SoorglaÜcretsiz Dene

Diyarbakır BAM 6. HD 2024/977 E. 2024/1123 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi

Daire / Kategori

bam

Esas No

2024/977

Karar No

2024/1123

Karar Tarihi

24 Nisan 2024

T.C. DİYARBAKIR BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/977 - 2024/1123

T.C.

DİYARBAKIR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

6. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/977

KARAR NO : 2024/1123

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

DAVANIN KONUSU : Tazminat

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ : 24/04/2024

Taraflar arasında görülen davada Mahkemece verilen kararın istinaf incelemesi davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili; müvekkilinin .....köyünde ikamet ettiğini ve burada çiftçilik ile uğraştığını, müvekkilinin maliklerinden ..... nolu parseller ile yanlarındaki 2 ayrı parseli de kiralayarak mısır ekimi yaptığını, kiralamış olduğu arazisinde mısır ekimi için, ...firmadan 125 ve 140'lık başta olmak üzere değişik ebat ve uzunluklarda sulama boruları satın aldığını, satın aldığı bu boruları sondaj kuyusuna takıp arazisini sulamaya çalışırken boruların neredeyse tümünün patlamış ve işlemez hale gelerek sulama fıskiyelerinin çalışmamasına neden olduğunu, sulanamayan mısırların bir kısmının tamamen kuruduğunu, bir kısmının da susuzluktan gelişmediğini, müvekkilinin 160 dönüm civarında ekili mısır mahsulünün bir kısmının tamamen, bir kısmının ise kısmen harap olduğunu, bu durumun müvekkilinin büyük zarar uğramasına neden olduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, müvekkillinin davalılardan almış olduğu sulama borularının işlevsiz olması nedeni ile uğradığı 100,00 TL zararın dava tarihinden itibara ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar .... vekili; dava dilekçesinde açıklama ve istem bölümünde talebin somut ve belirli olmadığını, dava dilekçesinde maddi zarara ilişkin hiçbir somut açıklama ve belirleme yapılmadığını, davacının iddialarının aksine, dava konusu sulama borularında herhangi bir ayıp bulunmamakla birlikte iddia edilen zararın davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, yağmurlama (sulama) borularını yüksek basınca maruz bırakarak kullanmaya çalışmasından kaynaklı yapılan saha kontrollerinden de anlaşılacağını beyan ederek öncelikle görev, husumet yokluğu ve arabulucuk dava şartının yerine getirilmemesi sebebiyle davanın usulden reddini, mahkemece kanaat getirmediği takdirde davanın esastan reddini savunmuştur.

Davalı ...... Ltd. Şti. vekili; öncelikle davanın görevli mahkemede açılmadığını, davacının tüketici olması nedeniyle tüketici mahkemelerinin görevli olduğunu, davacının iddialarının aksine, dava konusu sulama borularında herhangi bir ayıp bulunmadığını, önemle belirtmek gerekir ki; sulama borularının ayıplı olduğu iddiası nedeniyle 40-45 gün sulanamayan mısırların kuruyup gelişmemesinden kaynaklı maddi zarar iddiasının tamamen soyut ve gerçek dışı olduğunu, bu hususlara ilişkin hiçbir bilgi ve belge sunulmadığını, kabul anlamına gelmemesi kaydıyla davacının dava dilekçesinde de belirtmiş olduğu üzere 45-50 gün sulama borularını tamir ettirmeyerek veyahut başkaca sulama yöntemlerini denemeyerek zararın artmasına sebebiyet verdiğini, müvekkili şirketten kaynaklı herhangi bir ayıp bulunmaması ile birlikte müvekkili şirketin kusurlu bulunması halinde dahi iddia edilen zarara ilişkin tazminat tutarından indirim yapılması gerektiğini, müvekkilinin yokluğunda yapılan delil tespitine istinaden karar verilmeyeceğini, davacının dava dilekçesinden maddi zararının neye ilişkin olduğunun anlaşılamaması ile birlikte dava dilekçelerinde bir başka firmadan başka marka 140 ve 160'lık boru temin ederek mısır arazisini sulamaya başladıklarını belirttiklerini, açıkça görülecek olduğu üzere mısır arazisi için gerekli sulamanın sağlandığını ve herhangi bir zarar meydana gelmediğini, dava dilekçesinin bu yönü ile de çelişki içerdiğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davanın satım sözleşmesinden kaynaklı tazminat davası olduğu, davada davacının tacir olduğuna dair bir belge bulunmamakta olup davacının dava dilekçesinde çiftçi olduğunu belirttiği, Mahkemece davacının esnaf tacir olup olmadığı noktasında yapılan araştırma sonucunda davacının ticaret sicil kaydının ve vergi kaydının bulunmadığının anlaşıldığı, Mahkemenin 01/09/2021 tarihi itibarıyle faaliyete başladığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun 07/07/2021 tarih ve 608 sayılı kararı gereğince yargı çevresinin Diyarbakır ilinin mülki sınırları olarak belirlendiği, anılan karar gereğince ... ilçesinin de Mahkemenin yargı çevresi içinde bulunduğu, davacı tarafın davasını ticari dava olarak nitelendirerek Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı, yargılama aşamasında ise davanın ticari dava olmadığının tespit edildiği, bu durumda Mahkemece, usul ekonomisi ve davacı vekilinin talebi de gözetilerek, Mahkemenin yargı çevresi içinde bulunan Çınar Asliye Hukuk Mahkemelerine görevsizlik kararı verilmiştir.

Karara karşı, davalı vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf kanun yoluna başvuran davalı .... Ltd. Şti. vekili; Mahkemece verilen kararın yetki yönünden hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı tarafından Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Ticaret Mahkemesi sıfatıyla dava açılabilecekken Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığını, bir davada birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa davacının bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahip olduğunu, davacının davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkının davalılara geçeceğini, dava konusu olayda kesin yetki hâlinin bulunmadığın ve davalıların yetki ilk itirazında bulunmadığını, bu nedenle Mahkemenin yetkili mahkemeyi Çınar Mahkemeleri olarak belirlemesinin mümkün olmadığını, yine her ne kadar görevli mahkeme asliye hukuk mahkemeleri olarak belirlenmiş ise de, davacının ne tacir ne de esnaf olmaması nedeniyle görevli mahkemenin tüketici mahkemeleri olduğunu, davacının işbu dava kapsamında tüketici konumunda olduğunu, keza ayıplı mal iddiası ile açılan davalarda görevli mahkemenin tüketici mahkemeleri olduğunu, tüm bu nedenlerden ötürü yetki ve görev yönünden verilen kararın kaldırılması gerektiğini beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.

İstinaf kanun yoluna başvuran davalılar .... vekili; Mahkemece verilen kararın yetki yönünden hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkillerinin dava dosyasında taraf sıfatı bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde mısır ekimi için, ..isimli bir firmadan sulama boruları satın aldığını,söz konusu bu firmanın da ....isimli boru üreticisinin bayisi olduğunu iddia ettiğini, müvekkillerinin ... Ltd. Şti.'nin çalışanı olduklarını, dava konusu sulama boruları davalının beyanından da görüleceği üzere ....Ltd. Şti.'nden satın alındığını, buna ilişkin fatura ve ambaj fişlerinin...... Ltd. Şti. adına kesildiğini, öncelikle davanın müvekkilleri yönünden taraf sıfatı olmaması sebebiyle husumet yönünden reddinin gerektiğini, bir davada birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa davacının bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahip olduğunu, davacının davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkının davalılara geçeceğini, dava konusu olayda kesin yetki hâlinin bulunmadığın ve davalıların yetki ilk itirazında bulunmadığını, bu nedenle Mahkemenin yetkili mahkemeyi Çınar Mahkemeleri olarak belirlemesinin mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerden ötürü yetki ve görev yönünden verilen kararın kaldırılması gerektiğini beyan ederek istinaf isteminde bulunmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE:

6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesinde;

Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan tazminat isteğine ilişkinidir. Mahkemece Çınar Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben görevsizlik kararı verilmiş; hüküm, davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf edilmiştir.

