SoorglaÜcretsiz Dene

Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/910 E. 2024/480 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi

Daire / Kategori

Mahkeme Kararı

Esas No

2022/910

Karar No

2024/480

Karar Tarihi

15 Mayıs 2024

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.

DİYARBAKIR

ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO :

KARAR NO :

HAKİM :

KATİP :

DAVACI :

VEKİLLERİ :

DAVALI :

VEKİLİ :

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

DAVA TARİHİ : 29/04/2022

KARAR TARİHİ : 15/05/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH :

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili, .....tarihinde Bismil Anadolu Lisesi civarında .....sevk ve idaresindeki .....plakalı aracın, yaya konumunda bulunan müvekkili .....çarpması sonucu yaralamalı trafik kazası meydana geldiğini, yaralanmaya bağlı olarak müvekkilinin sürekli iş göremezlik, geçici iş göremezlik, bakım ve tedavi masrafları oluştuğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 geçici iş göremezlik, 100,00 TL sürekli iş göremezlik, 100,00 TL bakım ve tedavi masrafları olmak üzere toplamda 300,00 TL tazminatın olay tarihi olan .....tarihinden, kabul edilmemesi halinde davalının temerrüde düştüğü .....tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalı sigorta şirketinden tahsilini istemiş, .....tarihli bedel arttırım dilekçesi ile talep sonucunu, sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden .....TL'ye, bakıcı gideri yönünden .....TL'ye ve tedavi gideri yönünden .....TL'ye yükseltmiştir.

Davalı vekili, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını, müvekkili sigorta şirketinin geçici iş göremezlik tazminatından, gelir kaybından, bakıcı ücretlerinden, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplarından ve tedavi giderlerinden sorumluluğunun bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla kusur durumunun ve maluliyet durumunun tespiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini, müterafik kusur ve hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, davacının ticari faiz talep edemeyeceği gibi kaza tarihinden itibaren de faize hükmedilemeyeceğini beyan ederek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Taraflarca dosyaya sunulan deliller incelenmiş, sigorta poliçesi ve hasar dosyası, davaya konu kaza nedeniyle davacının tedavi gördüğü sağlık kuruluşlarından tedavi evrakları, .....plaka sayılı aracın tescil bilgileri ile UYAP sistemi üzerinden Bismil Cumhuriyet Başsavcılığının .....nolu soruşturma dosyası celp edilerek dosya arasına kazandırılmış, davaya konu kaza nedeniyle davacıya peşin sermaye değerli rücuya tabi bir ödeme yapılıp yapılmadığı Sosyal Güvenlik Kurumundan sorulmuş, davaya konu kazada kusur durumunun tespiti yönünden Ankara Adli Tıp Kurumundan, yine kaza nedeniyle davacının yaralanmasına bağlı sürekli iş göremezliğinin oluşup oluşmadığı ve bakıcı ihtiyacının bulunup bulunmadığının tespiti yönünden Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından .....ve .....tarihli, sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı giderinin hesaplanmasına yönelik aktüer bilirkişiden, tedavi giderinin hesaplanması için ise adli tıp uzmanı bilirkişiden bilirkişi raporları alınmıştır.

Dava, trafik kazasından kaynaklı kazaya sebebiyet verdiği iddia edilen aracın ZMMS sigorta poliçesini düzenlediği iddia edilen davalı sigorta şirketine yöneltilmiş geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri ve tedavi gideri istemine ilişkindir.

.....tarihinde .....plaka sayılı aracın yaya konumunda bulunan davacıya çarpması sonucu davaya konu trafik kazasının meydana geldiği, .....plaka sayılı aracın davaya konu kazanın meydana geldiği tarihi de kapsar şekilde davalı sigorta şirketi tarafından ZMMS sigorta poliçesinin düzenlendiğini, poliçede sakatlanma halinde maddi tazminat üst limitinin .....TL, tedavi giderlerine ilişkin maddi tazminat üst limitinin de .....TL olarak belirlendiği, kaza nedeniyle Bismil Cumhuriyet Başsavcılığının .....nolu dosyası üzerinden soruşturma yürütüldüğü, davaya konu kaza nedeniyle Sosyal Güvenlik kurumu tarafından davacıya rücuya tabi bir ödeme yapılmadığı, dava açılmadan önce davacı tarafça davalı sigorta şirketine yapılan başvuruya istinaden herhangi bir ödeme yapılmadığı, yine dava açılmadan önce arabuluculuk sürecinin görüşme sonucunda anlaşamama ile sonuçlandığı dosya içerisinde yer alan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık; davaya konu kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunup bulunmadığı, kaza nedeniyle davacıda geçici ve sürekli işgöremezlik durumunun oluşup oluşmadığı, bakıcıya ihtiyacı bulunup bulunmadığı, var ise süresi, tedavi gideri talep edip edemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davacının tazminat talep edip edemeyeceği, edebilecekse miktarı ile faiz başlangıç tarihine illişkindir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, “İşletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur."; 85/1 maddesinde, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”; 85/son maddesinde ise, “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” düzenlemelerine yer verilmiştir. Anılan yasal düzenlemeler gereğince sigorta şirketi, düzenlenen sigorta poliçesi ile sigortalı aracın sürücüsünün kusuru nedeniyle meydana gelen traffik kazalarında üçüncü kişilere verilen zararı, zararın türüne göre poliçede belirtilen teminat üst limiti ile üstlenmiştir. Koşullarının oluşması halinde davacı tarafından talep edilen tazminat kalemleri de, poliçe kapsamına dahil olan ve sigorta şirketi tarafından karşılanması gereken doğrudan zararlardandır.

.....tarihinde saat ..... sıralarında dava dışı .....sevk ve idaresindeki .....plaka sayılı otomobil ile Bismil Anadolu Lisesi istikametinden Bismil istikametine çift yönlü yolu takiben seyir halindeyken geldiği olay mahallinde, yol kenarında aynı istikamette önünde yürüyen davacı yaya .....çarpması sonucu davaya konu yaralanmalı trafik kazasının meydana geldiği anlaşılmaktadır.

Davaya konu kazada kusur durumunun tespitine yönelik Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan bilirkişi raporunda, kazanın meskun mahalde, eğimsiz, düz, zemini ıslak, asfalt kaplamalı, çift yönlü yolda, açık havada gündüz meydana geldiği, dosyada, kaza yerinde azami hız limitinin 50 km/saat olduğuna, yol kenarında kaldırım veya banketin olmadığına dair tespitin mevcut olduğu, sürücü .....sevk ve idaresindeki otomobil ile gündüz vakti, meskun mahaldeki yolu takiben seyir halindeyken, yola gereken dikkatini vermeden geldiği olay mahallinde, önünde yolun sağ kenarında yürüyen yaya .....zamanında etkin tedbir almadan çarpmasıyla meydana gelen kazada dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketiyle asli ve %85 oranında kusurlu olduğu, davacı yaya .....ise, okuldan çıktıktan, kurallara uygun olarak çift yönlü yolun sol kenarından yürümeye özen göstermeden, önlem alma becerisini kısıtlayacak şekilde, yolun sağ kenarından yürüdüğü esnada, geriden gelen sürücü .....kullandığı otomobil tarafından çarpılmasıyla meydana gelen kazada, dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareketiyle alt düzeyde tali ve %15 oranında kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir. Alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, denetime ve hüküm kurmaya elverişli olması nedeniyle mahkememizce de benimsenmiş ve kazanın meydana gelmesinde davalı sigortalı araç sürücüsünün % 85 oranında, davacının ise % 15 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiştir.

Davacı .....doğum tarihli olup, kazanın gerçekleştiği .....tarihi itibarıyle 18 yaşından küçüktür. Kural olarak davacı hakkında 20/02/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik (ÇÖZGER) doğrultusunda değerlendirme yapılarak maluliyet raporunun düzenlenmesi gereklidir. Ne var ki, ilgili yönetmelikte düzenlenen cetvelde mağduriyetin karşılığında oran belirtilmediğinden ve özel gereksinim gerektiren hastalıklar için bir kılavuz içerdiğinden dolayı 20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 14/1.maddesinde, 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik ve ilgili mülga mevzuat hükümlerine çocuk bakımından yapılan atıfların bu Yönetmelik hükümlerine göre yapılmış olacağının düzenlenmiştir. Öte yandan 20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğin 18. maddesi uyarınca ilgili yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığı, dolayısıyla Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırıldığından elde ki davada Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik kapsamında değerlendirme yapılarak davacının davaya konu kaza nedeniyle sürekli iş göremezliğinin bulunup bulunmadığının tespiti gerekir.

Yargılama aşamasında davacının maluliyet durumunun tespitine yönelik Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen .....tarihli bilirkişi raporunda, .....tarihli trafik kazasına bağlı kişinin toplam vücut özür oranmın %6 olduğu, sekel halini aldığı ve sürekli olduğu, tıbbi iyileşme süresinin 4 aya kadar uzayabileceği ve tedavi sürecinde bakıcı ihtiyacının 1 ay olduğu mütalaa edilmiştir. Ne var ki, raporun düzenlenmesine esas alınan, Çocuklar için Özel Gereksinim Hakkında Yönetmeliğin atıf yaptığı 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırıldığından, mahkememizce bu sefer ilgili yönetmeliğin yürürlükten kaldırıldığı belirtilerek Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik kapsamında değerlendirme yapılarak bilirkişi raporu düzenlenmesi istenilmiştir. Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen .....tarihli bilirkişi raporunda da, ilk raporda belirtilen oran ve sürelere ilişkin mütalaa verilmiştir.

Tazminat hesabı yönünden aktüer bilirkişiden rapor alınmıştır. TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant tekniği esas alınarak, davacının %6 sürekli iş göremezlik oranı ile 1 ay bakıcı ihtiyacı bulunduğu gözetilerek, %85 kusur oranı ve asgari ücret üzerinden hesaplama yapılarak düzenlenen bilirkişi raporunda; davacının sürekli iş göremezlik aktif ve pasif dönem olmak üzere toplam .....TL olarak, bakıcı gideri ise .....TL olarak hesaplanmıştır.

Tedavi giderlerinin hesaplanması için adli tıp uzmanından alınan bilirkişi raporunda, SGK kapsamı dışında kalan ve fatura edilemeyen tedavi giderlerinin 1.700,00 TL olarak hesaplandığı mütala edilmiştir.

Maluliyet, sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı giderinin hesaplanması ile tedavi giderinin hesaplanması yönünden alınan bilirkişi raporlarında belirtilen oran ve miktarların yöntemince tespit edilmiş ve hesaplanmış olması karşısında denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu kabul edilmiş ve mahkememizce de benimsenmiştir.

Haksız fiilin, uzlaşmaya tabi olduğu eylemden kaynaklanması durumunda, kaza tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 253/19. maddesi gereğince uzlaşılan eylem nedeniyle tazminat davası açılmayacağı kabul edilmiştir. Söz konusu yasal düzenleme gereğince TBK'nın 166/2 maddesi gereğince uzlaşan kişinin eylemlerinden sorumlu olan kişi ya da kurumların da bundan durumun veya borcun niteliği elverdiği ölçüde istifade edeceği TBK ve yargısal içtihatlar ile kabul edilmektedir.

Davaya konu kazada taksirle yaralamaya sebebiyet verme suçundan Bismil Cumhuriyet Başsavcılığının .....nolu dosyası üzerinden yürütülen soruşturma sonucu, .....tarihinde davacı/müşteki ile dava dışı araç sürücüsü/şüpheli uzlaştırma bürosunca yapılan görüşmeler neticesinde uzlaşmış olmaları nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ilgili kararın .....tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Uzlaşmanın sonuçlarını düzenleyen CMK'nın 253/19 maddesinde; “(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.” denilerek, uzlaşmanın ceza yargılaması ve hukuk yargılaması açısından sonuçları düzenlenmiş, ilgili düzenlemede "Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz" denilerek, uzlaşma sağlanması durumunda kesin olarak hukuk mahkemesinde aynı eylem nedeniyle tazminat davası açılmayacağı kabul edilmişken, ilgili düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğundan bahisle yapılan iptal başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi'nin, E.2023/43, K.2023/141, 26/07/2023 tarihli, 18/10/2023 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren iptal kararı ile ilgili maddedeki "Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz" hükmünün iptaline karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi İptal gerekçesinde;

"12. Anayasa’nın 13. maddesinde 'Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz' denilmiştir. Buna göre mahkemeye erişim hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.

  1. Kanunilik ölçütü uyarınca Anayasa’nın 13. ve 36. maddeleri kapsamında mahkemeye erişim hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.

  2. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması icap eden bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.

  3. 5271 sayılı Kanun’un 253. maddesinin (1) ila (3) numaralı fıkraları uyarınca hangi suçlar hakkında uzlaşmanın sağlanabileceği belirlidir. Kuralda uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar soruşturma konusu suç nedeniyle açılacak tazminat davalarıdır. Kuralın lafzında herhangi bir sınırlama bulunmadığından uzlaşmanın sağlanması durumunda maddi tazminat talebinin yanı sıra manevi tazminat talebiyle de yargı mercilerine başvurulması mümkün değildir. Başka bir ifadeyle kural hem maddi hem de manevi tazminat davalarını kapsamaktadır. Buna göre kuralın uzlaşmanın sağlanması hâlinde açılamayacağı öngörülen davalar yönünden kapsamı da belirlidir.

  4. Bu itibarla kuralda hangi hâl ve şartlarda, hangi davaların açılamayacağı hususlarının herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel şekilde düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.

  5. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Öte yandan Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevler, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebilir.

  6. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında 'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' denilmektedir. Yargı mercilerinin makul olmayan bir iş yükü ile karşı karşıya kalmaları hâlinde anılan görevi yerine getirmeleri güçleşebilecektir (AYM, E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 32).

  7. Uzlaşma, tahkim, dostane çözüm ve arabuluculuk gibi yöntemlere ilişkin yasal düzenlemeler uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve daha az masrafla sonuçlandırılmasının yanı sıra yargının iş yükünün hafifletilmesine de hizmet etmektedir (bu yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2006/106, K.2009/124, 1/10/2009). Başka bir deyişle uzlaşma kurumu sayesinde şüpheli işlediği fiilin sonuçlarını giderme imkânı elde etmekte, devlet ise yaptırım uygulamak için yapacağı birçok giderden kurtulmaktadır (AYM, E.2013/20, K.2013/50, 3/4/2013).

  8. Kuralda suç teşkil eden fiilin gerçekleştirilmesi sebebiyle ortaya çıkan uyuşmazlığın alternatif uyuşmazlık çözüm yoluyla ortadan kaldırılması ve bu suretle yargının iş yükünün hafifletilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa’nın devlete yüklediği ödevler bağlamında meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra ölçülü olması da gerekir.

  9. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.

22.Ceza soruşturması kapsamında uzlaşmanın sağlanması hâlinde tazminat davası açılamamasının yargının iş yükünün hafifletilmesine katkıda bulunacağı açıktır. Ayrıca ceza soruşturması kapsamındaki uzlaştırma işlemlerinde hukuk uyuşmazlığını sona erdirebilecek nitelikteki hükümlerin öngörülmesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır. Bu itibarla kuralın yargının iş yükünün hafifletilmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez.

  1. Anılan Kanun’un itiraz konusu kuralın yer aldığı 253. maddesinin (5) numaralı fıkrasında uzlaşma teklifinde bulunulması hâlinde kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçlarının anlatılacağı belirtilmiştir. Buna göre ilgililere uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda tazminat davası açamayacakları yönünde bilgi verilecektir. Bu itibarla kişinin tazminat davası açamayacağının bilincinde olmadan uzlaşması ihtimalinin önüne geçebilecek önemli bir güvencenin bulunduğu anlaşılmaktadır.

  2. Diğer yandan anılan maddenin (17) numaralı fıkrasında Cumhuriyet savcısının, uzlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlemesi hâlinde uzlaştırma raporunu veya ilgili belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza edeceği belirtilmek suretiyle uzlaşmanın ilgililerin özgür iradeleriyle gerçekleşmesine ayrıca bu kapsamdaki edimin de hukuka uygunluğunun sağlanmasına yönelik bir hüküm de öngörülmüştür.

  3. Uzlaşma sürecinde suç nedeniyle ortaya çıkan tüm sonuçların öngörülebildiği ve gerçek zararın belirlenebildiği durumlarda uzlaşan kişinin tazminat davası açamamasının anayasal bir soruna sebep olmayacağı açıktır. Zira anılan süreçte öngörülebilen ve hesaplanabilen zararlar yönünden uzlaşılması durumunda ilke olarak uyuşmazlık ortadan kalkmış olacaktır.

  4. Buna göre uzlaşan kişinin tazminat davası açamamasının katlanılamayacak bir külfet olmadığından söz edebilmek için soruşturma konusu suç nedeniyle uğranılan zarar uzlaşma görüşmeleri esnasında en azından yaklaşık olarak belirlenebilmelidir. Başka bir ifadeyle gerçek zararın altında kalan bir edim karşılığında uzlaşan kişinin edimi aşan kısım yönünden tazminat davası açmaktan vazgeçmiş sayılabilmesi için uzlaşma sürecinde zararı öngörebilmesi gerekir.

  5. Suç teşkil eden fiil nedeniyle uğranılan zararın uzlaşma süreci içinde bilinmesinin her durumda mümkün olmayacağı, özellikle maluliyet oranı gibi teknik bazı verilere ihtiyaç duyulan hâllerde uzlaşma süreci içinde zararın sağlıklı şekilde belirlenebilmesinin güçleşeceği açıktır. Başka bir ifadeyle taraflara uzlaşmanın sağlanmasının sonuçları hakkında bilgi verilmesi öngörülmüş ise de teknik birtakım verilerle ve ayrıntılı hesaplamalarla ortaya konulabilecek zararın uzlaşma görüşmeleri esnasında belirlenmesi mümkün olmayabilir. Buna göre ilgililerin uzlaşmanın sağlanması durumunda edimi aşan ve tazminat davasına konu edilemeyecek zarara ilişkin her durumda eksiksiz ve doğru bilgiye sahip olabilecekleri söylenemez.

  6. Bu bağlamda uzlaşma görüşmeleri esnasında sağlıklı şekilde belirlenmesi güç veya öngörülmesi mümkün olmayan zararlara ilişkin açılacak davalar yönünden herhangi bir ayrım yapılmaksızın uzlaşmanın sağlanması durumunda tazminat davası açılamayacağını düzenleyen kuralla ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklenmiştir. Başka bir deyişle kuralda yargının iş yükünün azaltılması amacıyla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlama arasında makul bir denge kurulamamıştır.

  7. Bu itibarla kuralın orantılık alt ilkesi yönünden ölçülülük ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır" denilerek, İlgili düzenleme iptal edilmiştir.

T.C. Anayasası’nın 153/6. maddesinde, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.(Yargıtay 4 H.D. 2022/7266 E 2022/16129 K.)

Bu nedenle; görülmekte olan davada uygulanacak olan kanun hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olması nedeniyle mahkemenin iptal sonrası oluşan mevzuat çerçevesinde değerlendirme ve karar verme gerekliliği, Anayasa Mahkemesinin kararının geriye yürümezliğine aykırı bir durum değildir.(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/19953 E. 2022/16184 K.)

Somut olayda, davacı ile dava dışı sürücü arasında soruşturma aşamasında gerçekleştirilen uzlaşma görüşmeleri sonucu davacı tarafın herhangi bir maddi ve manevi tazminat talebi olmaksızın sigortaya başvuru hakları saklı kalmak kaydıyla olarak uzlaşma tutanağını imzaladığı anlaşılmaktadır. Davacı taraf ile dava dışı sürücü arasındaki uzlaşmanın edimsiz olarak gerçekleşmesi ve davacı tarafın uzlaşma tutanağını "sigorta şirketine başvuru hakları saklı kalmak kaydıyla" şeklinde ihtirazi kayıt düşerek imzalaması karşısında, davacının uzlaşması hakkın özünden vazgeçme niteliğinde olmadığı gibi gibi haksız fiil sorumlusu sürücüyü de ibra ettiği sonucu çıkarılamaz. Bu nedenle, elde ki açılan davada, davacı tarafın, müteselsil borçlulardan biri olan davalı sigorta şirketinden tazminat talep edebileceğinin kabulü gerekir.

Davalı sigorta şirketi sigortalısının veya eyleminden sorumlu olduğu kişilerin kusuru oranında ve poliçede yazılı teminat miktarı kadar tazminat ödemekle yükümlüdür. Sigortalı araç sürücüsü kazanın meydana gelmesinde %85 oranında kusurlu kabul edilmiştir. Davacı tarafından talep edilen sürekli iş göremezlik tazminatı poliçede sakatlanma/ölüm halinde halinde öngörülen .....TL'lik klozdan, bakıcı gideri ve tedavi gideri ise, tedavi gideri olarak öngörülen .....TL'lik klozdan karşılanması gerekir. Bilirkişi raporlarında, davacı yönünden sürekli iş göremezlik tazminatı .....TL, bakıcı gideri .....TL ve tedavi gideri .....TL olarak hesaplanmış, davacı vekili tarafından da sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden poliçe limiti olan .....TL yönünden, bakıcı gideri ve tedavi gideri yönünden ise raporda belirtilen miktarlar yönünden bedel arttırım dilekçesi sunulmuş olup, poliçe limiti dahilinde talep edilen sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri ile tedavi gideri yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.

Faizin türüne ilişkin olarak; davalı sigortalı araç hususi olduğundan davacının yasal faiz talep edebileceği kabul edilmiştir.

Faiz başlangıcına ilişkin olarak; kaza sonrası dava açılmadan önce davacı tarafından davalı sigorta şirketine gönderilen .....tarihli başvuru yazısına istinaden davalı sigorta şirketi tarafından başvuru yazısına .....tarihli kayıt düşülmüş, davalı sigorta şirketince herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 2918 Sayılı Yasanın 99. maddesi gereğince sigorta şirketinin ihbarı takip eden 8 iş günü sonunda .....tarihinde temerrüdü gerçekleşmiştir. Dava belirsiz alacak davası olup, davalı sigorta şirketinin zararın tamamı yönünden ödeme yükümlülüğü doğduğundan tazminatın tamamı yönünden temerrüdü gerçekleşmiştir. Bu nedenle kabul edilen tazminat alacak kalemlerinin tamamına davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

  1. Davanın KABULÜNE, .....TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve .....TL bakıcı gideri ile .....TL tedavi gideri olmak üzere toplamda .....TL'nın davalı sigorta şirketinin temerrüt tarihi olan .....tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacıya verilmesine,

  2. Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 29.711,47 TL peşin harçtan, başlangıçta yatırılan 80,70 TL peşin harç ile sonradan yatırılan 7.430,00 TL tamamlama harcının mahsubu sonucu bakiye kalan 22.200,77 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,

  3. Davacı tarafından başlangıçta yatırılan 80,70 TL başvuru harcı ve 80,70 TL peşin harç ile sonradan tamamlama harcı olarak yatırılan 7.430,00 TL'nın toplamı olan 7.591,40‬ TL'nın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

  4. Davacı tarafından 1.405,25 TL tebligat ve posta masrafı, 2.400,00 TL bilirkişi ücreti ve 1.578,00 TL ATK rapor ücreti olarak sarf edilen toplamda 5.383,25‬ TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

  5. Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 66.893,07 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

  6. Arabuluculuk aşaması görüşme sonucunda anlaşamama ile sonuçlandığından, 6325 Sayılı HUAK'nun 18/A. 13 maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.560,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,

  7. Davacı yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,

Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.

Katip Hakim

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Anahtar Kelimeler

çözgerSebebiyleVeTazminat)CismanidiyarbakırZararAçılanhükümTazminat(Ölüm

Kaynak: karar_mahkeme

Taranan Tarih: 25.01.2026 18:40:32

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim