Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/613 E. 2024/771 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2024/613
2024/771
19 Temmuz 2024
T.C.
DİYARBAKIR
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO :
HAKİM :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ : 29/05/2024
KARAR TARİHİ : 19/07/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle:Müvekkili sigorta şirketine .............. tarihleri arasında .............. poliçe numaralı genişletilmiş kasko poliçesi ile sigortalanmış bulunan .............. plakalı araca davalının maliki olduğu ............plakalı araç ile .......... tarihinde çarpması neticesinde meydana gelen maddi hasarlı trafik kazası neticesinde , sigortalı araçta oluşan hasar nedeni ile müvekkili sigorta şirketi tarafından ......... TL ödeme yapıldığını, iş bu kazanın oluşumunda gerek trafik kaza tespit tutanağı gerekse sonradan trafik kazası ile ilgili kayıtlarda aracı kullanan sürücünün ehliyetsiz olarak kullanımı ve tamamen kusurlu olarak trafik kazasına sebebiyet verdiğinin açıkça belirtildiğini, söz konusu trafik kazası kayıtları incelendiği takdirde kazanın oluş şeklide dikkate alındığında araç sürücüsünün ehliyetsiz ve tamamen kusurlu olduğunun açıkça görüldüğünü, davalı/ borçlu aleyhine ............. Müdürlüğünün ............. numaralı dosyasından alacağın tahsili için icra takibine geçildiğini, ancak davalı borç ,faiz ve tüm ferilere itiraz ederek takibin durmasını sağladığını, dosya ile ilgili olarak hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı olan arabuluculuk ile ilgili olarak Diyarbakır Arabuluculuk Bürosuna başvuru yapılmış ve ............ E. dosya numarası ile arabuluculuk görüşmesi yapıldığını, arabuluculuk görüşmesinin de olumsuz olarak sonuçlandığını, tüm bu nedenlerle davalı borçlunun ........... Müdürlüğünün............. E. numaralı takip dosyasın da ileri sürdüğü itirazlarının iptaline ve duran icra takibinin devamına, davalının % 20 İcra inkar tazminatı ödemeye mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DEĞERLENDİRME :
Dava, İtirazın İptali istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık noktaları; kasko sigorta sözleşmesi gereğince sigortalısına ödeme yapan sigortacının, haksız fiil hükümlerine göre ödenen bedelin karşı araç sürücüsü ve maliki davalıdan rücuen tazmini istemine ilişin olduğu tespit edilmiştir.Mahkememizce dava şartları yönünden ön inceleme yapılmıştır. 6100 sayılı HMK 114/1-c bendine göre mahkemenin görevli olması dava şartı olup bu husus kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her safhasında resen gözetilmelidir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.3.1944 gün ve 1944/37 E.- 9 K. sayılı kararında bu husus: "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır. (Yargıtay 20. HD 2016/6838 esas ve 2016/8176 karar, Antalya BAM 4. HD 2019/687 esas ve 2019/1629 karar, Antalya BAM 11. HD 2017/1867 esas ve 2018/678 karar sayılı, Konya BAM 3. HD 2021/1466 esas ve 2021/2228 karar sayılı ilamları) Buna göre dava konusu uyuşmazlık haksız fiil olan trafik kazasından kaynaklanmakta olup davacı haksız fiil ve kusur sorumluluğu ilkelerine göre rücuen tazminat talebinde bulunmaktadır.
Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür. Dava konusunun TTK'da düzenlenen hususlar ile ilgili olduğu davalar mutlak ticari davadır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Açılmış olan işbu davanın konusu haksız fiile ilişkin alacak istemine ilişkin olup mutlak ticari dava mahiyetinde değildir."TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.
507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir.
507 sayılı Kanun, ............ tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir.
Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca ............ tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir." (Diyarbakır BAM 6. HD 2022/308 esas ve 2022/227 karar sayılı ilam) denilerek tacir vasfının neye göre tanımlanacağı, bir kişinin salt ticari araç sahibi olmasının onun tacir sayılmayacağı, 507 sayılı kanunda belirtilen "geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimseler" ifadesine yer verilmediğinden TTK 15. Madde ve Bakanlar Kurulu kararında belirlenecek sınırlamalara göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Nitekim emsal mahiyette olduğu değerlendirilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi'nin ............. esas ve ............. karar sayılı, ............ tarihli ilamında dava konusu ticari araç ile ilgili olarak Ticaret Mahkemesi'nce esasa yönelik verilen kararın "...Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; taraflar arasındaki (ticari araç) satım sözleşmesi ile davacının ikinci el araba satışı işi ile uğraşan davalıya araç sattığı parasını alamadığı, gerçek kişi olan davacının TTK hükümlerine göre tacir sıfatına haiz olmadığı, Muazzez Uzma'nın ticaret odası kaydı ...........'nın esnaf kaydı olup uyuşmazlığın 6502 sayılı Kanun kapsamında kalmadığından davanın Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerekir..." gerekçesiyle görevli Mahkemede yargılama yapılmaması nedeniyle kaldırıldığı anlaşılmıştır.
Yine emsal mahiyette olduğıu değerlendirilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nin 2021/1168 esas ve 2021/1314 karar sayılı ilamında da "...Mahkemece yapılan araştırmada tarafların ticari işletmesi bulunduğuna ilişkin herhangi bir kayda ulaşılmamıştır. Zaten taraflarında bu yönde bir iddiası da bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra asliye ticaret Mahkemesinin görevinin tayininde uyuşmazlığa konu mal ve/veya hizmetin türü ve ticari iş karinesi etkili değildir. Zira Türk Ticaret Kanunu ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir(Hukuk Genel Kurulunun 16/09/2015 tarih, 2014/1026 Esas ve 2015/1765 Karar).
Somut olaya konu dava, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmadığından ticari dava niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taraflardan yalnızca birinin ticari işletmesi ile ilgili olması halinde dahi davanın ticari dava olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra eldeki dava, TTK'nın 4/1. maddesinin alt bentlerinde sayılan dava türlerinden de değildir. Bu haliyle uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemesi görevli değildir. Taraflar arasında her hangi bir tüketici işlemi bulunmadığı da nazara alındığında HMK'nın 2. maddesi uyarınca eldeki davaya konu uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevlidir..." denilerek dava konusunun ticari araç olması halinde dahi ayrıca tacir sıfatının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, tacir olmayan şahıslar ile ilgili davalarda asliye hukuk mahkemelerinn görevli olduğuna dair karar verildiği anlaşılmıştır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesinin 2021/957 esas ve 2021/1325 karar sayılı ilamında da "...Davaya konu somut olayda; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca mahkemeye gönderilen bilgi yazısında davalının, kara yolu ile şehirlerarası yük taşımacılığı faaliyetinde bulunduğu, işletme hesabına göre defter tuttuğu, 2019 gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen yıllık gayrisafi hasılatının, VUK md.177/2'de düzenlenen limiti aşmadığı, bu nedenle ticari araç sahibi olsa da faaliyetinin esnaf sınırları içinde kaldığı ve tacir sayılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının, esnaf faaliyet sınırı aşan faaliyette bulunduğunun tespit edilemediği ve davanın mutlak ticari davalardan da olmadığı gözetilerek Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir." şeklinde benzer yönde değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır.
Mahkememizce yapılan inceleme, toplanan deliller birlikte değerlendirdiğinde, davacının halef olarak davayı ikame ettiği. fakat davalı Hamdusena Yazol'un Ticaret Sicil Müdürlüğü cevabi yazısı ile anlaşıldığı üzere şahıs kaydı veya şirket ortaklığının bulunmadığı, Vergi Dairesi cevabi yazısından anlaşıldığı üzere vergi kaydının bulunmadığı, Esnaf ve Sanatkarlar odası cevabında ise davalının esnaf sicil kaydının bulunduğu, bu kapsamda davalının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Dava konusunun poliçeye göre ödeme yapan sigortacının haksız fiil hükümlerine göre ödenen bedelin rücuen tazmini istemi olduğu, davanın konusu itibariyle mutlak ticari davalardan olmadığı, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bir dava bulunmadığı, yukarıdaki içtihatlarda yapılan açıklama ve mevzuat değişikliği birlikte değerlendirildiğinde nispi ticari dava olarak bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gerekli olduğu, özel yetkili olan Mahkememizce TTK 4. Maddede düzenlenen ticari davaların görülüp karara bağlanabileceği, davaya bakmaya genel görevli mahkeme olarak Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu hususları nazara alınarak 6100 sayılı HMK 115/2. Madde gereği davanın usulden reddi gerektiği kanaati ile karşı görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Nedenleri yukarıda açıklanacağı üzere;
-
Mahkememizin görevsizliği nedeni ile HMK'nın 114. ve 115. mad. gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden REDDİNE,
-
Görevli mahkemenin Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,
-
Tarafların görevsizlik kararının kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulması halinde ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize müracaatı halinde dava dosyasının görevli DİYARBAKIR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine,
-
Yargılama giderlerinin HMK'nın 331/2 maddesi gereğince görevli mahkemece nazara alınmasına,
Dair, verilen karara karşı , 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip Hakim
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:34:55