mahkeme 2024/653 E. 2024/962 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/653
2024/962
24 Eylül 2024
T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 2024/653 Esas 2024/962 Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/653
KARAR NO : 2024/962
TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR
İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : KONYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 25/02/2020
NUMARASI : 2019/547 Esas 2020/349 Karar
DAVACI :
VEKİLİ
DAVALILAR :
DAVA : Alacak
DAVA TARİHİ : 10/09/2015
KARAR TARİHİ : 24/09/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 24/09/2024
Taraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın karar verilmesine yer olmadığına yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekili ile davalı ... A.Ş. vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizce verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesince bozulması üzerine duruşma açılarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı tarafın davalı tarafa para verdiğini, davalı şirket temsilcileri tarafından para yatırılırken, yatırılan para karşılığında yüksek kazanç elde edeceği ve yatırdığı paranın istendiğinde kendisine iade edileceği konusunda güven telkin edildiğini, davacının yatırdığı paraları geri istediğinde paranın iade edilmediğini iddia ederek, müvekkili ile davalılar arasında eski TTK, BK, SPK ve sair mevzuata aykırı olarak kurulan ilişkinin hükümsüzlüğüne, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinden tahsil edilen 14.667,69 Euro(28.687,50 DEM)'nun tahsil tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/A maddesi uyarınca devlet bankalarının yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddianın gerçek olmadığını, TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin ve şirketin kendi paylarını geri almasının mümkün olmadığını, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, bankacılık mevzuatına dayanarak herhangi bir mevduat toplamadığı gibi bunun da mümkün olmadığını, zamanaşımı sürelerinin geçtiğini, davacının Türkiye’de mutad meskeni olmadığını, teminat yatırılması gerektiğini bildirerek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Karanamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41 maddesi ile yasal düzenleme yapıldığı ve 07/12/2019 tarih ve 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren" "25/03/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 3182 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 sayılı Bankalar Kanunun da Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'a" eklenen Geçici 4/2.maddesi gereğince davalılar hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece davalılardan ... yönünden hüküm kurulmamasının HMK'ya aykırı olduğu gibi, ...'ın bir şahıs olarak 7194 sayılı kanun kapsamında yer almasının mümkün olmadığını, 25/03/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanunununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4.madde gereğince ...'ın 7194 sayılı yasa kapsamında olmasının mümkün olmadığını, müvekkili lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi edilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve Anayasanın 152. Ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanununun 40.maddesine göre dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesini ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davanın geri bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... A.Ş. vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece kesin hüküm itirazları yönünden olumlu olumsuz bir değerlendirme yapılmadığını, kesin hükmün dava şartı olup davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerektiğini, mahkeme aksi kanaatte ise davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerektiğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili ile davalı şirket vekilinin istinaf yoluna başvurması üzerine Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sonunda, davacı ve davalı şirket vekillerinin istinaf başvurusunun kamu düzeni de gözetilerek kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı şirket hakkındaki davanın 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetleri yönünden kesin hüküm dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, davalı şirket hakkında 138672 seri numaralı 1 adet hisse ve 138680 numaralı 1 adet hisse senetlerine ilişkin açılan dava ile diğer davalı ... hakkında 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse, 138673 seri numaralı 1 hisse, 138672 seri numaralı 1 adet hisse ve 138680 numaralı 1 adet hisse senetlerine ilişkin davada 3332 sayılı yasanın geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacı vekilinin temyiz yoluna başvurması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 04/03/2024 tarih ve 2023/2517 Esas 2024/1675 Karar sayılı kararı ile;
"....1.Davanın kesin hükümden reddedilen kısmına yönelik temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olduğundan davacı vekilinin davanın kesin hükümden reddedilen kısmına yönelik temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Davanın kesin hükümden reddedilen kısmı dışındaki alacağa ve davalı ...'a yönelik davaya ilişkin olarak uygulanan 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 18.05.2023 tarihli ve 2020/11 E. 2023/98 K. sayılı iptal kararı ile Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince 7194 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi kapsamında verilen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararın yasal dayanağı ortadan kalkmış olmakla tarafların iddia ve savunmaları ile ilk itirazları değerlendirilerek kesin hükümden reddedilen kısım dışındaki davanın esası hakkında bir karar verilmek üzere Bölge Adliye Mahkemesi kararının resen bozulmasına karar vermek gerekmiştir...
..." gerekçesiyle bozularak dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda somut olaya gelince,
Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/35 Esas 2016/930 Karar sayılı dosyası, dava konusu hisse senetleri, Federal Almanya Cumhuriyeti Ravenburg Asliye Hukuk Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 12/07/2012 tarih, 2 O 507/10 karar sayılı kararı, Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı kararı vs deliller dosya arasında mevcuttur.
Davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesinde;
Somut olayda davacı ... tarafından Federal Almanya Cumhuriyeti Ravenburg Asliye Hukuk Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin 12/07/2012 tarih, 2 O 507/10 karar sayılı dosyasında davalılar ... Holding A.Ş. Ve ... aleyhine, sözleşmenin imzalandığı sırada davalı tarafından yatırdığı parayı her zaman geri ödeneceği garantisi verilmek suretiyle davalı tarafından aldatıldığını ileri sürerek 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisseye ilişkin hisse senetlerine 10/10/1998 tarihinde ve öncesinde satın alınan davalı şirket hisselerinin bedelinin iadesi istemiyle açılan davada yabancı mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, kararın davalı şirket tarafından temyiz edilmesi üzerine Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararının davalı şirket yönünden kaldırılarak davalı şirket hakkındaki davanın reddine karar verildiği, davalı ... yönünden bir hüküm tesis edilmediği, Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı kararı 04/11/2015 tarihinde kesinleştiği dosya içeriğiyle sabittir.
Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/35 Esas 2016/930 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; dosyamız davalısı şirket tarafından Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı kararının tanınması talebi ile açılan davada mahkemece davanın kabulüne ve Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı kararının tanınmasına dair verilen kararın 08/05/2017 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
5718 sayılı MÖHUK'un 50/1. maddesi gereğince, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Aynı Kanunu'nun 58. maddesi gereğince, yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın, karşılıklı işlem şartı hariç, tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Yine aynı Kanunun 59. maddesi gereğince yabancı ilamın kesin hüküm veya kesin delil etkisi yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder. Bu nedenle, yabancı mahkemelerden verilmiş olup da henüz Türk mahkemesince tanınıp tenfiz edilmemiş bir yabancı karar, Türk mahkemeleri önündeki bir davada kesin hüküm itirazına konu yapılamaz. Türk mahkemesince tanınıp tenfiz edilen yabancı mahkeme kararı, Türk hukuku bakımından kesin hüküm oluşturur. Buna bağlı olarak tanınıp, tenfiz edilen yabancı mahkeme kararı, aynı konudaki uyuşmazlığın tekrar Türk mahkemelerinde görülmesini engelleyecektir.
6100 sayılı HMK'nun 303/1 maddesi uyarınca "bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için her iki davanın taraflarının dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir" hükmünü içermekte olup, kesin hüküm HMK'nun 114/1-i maddesi gereğince olumsuz dava şartlarındandır.
Bu nedenledir ki kesin hüküm itirazı, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve mahkemenin de, davanın her aşamasında kesin hükmün varlığını kendiliğinden gözetip, davayı kesin hükümden (dava şartı yokluğundan) reddetmesi gerekir.
Hemen belirtilmelidir ki kesin hüküm, şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hüküm, sözü edilen karara karşı artık bütün olağan yasa yollarının kapandığı anlamına gelir. Bazı son kararlar verildikleri anda kesindirler (Örneğin HUMK. m. 427; HMK. m. 361). Yasa yolu açık olan bir karar, yasa yoluna başvurma süresi geçmekle de kesinleşir. Öte yandan, temyiz yolu açık olan bir karar temyiz edilip sonuçta onanmış ve karar düzeltme süresi geçirilmişse, ya da karar düzeltme yoluna gidilip de bu istem reddedilmişse veyahut yasa yoluna başvurmaktan feragat edilmişse verilen hüküm şekli anlamda kesinleşir. Bir hüküm bir kere şekli anlamda kesinleşirse, artık bu hükme karşı, olağan yasa yollarına başvurulamaz. Bir kararın maddi anlamda kesinleşmesi için öncelikle şekli anlamda kesinleşmesi gerekir.
Maddi anlamda kesin hükmün ilk koşulu, her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması; ikinci koşulu müddeabihin aynılığı; üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Kesin hükmün ikinci koşulu olan müddeabih, dava konusu yapılmış olan hak, yani dava ile elde edilmek istenilen sonuçtur. Önceki dava ile yeni davanın müddeabihlerinin (konularının) aynı olup olmadığını anlamak için hakimin, eski davada verilen kararın hüküm fıkrası ile yeni davada ileri sürülen talep sonucunu karşılaştırması gerekir. Eski ve yeni davanın konusu olan maddi şeyler fiziki bakımdan aynı olsa bile, bu şeyler üzerinde talep olunan haklar değişikse, müddeabihler aynı değil demektir. Kesin hükmün üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır. Dava sebebi, hukuki sebep olmayıp, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Öyle ise; her iki davanın da dayandığı maddi vakıalar (olaylar) aynı ise, diğer iki koşulun da bulunması halinde kesin hükmün bulunduğundan söz edilebilir. 6100 sayılı HMK’nun 303/1.maddesi de, “Bir davaya ait şekli anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir.” şeklinde benzer bir tanımı içermektedir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/21-30 E. 2003/57 K.; 23.02.2005 gün ve 2005/21-66 E. 2005/93 K.; 03.03.2010 gün ve 2010/11-75 E. 2010/121 K.; 08.12.2010 gün ve 2010/1-602 E. 2010/643 K.; 02.11.2011 gün ve 2011/2-561 E. 2011/668 K. sayılı ilamlarında da vurgulanmıştır. Mahkemeler, aynı konuda, aynı dava sebebine dayanarak, aynı taraflar hakkında verilmiş olan bir kesin hüküm ile bağlıdırlar; aynı davayı bir daha (yeniden) inceleyemezler ve aynı konuya ilişkin yeni bir davada, önceki davada verilmiş olan kesin hüküm ile bağlıdırlar (Baki Kuru, a.ge., C. V, s. 5051- 5053).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince, Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı dosyasında davalı ... Holding A.Ş.'ye karşı 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetlerinin bedelinin tahsili talebiyle açılan davanın reddine ilişkin yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ilişkin davalı şirket tarafından davacı aleyhine açılan davada Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08/11/2016 tarih 2016/35 Esas 2016/930 Karar sayılı kararıyla davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tanınmasına karar verilmiş olup, işbu karar istinaf edilmeksizin 08/05/2017 tarihinde kesinleşmiştir.
Bu durumda, Stutgart Yüksek Eyalet Mahkemesinin 30/04/2014 tarih ve 5 U 145/12 sayılı dosyasında 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetlerinin bedelinin tahsili talebiyle açılan ve reddedilen, Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08/11/2016 tarih 2016/35 Esas 2016/930 Karar sayılı dosyasında tanınan dosyanın davacısı ile davalısının, dava sebebinin ve 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetleri yönünden konusunun eldeki davanın davacısı ve davalı şirket ile, konusu ve sebebiyle aynı olduğu anlaşıldığından MÖHUK'un 59, HMK'nın 303.maddesi gereğince 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetleri yönünden kesin hüküm dava şartı yokluğu nedeniyle davanın davalı şirket hakkında usulden reddine karar verilmesi gerekmiştir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14/05/2018 tarih ve 2017/4863 Esas 2018/3504 Karar sayılı içtihatı).
İşbu davada ise 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetlerine ilaveten 138677 seri numaralı 1 hisse ve 138680 seri numaralı 1 hisse senetlerinin de bedellerinin tahsili talep edilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere davalı şirket yönünden 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetleri yönünden kesin hüküm dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi gerekmiştir.
Davalı şirket hakkındaki 138677 seri numaralı 1 hisse ve 138680 seri numaralı 1 hisse senetlere ilişkin alacak davası ile diğer davalı ... hakkında açılan davaya ilişkin değerlendirme yapılmasına gelindiğinde;
Davalı vekilinin istinaf sebepleri arasında göstermiş oldukları, zaman aşımı ve hak düşürücü süre yönünden iddialarının incelenmesinde;
Somut olayda, davalı şirketin davacının şirketin ortağı bulunduğunu belirtmesine rağmen davacının yatırmış olduğu paranın istendiği an kendisine geri ödeneceğini inandırıp, davacı üzerinde güven telkin ettiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı da gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada zaman aşımı süresinin dolduğu, ıslahın süresinde yapılmadığı yönündeki itirazının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gibi işbu alacak davasının da yasal süre içerisinde açıldığı gibi ıslahın da süresinde yapıldığı, ayrıca hak düşürücü süre iddiası da yerinde değildir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 14/12/2017 tarih 2016/6553 esas 2017/7297 karar sayılı, aynı Dairenin 02/10/2014 tarih 2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı istikrar kazanmış emsal içtihatları). Bu nedenle ilk derece mahkemesince davalı vekilinin yapmış olduğu zaman aşımı def'inin reddine ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin önceki tüm uygulamalarında zaman aşımı savunması TMK'nun 2.maddesi kapsamında reddedilerek istikrar haline getirdiği içtihatlardan da somut olaya TMK'nun 2.maddesi değerlendirilemeyeceğinden içtihatları hususunda gerekçe yazarak dönemeyeceği gözetildiğinde davacının açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi işbu alacak davası da yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince davalı yanın zamanaşımı itirazının reddi gerekmiştir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15/05/2017 tarih ve 2016/8035 Esas 2017/2870 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 15/11/2018 tarihli ve 2016/13808 Esas 2018/7111 Karar sayılı ilamı, 21/02/2019 tarih ve 2017/2446 Esas ve 2019/1414 Karar sayılı ilamı).
Davalı vekilinin davanın reddi gerektiğine ilişkin istinaf sebeplerinin incelenmesinde ise;
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 28/09/2017 tarih 2016/5199 esas 2017/4830 karar sayılı ilamında ... "Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, bu toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta Esenboğa Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde ...'a ait çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, ...'un imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmiş olması karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır." şeklinde olup, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında belirtildiği ve Dairemizinde kabulünde olduğu üzere davalı Şirketlerin birleşmesi ve kayda alınmasına yönelik olarak Sermaye Piyasası Kuruluna verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazılarda ortak olunan şirketlere yönelik hisse, bu şirketlere bildirilen adres ve kimlik listesi, ortakların almış oldukları hisseleri kimden aldıkları, ortaklara yapılan tediyeler ile ortaklardan yapılan tahsilat dağılımına yönelik listeler sunulduğu, davalı şirketlerce ilk derece mahkemesince kendilerine verilen kesin süre içerisinde hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup, vs. yöntemler ile yapılan araştırmalar sonucu tespit edildiğinin tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediği iddia edilmiş ise de bu yönde dosyaya davalı şirketlerce herhangi bir yazılı bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan bir kısım belgenin ise fotokopi olup aslının dosyaya ibraz edilmediği gibi CD-1, 1.liste ve CD-2, 2.listede davacının 440 adet hissesinin bulunduğu, yine CD-3, 2.listede davacının davalı şirkete 10/10/1998 tarihinde 10.121 Euro, 22/01/1999 tarihinde 5.521 Euro olmak üzere toplam 15.642 Euro para yatırdığı, davacının ayrıca CD-3 11.listede ortak olarak isminin bulunduğu, dosyada bulunan Ortaklık Durum Belgesine göre davacının davalı şirkette 360 adet hissesinin bulunduğu, söz konusu hisselerden dava konusu olmayan 15 adedinin 615 Euro karşılığında dava dışı şirkete devredildiği, davacının dava dilekçesinde ki talebi 14.667,69 Euro olmakla ve dava konusu hisselerin toplam 425 adet olup, Dairemizce yapılan hesaplamada 1 adet hisse bedelinin 34,51 Euro olduğu, dava konusu hisselerden 423 adedi yönünden yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın kesin hüküm nedeniyle reddi gerektiği, davalı şirket yönünden kesin hüküm teşkil etmeyen 138672 seri numaralı 1 adet hisse ve 138680 numaralı 1 adet hisse senetlerine ilişkin davada davacının davalı şirketten 69,02 Euro talep edilebileceği, davalı ...'ın ise, kesin hüküm teşkil eden mahkeme ilamında taraf olmaması karşısında dava konusu tüm hisse bedellerinden sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Öte yandan dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve 14.667,69 Euro'nun faizi ile birlikte davalıdan tahsili talep edilmiş, mahkemecede taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiş ve hisse senetlerinin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmamış ise de Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları da dikkate alındığında davacının elinde olduğu iddia edilen hisse senetlerinin hukuki geçerliliğinin bulunmadığından bu yöndeki davalı vekilinin istinaf başvurusuna da itibar edilmemiştir. (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/05/2016 tarih ve 2015/15419 esas 2016/4922 karar sayılı içtihatı).
Davacının haksız fiil tarihi olan paranın yatırılma tarihinden itibaren faiz isteme hakkına sahip olduğu gözetilerek dava konusu miktarların davalı şirkete ödendiği tarihten itibaren faiz işletilmesine karar vermek gerekmiştir.
Tüm bu nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kamu düzenine aykırılık ve yasa nedeniyle kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davacı ve davalı şirket vekillerinin istinaf başvurusunun kamu düzeni de gözetilerek KABULÜNE,
2-Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/02/2020 tarih ve 2019/547 Esas 2020/349 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
B)1-Davalı şirket hakkındaki davanın 091526 seri numaralı 400 hisse, 023986 seri numaralı 20 hisse, 170685 seri numaralı 2 hisse ve 138673 seri numaralı 1 hisse senetleri yönünden kesin hüküm dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
2-Davalı şirket hakkında 138672 seri numaralı 1 adet hisse ve 138680 numaralı 1 adet hisse senetlerine ilişkin açılan davanın kabulüne,
3-Davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine,
4- 69,02 Euro'nun ödeme tarihi olan 10/10/1998 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince (davacının talebi de nazara alınarak) Devlet Bankalarının EURO cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte davalı ... A.Ş.'den alınarak (davalı ... terekesi yönünden hükmedilen miktarda tahsilde tekerrür olmamak üzere ve müteselsilen) davacı tarafa verilmesine,
C)1-Diğer davalı ... hakkında açılan davanın kabulü ile 14.667,69 Euro'nun 10.121 Euro'suna 10/10/1998 tarihinden itibaren, 4.546,69 Euro'suna ise 22/01/1999 tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4/a maddesi gereğince (davacının talebi de nazara alınarak) Devlet Bankalarının EURO cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizi ile birlikte davalı ... terekesinden alınarak (davalı ... A.Ş.' yönünden hükmedilen miktarda tahsilde tekerrür olmamak üzere ve müteselsilen) davacı tarafa verilmesine,
3-Alınması gerekli olan 3.356,53 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 842,92 TL harçtan mahsubu ile 2.513,61 TL harcın davalılardan müteselsilen (davalı ...'ın harcın tümünden, davalı şirketin ise 231,21 TL'sinden sorumlu olmak üzere) alınarak davacıya verilmesine,
4-Davacı tarafından yapılan 285,30 TL tebligat ve dosya gönderme ücreti ile 2.250,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 2.535,30 TL yargılama giderinin davalılardan müteselsilen (davalı ...'ın yargılama giderinin tümünden, davalı şirketin ise 5,07 TL'sinden sorumlu olmak üzere) şirketten alınarak davacıya verilmesine,
5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince takdir olunan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davalı ...'ın vekalet ücretinin tümünden, davalı şirketin ise 232,60 TL vekalet ücretinden sorumlu olmak üzere davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
6-Artan gider avansı olması halinde karar kesinleştiğinde ve talepleri halinde yatırana iadesine,
D)1-Davacı tarafından yatırılan 90,30 TL istinaf karar harcının davalı şirketten tahsili ile davacıya iadesine,
2-Davacı tarafından istinaf aşamasında posta ve tebligat gideri yatırılmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
E)1-Davalı şirket tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,
2-Davalı şirketin istinaf aşamasında yapmış olduğu yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
3-İstinaf incelemesi sırasında açılan duruşma bozma ilamı gereği olduğundan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/03/2021 tarih ve 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı emsal içtihadı da gözetilerek davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dair, davalı vekilinin yüzüne karşı, davacı vekilinin yokluğunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.
24/09/2024
Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -
Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.