6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir:

(i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır.

(ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür.

(iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.

Öte yandan, 28/11/2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan ve 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK'nın 2. maddesinde kanunun kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (ı) bendinde sağlayıcı "kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişi", (k) bendinde tüketici "ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi", (l) bendinde ise tüketici işlemi “mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder” biçiminde tanımlanmıştır.

6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun'un 83. maddesinde de taraflardan birinin tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanun'un görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.

Bir hukuki işlemin sadece 6502 sayılı TKHK'da düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Uyuşmazlığın 6502 sayılı TKHK kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin "tüketici", diğer tarafın "satıcı/sağlayıcı/hizmet sunan" olması gerekir.

Bunlardan ayrı olarak; 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmüne göre; dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda asliye mahkemelerinin görevi asıldır.

Dava konusu uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticarî davalardan değildir. Dolayısıyla, bu türden uyuşmazlığın ticarî dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde ya da ticaret mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülebilmesi için tarafların tacir ve dava konusunun tarafların ticarî işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Bu bakımdan, davanın taraflarından davalı Şimşek Kardeşler ... Ltd. Şti. tüzel kişi tacir ise de, diğer taraf olan davacı .....'in çiftçi olduğu ve tacir olmadığı, aynı zamanda mesleki faaliyet çerçevesinde çiftçilik yapması nedeniyle tüketici konumunda da olmadığı nazara alındığında, davanın ticarî dava olmadığı gibi tüketici uyuşmazlığının da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının dava konusu satım sözleşmesi ilişkisinde 6502 sayılı TKHK m. 3(1)-k hükmü kapsamında mesleki amaçlarla hareket ettiğinden, uyuşmazlıkta tüketici mahkemeleri görevli değildir. Bu nedenlerle, 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmü uyarınca olayda asliye hukuk mahkemeleri görevli olduğundan, davalı tarafın göreve ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.

Bundan ayrı olarak, eldeki dava Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin faaliyete geçtiği 01/09/2021 tarihinden sonra 27/09/2023 tarihinde açılmış olup Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi ile Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi arasındaki ilişki, her iki mahkemenin Diyarbakır il mülki sınırları içerisinde olması nedeniyle "görev" ilişkisidir. Başka bir ifadeyle, Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yargı çevresi Diyarbakır il mülkî sınırlarını kapsadığından, Çınar ilçesi de Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin yargı çevresi içerisindedir. Bu nedenle, Mahkemece Çınar Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben verilen karar, usulüne uygun bir görevsizlik kararı olup, görevsizlik ve yetkisizlik kararının birlikte verilmesi durumu söz konusu değildir. Zira davacı taraf, davanın ticari dava olduğunu düşünerek Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmıştır. Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yargı çevresi Diyarbakır il mülkî sınırlarını kapsadığından, davacı tarafından Çınar Asliye Hukuk Mahkemesi'nde "Ticaret Mahkemesi" sıfatıyla dava açılabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Mahkemece Çınar Asliye Hukuk Mahkemesine hitaben görevsizlik kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, davalıların yetkiye yönelik istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir.

Yukarıda belirtilen sebeplerle, Dairemizce yapılan değerlendirmede; ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, davalılar vekillerinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1)-b-1 hükmü gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

  1. ) Davalı ...... Ltd. Şti. vekili ile davalılar ....ve ....vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın m. 353(1). b. 1 hükmü gereğince AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE,

  2. ) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL maktu istinaf karar harçlarının davalılar tarafından yatırılan ayrı ayrı peşin harçtan mahsubu ile harcın yeterli olması nedeniyle başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,

  3. ) İstinaf yargılama giderlerinin davalılar üzerlerinde BIRAKILMASINA,

  4. ) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından davacı yararına vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

  5. ) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik m. 359(4) hükmü uyarınca Dairemiz kararının İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE,

dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın m. 362(1)-c hükmü gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/04/2024

.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

davanınkesindiyarbakırTazminatkonusudairesihukuk

Kaynak: karar_bam

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:43:41

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim