mahkeme 2023/23 E. 2025/901 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2023/23

Karar No

2025/901

Karar Tarihi

11 Eylül 2025

T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi 202 Esas 2025/ Karar
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
21.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/23
KARAR NO : 2025/901

TÜRK MİLLETİ ADINA
KARAR

İNCELENEN DOSYANIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/10/2022
NUMARASI : 2020/538 Esas 2022/765 Karar

DAVA : İtirazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 27/10/2020

KARAR TARİHİ : 11/09/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 11/09/2025

Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalı ... vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı bankanın ... şubesi ile davalı ... ... Enerji Üretim A.Ş. arasında genel kredi sözleşmesi imzalanarak şirkete KGF kefaleti ile kredi kullandırıldığını, diğer davalıların kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, kredi borcunun vadesinde geri ödenmemesi üzerine Ankara 3.Noterliğine ait 08/02/2018 tarih ve 4953 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile kredi hesabının kat edilerek davalılara ihtarname tebliğ edildiğini, ihtarnamenin tebliğinden sonra ödeme yapılmaması üzerine Ankara 24.İcra Müdürlüğü'nün 2019/5638E. sayılı takip dosyasında icra takibi başlattıklarını, tüm davalılardan dava tarihi itibariyle dava konusu riskten kaynaklı olarak 103.756,83 USD ve bu miktara işleyen faiz ve takip giderlerinin tahsili taleplerinin mevcut olduğunu beyanla davalıların dava konusu anılan icra takibine vâki haksız itirazlarının taleplerine konu miktar ile sınırlı olarak ayrı ayrı iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra-inkâr tazminatına hükmedilmesini dava ve talep etmiştir.
CEVAP
Davalı ... vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davalının yerleşim yeri İstanbul ili olduğundan davaya bakmaya yetkili Mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, dava konusu kredi nedeni ile davacı bankanın kredi garanti fonundan tahsilat yapıp yapmadığının araştırılması gerektiğini, davalının kefaletinin yasal geçerlik koşullarının mevcut olmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının teminatlı kredi yönünden kredi garanti fonuna başvurmadan takibe başlamasının davalı kefil ile diğer davalı kefillerin aleyhine olan bir durum olduğunu beyanla davanın reddi ile davalı lehine % 20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalılar ... Proje Mimarlık Mühendislik Müşavirlik Enerji İnş. Tic. Ltd. Şirketi ile ... Grup Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş. vekili sunduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın yetkili ve görevli Mahkemede açılmadığını, davacı banka ile taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin davacının hakim konumu nedeni ile davalı kefiller yönünden kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla dava konusu alacağın öncelikle davalı asıl borçlu şirketten talep edilmesi gerektiğini, asıl borçlu şirket tarafından kredi borcu nedeni ile davacıya düzenli olarak ödemeler gerçekleştirildiğini, asıl borçlu tarafından ödeme yapılmaya devam edildiğinden davalıya başvurulmasının hukuka aykırı olduğunu, 2 yıl önce keşide edilen ihtarname sonrasında ödemelerde aksaklık bulunup bulunmadığının davalı tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, davacının icra takibi başlatmakta kötüniyetli olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Diğer davalılar ise; usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap dilekçesi sunmadıkları gibi kendilerini vekil ile de temsil ettirmemişlerdir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; davalı asıl borçlu ... ... ve Elek. Enerji Üretim A.Ş. ile davacı banka arasında 20/09/2013 tarihinde 3.000.000,00 USD limitli Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, sözleşmeyi ... Grup Elekt. Enerjisi Toptan Satış A.Ş., ... Proje Mim. Müh. Müşv. Enerj. İnş. Tic. Ltd. Şti. , ...'ın 3.750.000,00 USD limit ile ...'in 1.250.000,00 USD limit ile müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, yine bu Genel Kredi Sözleşmesinin eki ve ayrılmaz parçası olarak 24/10/2013 tarihinde KGF kefaletine ilişkin olarak davacı banka ile davalı asıl borçlu Şirketi arasında ek sözleşme imzalandığı, kredi borcunun vadesinde geri ödenmemesi üzerine kredi hesabının kat edilerek Ankara 38. Noterliğinin 08/02/20218 tarih, 4953 yevmiye no'lu ihtarnamesinin davalılara keşide edildiği ihtarnamenin davalı asıl borçlu ... ... Ve Elekt. Enerj. Ürt. A.Ş.'ye 15/02/2018, davalı kefillere ise 09/02/2018 tarihinde tebliğ edildiği, bu durumda davalılar yönünden davalıların temerrüt tarihinin 17/02/2018 olarak belirlendiği ve dosyaya sunulan ve Mahkememce de benimsenen bankacı bilirkişi ek raporundaki hesaplama dikkate alınarak, davanın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla kabulüne, davalıların dava konusu Ankara 24.İcra Müdürlüğü’nün 2019/5638E. sayılı takip dosyasına vâki haksız itirazının ayrı ayrı iptaline, takibin 103.756,83 USD asıl alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek yıllık %30 oranındaki temerrüt faizi ile birlikte devamına, dava tarihinden sonra davalılar tarafından dava konusu takip borcuna mahsuben yapılan ödemelerin infazda nazara alınmasına, İİK 67m. gereğince hüküm altına alınan alacak üzerinden hesaplanan 120.590,33 TL icra-inkâr tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının davalı kefil ve diğer davalılar aleyhine Ankara 24. İcra Dairesi 2019/5638 E. Sayılı dosyasından icra takibi başlattığını, davalının işbu icra dosyasına itiraz ettiğini, işbu dava ve yargılama esnasında davalı lehine birçok bilgi ve belge bulunmasına rağmen mahkemece teminatların araştırılmadığını, fek edilen teminatlara ilişkin müvekkili davalının muvafakati bulunmadığını, teminatların, kefilin muvafakati olmadan fek edilmeyeceği hususunda Yargıtay içtihatları da açık olmasına ve eldeki somut belgelere rağmen bilirkişi tarafından yeni bir hesaplama yapılmamasının eksik ve hatalı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.
HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;
Dava konusu Ankara 24.İcra Dairesi'nin 2019/5638E. sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacısı banka tarafından genel kredi sözleşmesine dayalı olarak davalılar aleyhine 131.048,90 USD asıl alacak, 4.500 USD işlemiş faiz ve 225 USD % 5 oranındaki gider vergisi dahil olmak üzere toplam 135.773,90 USD alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan ilamsız icra takibine davalıların itirazı üzerine takibin durduğu ve yasal 1 yıllık hak düşürücü süresinde davacı tarafça itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.
Davalı asıl borçlu ... ... ve Elek. Enerji Üretim A.Ş ile davacı banka arasında 20/09/2013 tarihli 3.000.000,00 USD limitli Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, sözleşmeyi ... Grup Elekt. Enerjisi Toptan Satış A.Ş., ... Proje Mim. Müh. Müşv. Enerj. İnş. Tic. Ltd. Şti. , ...'ın 3.750.000,00 USD limit ile ...'in 1.250.000,00 USD limit ile müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, yine bu Genel Kredi Sözleşmesinin eki ve ayrılmaz parçası olarak 24/10/2013 tarihinde KGF kefaletine ilişkin olarak davacı banka ile davalı asıl borçlu şirketi arasında ek sözleşme imzalandığı, kredi borcunun vadesinde geri ödenmemesi üzerine kredi hesabının kat edilerek Ankara 38. Noterliğinin 08/02/20218 tarih, 4953 yevmiye numaralı ihtarnamesinin davalı asıl borçlu ... ... ve Elekt. Enerj. Ürt. A.Ş.'ye 15/02/2018 tarihinde , istinafa gelen davalı kefil ...'a ise 09/02/2018 tarihinde tebliğ edildiği dosya içeriği ile sabittir.
Öncelikle kefile başvuru koşuluna ilişkin kanuni düzenlemenin niteliği üzerinde durmak, alacaklının kefile başvurabilmesi için yapılan düzenlemenin takip ve dava şartı olup olmadığı konusunda inceleme yapılması suretiyle def'i olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğini irdelemek gerekmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
Kefalet sözleşmesi, 6098 sayılı Kanun'un 581 ilâ 603 üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir. Daha yalın bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine alır.
Kefalet sözleşmesiyle kefil, borcun ifa edilmemesi hâlinde, alacaklının ifaya menfaatini sağlamayı kişisel olarak üstlendiğine göre, bir kişinin zaten kişisel olarak sorumlu olduğu borç için kefil olması anlamsızdır. Zira bu hâllerde kefalet sözleşmesinin teminat sağlama amacı gerçekleşmez (Serkan Ayan, Kefalet Sözleşmesi, Ankara 2018, s. 17).
Kefalet sözleşmesi; 6098 sayılı Kanun'un 581 inci maddesinde; “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır.
Kefaletin türleri ise 6098 sayılı Kanun'un 585 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 586 ncı maddesinin birinci fıkrası; “Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir” hükmünü içermektedir.
Bu maddenin müteselsil kefaleti ele alış biçiminden çıkarılabilecek ilk sonuç, adi kefalete tanınan bazı savunmaların müteselsil kefile tanınmamış olmasıdır. Müteselsil kefil, adi kefilin tipik savunması olan kefilin önce esas borçlunun takip edilmesi def'înden yoksundur. Bundan başka, müteselsil kefil önce rehnin paraya çevrilmesi def'înden adi kefile oranla daha sınırlı kapsamda yararlanır (Burak Özen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Çerçevesinde Kefalet Sözleşmesi, İstanbul 2014, s. 302).
Önemle vurgulamak gerekir ki; bu maddeye göre krediyi kullandıran tarafından yapılan icra takiplerinde müteselsil kefiller de kredi borcuna ilişkin takibin borçlusu olabilmektedirler. Başka bir ifadeyle alacaklı borçluyu takip etmeden kefili takip edebilir. Ancak bunun için borçlunun ifa da gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. İlk hâlde bu hükme göre ifada geciken borçluya alacaklı tarafından ihtar gönderilmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması durumunda alacaklı müteselsil kefile başvurulabilir. Borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması durumda ise alacaklı asıl borçluya ihtar göndermeden müteselsil kefili takip edebilmektedir.
Bu aşamada "kamu düzeni" kavramı hakkında açıklamada bulunmakta yarar vardır. Kamu düzeni niteliği gereği zamana ve yere göre değişen, içeriğinin tesbiti zor ve her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. İlmî açıklamalara ve yargısal kararlara rağmen gelişen hukuk sistemlerinde bile tanımı olmamasına rağmen “toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kuralların bütünü” olarak tanımlanabilir.
Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir. Kamu düzeninin ihlâlini gerektirecek hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlâli hâlinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlâli hâlinde veya her emredici hükmü ihlâl eden bir (yabancı) kararın Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.
Kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlâk anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlâk ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir.
Kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 10.02.2012 tarihli ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/01/2024 tarih, 2023/11-848 E, 2024/4 K sayılı ilamı)
Def'i borçlunun borçlandığı edime özel bir sebebe dayanarak sürekli veya geçici olarak ifa etmekten kaçınma yetkisi olup, def'i hakkı borçlar hukuku içerisinde borçluya tanınmış bir savunma hakkıdır. Def'i borçlar hukuku içerisinde borç ilişkisinden doğan tali (yan) haktır, itiraz ise bir olaydır. İtiraz hakim tarafından resen göz önünde tutulur. Def'i sadece hak sahibi tarafından ileri sürülebilir. İtirazı ise menfaati olan herkes ileri sürebilir.
Gerek Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/01/2024 tarih, 2023/11-848 E 2024/4 K sayılı ilamı, gerek Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2024 tarih, 2023/6410 E 2024/864 K , 30/05/2022 tarih, 2021/382 E 2022/4205 K sayılı ilamında müteselsil kefilin 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinden kaynaklanan savunmaları, def’i niteliğinde olup kefilin ödemede geciken esas borçlu ihtar edilmeden kendisine başvurulamayacağını ileri sürmesi gerektiği, mahkemece resen göz önünde tutulamayacağı savunulmuş ise de, Dairemizce öncelikle TBK'nun 586. maddesindeki müteselsil kefile başvuru şartlarının hakimce resen gözetilmesi gereken bir koşul olup olmadığı , def'i olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği hususu üzerinde durulacaktır.
TBK'nun 586. maddesi uyarınca kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehinini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Buna göre, borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir.
Öncelikle kefile başvuru koşulu TBK'nun 586/1 maddesinde amir hükümde düzenlenmiş olup aynı madde gereğince kefil bu hakkından vazgeçemez. (Özen, Burak, Kefalet sözleşmesi, İstanbul 2012, s. 297;)
Yine TBK'nun 586. maddesinin emredici hüküm olup, iş bu emredici hüküm gereği davacı bankanın, asıl borçluya hesap kat ihtarnamesi tebliğ etmeden kefili takip etme hakkının bulunmadığı, kefil yönünden asıl borçluya ihtarname tebliğ edilmemesi ve ihtarnamede belirtilen sürenin dolmaması nedenleriyle 6098 sayılı TBK'nın 586/1. maddesinde belirtilen "ihtarın sonuçsuz kalması" koşulunun gerçekleşmediği gerekçesiyle kefilin takip edilemeyeceğinin Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 29/09/2021 tarih, 2020/4459 E 2021/5808 K, 28/09/2021 tarih, 2020/3228 E 2021/5789 K sayılı ilamları ile de sabit olduğu tartışmasızdır.
Hal böyle olunca, sözleşmesel başvuru koşullarının takip veya dava şartı olarak kabul edildiği hukuk sistemimizde kanunun emredici olarak müteselsil kefil lehine vazgeçilemeyecek şekilde belirlediği kuralı davalı kefilin iradesine tabi tuttuğu da söylenemez. Müteselsil kefil bu hakkından vazgeçemeyeceğine göre sessiz kalmak sureti ile de kabullenemez. Hal böyle olunca bu hakkın özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerektiği tartışmasızdır.
Alacaklı takip tarihi itibarı ile muaccel olmayan bir talepte bulunmuş ise takipte ve itirazın iptali davası açmasındaki dava şartlarına bakılır. Usul hukuku açısından takip tarihinde başvuru şartı gerçekleşmemiş ise takip şartı, dava anında dava şartı gerçekleşmemiş ise dava şartı bulunamamaktadır. Dava şartı ise re'sen bakılması gereken hususlardandır.
Burada istinaf sistemindeki kamu düzeni üzerindeki görüşlere de kısaca değinilirse; bir kısım görüş sadece usul hükümlerine ait kamu düzenine aykırılığın resen gözetilmesini bir diğer görüş ise hem esasa hem de usule ilişkin olarak kamu düzeni incelemesi yapılması gerektiğini savunmaktadır. (Ayrıntılı açıklama ve atıflar; Sezin Aktepe ARTIK, TBB Dergisi 2018 (134) 266 vd.)
Bu konudaki ayrıntılı açıklama yapan Haluk Konuralp ise; " HUMK m. 426/0 hükmünde kullanılmış olan kamu düzenine aykırılık kavramı , kamu düzeni düşüncesiyle konulmuş hükme aykırılık şeklinde anlaşılacak olursa, hükmün uygulanması, yan sebeple bağlılık ilkesinin sınırının belirlenmesi daha az zor olacaktır.
Bir kere, maddi hukukun kamu yararı/kamu düzeni düşüncesiyle sevk etmiş olduğu hükümlere aykırılık, sebeple bağlılık ilkesinin istisnası olacaktır. Yani temelinde kamu yararı düşüncesi yatan bütün maddi hukuk kurallarına aykırılık hallerinde, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusu üzerine, bu husus istinaf sebebi olarak gösterilmemiş veya hiç istinaf sebebi gösterilmemiş olsa bile re'sen bu hukuka aykırılık halini dikkate alacak ve gereken kararı verecektir. Bu durum hukuk davaları içinde en çok kişiler ve aile hukukuna ilişkin davalarda ortaya çıkabilecektir. Ancak, konu tabii ki bu alanla sınırlı olmayacaktır. Örneğin iflas hukukuna ilişkin düzenlemelerin önemli bir bölümü bu anlayış çerçevesinde değerlendirilecektir. Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin uygulamalar ve konkordato hükümleri de büyük ölçüde kamu düzeni düşüncesiyle konulmuş hükümlerdir.
" görüşündedir. (Medenı Usül ve İcra- İflas Hukukçuları toplantısı ve Medeni Usul Hukukunda Kanun Yolları ve Arabuluculuk Kanun Tasarısı; İzmir/Çeşme 1-20 Ekim 2007, TBB yayınları, sayfa 133-150)
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24/01/2024 tarih, 2023/11-848 E 2024/4 K sayılı ilamında müteselsil kefile başvuru şartını düzenleyen 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin birinci fıkrası emredici bir hüküm niteliğini taşısa da, kamu düzenine ilişkin bir hüküm niteliğini taşımadığı kabul edilmiştir.
Ancak Dairemizce istinaf incelemesinin ilk derece mahkemesinin takip ve dava şartı bu anlamda kefile başvurunun kanuni şartının istinaf denetimine tabi olduğu gerekçesiye doğal olarak usule ilişkin hükümlerin de kamu düzenine ilişkin olup olmadığının resen inceleneceği görüşündedir.
Bu kapsamda hemen belirtmek gerekir ki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.02.2012 tarihli, 2010/1 esas ve 2012/1 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında "....İç hukukta kamu düzeninin tarafların uymak zorunda oldukları kamu hukukundan veya özel özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir" saptaması bulunmaktadır.
İç hukuka ilişkin kamu düzenine ilişkin bir tanım da HGK'nun 2020/9-6 esas ve 2021/342 karar sayılı kararında;
"63. Buna karşılık maddi hukuk kurallarına aykırılık ve usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebepleri istinaf dilekçesinde ileri sürülmese de mahkemece re’sen incelenebilmektedir.
64. Bir kuralın kamu düzeni ile ilgisi, ülkenin sosyal, ekonomik, kültürel ve tarihsel gerçeklerine göre belirlenmektedir. Diğer bir anlatımla, sözü edilen gerçekler kuralın vazgeçilmezliğini; toplumsal yararını ve hukuk düzeninin korunmasına yönelik amacını ortaya koyuyorsa, kuralın kamu düzeni ile ilgisi olduğu kabul edilmelidir. Bilimsel içtihatlarda kamu düzeninin zamana ve mekâna göre değişiklik gösterdiği kabul edilmekte devletlerin vazgeçemeyeceği temel ilkelerde kamu düzenine ilişkin olarak değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Kamu düzenine ilişkin hükümler, toplumun veya genel bir grubun menfaatlerini sağlamaya ve korumaya yönelik kurallar olmakla bu kuralların temelinde kamu yararının, genel ahlak ve adabın ve zayıfların korunması düşüncesi bulunmaktadır. Örneğin, iş hukukundaki hizmet tespit davaları kamu düzenine ilişkin davalar olup re’sen araştırma kuralına tabidir.
65. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 12.12.1990 tarihli 1990/3-527 E., 1990/627 K. ile 17.02.2010 tarihli ve 2010/9-52 E., 2010/89 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir." olarak ifade edilmiştir.
Bu çerçevede esasa ilişkin olarak uygulanacak hükmün kamu düzenine ilişkin olup olmadığı değerlendirilirken ikili ayrım yapılabilir. Şayet yargılama hakimin reesen araştırma yapması gerektiren bir davaya ilişkin ise doğal olarak hakim tarafların istemleri ve tasarrufları ile bağlı olmadığından reesen kamu düzeni araştırması yapacaktır.
Taraflarca hazırlanma ilkesinin geçerli olduğu davalarda ise;
Yargıtay 4. HD 20/04/1957 tarih ve 2318 esas 2256 karar sayılı kararında şekil şartının kamu düzenine ilişkin olduğuna işaret etmiştir. (Seza Reisoğlu; Türk Kefalet Hukuku Ankara 2013 baskı sayfa 96, yazar Sefa Reisoğlu bu görüşe katılmamış ve İsviçre Federal Mahkemesinin kefalet şekil şartının kamu düzenine ilişkin olmadığına dair kararlarına atıf yapmıştır; Haluk Tandoğan da Reisoğlu'nun görüşüne yer vermiş ancak İsviçre Federal Mahkemesinin kamu düzenine ilişkin olduğuna dair aksi yöndeki BGE 64 II 346 sayılı kararı ile Yargıtay 4. HD'nin yukarıdaki kararına atıf yapmıştır, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri Cilt 2 sayfa 740 Ekim 1989 baskı)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 12/04/1944 gün ve 14 esas 13 karar sayılı ilamında da ".. Mahkemelerden ancak mevcut ve bir kanun hükmü ile himaye edilen haklar için karar istenebileceği cihetle davanın esaslı şartlarından olan hak vücut bulmamış ve kanun tarafından himaye edilmemiş ise, diğer tarafın talebi beklenmeksizin hâkimin bu davayı dinlememesi ve red etmesi icap eder. Aksi takdirde hâkimin dava edileni borçlu olmadığı ve davacının talebe hakkı bulunmadığı bir şeyle mahkûm etmesi gibi batıl bir netice husule gelir" gerekçesiyle kefaletin geçerlilik şartının mahkemece re"sen dikkat alınması gerektiği vurgulanmıştır. Prof. Dr.Ersnt E. Hirş de Pratik Hukukta Metot isimli kitabında aynı görüşü savunmuştur.
Baki Kuru'ya göre hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi, "kamu düzeni" ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü-6. Baskı, cilt 5, 2001)
YİBK'nun 12/04/1944 gün ve 14/13 sayılı kararında da kefalet akdinin geçersizliğinin defi olarak ileri sürülmesine gerek olmaksızın hakim tarafından reesen dikkat alınması gereği "Davanın esaslı şartlarından olan (hak) vücut bulmaması ve kanun tarafından himaye edilmemiş ise diğer tarafın talebini beklemeksizin hakimin bu davayı dinlememesi ve reddetmesi icabeder" gerekçesiyle ifade edilmiştir.
Bu karardaki davanın esaslı şartı olarak hakkın vucut bulmaması ve kanunun tarafından himaye edilmemesi üzerinde durulmalıdır. YİBK kanunun aradığı şekil şartını taşımayan kefalet akdine dayalı bir hak doğmadığını ve kanunen himaye edilmediğini vurgulamaktadır.
6100 sayılı yasanın 33. Maddesinde " Hâkim Türk Hukukunu reesen uygular" hükmü bulunmaktadır. Anılan maddesinen gerekçesinde de açıkça " hem usul hukuku hem de maddi hukuk aynı derecede madde kapsamı içerisindedir" denilmektedir.
Hukuk Genel Kurulunun 23/03/2021 gün ve 2017/5-2762 esas 2021/323 karar sayılı ilamında maddi hata;
"104. Maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder (Yılmaz, E.: Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, Birinci Baskı 1976, s. 208).
105. Burada belirtilen maddi yanılgı kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
106. Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır.
107. O nedenledir ki, Yargıtay, bu güne değin maddi hatanın belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir. HGK'nın 13.03.2013 tarihli ve 2013/5-10 E., 2013/548 K., 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-72 E., 2011/99 K., 13.04.2011 tarihli ve 2011/9-101 E.,2011/128 K., 19.06.2015 tarihli ve 2013/21-2361 E., 2015/1728 K., 23.10.2002 tarihli ve 2002/10-895 E, 2002/838 K., 02.07.2003 tarihli ve 2003/21-425 E., 2003/441 K., 29.11.1995 tarihli ve 1995/19-819 E., 1995/1028K., 24.05.1995 tarihli ve 1995/9-348 E., 1995/556 K., 14.03.1986 tarihli ve 1984/2-714 E., 1986/246 K.; 15.10.1986 tarihli ve 1986/6-491 E. -1986/876 K. ile 10.06.1983 tarihli ve 1981/10-323 E., 1983/652 K. sayılı kararlarında da; maddi hataya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı benimsenmiştir. Bu husus, 30.11.1988 tarihli ve 1988/2-776 E., 1988/985 K. sayılı kararında "...Yargıtay bozma ilâmına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtay'ca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddi hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyle giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukuki sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir..." şeklinde ifadesini bulmuştur.
Buradaki "mahkemelerden verilecek kararlarda bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır. " vurgulaması esas noktadır.
Yukarıda açıklan kanun hükümleri, görüş ve kararlar değerlendirildiğinde;
Kamu düzeni kavramının yaşayan bir kavram olduğu ve sınırlanamayacağı ve her somut olaya göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda istinafta sebeple bağlılık kuralının istisnası olarak belirtilen kamu düzeni kavramının da Yargıtay kararları ile yerleşik içtihat haline gelebileceği göz önünde tutulmalıdır.
1944 tarihli içtihadı birleştirme kararındaki gerekçeye bakıldığında "Davanın esaslı şartlarından olan (hak) vücut bulmaması ve kanun tarafından himaye edilmemiş ise" cümlesinden hareket edildiğinde kanunun müteselsil kefile başvuru için yeni getirdiği emredici kurala aykırı talepte bulunulması halinde davalı kefiyle başvuru koşulunun gerçekleşmediği ve buna dayalı istenilme şartının ve buna dayalı hakkın vucut bulmadığı ve kanunen korunmadığı hususu nazara alınmalıdır. Diğer taraftan da HGK kararlarındaki "mahkemelerden verilecek kararlarda bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır." " hâkimin uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit ederek resen uygulama ve bu çerçevede kanun yolunu ve süresini de taraflara doğru gösterme yükümlülüğü kamu düzenine ilişkin olup "mahkemelerden verilecek kararlarda bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır." " hâkimin uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit ederek resen uygulama ve bu çerçevede kanun yolunu ve süresini de taraflara doğru gösterme yükümlülüğü kamu düzenine ilişkin olup " gerekçeleri de mutlaka dikkate alınmalıdır.
Yukarıda belirtilen Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde kanunen vücut bulmamış bir hakkın ve kanun tarafından himaye edilmeyen bir hususun; hâkimin uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit ederek resen uygulama ve bu çerçevede kanun yolunu ve süresini de taraflara doğru gösterme yükümlülüğünün, kamu düzenine ilişkin olacağı sonucuna varılacaktır. Aksi hal mahkemelerden verilecek kararlarda bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır. Bu nedenle HMK'unun 33. maddesi ve YİBK ile HGK kararlarındaki anılan saptama ve gerekçelere göre TBK 586/1 maddesindeki emredici hükmün mahkemece re"sen uygulanmaması netice itibarı ile kanunuca himaye edilmeyene ve kanuna göre vucut bulmayan bir hakkın mahkeme kararı haline gelmesi sonucunu doğuracaktır.
Müteselsil kefile başvuru koşuluna aykırılığın Yargıtay'ın yukarıda açıklanan kamu düzeninden saydığı haller arasında yer alan kimi örneklerden daha önemli bir sonuç doğurduğu da nazara alınmalıdır.
Şunu da belirtmek gerekir ki ilk derece mahkemesinin asıl borçluya başvurulmadan kefile başvurulamayacağı hükmünü göz önünde bulundurarak hüküm kurması gerekirken bu hususlarda gerekçelendirme yapmaksızın kefili sorumlu tutması yönünde hata yapması kararın hatalı olması sonucunu doğurur ancak bu hali ile kesinleşmiş ise taraflar arasında kesin hüküm oluşturur. Ancak ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı kefilin kanun yolu başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi önüne taşınırsa Bölge Adliye Mahkemesinin bu hususu resen gözetmemesi artık hatadan çıkacak , Bölge Adliye Mahkemesinin bu hususu tespit etmesine rağmen daha açık ifade ile davacının hakkının vucut bulmadığını ve kanunen korunmadığını saptamasına karşın kanunu resen uygulaması gereken mahkemenin kanuna aykırı hüküm vermesi sonucunu doğuracaktır.
Bilindiği üzere bölge adliye mahkemesi vakıa denetimi yapan bir mahkemedir ve ilk derece mahkemesinin vakalara ilişkin tespitinin doğru olup olmadığını da incelemekle yükümlüdür. Bu inceleme istinaf sebepleri ile bağlı olmakla birlikte HMK 355 maddesine göre kamu düzeni çerçevesinde de yapılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi denetim mahkemesi olmakla birlikte aynı zamanda hüküm mahkemesi de olduğundan kanunen himaye edilmeyen ve vucut bulmayan bir hakkın mahkeme kararı ile ilam haline gelmesine neden olacak bir karar vermemesi gerekir.
Öte yandan takip hukukuna ilişkin rehine başvurma zorunluluğunun, ödeme emrinin takip talebine uygun olmasının, takip talebinde döviz karşılığı TL'nin gösterilmesinin kamu düzenine ilişkin olarak kabul edildiği hukuk sisteminde esasen kanunen himaye edilmeyen ve vucut bulmayan bir hakkın mahkeme ilamına bağlanmasının kamu düzenine aykırı olmadığının kabulü ise çelişki olacaktır.
Özetle Dairemiz,
İçtihadı birleştirme kararındaki "Mahkemenin yasaya aykırı karar veremeyeceğine ve davacının da yasaya aykırı karar verilmesini talep edemeyeceğine "
HGK kararlarındaki;
"mahkemelerden verilecek kararlarda bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır."
"...hâkimin uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit ederek resen uygulama ve bu çerçevede kanun yolunu ve süresini de taraflara doğru gösterme yükümlülüğü kamu düzenine ilişkin olup"
"...Buna karşılık maddi hukuk kurallarına aykırılık ve usul hukukuna ilişkin mutlak istinaf sebepleri istinaf dilekçesinde ileri sürülmese de mahkemece re’sen incelenebilmektedir."
ilişkin gerekçeleri gözetildiğinde;
Müteselsil kefile başvuru şartı gerçekleşmemiş ise takip ve dava şartı oluşmamıştır ve bu husus takip ve dava şartının hukuki niteliği gereğince re'sen gözetilmesi gerektiğinden kamu düzeni denetimi kapsamındadır. Nasıl ki diğer takip ve dava şartları resen inceleniyor ise TBK emredici hükmüne göre müteselsil kefile başvuru koşulunun da hakim tarafından ileri sürülmemiş olsa bile resen gözetilmesi gerekir.
Yargıtay uygulamasında takip ve dava şartı yokluğu sebepleri arasında takip ve dava tarihi itibarı alacağın muaccel olmaması yer almaktadır. Muaccelliyet borcun istenebilme anıdır. Somut olayda müteselsil kefile başvuru koşulu takip tarih itibarı ile oluşmamıştır. (TBK 586 anlamında asıl borçluya ihtar edilmemesi ve ihtarın sonuçsuz kalmaması koşulu)
TBK'nun 586. maddesi uyarınca kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehinini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Buna göre, borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir.
Bu bağlamda somut olay irdelendiğinde ve davalı ...'ın istinaf kanun yoluna başvurduğu da gözetildiğinde, davacı alacaklı bankanın doğrudan müteselsil kefile başvurabilmesi için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiği, Mahkemece 6098 sayılı Kanun'un 586 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca davacı alacaklının asıl borçluyu takip etmeden müteselsil kefil olan davalı ... takip yapabilmesine ilişkin asıl borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması yasal koşullarının somut olayda oluşmadığı gerekçesiyle davalı kefil ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekmesine rağmen, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kabulü yönündeki ilk derece mahkemesi kararının davalı ... hakkındaki karar yönünden kaldırılmasına, ilk derece mahkemesinin davalı ... dışındaki diğer davalılar hakkındaki kararı kesinleştiğinden diğer davalılar hakkında yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, davalı ... hakkındaki davanın reddine, 18/02/2022 gün ve 2019/5 Esas, 2022/1 Karar sayılı YİBK gereğince davalı yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
A)1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-Ankara 4. Asliye Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/10/2022 tarih 2020/538 Esas 2022/765 Karar sayılı kararının davalı ... hakkındaki karar yönünden KALDIRILMASINA,
B)1-Davalılar ... Proje Mimarlık Mühendislik...Ltd. Şti., ... Grup Elektrik Enerjisi... A.Ş., ..., ... ... Enerjisi... A.Ş. hakkında ilk derece mahkemesince verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmadığından karar kesinleştiğinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına,
2- Davalı ... yönünden davanın REDDİNE,
3-Davacı tarafından davalı ... yönünden yapıldığı takdir edilen 126,00 TL yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, bu tutarın diğer davalılar yönünden ilk derece mahkemesince hükmedilen ve kesinleşen yargılama giderlerine ilişkin 8.maddesinin infazında düşülmesi gerektiğinin nazara alınmasına,
4-Davalı ... tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalıya ödemesine,
6-Kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
C)1-İstinafa başvuran davalı ... tarafından yatırılan 14.437,50 TL istinaf maktu karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep halinde davalı ...'a iadesine,
2-İstinafa başvuran davalı ... tarafından yapılan 220,70 TL istinaf başvuru gideri ve 143,00 TL dosya gönderme ücreti olmak üzere toplam 363,70 TL istinaf giderinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,
3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 11/09/2025

Başkan - Üye - Üye - Zabıt Katibi -

Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden elektronik imza ile imzalanmıştır.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim