Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/1269 E. 2024/102 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
Mahkeme Kararı
2023/1269
2024/102
7 Şubat 2024
TÜRK MİLLETİ ADINA
T.C.
DİYARBAKIR
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO :
HAKİM :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLLERİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVA : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 27/11/2023
KARAR TARİHİ : 07/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili, müvekkili şirketin işyerinde tavuk besiciliği alanında faaliyet göstermekte ve davalı şirketin elektrik abonesi konumunda bulunduğunu, ancak davalı tarafça verilen hizmetin yetersiz olması nedeni ile tavukların olduğu bölümde sık sık elektrik kesintileri yaşanması nedeni ile tavuk üretim çiftliğinde bulunan çok sayıda tavuğun sıcak ve havasızlıktan telef olması nedeniyle açılan tazminat davası sonucunda Diyarbakır ... Asliye Hukuk Mahkemesinin ...tarihli ve ....-...sayılı ilamı ile davanın kabulü ile toplamda ...TL maddi tazminatın ...TL'lik kısmının dava tarihi olan ...tarihinden itibaren, ...TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan ...tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiğini, verelin karara dayalı olarak Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatılmış ise de, davalı tarafından tehiri icra talepli olarak istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine icranın geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle dosyada tahsilat yapılamadığını, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesinin ...tarihli ve ...E.-...K. Sayılı ilamı ile davalının istinaf başvurusunun miktar yönünden kesin olarak reddedilmesi üzerine karara konu alacağın ...tarihinde tahsil edilebildiğini, yargılama sırasında aldırılan bilirkişi raporunda, olay tarihinde müvekkil şirkete ait çiftlikte toplamda ...adet ...günlük etlik (...) piliçin zarar gördüğü, bu piliçlerin 1 adedinin olay tarihi olan ...tarihinde ...TL olduğu, toplam zararın ise ...TL olduğunun tespit edildiğini, ancak bilirkişi heyetinin kusur raporu doğrultusunda bu bedelin ...TL'lik kısmının davalıdan talep edildiğini, son yıllarda ülkede yaşanan enflasyonist durum herkesin malumu olduğu gibi müvekkil iş yerinde meydana gelen hasar tarihi ile tahsilatın yapılabildiği tarih aralığındaki enflasyon verileri göz önünden bulundurulduğunda yasal faizin müvekkilinin zararını karşılamadığını, davalının davanın açıldığı tarihte temerrüde düşürüldüğünü, mahkemece hükmedilen tazminata yasal faiz işletilmesi kabul edilmiş ise de, yargılama süresince parada meydana gelen değer kaybının faizden yüksek olması nedeni ile bu durum davalı lehine haksız bir durum oluşturduğunu, ayrıca kararın icraya takibine konu edilmesine rağmen davalı tarafça yapılan istinaf başvurusu sırasında talep üzerine ...tarihinde istinaf mahkemesince verilen icranın geri bırakılması kararından esas hakkında karar verilme tarihi arasında geçen yaklaşık 1,5 yıllık süre içerisinde Türk Lirasının yaşadığı değer kaybınından doğrudan kusurlu olduğu ve bu durumun yasal faiz ile telafi edilemeyeceğinin açık olduğunu, nitekim TÜİK verilerine göre 2021 yılı Aralık ayı enflasyon oranının % ..., 2022 yılı Aralık ayı enflasyon oranının % ...olduğu dikkate alındığında müvekkilin alacağına yıllık % ...oranında işleyen faizin ayrıca bir mağduriyete yol açtığını ileri sürerek davalının temerrüde düştüğü ...tarihinden tahsilatın yapılabildiği ...tarihine kadar müvekkilinin yasal faizle karşılanmayan zararının tespiti ile müvekkili şirketin munzam zararı karşılığında şimdilik fazlası saklı 10,00 TL'nın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı, hak düşürücü süre, kesin hüküm, yetki, görev, husumet itirazının olduğunu, müvekkil şirket aleyhine açılan davada davacı tarafın zararını somut vakıalara dayandıramadığını, munzam zararın ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri vb. gibi ) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulüyle değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerektiğini, bu konularda alacaklının, önemli bir kanıtlama külfeti altında olduğunu, açılan davada davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığını, haksız ve yersiz açılan munzam zarar davasının koşulları oluşmadığını, Diyarbakır ...Asliye Hukuk Mahkemesi ...esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda davacıya %50 kusur atfedildiğini, munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusurun, borçlunun temerrüde düşmekteki kusuru olduğunu, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisinin aranmayacağını ve tartışılmayacağını, sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığının asıl olduğunu, munzam zarar alacaklısının munzam zarar nedeniyle tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumunda olduğunu, alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını kurmasının da zorunlu olduğunu, somut davada davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını beyan ederek davanın reddi gerektiğini savnumşutur.
Taraflarca dosyaya sunulan deliller incelenmiş, Diyarbakır İcra Dairesinin ...esas sayılı dosyası UYAP sistemi üzerinden dosya arasına eklenmiş, Diyarbakır ...Asliye Hukuk Mahkemesinin ...esas sayılı dosyası fiziken celp edilerek dosya arasına kazandırılmıştır.
Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.
Yetki itirazı halinde yetkili mahkemenin de gösterilmesi gerekli olup, davalı tarafından yapılan yetki itirazında bu yönde bir kayıt bulunmadığından davalının yetki itirazı yerinde görülmemiştir.
Diyarbakır ...Asliye Hukuk Mahkemesinin ...tarihli ve ...E.-...K. sayılı ilamı incelendiğinde, elde ki dosyanın davacısı tarafından yine eldeki dosyanın davalısı aleyhine açılan davada sonucu mahkemece, davanın kabulü ile toplamda ...TL maddi tazminatın ...TL'lik kısmının dava tarihi olan ...tarihinden itibaren, ...TL'lik kısmının ise ıslah tarihi olan ...tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, karara karşı davalı tarafından yapılan istinaf başvurusu sonucu Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesinin ...tarihli ve ...E.-...K. Sayılı ilamı ile davalının istinaf başvurusunun miktar yönünden kesin olarak reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Diyarbakır İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyası incelendiğinde; ...tarihinde davacı tarafından davalı aleyhine Diyarbakır ...Asliye Hukuk Mahkemesinin ...tarihli ve ...E.-...K. sayılı ilamına dayalı olarak, ...TL asıl alacak, ...TL ilam vekalet ücreti, ...TL yargılama gideri, ...TL işlemiş faiz, ...TL harç ve ...-...tarihleri arası ilam vekalet ücreti, yargılama gideri ve harca ilişkin işlemiş faizler olmak üzere toplamda ...TL alacağın tahsil tarihine kadar %9 yasal faizi ile birlikte tahsili amacıyla ilamlı icra takibi başlatıldığı, ...tarihinde dosyada ...TL tahsilat yapıldığı ve ...tarihinde reddiyat makbuzu düzenlenerek tahsilattan davacı alacaklıya ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Munzam zarar davalarında uygulanacak zamanaşımı süresi, genel nitelikte zamanaşımı süresi olan 10 yıldır. Davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşılmakla davalının zamanaşımı defi yerinde görülmeyerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ...tarih ...Esas ve ...Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur (Barlas, Nami; Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, İstanbul 1992, s. 127).
Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Bu hükümle uygulamada munzam zarar, kanunî tanımı ile aşkın zarar olarak adlandırılan hukukî kurum düzenleme altına alınmış olup mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 105. maddesi de bu hususta aynı yönde düzenleme içermektedir.
Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Cilt I, 2012, s. 810). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur.
Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür.
Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür.
Uyuşmazlık çerçevesinde üzerinde durulması önem arz eden bir diğer husus ise, aşkın (munzam) zararın ispatı olup esasen aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK’nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır.
Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz (Uygur, s. 816).
Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.
Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır (Aynı yöndeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...esas ...karar sayılı ilamı; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ...esas ...karar sayılı ilamı).
Elde ki davada, davacı tarafından işletilen tavuk üretim çiftliğinde meydana gelen elektrik kesintilerinden kaynaklı olarak meydana gelen zararın yasal tahsili amacıyla ...tarihinde Diyarbakır ...Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tazminat davasının lehine sonuçlanarak, başlatılan icra takibinde yasal faize göre yapılan tahsilat sonrası, davalının temerrüde düştüğü ...tarihi ile tahsilatın yapıldığı ...tarihleri arasında işleyen yasal faizin enflasyon karşısında yetersiz kaldığı ileri sürülerek munzam zarar talep edilmiştir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak davacı yanca, yasal faizle karşılanmayan munzam zarar iddiasına ilişkin dosyaya somut delil sunulmamıştır. Nitekim Yargıtay ...Hukuk Dairesi'nin ...tarih ve ...esas ...karar sayılı ve ...tarih ve ...esas ...karar sayılı ilamları da aynı yöndedir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
-
Davanın REDDİNE,
-
Harçlar kanunu gereğince alınması gereken ...TL harçtan, başlangıçta alınan ...TL harcın mahsubu ile bakiye kalan ...TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
-
Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
-
Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 10,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
-
Arabuluculuk aşaması görüşme sonucunda anlaşamama ile sonuçlandığından, 6325 Sayılı HUAK'nun 18/A. 13 maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
-
Davacı yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip Hakim
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Anahtar Kelimeler
Kaynak: karar_mahkeme
Taranan Tarih: 25.01.2026 18:45:12