mahkeme 2023/271 E. 2024/66 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2023/271
2024/66
9 Şubat 2024
T.C. ANKARA 5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/271 Esas - 2024/66
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
ANKARA
5. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2023/271 Esas
KARAR NO : 2024/66
HAKİM :.....
KATİP : .....
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 1- ....
VEKİLİ : Av. ....
DAVALI : 2- ... - ....
VEKİLİ : Av. ...
....
DAVA : Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü)
DAVA TARİHİ : 03/06/2023
KARAR TARİHİ : 09/02/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 27/02/2024
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali - Markanın Hükümsüzlüğü) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili 03/06/2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafın ... başvuru numaralı "..." markasının 35.sınıf hizmetlerde tescili talebinde bulunduğu, bu talebe yönelik olarak ileri sürdükleri itirazlarının reddine karar verildiği, verilen kararın hatalı olduğunu, Türkiye’de 82 adet ... center mağazası, 9 adet ... mağazası ve 45 adet ... mağazası bulunduğunu, müvekkilinin “...” markasının tanınmış marka olarak kabul edildiğini, tanınmış markalar sicilinde kayıtlı olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markaları ile benzer olduğunu, “...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkil firmanın “.../...” ibareli olan seri markaların devamı algısı yaratacağını, dava konusu markanın 35. Sınıf hizmetleri kapsadığını, müvekkilinin de markaları kapsamında bu emtiaların yer aldığını, davalının "..." ibareli marka başvurusunun, müvekkiline ait esas unsuru "..." ve "..." ibareleri olan markalar ile görsel anlamda ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, itiraz konusu ibare ile karşılaşan ortalama dikkat ve algılama düzeyine sahip tüketicilerin zihinlerinde, itiraz konusu "..." ibareli marka başvurusu içerisinde müvekkiline ait markaların esas unsurunu teşkil eden "..." ve "..." ibarelerinin birebir aynısını barındırmakta olup işitsel anlamda da yoğun derecede benzerlik taşıdığını, müvekkiline ait itiraza mesnet markaların da hali hazırda dava konusu marka kapsamındaki sınıflarda tescilli olarak koruma altında olduğunu, ".../..." ibareli markaların müvekkiline ait seri markalar olduğunu, itiraza konu "..." ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın kullanmakta olduğu esas unsuru "..." ve "..." ibaresi olan seri markaların devamı olduğu yönünde yanılgıya düşeceğini, Yargıtay’ın müvekkili markalarını korur nitelikte verdiği çok sayıda kararın bulunduğunu, itiraza konu markanın yine müvekkilinin .... ibareli alan adıyla da benzerlik gösterdiğini, müvekkilinin bu bağlamda SMK m.6/6 uyarınca bir üstün hakkının bulunduğunu, müvekkilinin markalarının yoğun kullanım sonucunda tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazanarak tanınmış marka olduğunu, davalı şahsın kötü niyetli olduğunu iddia ederek ... sayılı ... kararının iptali ve dava konusu ... sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğünü talep ettiği görülmektedir.
CEVAP:
Davalı ... vekili 20/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından yayına yapılan itiraz sonrasında başvuru
kapsamından 35. sınıftaki itiraza mesnet markaların kapsamındaki benzer
mal/hizmetlerin ...'nca çıkarılmış olduğu, kalan mallar/hizmetler
bakımından, davacı markaları ile aynı/aynı tür mal/hizmetleri kapsamadıkları, ilintili ya
da ilişkili olmadıkları, bu nedenle markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığının tespit edilmiş olduğunu, kalan mal/hizmetlerde taraf markaları arasında 6769 sayılı Kanunun
6/1 maddesi şartlarının taşınmadığını, davacının anılan başvurunun yayınına
yapılan itiraz sonucu başvurudan bir kısım mal/hizmet çıkarılarak Kanunun 6/1 maddesi anlamında bir benzerliğin oluşmasının önlenmiş olduğunu, kalan mal/hizmetlerde taraf markaları arasında 6769 sayılı Kanunun
6/1 anlamında benzerlik olmadığı gibi başvuru konusu “...” ibaresinin davacının alan
adında aynen bulunmamakta olduğunu, davacının bu iddiasının mesnetsiz kaldığını, davaya konu markanın yasada öngörülen amacına ve kendisinden beklenen iktisadi
işlevlerine aykırı amaçlarla yapılmış bir tescil başvurusu olduğu yönünde yeterli kanaate
ulaşılmamış olduğunu, davacının, davalının başvurusunun 6769 sayılı Kanunun 6/9 maddesi
anlamında kötü niyetli bir başvuru olduğunu ispat edememiş olduğunu beyanla; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı... vekili 23/06/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili aleyhine açılan davayı kabul etmediklerini, davaya konu markanın müvekkili tarafından tescil edilmediğini, müvekkilinin tescil harcını yatırmadığını, tescil edilmeyen marka nedeniyle açılan iş bu davada hukuki yararın bulunmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
UYUŞMAZLIK:
Dava, 5000 sayılı ... Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun m.15/C hükmüne göre açılan ... Kararının İptali ve 6769 sayılı SMK m.25 hükmüne göre açılan Markanın Hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı kurumun tesis ettiği ... sayılı ... kararının hukuka uygun olup olmadığı, davalı şahsa ait ... sayılı "..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait itiraza/hükümsüzlüğe mesnet markalar arasında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığı, davacının gerçek hak sahipliğinin bulunup bulunmadığı, davacı markalarının tanınmış olup olmadığı, davacıya ait alan adı ile dava konusu marka arasında iltibas tehlikesi bulunup bulunmadığı, davalı şahsın kötü niyetli olup olmadığı, tescili halinde dava konusu markanın hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olduğu tespit edilmiştir.
Davanın açılmasını müteakip dilekçe teati aşaması tamamlanmış, tarafların sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyası ile alâkalı kayıtlar getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklik bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, özel veya teknik hususlara ilişkin bilirkişi raporu aldırılmış, 06/08/2015 tarih 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik'in 201/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraflara tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
İşlem dosyasının tetkikinde; Davalı şahsın 13.12.2020 tarihinde "..." ibareli ... sayılı marka başvurusunun yapılan ilk incelemeler sonrasında ...'nca 01.03.2021 tarih 367 sayılı .... 'inde ilan edildiği, davacının 28.04.2021 tarihinde SMK m.6/1, m.6/3, m.6/5, m.6/6 ve m.6/9 hükümlerine ve .... sayılı markalarına dayalı olarak yayına itiraz ettiği, ...'nca 35.sınıfta yer alan bir kısım hizmetler bakımından yapılan itirazı kabul ettiği, bu sınıfta yer alan bir kısım hizmetleri başvurudan çıkardığı, davacının bu karara karşı 15.06.2022 tarihinde yeniden itirazda bulunduğu, yeniden yapılan itirazı değerlendiren ... 'nun ... sayılı ... kararı ile; itirazın reddine karar verdiği, bu kararın davacı marka vekiline 05.04.2023 tarihinde tebliğ edildiği, iki aylık hak düşürücü süre içinde eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dava konusu marka başvurusu tescil edilmemiştir.
İlk olarak belirtilmesi gerekir ki; dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
... kararının iptali istemi bakımından ise marka işlem dosyası ile sınırlı olarak aşağıdaki şekilde inceleme yapılmıştır.
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6.maddesinin 1.fıkrasına göre; Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.
Karıştırma ihtimali, ortalama tüketicilerin, her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurmasıdır. Bu durum, bir mal veya hizmetin alıcısının bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını ya da hizmetini alma ihtimali biçiminde tanımlanmaktadır. Karıştırılma ihtimali, iltibas kavramından daha geniş bir kavram olup, doğrudan ve dolaylı karıştırılma ihtimali olarak ikiye ayrılır. Bu ayrıma göre eğer mal veya hizmetin aynı işletmeden ileri geldiği yönünde bir algılama ortaya çıkıyor, yani bir işletmeye ait mal veya hizmet, başka bir işletmeye ait mal veya hizmet ile karıştırılıyor ve bu nedenle satın alınıyorsa doğrudan karıştırılma ihtimali söz konusudur. Buna karşın, eğer mal veya hizmetin markası birbirinden ayırt ediliyor ancak bunların aynı işletmenin markaları olduğu ya da bu mal veya hizmetin aralarında ekonomik veya idari bağlantı bulunan işletmelerden geldiği biçiminde bir algılama oluşuyor ise bu halde de dolaylı karıştırılma ihtimalinden söz edilir.
Karıştırılma ihtimalinden bahsedilebilmesi için öncelikle önceki ve sonraki markalar arasındaki mal veya hizmet sınıflarının aynı ya da benzer olması gerekir. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetlerin benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığı, aralarında hammadde-yarı mamül-mamül ürün ilişkisi bulunup bulunmadığı, birbirleri yerine ikame ya da tamamlayıcı ürün ya da hizmet olup olmadıkları, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, marketlerde aynı reyon ya da raflarda satılıp satılmadıkları, aynı toptancılarda satılıp satılmadıkları gibi kriterler göz önünde tutulmalıdır. Sınıfsal benzerlik karşılaştırmasında gerek Nice sınıflandırması gerekse de ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğleri mahkemeler bakımından bağlayıcı değildir. Somut olayın özelliklerine göre ... tarafından çıkartılan sınıflandırma tebliğinde farklı sınıflarda yer almalarına rağmen ilgili alıcısı nezdinde karıştırmaya yol açacak nitelikteki ürün ve hizmet markalarının kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının benzer olarak değerlendirilmesi de mümkündür.
Karıştırılma ihtimali bakımından sınıfsal benzerliğin söz konusu olması halinde önceki ve sonraki markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının incelenmesi gerekir. Markaların aynı ya da benzer olup olmadıkları incelenirken markayı oluşturan her bir unsura göre değil, bir bütün olarak karşılaştırılan markaların bıraktığı genel, global izlenim, markaların bütünü ile bıraktığı etki dikkate alınacaktır. Markalarda eğer tanımlayıcı unsurlar var ise bu unsurlar değerlendirme dışı bırakılacaktır. Global değerlendirmeye göre, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olup olmadığı incelenirken, ilgili alıcısı nezdinde bıraktıkları genel intibaya göre markaların benzer olup olmadığı, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunup bulunmadığı, ortalama alıcısının algısının ve satın alma kararı verirken göstereceği özen ve dikkat derecesinin ne olduğu, markalar veya işletmeler arasında bağlantı ihtimalinin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar incelenerek değerlendirme yapılmalıdır. Bu şekilde inceleme yapılırken, markanın toplumda ne kadar tanındığı, markaların ayırt edici unsurlarının neler olduğu, markanın hitap ettiği ürün ya da hizmetin tüketici kitlesinin kimler olduğu, bu kitlenin satın alma sürecinde göstermeleri beklenen dikkat ve algılama düzeyinin ne olduğu, mal veya hizmetin niteliğinin ve fiyatının ne olduğu, markanın ne kadar özgün, ayırt edici ya da tanımlayıcı olduğu, seri marka algılamasına yol açıp açmadığı gibi hususlar dikkate alınmalıdır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, tarafların iddia ve savunmaları, marka işlem dosyası, itiraza mesnet markalar, hukuki nitelendirme hali hariç olmak üzere maddi vakıalara ilişkin tespitler barındıran bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda tablolaştırıldığı üzere; dava konusu marka başvurusu kapsamında 35. sınıfta kalan satış hizmetlerine konu emtiaların (03, 05 ve 32.sınıf) tamamı, davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında da birebir (35.05 alt grubundaki 03, 05 ve 32. sınıf mallar) ya da benzer (aynı alt gruptaki 29, 30 ve 33. sınıftaki mallar) ürünler olarak yer almakta olup genel anlamdaki bu mağazacılık hizmetleri kapsamında mal ve aynı/benzer malların satışı yönünden taraf markalarının kapsamlarının aynı olduğu, bu itibarla kapsamlı bir karşılaştırma yapılmasına gerek olmaksızın markaların benzer tüketici gruplarına hitap eden, benzer ihtiyaçları karşılayan, birbiri ile doğrudan rekabeti ilişkisi olan, birbirleri yerine ikame edilebilirlikleri bulunan emtialarda tescilli olduğu/tescil edilmek istendiği görülmektedir.
Dava konusu marka başvurusu incelendiğinde, "..." şeklindeki başvurunun herhangi bir figüratif unsur taşımaksızın yeşil renkte yazılmış “...” kelimesinden oluştuğu, anılan kelimenin birleşik yazımına rağmen “...” ve “...” ibarelerinden meydana geldiğinin anlaşılabileceği, “...” kelimesinin “...” anlamına gelen İngilizce bir ... olduğu, “...” kelimesinin ise dilimizde de “...” olarak yerleşmiş “büyük, geniş, mikro karşıtı.” anlamlarına gelen bir kelime olduğu, her iki kelimenin birleşik yazımına rağmen bağımsız ayırt edici karakterlerini koruduğu tespit edilmiştir.
Davacıya ait itiraza mesnet markalar ise; "...", "..." gibi markalar olup bu markaların her birinin “...” ibaresi sabit tutularak bu ibareye ek ... unsurları eklenmek suretiyle yaratılmış seri markalar oldukları görülmektedir. Davacı markalarında bir takım şekil unsurları da yer almakla birlikte bu şekli unsurların, kelimelerin hakimiyetini ikincil plana atacak nitelikte olmadıkları değerlendirilmiştir.
Taraf markalarındaki ortak unsur olan “...” ibaresinin ticaret hayatında yaygın kullanılan ve zayıf bir unsur olduğu, bu ibareyi içerecek şekilde yaratılan markalarda, tüketicinin, her hal ve koşulda tek başına “...” ibaresinden kaynaklı olarak yanılgı yaşama ve bu markaların her birinin davacı yana ait olacağı yorumunda bulunma ihtimalinin olmayacağı, “...” ibaresinin ticaret hayatında ilk kez davacı yanca ticari bir kullanıma konu edildiği kabul edilemeyeceği gibi davacının anılan ibareyi tüm mal ve hizmet sınıflarında kendisiyle özdeşleştirdiği yorumunda bulunulmasının da mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte dava konusu marka kapsamında 35.05 alt grubunda satışı özgülenen mallar, davacı yanın markalarının neredeyse tamamının tescili kapsamında yer alan ve yine davacı markalarının yoğun ve aktif kullanımı ile toplum nezdinde belirli ayırt edicilik düzeyi kazanarak bilinir hale geldiği mağazacılık hizmetlerinde satışı mümkün olan mallardır. Dava konusu markada yer alan “...” ikincil kelimesinin de sahip olduğu anlamı nedeniyle aynı “...” kelimesi gibi ticaret hayatında yaygın kullanılan ve yine ayırt edici vasfı yüksek olarak değerlendirilemeyecek (İngilizce olmasına rağmen) bir ... olduğu, bu iki zayıf kelimenin bir araya getirilmesi ile oluşan bütünün de yine özgün bir imajı dava konusu markaya katmadığı değerlendirilmektedir. Başka bir ifadeyle, dava konusu marka, gerek tescil edilmek istenildiği sınıf gerekse de bütünsel yapısı itibariyle, “.../...” ortak unsurunun zayıf ayırt edici karakterine rağmen bağımsız bir kurumsal imaj kazanacak bir bütünlükte olmayıp davacı yanın markalarından yeterince uzaklaşamamıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu 35.sınıf hizmetlerde, davacı yanın “...+...” şeklinde çok sayıda tescilli markası bulunmakta ve bu hizmetler davacı markalarının kullanım yoğunluğuna bağlı olarak zaman içerisinde ayırt edicilik kazandığı hizmetler olup tüketici de bu hizmetlerde davacı yanın başta “...” markası olmak üzere “...” ibaresi ile yaratılmış seri markalarına aşinadır. 35. sınıftaki ilgili hizmetlerde dava konusu “...” şeklindeki marka ile karşı karşıya kalacak olan tüketicinin, bu markayı da davacı yanın markalarının yeni bir serisi, yeni bir hizmetinin adı şeklinde algılama ihtimali kuvvetle muhtemel olacaktır. Kaldı ki davacı yanın dayanak markalarından biri doğrudan "... ..." şeklinde hem “...” hem “...” ibarelerini içerir bir marka olup uyuşmazlık konusu hizmetlerde dava konusu markanın tesciline izin verilmesi halinde, davacı yanın seri markaları arasına sızma tehlikesinin ortaya çıkacağı değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak; dava konusu marka başvurusu ile itiraza mesnet markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, markaların kapsamlarında yer alan hizmetlerin aynı/aynı tür olduğu, dolayısıyla, karşılaştırılan markalar arasında SMK m.6/1 hükmü uyarınca ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi bulunduğu kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/3 hükmüne göre; Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.
Marka başvurusunun bu sebeple reddi için marka başvurusundan önce ve markaya konu işaretin aynısı veya benzerinin yoğun ve sıkı kullanımı sonucu işarete belirli bir düzeyde ayırt edicilik kazandırılması gerekir. (....)
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın kullanımlarının tescilli markaları kapsamındaki kullanımlar olduğu, dava konusu markayı doğrudan içerir bir kullanımının bulunmadığı, davacı yan markaları ile de dava konusu marka SMK m.6/1 incelemelerinde başvuru kapsamındaki tüm emtialar yönünden zaten benzer görüldüğünden, davacı yanın fiili kullanımlarının davacı lehine ek bir koruma sağlamayacağı, dolayısıyla SMK m.6/3 koşulunun somut olayda oluşmadığı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/5 hükmüne göre; Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.
SMK m.6/5 hükmü uyarınca; önceki tarihli tescil edilmiş veya tescil başvurusu yapılmış olan bir marka, Türkiye'de ulaştığı tanınmışlık düzeyi sebebiyle, aynı veya benzeri sonraki tarihli marka başvurusunun, aynı veya farklı nitelikteki mal ya da hizmetlere ilişkin tescil talebinin reddini talep edebilir. Bir markanın sadece tanınmış marka niteliğini haiz olması, otomatik olarak o markanın farklı türdeki mal veya hizmetlere ilişkin olarak sonraki tarihli marka başvurusunu engelleme hakkı bahşetmez. Tanınmış marka hakkı sahibinin genişletilmiş korumadan yararlanabilmesi için;
A) Tanınmış markanın itibarından haksız yarar elde edilmesi,
B) Tanınmış markanın itibarına zarar verilmesi,
C) Tanınmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi, olasılıklarından en az birinin gerçekleşmesi veya gerçekleşme ihtimalinin bulunması gereklidir. Ayrıca, sonraki tarihli marka başvuru sahibinin, marka başvurusunda haklı bir nedeninin de bulunmaması gerekir.
Tanınmışlık, statik ve dogmatik bir durum değildir. Aksine; sürekli güncellenen, dalgalanabilen, bir çok değişkene bağlı dinamik bir süreci içinde barındırır. Bir markanın tanınmış marka niteliğinde olup olmadığı; a)Toplumun ilgili kesimince markanın tanınma düzeyi, b) Markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, c)Marka promosyonlarının ve reklamlarının süresi, yoğunluğu, hedef aldığı alan, d)Markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, e) Markanın resmi mercilerce tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları, f) Markanın ekonomik değeri, g) Markanın hitap ettiği mal veya hizmetlerin pazar payı, gibi tahdidi olmayan kriterler dikkate alınmak suretiyle, yapılacak global bir değerlendirme neticesinde her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Hemen belirtilmelidir ki; bir markanın tanınmış marka niteliğini haiz olmasının; yukarıda yer verilen tüm kıstasların sağlanması gerektiğini şart koşmadığı gibi, yukarıda yer verilen kıstaslardan yalnızca birinin gerçekleşmesinin mutlak anlamda ilgili markayı tanınmışlık seviyesine çıkaracağını da göstermez. Burada önemli olan husus; her somut olayda, yukarıda yer verilen kıstaslardan da yararlanarak, global bir değerlendirme yapılması, bunun sonucunda tanınmışlık vasfı ve varsa bu tanınmışlığın etki alanının belirlenmesidir.
Tanınmış markanın itibarından haksız yararlanılmasından söz edilebilmesi için; tanınmış markanın iyi şöhret ve itibar sahibi olması, ilgili tüketici kesimi nezdinde markanın olumlu bir imajının olması gerekir. Bu nedenle imaj transferine konu olabilecek sonraki tarihli marka başvurusunun, tanınmış markanın itibarından haksız yararlanma tehlikesi doğurabileceği söylenebilir. Burada önemli olan, sonraki tarihli markayı gören tüketicinin, önceki tarihli tanınmış markanın kendi zihninde oluşturduğu olumlu imaj ile sonraki tarihli marka arasında bir bağlantı (link) kurması, imaj transferi ihtimalinin bulunması, böylece tanınmış markanın olumlu imajının sağladığı kolaylıktan yararlanarak sonraki tarihli marka başvuru sahibinin ticari avantaj sağlama ihtimalinin bulunmasıdır. Böylece, sonraki tarihli marka başvuru sahibi, tanınmış marka sahibinin uzun uğraşlar sonucu oluşturduğu kalite ve güven birikiminden parazitvari yararlanarak, kendi lehine haksız bir avantaj sağlayacaktır.
Tanınmış markanın itibarına zarar verilebilmesi için; Tanınmış markanın, arzu edilmeyen olumsuz imaj tehlikesine maruz kalacağı bir hal olasılığı içerisinde bulunması gerekmektedir. Tanınmış markanın itibarının zarar görme tehlikesi altında bulunup bulunmadığı incelenirken, tescile konu mal ve hizmetlerin kapsamı dikkate alınmalıdır. Örneğin; tanınmış bir içecek markasının, aynı veya benzerinin tuvalet temizliği emtialarında marka olarak kullanılması halinde, böyle bir olumsuz imaj tehlikesi söz konusu olabilir.
Tanınmış markanın ayırt etme gücünün zedelenmesi için; Sonraki tarihli marka başvurusu nedeniyle, tanınmış markanın ayırt etme gücünün zayıflaması ve bu suretle markanın reklam değerinin düşme ihtimali bulunmalıdır. Tanınmışlık derecesi ve karşılaştırılan markaların hitap ettiği mal veya hizmetlerin birbirleri ile yakınlığı arttıkça, markanın ayırt ediciliğinin zedelenmesi ihtimali de artmaktadır. Bu durumda, markanın muhatap çevresi, sonraki tarihli marka nedeniyle, önceki markanın artık sadece tanınmış marka sahibine ve onun ürünlerine ait olmadığı kanısına varmaktadır.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; davacı yanın özellikle “...” ibareli markası başta olmak üzere sahip olduğu seri markaları ile perakendecilik hizmetlerine yönelik faaliyetleri, reklam ve tanıtım çalışmaları gibi belgeleri ve muhtelif mahkeme kararlarını dosyaya sunduğu, davacı yanın markaların 35.sınıf satış hizmetleri açısından kullanım ile ayırt edicilik kazanarak sektörel bir bilinirlik elde ettiğinin mahkemelerce kabul edildiği, nitekim bu durumun normal şartlarda zayıf ayırt edici karakteri haiz bir ibare olan “...” ibaresinin, ilgili hizmetlerde, kullanım sonucu ayırt edici hale gelmesini sağladığı, dolayısıyla dava konusu markanın da 35.05 sınıf son alt grupta kalan hizmetler yönünden tescilinin SMK m.6/5 koşulunun davacı lehine oluşması sonucunu doğurabilecek riskler taşıyarak, davacının ilgili alt gruptaki tanınırlığını sulandıracağı, ayırt edici karakterini zayıflatacağı gibi sonuçlar meydana getirebileceği, kanaatine varılmıştır.
SMK’nın 6/6 maddesine göre; “tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.”
Bu hüküm kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı ve alan adı girer. Bir alan adının SMK m. 6/6 hükmü uyarınca korunmasının istenebilmesi için, o alan adının fiilen kullanıldığı faaliyet konuları kapsamı ile aynı/benzer konularda bir marka kullanımının söz konusu olması gerekir.
Ticaret unvanı, bir tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemlerinde kullandığı addır. Markalar, eşya ile işletme arasındaki ilişkiyi kurar ve farklı işletmelerin ürettiği benzer emtiayı birbirinden ayırt etmeye yarar. Buna karşılık, ticaret unvanları ise işletmenin kendisini tanımlar. Şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nin 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulü gerekmektedir. .... 'nin 13.03.2019 tarih .... sayılı kararında da, önceki tarihli ticaret unvanı nedeniyle sonraki tarihli aynı/benzer markanın başvurusunun engellenebilmesi için, salt ticaret unvanına ilişkin ticari sicil kayıtlarında yer alan iştigal alanlarına bakılmaması gerektiği, ticaret unvanının fiili olarak kullanıldığı mal ve hizmetler dikkate alınmak suretiyle iltibas değerlendirmesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir.
Somut olayda yapılan değerlendirmede; .... alan adı, who.is kayıtlarının sorgulanması neticesinde, davacı ... Tic. A.Ş. adına 21.12.2000 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu internet alanının incelenmesi neticesinde, ana sayfada “...” ibaresinin yer aldığı, söz konusu internet sitesinde birçok malın online satış hizmetinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacının ... uzantılı internet sitesinde, davacıya ait “...” ibaresini içeren markalarının gıda ürünleri, kozmetik ürünleri, bebek ürünleri, elektrikli ev aletleri, telefon ve aksesuarları, çiçek-bahçe ürünleri, giyim ürünleri, temizlik ürünleri, mutfak eşya gereçleri, pil, kırtasiye ürünleri, kitap, dergi, gazete, kamp ürünleri, piknik ürünleri, ev tekstili ürünleri, dekorasyon ürünleri, evcil hayvan ürünleri, mum, karton bardak, karton tabak, peçete, süs eşyaları, oyunlar, oyuncakların online satış hizmetleri için faaliyet gösterdiği görülebilmektedir. Ancak; alan adlarının niteliği ve tüketicinin bir alan adına erişim sağlarken ki yaklaşım ve davranış biçimi gözetildiğinde, davalının “...” ibareli markası, .... alan adı içerisinde geçmediğinden tüketicinin, davacı alan adını bir bütün olarak değerlendirerek yaklaşımda bulunacağı düşünülmektedir. Dolayısıyla salt alan adının varlığının, davacı lehine üstün bir hak sağlamayacağı kanaatine varılmıştır.
SMK m.6/9 hükmüne göre; Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.
Kötü niyetli marka başvurusu; Kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanması amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanılması olarak tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilmez. Zira Kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir. (....)
Somut olayda; davaya konu marka ile itiraza mesnet markaların iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olmalarının haricinde davalı şahsın kötü niyetle hareket ettiğini gösterir somut olgu ileri sürülmediğinden kötü niyet iddiasına dayalı istemler yerinde bulunmamıştır.
Yukarıda izah edilen gerekçelerle; somut olayda SMK m.6/1 ve m.6/5 hükümleri koşulları oluştuğundan, ... sayılı ... kararının iptaline karar verilmiştir.
Aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:
1-Davanın KABULÜ ile; ... sayılı ... kararının İPTALİNE,
2-Dava konusu marka başvurusu tescil edilmediğinden hükümsüzlük istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcından peşin alınan 179,90 TL'nin düşümü ile bakiye kalan 247,70 TL'nin müteselsilen davalılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar verildiği tarihte yürürlükte bulunan AAÜT m.3 hükmü gereği hesaplanan 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL peşin harç, 179,90 TL başvurma harcı, 86,40 TL vekalet harcı, 5.500,00 TL bilirkişi ücreti, 241,00 TL posta-tebligat ücreti olmak üzere toplam 6.187,20 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davalı... tarafından yapılan 25,60 TL vekalet harç sarfiyatına ilişkin yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
7-HMK m.333 hükmü gereği karar kesinleştiğinde artan avansın yatıran tarafa resen iadesine,
Dair, Davacı vekilinin, Davalı Kurum vekilinin ve Davalı şahıs vekilinin yüzüne karşı, HMK m.341 ve m.345 hükümleri gereği kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesi nezdinde İSTİNAF yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.09/02/2024
Katip ...
E imzalıdır
Hakim ...
E imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.