mahkeme 2025/2170 E. 2025/1732 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Mahkeme Kararı
2025/2170
2025/1732
16 Eylül 2025
T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ
T.C.
ADANA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
9. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/2106
KARAR NO : 2025/1749
KARAR TARİHİ : 18/09/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI : 2025/593 ESAS
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ...-
DAVALI : ... - ...- ...
VEKİLİ : Av. ...-
DAVANIN KONUSU : Ticari Şirket (Ortaklıktan Çıkma Veya Çıkarılmaya İlişkin)
İSTİNAF KARARININ
KARAR TARİHİ : 18/09/2025
YAZIM TARİHİ : 18/09/2025
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin tarih, 2025/593 Esas sayılı ara kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
Dava, hukuki niteliği itibarıyla şirket ortağı olan davalının haklı sebeple limited şirketteki ortaklıktan çıkarılması davası olup, istinaf konusu uyuşmazlık ise davacının, davalının dava süresince müdürlük görev ve yetkilerinin tedbiren durdurulması yönündeki ihtiyati tedbir talebinin reddine yönelik verilen ara kararın kaldırılması talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince verilen 16/06/2025 tarihli ara karar ile davacının tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
Ara karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
6102 sayılı TTK’nda, sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyumu atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, TTK'da bulunan tek madde 617. maddesinin üçüncü fıkrası ile yapılan yollama uyarınca 412. maddesidir. Burada; genel kurula çağrının yapılması için kayyım atanabileceği düzenlenmiştir. TTK'nun, 636/2 maddesi, limited şirketlerde organ yokluğunu ve bunun sonuçlarını düzenlemiştir. Aynı maddenin 4. fıkrasında fesih davası açıldığında mahkemenin gerekli önlemleri alacağı belirtilmiştir. Bunlar arasında kayyım atanması olduğu da kuşkusuzdur. Diğer taraftan TTK'nun 1. maddesi gereğince; Türk Ticaret Kanunu,Türk Medenî Kanunu'nun ayrılmaz bir parçasıdır. Türk Medeni Kanunu'nda kayyımlık, temsil kayyumu (TMK, m.426), yönetim kayyumu (TMK, m.427) ve isteğe bağlı (iradî) kayyım (TMK, m.428) olmak üzere üç türü düzenlenmiştir. TMK'nun 427/4. maddesinde; Bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağı belirtilmiştir. Ayrıca limited şirketlerde müdürlerin atanmaları ve görevden alınmaları genel kurulun devredilmez yetkileri arasında sayılmıştır. (TTK.nun 616/1-b maddesi)
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 630/2 ve 3. maddelerinde açıklandığı üzere; her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği, yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı belirtilmiştir.
TTK'nun 636. Maddesinde, geçici hukuki koruma konusunda özel bir hüküm bulunmamakla birlikte, mahkeme taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. Bu hüküm doğrultusunda genel hüküm olan HMK'nun 389 vd.maddeleri uygulanmalıdır.
6100 sayılı HMK. 389. maddesine göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi halinde, uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir. Yine HMK.nın 390/3 maddesi uyarınca, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünde kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.
Somut olayda; davalının, şirketin ortağı ve müdürü sıfatıyla hareket ederek, şirketle herhangi bir hukuki bağı olmayan ve benzer alanda faaliyet gösteren başka şirket yetkilileri adına, davacının ortak olduğu şirketin çalışanıymış gibi kartvizit bastırmak suretiyle şirketin itibarını zedelediğini, üçüncü kişiler nezdinde yanıltıcı bir görüntü oluşturarak şirketin güvenilirliğine ve ticari faaliyetlerine zarar verdiğini, davalı, şirket kasasından “SRC 5 kurs gideri” adı altında ödeme yapılmasını sağladığını, ancak bu giderin hangi SSK’lı personel için harcandığını belgeleyemediğini, şirket kayıtlarında bu eğitime tabi tutulan herhangi bir personel bilgisi bulunmadığı gibi, kurs ücreti ödendiğine dair gerekçeli belge ve ödeme kayıtlarının da ibraz edilmediğini, davalının, şirketin tek müdürü sıfatıyla şirketi temsil ve idare etmekte olduğunu, bu yetkisini tek başına kullanarak şirket adına bağlayıcı işlemler gerçekleştirdiğini, davalının bugüne kadar sergilediği davranışların, şirketin malvarlığı ve ticari faaliyetleri açısından telafisi güç ve hatta imkânsız zararlara yol açabileceğini, davalının şirket kaynaklarını kişisel menfaatleri doğrultusunda kullanmasının, şirket itibarını zedeleyici şekilde hareket etmesi ve üçüncü kişilere karşı yanıltıcı sıfatlarla işlem tesis etmesi, şirketin varlığını tehdit eden bir yönetim tarzı ortaya koyduğundan davalının müdürlük yetkilerinin sınırlandırılması yönünde ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuş ise de, davalının yönetim görevine devam etmesi durumunun şirkete ve ortaklarına zarar vereceğine dair HMK'nun 389. maddesi anlamında yaklaşık ispatın gerçekleşmediği, davacının iddialarının yargılamayı gerektirdiği, şirketin yetkili organlarının tedbiren yetkilerinin sınırlandırılmasını gerektirecek yaklaşık ispat düzeyinde delil ibraz edilmediği, bu nedenle, davacının, davalının temsil yetkisinin kaldırılmasına ilişkin ihtiyati tedbir talebinin yerinde olmadığı, şirketlerin seçilmiş organları eliyle idaresi asıl olup, bir şirkete kayyım atanması için kural olarak şirketin yasal organlarının mevcut olmaması gerektiğinden tedbir talebinin reddine ilişkin olarak verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin ise yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince verilen ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin ara karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiş ve buna dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :
1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin ilk derece mahkemesi'nin kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,
2- 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40.TL maktu istinaf karar harcının başlangıçta yatırıldığından davacıdan yeninden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince istinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan harcamaların kendi üzerine BIRAKILMASINA,
4-6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,
5-6100 sayılı HMK'nın 330. maddesi gereğince inceleme dosya üzerinden yapıldığından lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,
Dair, 6100 Sayılı HMK'nin 353/1-b-1 maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle ve 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak karar verildi.
...
Başkan
... ¸e-imzalıdır
...
Üye
... ¸e-imzalıdır
...
Üye
... ¸e-imzalıdır
...
Katip
... ¸e-imzalıdır
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.