mahkeme 2022/1395 E. 2024/1696 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2022/1395
2024/1696
25 Ekim 2024
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2022/1395
KARAR NO : 2024/1696
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/12/2021
NUMARASI : 2020/400 E. - 2021/464 K.
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/12/2021 Tarih ve 2020/400 Esas - 2021/464 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili tarafından 2020/60791 sayılı "...+şekil" ibareli marka başvurusunun yapıldığını, Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından SMK'nın 5/1-b ve 1-c maddleri uyarınca başvurunun kısmen reddine karar verildiğini, müvekkilinin bu karara yönelik itirazının ise YİDK tarafından reddedildiğini, alınan kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkili tarafından uzun yıllar harcanan emek sayesinde başvuru konusu ibareye tanınmışlık kazandırdığını, "..." ibaresinin genel kullanımı haiz bir yemek adı olmadığını, müvekkilinin "..." ibareli tescilli markalarının bulunduğunu, dolayısıyla başvuru konusu ibare üzerinde müvekkilinin müktesep hakkının olduğunu, bir bütün olarak müvekkili başvurusunun ayrım gücünün bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2020-M-9070 sayılı kararının iptaline, başvurunun kapsamındaki tüm mal ve hizmetler yönünden tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvurunun ayırt edici nitelik taşımadığı gibi tanımlayıcı nitelikte bulunduğunu, SMK'nın 5/1-b ve 1-c maddesi koşullarının oluştuğunu, başvuru konusu ibareye kullanım yoluyla ayırt edicilik kazandırıldığı iddiasının ispat edilemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "...+ şekil" ibareli başvuru markasının, kapsamında olup da reddedilen mallar /hizmetler açısından soyut ve somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, YİDK'in, davaya konu marka başvurusunun SMK'nın 5/1-b maddesi kapsamında ayırt edicilik taşımadığı tespitinin yerinde ve doğru olduğu, yine başvuru konusu ibarenin, kapsamından çıkarılan mal ve hizmetler yönünden cins, vasıf bildirdiği, tanımlayıcı nitelik taşıdığı, herkesin kullanabileceği ibare olduğundan bir kişinin tekeline bırakılmasının mümkün olmadığı, SMK 5/1-c kapsamında mutlak ret engelinin oluştuğu, kullanım yoluyla başvuru konusu ibareye ayırt edicilik kazandırıldığı iddiasının ispat edilemediği, SMK'nın 6/3 maddesine dayalı iddianın da, böyle bir durumun başvurunun tescilini sağlama değil başkasının başvurusuna itiraz hakkı sağladığından yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, “...” ibareli markaya müvekkili tarafından uzun yıllar harcanan emek sayesinde tanınmışlık sağlandığını, "..." ibaresinin, genel kullanımı haiz bir yemek adı olmadığını, davalı Kurumun bu yöndeki kararının dayanaksız ve hukuka aykırı olduğunu, ortalama tüketicilerin "..." ibareli marka ile müvekkiline ait restoran ve ürünlerin vurgulandığını anlayacağını, "..." adını taşıyan bir yiyeceğin bulunmadığını, tescili talep edilen "..." markasına benzer ve tescil edilmiş markaların olduğunu, müvekkilinin de "..." ibaresi geçen marka tescillerinin bulunduğunu, "..." ibaresi üzerinde müvekkilinin müktesep hakkının olduğunu, müvekkili başvurusu bir bütün olarak değerlendirildiğinde ayırım gücüne sahip bir marka niteliğinde bulunduğunu, dolayısıyla davaya konu kararın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
6769 sayılı SMK'nın 5/1-b maddesinde, herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretlerin marka olarak tescil edilemeyecekleri düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere bu hükme göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin, marka olarak tescil edilmeleri mümkün değildir. Aynı Kanun'un 5/1-c maddesinde ise ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretlerin marka olamayacakları hüküm altına alınmıştır.
Dava konusu başvuru "..." ibaresi ile ayırt edicilikte geri planda kalan bir şekil unsurundan oluşmaktadır. "..." ibaresi ülkemizde bulunan bir ilçenin adı olup, yer adlarının tek başlarına marka olarak tescil edilip edilemeyecekleri hususu Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... kararında tartışılmış ve bu karardan itibaren yer adlarının, hangi hallerde tescil edilebileceği istikrarlı şekilde uygulanmıştır. Söz konusu 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararda, "... ülkemizdeki şehir, bölge veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişi lehine marka olarak tesciline olanak tanımak, bu isimlerin artık başkaları tarafından markalarında kullanılamayacağı sonucunu ortaya çıkaracaktır. Örnek verilmek gerekirse İstanbul, Ankara veya İzmir veya dava konusu olayda olduğu gibi İstanbulun maruf bir ilçesinin adı olan sadece "..." sözcüğünün bir kişi adına marka olarak tescil edilmesi halinde, bu sözcük artık bir kişinin tekelinde kalacak ve bu şekilde bir kamu adı başkaları tarafından markalarında kullanılamayacaktır. Zira, yerleşen uygulamaya göre, bu isim, markanın "kök" sözcüğü olacak ve iltibas iddiası ile diğer marka başvurularının önlenmesine neden teşkil edecektir. 556 sayılı KHK.nin genel amacı dikkate alındığında böyle bir imtiyazın kimseye tanınmaması gerekir. Bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yerlerinin isimlerini teşkil eden sözcükler hangi ürünün markası olarak kullanılacak ise, onunla birlikte tesciline imkan verilmesinin anılan yasal düzenlemenin amacına daha uygun olduğu görüşünün benimsenmesi de bu şekilde böyle bir markayı kullanmak isteyenlerin menfaat dengelerinin korunması bakımından da uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu ilkeye göre, örneğin "İstanbul" ve "Ankara" adları coğrafi işaretlerle karışmaya meydan vermeyecek şekilde, "...", "..." "..." gibi kullanılacağı mamul veya hizmetin nevi ile birlikte ancak işaret olarak kullanılabilecek ve bunun sonucu marka olarak tescili mümkün olabilecektir." denilmiştir. O halde coğrafi yer adlarının, coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla yanlarına ilave yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunun, bunun dışında tek başına yer adlarının ise tescil edilemeyeceğinin kabulü gerekir. Somut olayda da, bir coğrafi yer adı olan "..." ibaresinin tek başına tescili talep edilmeyip "..." ibaresi ile birlikte tescili istendiğinden ve ... ilçesi, başvuru kapsamından çıkarılan 30,35.43/1. sınıf mal ve hizmetler yönünden bilinen ya da ilişkilendirilen bir yer olmadığı gibi "..." adı ile bilinen bir yemek türü de bulunmadığından, dava konusu başvuru yönünden SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddesi anlamında tescili engeli bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davacı tarafça, YİDK kararının iptali ile birlikte dava konusu marka başvurusunun, reddedilen mal ve hizmetler yönünden tesciline karar verilmesi talebinde de bulunulmuştur. 6769 sayılı SMK kapsamında mahkemelere tescil isteminin kabulü ya da reddi yönünde tanınmış bir yetki bulunmamaktadır. Tescil işlemi idari nitelikte bir işlem olup Kurul kararının kabulüne bağlı doğal bir sonuçtur. Yine davacının tescil istemi ayrı bir dava olarak değerlendirilemez. Bu nedenledir ki, açılan davada iki ayrı talebin olduğu ve başvurunun tesciline yönelik istemin de reddedildiği gerekçesiyle davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilemez. Dolayısıyla Dairemizce davacının başvurunun tescili talebinin reddine karar verilmiş, ancak bu nedenle davalı yararına yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Yargıtay'ın emsal uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay HGK.'nın 22.03.2017 gün ve 2017/11-78 E.-521 K.)
Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 27/12/2021 Tarih ve 2020/400 Esas - 2021/464 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Davanın KABULÜ ile YİDK'in 03.11.2020 tarih, 2020-M-9070 sayılı kararının İPTALİNE,
3-Dava konusu başvurunun tescili talebinin REDDİNE,
4-Harçlar Kanunu'na göre alınması gereken 427,60.TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 54,40.TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre belirlenen 40.000,00.TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6-Marka başvurusunun tescili talebinin reddi nedeniyle davalı yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 27,50.TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 116,00.TL tebligat ve posta giderleri, 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı toplamı 364,20.TL yargılama giderine, 54,40.TL peşin harç, 54,40.TL başvurma harcı tutarı eklenerek oluşan toplam 473,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
8-Davalı tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),
10-Davacıdan peşin olarak alınan 80,70.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/10/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/10/2024
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.