Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2024/2167
2024/1904
29 Kasım 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/2167
KARAR NO : 2024/1904
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ESKİŞEHİR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/05/2024
NUMARASI : 2023/725 E. - 2024/393 K.
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI
DAVANIN KONUSU : Alacak
Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23/05/2024 tarih ve 2023/725 E. - 2024/393 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, 18/06/2014 tarihinde inşaat demiri indirilmesi esnasında taşıma sözleşmesinden kaynaklanan haksız fiil neticesinde kaza meydana geldiğini ve müvekkilinin bedeninde zarar oluştuğunu, bu kaza sonucunda maddi ve manevi tazminat davası açtıklarını ve Eskişehir Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/387 E.- 2022/861 K. sayılı ilamı ile müvekkili lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini, bunun üzerine davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, fakat davalının tehir-i icra kararı alarak icra dosyasının durdurulduğunu, kaza tarihi olan 16/08/2014 tarihinde dolar kurunun 2,17 TL, çeyrek altının 159,41 TL, asgari ücretin 891,03 TL olduğunu, ancak dava tarihi itibariyle dolar kurunun 18,91 TL, çeyrek altının 1.870,00 TL, asgari ücretin ise 8.506,80 TL olduğunu, bu bağlamda müvekkiline mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarının toplamı olan 146.115,89 TL'nin kaza tarihinde 67.334,51 dolar, 916,6 adet çeyrek altın ve 163,98 aylık asgari ücret tutarı olduğunu, bu kalemlerin bugün itibariyle TL bazında değerleri baz alındığında müvekkilinin ortalama 1.460.760,88 TL tazminat hak etmesi gerektiğini, icra takibine konu olan 146.115,89 TL ana para ve 3.547,57 TL Faiz düşüldüğünde müvekkilinin 1.311.097,42 TL zarara uğradığını, bu hesaplamanın taraflarınca yapıldığını ve bilirkişi tarafından hesaplama yapılması gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası kapsamında dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL munzam zarar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "..." başlıklı 122'nci maddesinin birinci fıkrasında: "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
" denildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/03/2022 tarih 2021/11-938 Esas ve 2022/401 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracağı, borçlunun temerrüdü hâlinde ortaya çıkacak olan hukukî sonuçların TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlendiği, bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilkinin TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramı olduğu; aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunduğu, temerrüt faizinin, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olduğu, bu kapsamda borçlunun, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olduğu, buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanındığı, borçlunun, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamayacağı, bunun yanında temerrüt faizinin, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulduğu (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127); uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarar ise, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zararın, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsadığı, aşkın (munzam) zararın, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki fark olduğu, aşkın zararın varlığı için ilk koşul borçlunun temerrüdünün varlığı, ikinci koşulun borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyeti, üçüncü koşulun borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması, son koşulun ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyeti olduğu; bu çerçevede alacaklının borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispat etmesinin gerektiği; ispat yükü üzerinde olan aşkın (munzam) zarar alacaklısının iddia olunan zararını, yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlamasının gerektiği; salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebinin, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemeyeceği ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzlukların alacaklı zararı olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanmasının gerektiği; ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağının benimsendiği ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranlarının belirlendiği; sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğunun kabul edilemeyeceği; burada kanıtlanacak olguların geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarar olduğu (Aynı yöndeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/11-418 E. - 2012/9874 K. sayılı ilamı; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2007/11-668 esas 2007/798 karar sayılı ilamı); bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebinin, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği, zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı olmadığı, dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamadığı, burada kanıtlanacak olguların ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olduğu, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23/01/2018 tarih ve 2016/6577 E.- 2018/556 K. sayılı ve 16/12/2014 tarih ve 2014/13210 E.- 2014/19839 K. sayılı ilamlarının da aynı yönde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, Yargıtay'ın yeni içtihatları ile munzam zarara ilişkin zarar şartının ispatı bakımından soyut ispatın yeterli olduğu görüşünde olduğunu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.04.2019 tarih ve 2018/1512 E.- 2019/3201 K. sayılı ilamı), zira Yargıtayın, munzam zararın ispatında alacaklının zararını soyut verilerle ispat etmesinin yeterli olduğu görüşünü; Anayasa Mahkemesi'nin mahkemelerce hükmedilen tazminatın yargılamada geçen süre nedeniyle enflasyon nedeniyle değer kaybettiği durumda ölçülülük bakımından mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki kararları doğrultusunda benimsediğini; ilk derece mahkemesi tarafından yargılama safhasında taleplerine rağmen bilirkişi raporu alınmadığı, oysa Yargıtay içtihatlarınca da belirtildiği üzere bilirkişi heyeti oluşturularak ilgili resmi kuruluşlardan tahsil tarihi ile dava tarihi arasındaki enflasyon verilerini gösteren TEFE-TÜFE-ÜFE oranları, bankalardan faiz oranları ve diğer yatırım araçlarındaki hareketlere ilişkin dökümanlar getirtilerek bilirkişi raporu alınıp, davacının zararı olup olmadığının belirlenmesi ve hüküm altına alınmasının gerektiğini (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 25.04.2018 tarih ve 2017/2736 E.- 2018/1742 K. sayılı ilamı), zira bilirkişi raporu neticesinde davacının munzam zararının olduğu açıkça ortaya çıkacağını ileri sürerek, yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, munzam zarar alacağı istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, ilk derece mahkemesi kararında da tartışıldığı üzere davacının talebinin temerrüt faizi ile karşılanmayan ve TBK'nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar iddiasına dayandığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2022 tarih ve 2021/11-938 E.-2022/401 K. sayılı kararında de belirtildiği üzere, aşkın (munzam) zarar talep edilebilmesi için alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatının gerektiği, bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiğinin söylenemeyeceği; davacının şahsen ve somut olarak uğradığı zararı ispatlamasının gerektiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarih ve 2017/(18)5-2800 E.-2021/1629 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, örneğin alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla zararını kanıtlamasının gerektiği; yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşunun davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı; aksinin kabulü halinde faizle ilgili hükümlerin uygulanmasının sonuçsuz kalacağı ve her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunun doğacağı ki kanun koyucunun düzenlemesinin amacının bu olmadığının anlaşıldığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.06.2024 tarih ve 2023/1730 E.-2024/5132 K. sayılı kararı ile 01.10.2024 tarih ve 2023/5260 E.-2024/6936 K. sayılı kararının da aynı yönde olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca davacıdan alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 29/11/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 29/12/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.