Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/16
2025/281
13 Şubat 2025
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/16 - 2025/281
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2023/16
KARAR NO : 2025/281
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/10/2022
NUMARASI : 2021/298 E. - 2022/270 K.
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 17/10/2022 tarih ve 2021/298 E. - 2022/270 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, davalı Şirketin 2020/57649 sayılı "..." ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkilince adına tescilli "..." ibareli markaya dayalı olarak bu başvuruya itiraz edildiğini, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından bu itirazın kısmen kabul edilerek, başvuru kapsamından 09 ve 35. sınıftaki bir kısım mal ve hizmetlerin çıkarıldığını, müvekkilinin başvurunun tümden reddi için bu karara yaptığı itirazın ise YİDK tarafından reddedildiğini, söz konusu YİDK kararının hatalı olduğunu ve başvurunun tüm mal ve hizmetler
bakımından hükümsüzlüğünün gerektiğini, müvekkilinin şirketinin ve markalarının
tanınmış olduğunu, "..." markalı ürünlerin tüm e-ticaret sitelerinde satışa sunulduğunu, davaya konu "..." markası ile müvekkili adına tescilli "... ..." markaları arasında
ayniyet bulunduğunu, "..." ibaresinin çatı marka olduğunu, bu ibarenin arka planda bırakılması gerektiğini ve marka değerlendirmesinde "..." ibaresinin dikkate alınması gerektiğini, taraf
markaların esas unsurları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak ayniyet bulunduğunu,
dava konusu marka ile müvekkilin markası arasında sınıfsal benzerlik de olduğunu, dava
konusu başvurunun 09 ve 35. sınıfta yer alan hizmetleri kapsadığını, müvekkiline ait markanın kapsamında 09
ve 14. sınıf malların bulunduğunu, müvekkili markasının kapsamında yer alan 14. sınıftaki saatler ile dava konusu başvuru kapsamında yer alan "Gözlükler" mallarının
ilişkili olduğunu, ayrıca müvekkili markasının tanınmış bulunduğunu, tüketiciye her türlü rekabet
kaygısı dışında yüksek bir kalite sunduğunu, karşı tarafın, müvekkilinin tanınmışlığından
haksız olarak yararlanacağını, müvekkili markalarının ayırt edici gücünü istismar edeceğini itibarına
zarar vereceğini, bu nedenle başvurunun SMK'nın 6/5 maddesi uyarınca reddinin gerektiğini,
başvurunun kötü niyetli olarak yapıldığını ileri sürerek, YİDK’in
2021-M-6347 sayılı kararının iptaline, dava konusu başvurunun hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, başvuru kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Şirket, davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının "şekil+ ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli marka arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil benzerlik oluşmuş ise de davalı markasının kapsamında kalan mal ve hizmetlerle davacının itirazına mesnet markanın kapsamındaki emtianın benzer olmadığı gibi ilişkili ve bağlantılı mallar/hizmetler de bulunmadığı, SMK'nın 6/1 maddesindeki koşulların gerçekleşmediği, SMK'nın 6/5 maddesinde düzenlenen koşulların da somut olayda bulunmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetli yapıldığı iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, mahkeme kararında, dava konusu başvurunun, müvekkili markası ile benzer olduğunun, fakat başvuru kapsamında kalan emtia yönünden karıştırılma ihtimalinin bulunmadığının kabul edildiğini, bu değerlendirme yapılırken işaretler arasındaki yüksek seviyeli benzerliğin gözetilmediğini, markaların kapsamlarındaki mal ve hizmetler aynı tür olmasalar bile birbirleri ile ilişkili olduğunu, taraf markalarının işaret yönünden benzerlik seviyesinin yüksek olması ve müvekkiline ait "..." ibareli markanın tanınmış bulunması nedeniyle markalar arasında karıştırılma tehlikesinin doğacağını, "..." markasının tanınmışlığının, "..." markasına da sirayet edeceğini, karıştırılma ihtimali değerlendirilirken, dava konusu başvurunun, müvekkiline ait markayı aynen içerdiğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, zira sınıflar arasındaki düşük seviyedeki benzerliğin, işaretler arasındaki yüksek seviyeli benzerlik ile telafi edilebileceğini, itiraz aşamasında, ayniyet taşıyan mal ve hizmetlerin başvuru kapsamından çıkarıldığını, fakat benzerlik taşıyan mal ve hizmetler bakımından, itiraz aşamasında herhangi bir inceleme yapılmadığını, aynı eksikliğin, mahkeme aşamasında düzenlenen bilirkişi raporunda da bulunduğunu, benzerlik taşıyan mal ve hizmetlerin incelenmediğini, bir cümle ile mal ve hizmetler arasında benzerlik olmadığının ifade edildiğini, oysa hem dava konusu başvuru kapsamında hem de müvekkili markasının kapsamında ölçme aletlerinin yer aldığını, müvekkilinin, evde kullanılan her türlü elektroniği üreten ve bu alanda tanınmış bir şirket olduğunu, bu davaya dayanak "..." ibareli markasının da, yine elektronik ürünler olan "ses ve görüntünün kaydı, nakli veya yeniden meydana getirilmesi" gibi bir kısım mallarda tescilli bulunduğunu, bu ürünlerin esasen telefon, televizyon, bilgisayar gibi ürünler olduğunu ve dava konusu başvuru kapsamında yer alan ev elektroniğinde kullanılan her türlü ürün ile benzerlik gösterdiğini, mahkeme kararının aksine dava konusu başvurunun kötü niyet gerekçesi ile reddinin gerektiğini, kararının gerekçesinde, "Davalı firma kendisini vekil ile temsil ettirmesine ragmen dosyaya herhangi bir dilekçe sunulmadıgı, durusmalardan herhangi birine de istirak edilmediginden davalı firma lehine vekalet ücreti hükmedilmemistir." ifadesine yer verilmesine karşın, hüküm kısmında, anılan davalı lehine vekalet ücretine hükmedildiğini, kararın bu yönüyle çelişkili olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, hükmün gerekçe kısmının son paragrafında, "Davalı firma kendisini vekil ile temsil ettirmesine rağmen dosyaya herhangi bir dilekçe sunulmadığı, duruşmalardan herhangi birine de iştirak edilmediğinden davalı firma lehine vekalet ücreti hükmedilmemiştir." denilmesine rağmen, hüküm kısmında davalı Şirket yararına da vekalet ücretine hükmedilmiştir. Bu durum, az yukarıda açıklanan hükmün gerekçesi ile sonuç kısmının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde anılan İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince, hükmün gerekçesi ile sonuç kısmı arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.
Kabule göre de; taraf markalarının kapsamlarında yer alan mal ve hizmetler arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik olup olmadığı yönünden ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporuna, davacı vekili tarafından ciddi ve gerekçeli itirazlar ileri sürülmüş olup, bu itirazlar değerlendirilmeksizin hüküm kurulmuştur. Oysa, içinde dava konu markaların kapsamlarında yer alan ürünlerin ilgili olduğu alanda uzman bilirkişilerin de bulunduğu bilirkişi heyetinden, davacının ciddi ve gerekçeli itirazlarını değerlendirecek şekilde bir bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesi bu yönden de yerinde görülmemiştir.
Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, mahkemece verilen hükmün gerekçesi ile sonuç kısmı arasında çelişki olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm de bulunmamaktadır. Bu nedenle, HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 17/10/2022 gün ve 2021/298 E. - 2022/270 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA
2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,
3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,
5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine,
7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 13/02/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 13/02/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.