mahkeme 2023/748 E. 2024/741 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Mahkeme Kararı

Esas No

2023/748

Karar No

2024/741

Karar Tarihi

25 Ekim 2024

T.C. ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/748 Esas - 2024/741
T.C.
ANKARA
13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARARIDIR

ESAS NO : 2023/748 Esas
KARAR NO : 2024/741

HAKİM : .......
KATİP :.......

DAVACI : ... (TC Kimlik No:.......) -
VEKİLİ : Av. .......
DAVALILAR : 1- .......
VEKİLİ : Av. .......
: 2- .......

DAVA : Alacak ( Mümessillik Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 17/01/2020
KARAR TARİHİ : 25/10/2024
KARAR YAZIM TARİHİ : 19/11/2024

.......Dairesi'nin 02/10/2023 tarih, ....... sayılı ilamı sonrasında; Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Mümessillik Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının Davalı .... İth. İhr. San. Tic. Ltd. Şti'nde 1996 yılı Aralık ayı itibariyle iş akdi ile çalışmaya başladığnı, iş akdinin 05/09/2016 tarihinde işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, iş bu fesih nedeniyle kendisi tarafından hak edilmiş bulunan kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ödenmeyen ücret, fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti, hafta tatili ve genel tatil ücretinin kendisine ödenmediğini, bu alacakların kendisine ödenmesi amacıyla .... Noterliği aracılığıyla 06/09/2016 tarihli ihtarname ile talepte bulunduğunu, davalı şirketin ise .... Noterliği aracılığıyla verdiği cevab-ı ihtarnamede taleplerinin kendisine ödenmeyeceğini bildirdiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, genel tatil ve ödenmeyen aylık ücretinin belirlenerek ihtarname tarihinden itibaren işletilecek en yüksek mevduat faiziyle birlikte kendisine ödenmesine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının iş akdinin 05/09/2016 tarihinde İş Kanunu Madde 25/2 uyarınca iş akdinin şirket müdürlüğü görevinden azledilerek haklı olarak feshedildiğini, haklı nedenle fesih sebeplerinin davacının nitelikli dolandırıcılık suçu işleme, şirket menfaatleri hilafına iş ve eylemlerde bulunma gibi iddialara dayandırdığı, işçilik alacakları noktasında ise davacının ilgili şirkette müdür olduğu dolayısıyla çalışma sürelerini davacının kendisinin tayin ettiğini, bu nedenle de fazla mesai, hafta tatili, yıllık izin ücreti , resmi tatil ücreti vb. Alacakları talep edemeyeceğini, ayrıca ödenmesi gereken kıdem ve ihbar tazminatının da feshi haklı nedene dayanması sebebiyle davacı tarafça hak edilmediğini beyanla davanın reddini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE :
Mahkememizce bilirkişi heyetinden alınan 16.07.2024 tarihli raporda özetle; "Davacı ...’ün, davalı şirketin kurucu ortağı ve tek müdürü olduğu, yukarıda
ayrıntılı olarak izah edildiği üzere İş Kanunu kapsamında olmadığı, Davacının İş Kanunu kapsamında olmaması sebebi ile kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı
talebinde bulunamayacağı, Davacının almadığı ücrete ilişkin talepte bulunacağı, ancak ücretin dosya kapsamında
belirlenemediği, davacının ücreti almadığına ilişkin delil bulunmadığı, Davacının fazla mesai ücretinin, çalışma gün ve saatlerini kendi belirleyebileceği nedeni ile fazla
mesai ücreti talebinde bulunamayacağı, Yıllık izin ücreti, hafta tatili ve genel tatil ücretlerinin çalışma gün ve saatlerini kendi
belirleyebileceği nedeni ile yıllık izin ücreti, hafta tatili ve genel tatil ücreti talebinde
bulunamayacağı,
Davacının aldığı ücret ve yıllık izin ücreti, hafta ve genel tatil ücretlerine ilişkin de bir delil
ortaya koyamadığı, davacı işçi olarak değerlendirilemediğinden, bu hususların davacı tarafından
delillendirilmesi gerektiği, Davalının ticari defter ve kayıtlarında bu yönde bir bilgi de bulunmadığı, Bu nedenle mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde Sayın Mahkemenin takdirine bırakmak
açısından da bir hesaplama yapılamadığı" şeklinde görüş bildirmiştir.
Dava, 08/09/1999- 05/06/2016 tarihleri arasında şirket ortağı olan davacının davalı şirketten alacak talebine ilişkindir.
....... mahkemesi'nin 28/02/2023 tarih, ....... sayılı ilamı ile verilen hükme karşı davacı yan tarafından istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine istinaf davasını inceleyen ....... sayılı ilamı ile "...Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir.
Kanunun 2 nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez.
Yasanın 8 inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.
İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.
İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır. Vekâlet sözleşmesinde ise vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir öğe değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Vekil bağımsız olarak iş görür, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahiptir. Bütün zamanını tek bir müvekkile özgülemek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle vekâlet sözleşmeleri yapabilir. Ekonomik olarak tek bir işverene bağımlı değildir.
Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir.
Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür.
Limitet, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır. Türk Ticaret Kanununun 319 uncu maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması halinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılmazlar.
İş Kanununa tabi genel müdür olarak çalışanların aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmaları halinde kişi-organ statüsünü taşıyıp taşımadıklarının araştırılması gerekir. Genel müdürün organ sıfatını kazanmaksızın yönetim kurulu üyesi olması halinde, “genel müdürlük görevi” sebebiyle iş ilişkisinin devam ettiği sonucuna varılmalıdır. Buna karşın şirketi temsil ve ilzama yetkili kişi-organ sıfatı kazanılmışsa, işçi ve işveren sıfatı aynı kişide birleşemeyeceğinden iş ilişkisinin bulunmadığı kabul edilmelidir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 19 ve 6100 sayılı HMK.’un 33. maddeleri uyarınca yargıç tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Yargıç aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirler. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas alır. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin iş, vekalet, eser veya ortaklık sözleşmesi olduğunu nitelendirilmesi yargıca aittir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 135. Maddesi uyarınca “yönetim organı", anonim şirketler ve kooperatiflerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdür veya müdürler, şahıs şirketleriyle sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticidir. Aynı kanunun 368. Maddesi uyarınca “Yönetim kurulu, ticari mümessil ve ticari vekiller atayabilir. Devamı 370/2 maddesine göre ise “Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır”.
Limited şirketlerle ilgili düzenlemelerde de şirket ortağı yanında, şirket ortağı olmayan kişinin müdür olarak atanacağı açıklanırken(Mad. 623), ortak olmayan şirket müdürünün iş sözleşmesi kapsamında da çalıştırılabileceği belirtilmiştir(Mad.629).
Diğer taraftan 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 4. Maddesine göre “Sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin yönetim kurulları genel müdür dâhil beş kişiden, denetçiler ise iki kişiden az olamaz. Genel müdür, yönetim kurulunun doğal üyesidir”. Sigorta şirketinde yasa gereği genel müdürün yönetim kurulu üyesi olması, yasadan kaynaklanan bir durum olup, iş sözleşmesi ile işe alınmasına engel değildir. Kısaca genel müdür olarak iş sözleşmesi ile işe alınan kişi yasa gereği yönetim kuruluna seçilmekle organ sıfatını almaz. Bankacılık Kanunu’nun 23. Maddesi uyarınca banka yönetim kurulunun doğal üyesi olan genel müdürler de murahhas üye veya kişi/organ sıfatını kazanmamış ise iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.
Kişi organ statüsündeki murahhas azalar dışında anonim şirket yönetim kurulunu oluşturan kişilerle şirket tüzel kişiliği arasındaki ilişki kural olarak vekalet akdine dayansa da bu ilişkinin iş ilişkisi olarak kurulmasına da bir engel bulunmamaktadır. O halde hukuki nitelendirme her somut olaydaki çalışma ilişkisi özelinde yapılmalıdır (.......;
Türk Borçlar Kanunu ticari temsilciyi “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi” olarak tanımlamıştır(Mad.547/1). Aynı kanunun 554. Maddesinde ticari temsilci ile temsil ettiği kişi arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği belirtilmiştir. Kısacası ticari temsilci ile işletme sahibi arasında iş ilişkisi kurulabilir.
Şirketlerde tüzel kişiliği temsil eden genel müdür veya müdürlerin ticari temsilci oldukları açıktır. Ticari temsilcinin yukardaki düzenlemelere göre gerçek anlamda ortak olmadıkça, bağımsız hareket etmedikçe ve murahhas üye olmadığı sürece, iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.
Ayrıca ticari temsilci olan, genel müdür veya müdür ile tacir olan kişi arasında çıkan uyuşmazlıkların iş ilişkisi olması halinde uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK.’nun 5/1 maddesi yollaması nedeni ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zira anılan 5. Maddede açıkça ayrı düzenleme yoksa ticari davanın ticaret mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir. 5521 sayılı kanun ayrı düzenleme öngörmüştür.
İş yargılamasında görev kamu düzeninden olup, mahkemece resen gözetilmesi gerekmektedir.
Somut olayda, davalı şirketin (Ki davalı şirket bir limited şirkettir.) 08/09/1999 tarihinde bakanlık oluruyla kurulduğu, kurucuları arasında davacının da bulunduğu, 05/09/2016 tarihine kadar davacının davalı şirketin ortağı ve temsile ve imzaya yetkili müdürü olduğu, yani davacının işçi olarak çalıştığını iddia ettiği dönemde davacının davalı şirkette ortak olduğu, temsile ve imzaya yetkili müdür olarak görev yaptığı anlaşılmıştır.
Bu tespitler kapsamında, davacının davalı şirketin hem kurucusu, hem ortağı ve hem de şirketi temsile ve imzaya yetkili müdürü olduğu, taraflar arasında işçi-işveren (hizmet) ilişkisi bulunmadığı, eldeki davanın ticari bir dava olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığa bakma görevinin Ticaret Mahkemesine ait olduğu, İş Mahkemelerinin davada görevli olmadığı, ilk derece mahkemesince bu hususlar gözetilerek Ticaret Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı açıkça anlaşılmıştır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, ilk derece mahkemesince hukuki ilişkinin nitelendirilmesi ile objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun, dosya kapsamıyla çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin uyuşmazlığa uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ile vakıa değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir...." gerekçesiyle ilk derece mahkeme hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı şirketin 05/09/2016 tarihli Genel Kurul Toplantısında davalının şirkette mevcut 630 adet hissesini .... Noterliği'nin 05/09/2016 tarih, ... yevmiye sayılı Limited Şirket Pay Devir Sözleşmesi ile şirket ortağına devrederek ortaklıktan ayrıldığı anlaşılmıştır.
Davalı şirketin .......Mahkemesi'nin 24/11/2022 tarih, .......Esas sayılı kararı ile iflasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Tüm dosya kapsamı bir bütün halinde düşünüldüğünde eldeki davada davacı tarafından davalıdan iş sözleşmesine dayalı olarak kıdem ve ihbar tazminatı, ödenmeyen ücret, fazla mesai hafta tatili, genel tatil, yıllık izin ücret alacaklarının tahsili talep edilmiş olup, esasen davacının davalı şirketin hem kurucusu hem ortağı hemde şirketi temsil ve ilzama yetkili müdürü olduğu anlaşılmıştır. Bu suretle eldeki davaya davacının şirket ortağı ve müdürü olduğu döneme ilişkin olarak alacak talebi olarak nitelendirilerek yargılamaya devam olunmuştur. Limited şirketlerde anonim şirketlerin aksine yönetim kurulu üyelerinin mali hakları için açık bir düzenleme yer almamakla birlikte TTK'nın 616/I-f maddesinde, genel kurulun devredilemez yetkileri arasında müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi de sayılmış olup genel kurul, bu yetkiyi başka bir organa veya kişiye devredemeyip, ancak kendisi kullanabilecektir, ancak yine müdürlere ücret ödenmesi yasal zorunluluk olmayıp bu yönde alınmış genel kurul kararının bulunması da yasa gereğidir. Davacı tarafından davalı şirketin görev yaptığı süre içerisinde ücret ödenmesine yönelik olarak bir genel kurul kararı olduğuna dair bir iddiası bulunmamakla birlikte dosya kapsamında da toplanan delillerden böyle bir sonuca ulaşılamamıştır. Bu nedenle ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın reddine,
2-Alınması gereken 427,60 TL harçtan peşin alınan 54,40 TL harcının mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-6325 sayılı yasanın 18/A maddesi gereği ....... tarafından karşılanan ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk Ücret Tarifesinde belirtilen arabuluculuk ücreti karşılığı olan 680,00 TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden red edilen miktar yönünden karar tarihindeki AAÜT uyarınca 700,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde taraflara iadesine,
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal 2 haftalık sürede mahkememize müracaat ile....... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 25/10/2024

Katip.......
e-imzalı

Hakim .......
e-imzalı

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim