş. nin bünyesine girerek ... Holding A.Ş. ne devredilmesi suretiyle birleştirildiği anlaşılmıştır.
Yine davacı, davalı ile arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığını iddia etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/4603 Esas, 2016/6789 karar sayılı ilamında 2015/15419 Esas 2016/4922 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere;
... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan hisse senetleri geçersiz olup hiçbir değer taşımayacağından ortaklığa dayanak alınamayacağı gibi nominal değer atfedilerek düşüm yapılmamıştır.
Davalı şirket vekilinin istinaf sebepleri arasında göstermiş olduğu zaman aşımı ve hak düşürücü süre yönünden iddialarının incelenmesinde;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01/04/2021 gün ve 2018/(22)9-1116 esas ve 2021/396 karar sayılı kararında ".... 91. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
92. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.
93. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usuli kazanılmış hak değer taşımayacaktır.
94. Bunun gibi bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkında bir değeri kalmayacaktır. HGK'nın 12.03.1997 tarihli ve 1997/7-975 E., 1997/196 K. ile 06.11.1996 tarihli ve 1996/17-561 E., 1997/744 K. sayılı kararlarında bu hususa vurgu yapılmıştır.
95. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. ile 30.01.2013 tarihli ve 2012/1-683 E.,2013/165 K. sayılı kararları).
96. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu husus 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı YİBK'da "...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,..." şeklinde ifade edilmiştir.
97. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile de usuli kazanılmış hak doğmaz.
106. V. Hukuki güvenlik:
107. Diğer yandan Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri bulunmaktadır.
108. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında ise “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır..
109. Nitekim Anayasa Mahkemesinin (AYM) 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve 2013/1752 başvuru numaralı kararında "... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…” şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.
110. Anayasa Mahkemesi bu kararında ve başkaca bir çok kararında “hukuki güvenlik ilkesinin” hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre hukuk devletinde hukuk güvenliğini sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut kanunlara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.
111. Başka bir anlatımla hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere bu ilke ile bağlı olduğu da açıktır.
112. Hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünü olduğundan, devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir.
113. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ile yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır.
114. Nitekim Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında "...Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir…” şeklinde belirlilik ilkesinden ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır.
115. Anayasa Mahkemesi, “hukuki güvenlik ilkesinin öngörülebilirliği” sağlayan işleviyle hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hem devlet hem de toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”, “kurumsal” ve “işlevsel” güvenceleri birlikte sağlayacağını kabul etmektedir.
116. Yine Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında “…Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır..." hususlarına vurgu yapılmıştır.
117. Aynı kararda "...Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır..." ifadelerine yer verilmiştir.
Gerekçesi hukuki güvenlik ilkesinin önemini açıklamaktadır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi somut dosya ile benzer uyuşmazlıklarda uzun süredir davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile kararlar vermiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... (...) hakkında açılan davalara ilişkin olan 2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı ilamında,
"Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmış, her iki kamu davasında da zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırma kararları verilmiştir. (Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.03.2011 gün ve 2007/155 E.-2011/127 K. sayılı kamu davasının düşürülmesine dair kararı Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 21.11.2012 gün ve 2012/13279 E.-44069 K. sayılı kararı ile onanmış, Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.11.2006 gün ve 2003/145 E.-2006/323 K. sayılı beraat kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 31.12.2007 gün ve 2007/4622 E.-9553 K. sayılı kararı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur). Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düzenlenen iddianamede ve dayanak 07.09.1999 tarihli denetim raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ... Holding A.Ş. ve ... İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic. A.Ş.'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarına göre şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir.
BK'nın 53. maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamaz. Ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta da mahkemece bu husus nazara alınarak, ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacılar tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacıların uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması, her bir davalının hukuki durumunun ve davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi gereklidir.
Ancak davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta uygulanması gerekli herhangi bir hak düşürücü sürenin bulunmadığı belirtilmelidir. Bu noktada üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacılardan "Ortaklık Durum Belgesi" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Burada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nın 235 ve HMK'nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesçe bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalıların faizin haram olduğu kavramından hareketle yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paraların geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır.
Bu itibarla, mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığa uygulanması gereken herhangi bir hak düşürücü sürenin bulunmadığının nazara alınması ve davalı tarafın yerinde olmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmesi gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak, davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış" gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Zaman içerisinde Yargıtay 11 HD emsal kararlarında bu görüşünü korumuş ve zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğuna ilişkin derece mahkemesi kararlarına karşı yapılan temyiz itirazlarını red etmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Daires'nin 2017/5293 Esas 2018/3499 Karar, 2017/5296 Esas 2018/3498 Karar, 2017/5297 Esas 2018/3497 Karar, 2018/5674 Esas 2019/1590 Karar, 2018/1685 Esas 2019/625 Karar, 2018/524 Esas 2019/377 Karar, 2018/517 Esas 2019/374 Karar, 2018/508 Esas 2019/372 Karar sayılı ilamları). Zaman içerisindeki anılan kararlar ile bu husus Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından yerleşik içtihat haline getirilmiştir.
Öte yandan niteliği itibarı ile somut olaya benzer davalarda da (..., ..., ... Yatırmı..) Yargıtay 11. Hukuk Dairesi zamanaşımı savunmasının ileri sürülmesini dürüstlük kuralın aykırı bulmuş ve;
"Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.
Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacılardan "Ortaklık Durum Belgesi" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paraların geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır." gerekçesine yer vererek bu görüşünü yerleşik içtihat haline getirmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/9030 Esas 2018/2444 Karar, 2017/1180 Esas 2018/3234 Karar, 2016/8035 Esas 2017/2870 Karar, 2016/13808 Esas 2018/7111 Karar, 2017/2446 Esas 2019/1414 Karar, 2016/6553 Esas 2017/7297 Karar, 2013/13293 Esas 2014/15076 Karar sayılı istikrar kazanmış emsal içtihatları (...), 2012/11248 Esas 2013/14690 Karar (...), 2014/4717 Esas 2014/7735 Karar (...) 2016/119 Esas 2016/5924 Karar (... Yatırım A.Ş.) sayılı ilamları).
Yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi gerek ... (...) gerekse benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda uzun süredir davalının zamanaşımını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile esasa ilişkin kararları inceleyip bozma ve onama kararları vermiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zaman içinde esasa ilişkin araştırma yönünden bozma kararları verdiği dosyalar da mevcuttur.
Off-Shore hesaplarına ilişkin Yargıtay İBK kararı hakkın kötüye kullanılmasına ilişkin değerlendirme içermediğinden Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zaman aşımının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu yönündeki istikrarlı içtihatları gözetilmiştir.
Somut olayda, davalı şirketin davacının şirketin ortağı bulunduğunu belirtmesine rağmen davacının yatırmış olduğu paranın istendiği an kendisine geri ödeneceğini inandırıp, davacı üzerinde güven telkin ettiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı da gözetildiğinde davalının davada zaman aşımı süresinin dolduğu yönündeki itirazının TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gibi yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin önceki tüm uygulamalarında da davalı yanın zaman aşımı savunması TMK'nun 2. maddesi kapsamında reddedilerek istikrar haline getirdiği içtihatlardan aksine gerekçe yazarak dönemeyeceği gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi işbu tazmina davası da yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince davalı yanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazının reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir
Bundan başka, davacı yan kandırıldığını ileri sürmekte, davalı ise davacının şirket ortağı olduğunu ileri sürüp, TTK hükümlerine göre hak talep edemeyeceğini savunmakla birlikte zamanaşımı savunması da yapmaktadırlar. Çelişkili davranış yasağının tipik örneğini oluşturan anılan savunma kendi içerisinde tutarlılık içermediğinden kötüniyetli olarak davacının hak talebinin ortak sıfatı ile perdelenmesi gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Davada öncelikli olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sonuçlandırılması gerekir ki zamanaşımı savunması üzerinde durulabilsin. Diğer bir anlatımla davacının davalı şirketin ortağı olmadığına dair bir hukuki saptama yapıldıktan sonra davacıdan tahsil edilen para hakkında hüküm verilebilsin. Davacı davalının savunmasındaki gibi ortak ise zaten TTK hükümlerine tabi olacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin 2018/36174 bireysel başvuru ve 15/02/2023 tarihli sayılı kararında "...58. Yukarıda değinildiği üzere bir hukuk sisteminde çeşitli sebeplerle yargı içtihatlarında farklılıkların oluşabilmesi doğaldır. Esas itibarıyla hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama yetkisine sahip olan derece mahkemelerinin içtihat değişikliğine gitmiş olması da -bunu yeterince gerekçelendirdikleri sürece- tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilemez. Ancak bu yargısal içtihat farklılıklarının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerini zedelememesi için en önemli görev yüksek mahkemelere düşmektedir. Yüksek mahkemeler, yargı sistemine olan güveni sağlamak amacıyla aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikteki mekanizmaları çalıştırarak söz konusu içtihat farklılıklarını ortadan kaldırmalıdır. Yargılamanın hakkaniyeti bağlamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundan söz edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecek içtihat farklılığının giderilmesidir(Nuran Erdoğan, § 53)." gerekçesi ile hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından değerlendirme yaparak ilkeleri ortaya koymuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığına dair istikrarlı kararlarının davacılar üzerinde oluşturduğu hukuki güven göz önüne alınmalı ve korunmalıdır. Yüksek Mahkemenin içtihatları geliştirmesi ve değiştirmesi yaşayan hukukta kaçınılmaz bir süreç olmakla birlikte anılan süreç hukuk güvenliği ilkesi ile uyumlu olmalıdır.
Davalı şirket vekilinin ilk derece mahkemesince yemin delilini ve isticvap kullanma hakkının engellendiğine yönelik istinaf itirazına gelindiğinde;
HMK'nun 225. ve devamı maddelerinde yeminin HMK'nun 169. ve devamı maddelerinde ise isticvabın düzenlendiği, bu düzenlemeler dikkate alındığında ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kuruluna yapmış oldukları bildirim sonucu Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'ler yine dosya içerisinde bulunan belgelerin incelenmesi sonucunda davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı şirket pay defteri tutarak pay defterinde isim geçen tüm şirket ortaklarını Sermaye Piyasası Kuruluna bildirdiği, Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'lerin bilirkişi heyeti tarafından inceleme sonucu; davacının davalı şirkete ödemeler yaptığı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin benzer dava dosyalarındaki emsal içtihatlara göre Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriklerine göre davacıdan tahsilat yapılmış ise yapılan tahsilatların davacıya iadesi gerektiğinin tespit edildiği bu hale göre davacının davalarını Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriği, pay defteri, ortaklık durum belgesi ile ispatlandığından davanın temelini oluşturan vakıaların SPK'nın 2000 tarihli raporu ile davalı şirketlerce SPK'ya yazılan yazı ve CD içeriklerine göre belirlenmiş olmakla davacının bu aşamada isticvap edilmesine de gerek bulunmadığı, ayrıca davalının haksız fiil teşkil eden uygulamaları karşısında yeminin sonuca etkisi olmayacağı anlaşılmıştır. Kaldı ki yargılama aşamasında davacı isticvap edildiği gibi davalı tarafından teklif edilen yemini de eda etmiştir. Bu durum karşısında davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.
Davalı şirket vekilinin davanın reddi gerektiği, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması yönündeki istinaf sebeplerinin incelenmesinde ise;
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 28/09/2017 tarih 2016/5199 esas 2017/4830 karar sayılı ilamında ... "Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, bu toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta Esenboğa Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde ...'a ait çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, ...'un imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmiş olması karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır." şeklinde olup, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında belirtildiği ve Dairemizinde kabulünde olduğu üzere davalı Şirketlerin birleşmesi ve kayda alınmasına yönelik olarak Sermaye Piyasası Kuruluna verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazılarda ortak olunan şirketlere yönelik hisse, bu şirketlere bildirilen adres ve kimlik listesi, ortakların almış oldukları hisseleri kimden aldıkları, ortaklara yapılan tediyeler ile ortaklardan yapılan tahsilat dağılımına yönelik listeler sunulduğu, davalı şirketlerce ilk derece mahkemesince kendilerine verilen kesin süre içerisinde hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup, vs. yöntemler ile yapılan araştırmalar sonucu tespit edildiğinin tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediği iddia edilmiş ise de bu yönde dosyaya davalı şirketlerce herhangi bir yazılı bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan bir kısım belgenin ise fotokopi olup aslının dosyaya ibraz edilmediği gibi, 14/09/2000 tarihli Sermaye Piyasası Kurulu denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemler ile yurt dışından para toplandığı ve toplanan paraların davalılar tarafından kayda alınmış olduğu, bu hale göre davalı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde birlikte hareket ederek para toplamak amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal işlenmiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para toplayıp, para tahsil edilen ortakların düşük nominal bedeller ile şeklen ortak gibi gösterildiği, paranın istenilmesi durumunda ise paranın ortaklara iade edilmediği, böylece taraflar arasında gerçek bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, davalı şirketlerce Sermaye Piyasası Kuruluna yazılan 30 ve 31 sayılı yazılar ve ekinde ki listeler ile CD'ler incelenmek suretiyle davacılardan herhangi bir tahsilat yapılıp yapılmadığı, tahsilat yapılmış ise davacıya herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek hisse senetlerinin nominal bedeli de düşülmeden iadesi gerekeceği, ilk derece mahkemesince mali müşavir bilirkişiden alınan raporda belirtildiği üzere davacının SPK'nın 31/03/2014 tarihli yazısı ekinde yer alan CD'lerde davalı tarafından davacıdan 41.192,00 Euro tahsilat yapıldığının kayıtlı bulunduğu, herhangi bir tediye kaydının ise yer almadığını, bilirkişi raporuna göre davacıdan toplam 41.192,00 Euro tahsilat yapıldığı, dava dilekçesinde davacının davalıya verdiğini iddia ettiği 93.900,00 DM Euro DM paritesi gözetilerek Euroya çevrildiğinde 48.010,00 Euroya isabet ettiği, bu durumda davacı yanın talebinde yer alan miktar SPK listesinde yer alan miktarı aştığından SPK listesinde yer alan tahsilat miktarının hesaplamada dikkate alınması gerektiği, davacının talebini TL cinsinden olduğu, dava dilekçesindeki efektif satış kuru 2,17 TL olup, bu kurun davalı lehine olduğu, ortaklık durum belgesinin nakit hanesi nedeniyle 411,00 Euro mahsup edildiğinde davacının bakiye 40.781,00 Euro alacağı kaldığı, bakiye alacak 1 Euro 2,17 TL kur üzerinden TL'ye çevrildiğinde davacının 88.494,77 TL alacağı bulunduğu, davacı talebinin ise 5.000,00 TL olduğu, talebin aşılamayacağı, davacının davalı şirketin ortağı olmadığı tespit edildiğinden davalıların anılan bedelden sorumlu olduğu, talebin aşılamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne yönelik ilk derece mahkemesi kararında Euro kurunun tespiti ve bu tespit doğrultusunda hesaplama yapılmasına ilişkin gerekçe dışında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davalı şirket vekilinin davacının ödeme ve hile iddiasını ispat edemediği, müvekkili tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerine yanlış anlam verildiği yönündeki istinaf başvurularının reddi gerekmiştir.
Öte yandan dava dilekçesinde davalı şirkete ödenen bedelin faizi ile birlikte davalılardan tahsili talep edilmiş, mahkemece de taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı tespit edilerek hisse senetlerinin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmamış ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları da dikkate alındığında davacının elinde olduğu iddia edilen hisse senetlerinin hukuki geçerliliğinin bulunmadığından bu yöndeki davalı şirket vekilinin istinaf başvurusuna da itibar edilmemiştir.
Davalı şirket vekili davacının talebi olmadığı halde hükmedilen alacağın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verildiğine yönelik istinaf itirazında bulunmuştur. Dava dilekçesinde davacı yan talep ettiği alacağın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ettiği gibi yargılama aşamasında 18/09/2017 tarihli celsede aynı yönde talepte bulunmuş olup, davalı şirket vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının dosya içeriğine uygun görülmemiştir.
Davalı şirket vekilinin yasal faiz yerine avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğuna yönelik istinaf itirazına gelindiğinde, davacı yan davalı şirkete ortak olmak amacıyla ve istendiği an iade edileceğinin taahhüt edilmesi üzerine davalı yana para ödediğini iddia ederek iş bu davayı açmış, dava dilekçesinde talep edilen alacağın avans faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir. Bu durumda davalı yana ödeme yapılmasının şirkete ortak olunması amacını taşıdığı gözetilerek hüküm altına alınan alacağın avans faizi işletilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davalı şirket vekilinin taraf teşkilinin sağlanmadığına ve davalı ... vekille temsil edilmediği halde müvekkilleri yararına hükmedilen vekalet ücretinin tüm davalılara verilmesinin isabetsiz olduğuna yönelik istinaf itirazlarına gelindiğinde; yargılama aşamasında dava dilekçesinin davalılara usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davalı ... vekilinin dosyaya cevap dilekçesi sunduğu, anılan davalının yargılama aşamasında vesayet altına alındığı, karar başlığında ismi yer alan anılan davalı vasisine gerekçeli kararın usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, vasinin istinaf yoluna başvurmadığı, davalı ...'ın yargılamanın bir aşamasında vekille temsil edildiği, hüküm altına alınan vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine yönelik mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından bu yöndeki istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir.
Davalı şirket vekili hesaplama yapılırken davacının talebini TL'ye dönüştürdüğü ihtarname tarihindeki kurun esas alınması gerektiğine yönelik istinaf itirazında bulunmuştur. Davacı vekili dava dilekçesinde, 93.900,00 DM verdiğini, bu miktardan şimdilik 5.000,00 TL alacağın davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Somut olayda davacı yan davalıya DM cinsinden ödeme yapmıştır. Davacının alacak talebi ise TL cinsindendir. Davacının yapılan yargılama sonunda tespit edilen bakiye Euro alacağı, davacının TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihinde davacı yanca dava dilekçesinde yapılan hesaplamadaki kur üzerinden TL'ye çevrilmiştir. Davacı yan dava tarihinden önce ise 07/08/2007 tarihli ihtarnamesi ile davalılardan ödenen 93.900,00 DM (48.010,30 Euro)'nun karşılığı olan 85.065,00 TL'nin en yüksek faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir. Bir başka anlatımla davacı yan ihtarname tarihi itibarıyla tüm alacağının TL cinsinden karşılığını belirtmek suretiyle tercih hakkını ihtarname tarihindeki Euro kuru olarak kullanmıştır. İhtarname tarihindeki Merkez Bankası Euro satış kuru ise 1,75 TL'dir. Bu durumda mahkemece gerekçede yapılan hesaplama sonucu tespit edilen bakiye 40.781,00 Euro alacağın 1 Euro 1,75 TL kur üzerinden hesaplanarak davacının bakiye 71.366,75 TL alacağı kaldığı hesaplanmak suretiyle taleple bağlı kalınarak 5.000,00 TL alacağın yazılı şekilde hüküm altına alınması gerekirken, yanılgılı gerekçe ile dava tarihindeki kur esas alınarak hesaplama yapılıp bu hesap doğrultusunda davacının bakiye alacağına ilişkin gerekçe oluşturulmasında isabet görülmemiştir.
Davalı ... hakkında ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen 2014/787 Esas 2017/711 Karar sayılı davanın kabulüne ilişkin karara karşı anılan davalı vasisi/tereke temsilcisi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmadığı gibi, davacı vekilinin de istinaf başvurusu bulunmamaktadır. Bu durum gözetilerek davalı ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen karar kesinleştiğinden anılan davalı hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmamıştır.
Tüm bu nedenlerle davalı ... hakkında ilk derece mahkemesi kararı kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, davalı şirket hakkında açılan davanın kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davalı ... hakkında ilk derece mahkemesince verilen karar kesinleştiğinden anılan davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına,
2-Davalı şirket hakkında açılan davanın KABULÜNE,
3-Davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine,
4-5.000,00 TL'nin dava tarihi olan 11/06/2009 tarihinden itibaren yıllık %27 ve değişen oranlarda hesaplanacak avans faizi ile birlikte, ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkında hükmettiği tutar ile müteselsil sorumlu olarak ve tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
5-Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcına karşılık peşin alınan 15,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 716,40 TL harcın ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkında hükmettiği tutar ile müteselsil sorumlu olarak ve tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı şirketten alınarak Hazine’ye gelir kaydına,
6-Yargılama giderinden ayrı olarak davacı tarafın peşinen karşıladığı 15,60 TL başvuru harcı ve 15,60 TL peşin harç olmak üzere toplam 31,20 TL harcın ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkında hükmettiği tutar ile müteselsil sorumlu olarak ve tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacının yaptığı 100,00 TL davetiye gideri, 148,55 TL keşif harcı gideri, 2.250,00 TL bilirkişi ücreti ve 50,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.548,55 TL yargılama giderinin ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkında hükmettiği tutar ile müteselsil sorumlu olarak ve tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
8-Davalı şirketin yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
9-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince kabul edilen miktara göre davacı taraf yararına takdir ve hesaplanan 5.000,00 TL vekalet ücretinin, ilk derece mahkemesinin davalı ... hakkında hükmettiği tutar ile müteselsil sorumlu olarak ve tahsilde tekerrür olmamak üzere davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine,
10-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
B)1-Davalı şirketin peşin yatırdığı 85,38 TL nispi istinaf karar harcının talep halinde anılan davalıya iadesine,
2-İstinaf aşamasında davalı şirket tarafından yapılan yargılama giderinin davadaki haklılık durumu ve kararın kaldırma gerekçesi gözetilerek davalı üzerinde bırakılmasına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 06/02/2026

Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi - ...
... ... ... ...

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim