Danıştay DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1693 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Danıştay Kararı
2023/1693
20 Eylül 2023
#### DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2022/3589 E. , 2023/1693 K.
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2022/3589
Karar No : 2023/1693
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACILAR):
1. … Derneği
2. … Odası
VEKİLİ : Av. …
3. … Barosu
VEKİLİ : Av. …
4. … Derneği
VEKİLİ : Av. …
5. … Araştırma Derneği
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …
6. … Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
VEKİLİ : Av. …
7. … Turizm ve Tanıtma Derneği
VEKİLİ : Av. …
8. … Derneği
VEKİLİ : Av. …
9. … Derneği
VEKİLİ : Av. …
10- … Çevre Derneği
VEKİLİ : Av. ...
11- … Çevre Koruma Derneği
12- … Derneği
VEKİLİ : Av. …
II- (DAVALI):
… Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/5181, K:2022/3155 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 3, 5, 6 ve 7. maddelerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/5181, K:2022/3155 sayılı kararıyla;
Uyuşmazlık konusu olayda, davacıların bakılmakta olan davaya ilişkin olarak dava ehliyetlerinin bulunduğu; öte yandan, dava konusu işlemin 16/03/2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği, bakılan davanın ise 25/06/2020 tarihinde açıldığı dikkate alındığında, 30/04/2020 tarih ve 31114 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair 29/04/2020 tarih ve 2480 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca yasal dava açma süresi içinde açıldığı sonucuna varıldığı,
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinin 13. fıkrası, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrası, "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 1 ve 3. fıkraları ile "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasına yer verilerek ve 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı Kanuna eklenen Ek-4. madde, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 13/A maddesi ve geçici 6. maddenin içerdiği hükümlerden bahsedilerek,
Dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesi incelendiğinde;
Dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesiyle, 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesine, “(o) Korunması gerekli tabiat varlıkları ve bunlara ait koruma alanları ile doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülür. (ö) Bir doğal sit statüsünde, ilke kararları kapsamında yapılabileceği öngörülen faaliyetler, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanında/alanlarında da Bölge Komisyonu kararı ile gerçekleştirilebilir.” şeklinde iki bendin eklendiği,
Korunması gerekli tabiat varlıklarının korunmasıyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirleme görev ve yetkisinin Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna, bu ilkeler doğrultusunda uygulamaya yönelik karar alma görev ve yetkisinin ise Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarına ait olduğu, kamu kurum ve kuruluşları ve belediyeler ile gerçek ve tüzel kişilerin de, bu Komisyonların kararlarına uymak zorunda oldukları dikkate alındığında, söz konusu düzenlemenin (o) bendinde; daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış doğal sit statülerinde, ilke kararlarıyla yapılmasına izin verilen faaliyetlerin, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanlarında da yapılabileceği tabii olduğundan, bir diğer deyişle bir faaliyetin daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış bir doğal sit statüsünde tahribata yol açmayacağı kabul edilebiliyorsa, bundan daha alt statüde bir doğal sit alanında tahribata yol açacağı düşünülemeyeceğinden, (ö) bendinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesi incelendiğinde;
Bu madde ile 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin "Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır." şeklindeki 2. fıkrasının "Nitelikli doğal koruma alanları; entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde değiştirildiği,
Söz konusu değişiklikle, nitelikli doğal koruma alanlarında, önceki düzenlemeye ek olarak, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları ve beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmaması şartıyla karavan kullanımına izin verildiği,
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 8. maddesinin 1. fıkrasında "nitelikli doğal koruma alanları" tanımının ve 3. fıkrasında ise bu alanların taşıması gereken kriterlerin düzenlendiği,
Maddede geçen "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri" ifadesine ilişkin olarak;
1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun "Tarifler" başlıklı 2. maddesinde "su ürünleri" tanımı, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ise "su ürünleri", "su ürünleri yetiştiriciliği", "yetiştiricilik tesisi", "iç sular", "kuluçkahane", "üretme havuzları", "ağ havuz (ağ kafes)", "entansif yetiştiricilik", "yarı entansif yetiştiricilik" ve "ekstansif yetiştiricilik" tanımlarına yer verildiği,
Bir tür su ürünü yetiştiriciliği olan kültür balıkçılığının deniz içerisinde, göl, akarsu veya tatlı su kıyılarında tecrit edilmiş alanlar oluşturularak balık çeşitleri, kabukluları, su canlıları ve su bitkilerinin doğal ortamlarının dışında yetiştirilerek çeşitli ihtiyaçların karşılanması olduğu, söz konusu faaliyet nedeniyle kullanılan besi maddeleri, hayvan dışkıları vb. unsurlardan oluşan atıkların çevreye zarar verdiğinin bilinen bir olgu olduğu,
Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının bu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla Yönetmeliğin 5. maddesinde yer alan ve "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri" ifadelerinin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na, genel koruma ilkelerine ve Yönetmelik'in 8. maddesinin herhangi bir değişikliğe konu edilmeyen 1. fıkrasında yer alan "nitelikli doğal koruma alanı" tanımı ile 3. fıkrasında belirtilen, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterlere uygun olmadığı sonucuna varıldığı,
Ayrıca, kültür balıkçılığı faaliyetleri açısından, madde metninde her ne kadar doğal göller ve denizler, bu faaliyetlerin yapılabileceği alanların istisnası olarak belirlenmişse de; gerek akarsu, lagün vb... diğer iç suların istisna olarak düzenlenmemiş olması ve gerekse sırf kültür balıkçılığı amacıyla nitelikli doğal koruma alanlarında yapay gölet ya da karada tesis oluşturulmasının bu alanlarda yaratabileceği tahribat dikkate alındığında, nitelikli doğal koruma alanlarının korunmasında, balık yetiştiriciliğinden daha fazla kamu menfaati bulunduğu değerlendirildiğinden, doğal göl ve denizlerin istisna kapsamında düzenlenmiş olmasının bu alanlarda kültür balıkçılığı faaliyetlerine izin verilmesi açısından yeterli görülmediği,
Maddede geçen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları", "hayvancılık", "balıkçı barınağı", "iskele" ve "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar"
ifadelerine ilişkin olarak;
Tıbbi ve aromatik bitkilerin, ilaç, gıda, meşrubat, kozmetik sanayi, sabun ve parfüm üretimi, organik tarım, hayvancılık ve tekstil gibi birçok farklı sektörde kullanımının mümkün olduğu, "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları"nın ise bu bitkilerin ekolojik çeşitlilik potansiyelini araştırmaktan, üretim tesisi kurarak bu bitkileri yetiştirmek, üretmek, kullanıma sunmak, satışını yapmak ve dahi doğal kaynaklı her türlü farmasötik, kozmetik ve diğer endüstriyel ham madde ve ürünlerin geliştirilmesine kadar uzanan faaliyet alanlarını içeren, geniş bir kavram olduğu,
Dava konusu maddede geçen "hayvancılık" ifadesinin de yine, yöre halkının sadece kendi yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek büyüklükte bir hayvancılık faaliyetinden entegre hayvancılık tesisi (entegre büyükbaş besi hayvancılığı tesisi, entegre büyükbaş süt hayvancılığı tesisi, entegre küçükbaş hayvancılık tesisi, entegre kanatlı et üretim tesisi ve entegre yumurta üretim tesisi) kurmaya kadar uzanan geniş bir faaliyet alanını içerdiği,
Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in işlem tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde ve Balıkçı Barınakları Yönetmeliği'nin "Tanımlar" 3. maddesinde "balıkçı barınağı" tanımına yer verildiği,
Söz konusu tanımlar incelendiğinde, balıkçı barınaklarının geniş bir alanda kurulan ve büyük ölçüde yapılaşma gerektiren yerler olduğu sonucuna ulaşıldığı, dava konusu düzenlemede, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak balıkçı barınaklarının hangi ölçü ve büyüklükte olacağı, hangi tip yapı ve yapılardan oluşacağı konusunda herhangi bir belirlemeye yer verilmediği,
3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "Kıyını korunması, yapı yasağı, kıyı ve denizde yapılacak yapılar" başlıklı 6. maddesinin 4. ve 5. fıkraları ile Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 13. maddesinin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde kıyıda yer alabilecek yapılara dair düzenlemelere yer verildiği,
Söz konusu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, dava konusu maddede geçen "iskele" ifadesinden, imar planlarında gösterilmeden yapılabilecek ahşap iskelelerin mi yoksa daha farklı materyal ve inşa tekniklerinin kullanıldığı, uygulama imar planına işlenmesi zorunlu türde iskelelerin mi kastedildiğinin anlaşılamadığı,
"Doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ifadesinin de yine uygulamanın niteliğine bağlı olarak, kaynak suyunun çıkarılmasından, şişelenmesi ve satışına kadar pek çok farklı türde tesisin kurulmasını kapsayan geniş bir kavram olduğu,
Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde, yukarıda belirtilen faaliyetlere ve yapılara ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlama yapılmadığı, başka bir deyişle madde metninde, bu faaliyetlerin/yapıların hangilerine, hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği,
Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının söz konusu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla dava konusu madde metninin bu haliyle belirsizlik yarattığı ve "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları", "hayvancılık", "balıkçı barınağı", "iskele" ve "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ifadelerinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na, Yönetmelik'in 8. maddesinin herhangi bir değişikliğe konu edilmeyen 1. fıkrasında yer alan "nitelikli doğal koruma alanı" tanımına ve 3. fıkrasında belirtilen, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterler ile genel koruma ilkelerine uygun olmadığı sonucuna varıldığı,
Maddede geçen "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesine ilişkin olarak;
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin "Mekansal kullanım tanımları ve esasları" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (k) alt bendinde "teknik alt yapı alanları" tanımına yer verildiği,
Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde, izin verilebileceği belirtilen "teknik altyapı uygulamaları" ifadesinden kastın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirtilen teknik altyapı tanımı kapsamındaki uygulamalar olup olmadığının belirtilmediği gibi bu faaliyetlere hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye de yer verilmediği,
Öte yandan teknik altyapı uygulamalarından zorunlu olanların yapılabileceği kurala bağlanmış ise de, nitelikli doğal koruma alanlarının tanımı ve özellikleri dikkate alındığında "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, belirsizlik yarattığı ve açıklığa kavuşturulması gerektiği, düzenlemenin bu şekliyle hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesi incelendiğinde;
Bu madde ile 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin "Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren, korumaya katkı sağlayacak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır." şeklindeki 1. fıkrasının "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.” şeklinde değiştirildiği ve aynı maddeye "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve alanın rehabilitasyonu ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılır." şeklindeki 3. fıkranın eklendiği,
Söz konusu değişiklikle, maddenin 1. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, önceki düzenlemeyle izin verilen düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere ek olarak entegre tesislerin kurulmasına da izin verildiği, maddeye eklenen 3. fıkrada ise bu alanlarda, milli menfaatlere uygun olmak ve Bölge Komisyonlarınca ilke kararları doğrultusunda karar alınmak şartlarıyla maden arama ve işletme faaliyetlerine izin verildiği,
Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının taşıması gereken özelliklerin düzenlendiği,
Yukarıda da açıklandığı üzere, entegre sanayi, entegre ziraat, tarımsal amaçlı entegre işletmeler vb... farklı amaçla kurulmuş ve hedeflenen nihai ürünlerin elde edilmesine kadar gerekli fiziksel ve/veya kimyasal bütün işlemlerin yapılacağı ara kademeleri kendi bünyesinde barındıran entegre tesis kavramının geniş bir faaliyet alanını kapsadığı, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinde, yukarıda belirtilen faaliyetlere ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlamanın yapılmadığı, başka bir deyişle madde metninde, bu faaliyet türlerlerinden hangilerine ve hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği,
Barındırdığı peyzaj, jeolojik ve ekolojik değerler ve doğal kaynaklar nedeniyle korunması gerekli doğal sit alanı özellikleri gösteren sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında entegre tesislere izin verilmesi bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağından, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinde geçen "entegre tesis" ifadesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve koruma ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığı,
Dava konusu düzenlemeyle 9. maddeye eklenen 3. fıkrada, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında madencilik faaliyetlerine, milli menfaatlere uygun olmak ve madenin aranması, işletilmesi ve kapatılmasından, alanın rehabilitasyonuna kadarki tüm aşamalarda ilke kararlarına uygun olarak alınacak Bölge Komisyon kararları doğrultusunda faaliyet göstermek koşullarıyla izin verildiğinden ve bu koşullara uyulması halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahrip olmasından bahsedilemeyeceğinden, söz konusu düzenlemede 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve koruma ilkelerine aykırılık görülmediği,
Dava konusu Yönetmelik'in 7. maddesi incelendiğinde;
19/07/2012 tarih, 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Anıt ağaçlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 11. maddesi, "(1) Anıt ağaçların ayırt edici özellikleri aşağıda yer almakta olup; bunlardan bir veya birkaçını taşıyan ağaçlar anıt ağaçlardır. (a) Yaş, çap ve boy itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip. (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip. (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelen ve onlara tanıklık eden. (ç) Görsel açıdan estetik görünüme sahip olan veya doğal görünümden esaslı şekilde sapma gösteren çatal, şamdan, kıvrık, yatay gibi dikkat çekici biçimde fiziksel özelliklere sahip. (d) Aynı gövde ve kök üzerinde iki veya daha fazla türün bir arada yaşaması gibi garip kaynaşma ve birlikte yaşama örnekleri sergileyen, doğal yaşam tarzı bakımından benzerlerinden farklı gelişme niteliklerine sahip. (e) Kent dokusunu tamamlayan, kent imajına etkisi olan grup, dizi veya tek ağaçlar. (2) Anıt ağaçlar Türk Standardları Enstitüsü tarafından hazırlanan TS 13137 Anıt Ağaçlar Envanter Seçim Kuralları ve İşaretleme Standardına göre tespit edilir." olarak düzenlenmişken; ilk olarak 27/10/2017 günlü, 30223 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesiyle söz konusu maddenin 1. fıkrasının, "(1) Aşağıdaki özelliklerden en az birini taşıyan ağaçlar anıt ağaç olarak değerlendirilir: (a) Yaş, çap, boy ve form itibariyle kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan, (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olan, (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelen ve onlara tanıklık eden, (ç) Tabiat tarihi ve biyolojik özellikleri itibariyle türün yayılışı bakımından en kuzey ve en güney veya ekstrem muhitlerde yaşayan fertleri." şeklinde değiştirildiği; bu düzenlemenin iptali istemiyle açılan davalarda, Danıştay Ondördüncü Dairesince 09/05/2018 tarih ve E:2017/4411 sayılı kararla, "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Anıt ağaçların ayırt edici özellikleri" başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilen (ç) bendi ile yürürlükten kaldırılan (d) ve (e) bentlerinin, bir ağacın anıt ağaç olarak tescil edilebilmesi için taşıması gereken nitelikleri, değişiklikle aynı maddenin (a) bendine eklenen "form" kelimesinden çok daha ayrıntılı olarak düzenlediği; bu bentlerin, daha açık, anlaşılabilir ve tabiat varlıklarını tespit ve tescille görevli idareler yönünden subjektif değerlendirmelere ihtiyaç bırakmayacak ve farklılıklara yol açmayacak şekilde, daha uygulanabilir nitelik taşıdığı; dolayısıyla, madde metninin, değişiklikten önceki haliyle, hukuki belirlilik ilkesine daha uygun olduğu; dava konusu Yönetmelik kurallarının ise soyut nitelik taşıdığı ve hukuki belirlilik ilkesine uygun olmadığı..." gerekçesiyle düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği,
Daha sonra, dava konusu 7. maddeyle, Yönetmelik'in 11. maddesinin, "(1) Anıt ağaçların ayırt edici özelliklerini aşağıdakiler tanımlamaktadır: (a) Yaş, çap, boy ve form itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması. (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olması. (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelmesi ve onlara tanıklık etmesi. (2) Anıt ağaçların tespit edilmesine yönelik hususlar ilke kararı ile belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlendiği,
Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, 27/10/2017 tarih ve 30223 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklikle, dava konusu değişikliğin hemen hemen aynı olduğunun görüldüğü,
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları" başlıklı 6. maddesinin 4. fıkrasında, "tabiat varlıkları"nın tanımına, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde ise "anıt ağaçlar"ın tanımına yer verildiği,
Dava konusu düzenlemenin Yönetmelik'te yer alan anıt ağaç tanımı ile uyumlu olmadığı, söz konusu değişikliğin tanım maddesiyle çelişkili olduğu ve bu düzenlemeyle, eski düzenleme uyarınca anıt ağaç tanımının kapsamına girecek ağaç türlerinin daraltıldığı anlaşıldığından, 7. maddenin, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmediği,
Söz konusu düzenlemenin 11. maddenin 2. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmına gelince;
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 51. maddesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirleme görev yetkisinin Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna verildiği, 57. maddesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar alma görev ve yetkisinin koruma bölge kurullarına verildiği, 61. maddesinin 1. fıkrasında ise, kamu kurum ve kuruluşları ve belediyeler ile gerçek ve tüzel kişilerin Koruma Yüksek
Kurulu ve koruma bölge kurullarının kararlarına uymak zorunda olduklar ve Koruma Yüksek Kurulunun
ilke kararlarının Resmi Gazete'de yayımlanacağına ilişkin düzenlemelere yer verildiği; 17/08/2011 tarih ve 28028 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 648 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na eklenen Ek-4. madde ile de, doğal sitlerle ilgili olarak 2863 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yetki ve görevlerin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile bu Bakanlığın bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonu ile Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarına devredildiği ve bu komisyonların iş, işlem ve kararları konusunda, 2863 sayılı Kanun'un Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulları ile ilgili hükümlerinin, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca alınan
ilke kararları çerçevesinde kıyasen uygulanacağının düzenlendiği, yukarıda yer verilen düzenlemeler uyarınca, korunması gerekli tabiat varlıklarının korunmasıyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirleme görev ve yetkisinin Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna, bu ilkeler doğrultusunda uygulamaya yönelik karar alma görev ve yetkisinin ise Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonlarına ait olduğu, kamu kurum ve kuruluşları ve belediyeler ile gerçek ve tüzel kişilerin ise, bu Komisyonların kararlarına uymak zorunda oldukları dikkate alındığında, anıt ağaçların tespit edilmesine yönelik hususların, Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonunca alınacak ilke kararıyla belirlenmesine ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık görülmediği,
Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde yer alan "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadeleri, 6. maddesinde yer alan "entegre tesis" ifadesi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmında hukuka uygunluk; dava konusu maddelerdeki diğer düzenlemeler yönünden ise hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde yer alan "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadeleri, 6. maddesinde yer alan "entegre tesis" ifadesi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline, dava konusu maddelerdeki diğer düzenlemeler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacılar tarafından, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile doğal sit alanlarında maden arama ve işletilmesine, entegre endüstri tesisleri kurulmasına, balıkçı barınakları gibi geniş bir alanda kurulan ve büyük ölçüde yapılaşma gerektiren faaliyetlere, teknik alt yapı inşaatlarına, baraj ve gölet uygulamalarına, endüstriyel ve ticari tarım ve hayvancılık uygulamalarına imkan tanındığı, doğal sit alanı kategorilerinden olan nitelikli doğal koruma alanları, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları ve anıt ağaçların ayırt edici özellikleri ve tanımlarının değiştirildiği, adı geçen doğal sit alanlarında yapılabilecek faaliyetlere yenilerinin eklendiği, yapılan tüm bu değişikliklerin söz konusu doğal sit alanlarının asıl Yönetmelik kapsamında düzenlenen tanım ve nitelikleri ile bağdaşmadığı, dolayısıyla yapılan düzenlemelerin asıl Yönetmeliğin bütünlüğünü bozucu nitelikte olduğu, bu yeni faaliyetlerin bir kısmına izin verilen 25/01/2017 tarih ve 99 sayılı İlke Kararının Danıştay Altıncı Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2019/2483, K:2019/10940 sayılı kararıyla iptal edildiği, bu nedenle dava konusu düzenlemelerin anılan karara ve dolayısıyla Anayasa'nın 138. maddesine de aykırı olduğu, öte yandan dava konusu Yönetmelik ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesine eklenen (o) bendindeki düzenlemenin yürürlükteki mevzuat hükümlerinde mevcut olan bir hukuki durumun yeniden ifade edilmesinden ibaret olduğu, bu kapsamda anılan bendin bir hukuki dolanma ve hukuka aykırı ilke kararlarına meşruluk kazandırma amacı taşıdığı, asıl Yönetmeliğin 5. maddesine eklenen (ö) bendi ile bölge komisyonlarına denetlenemez ve belirlilikten uzak bir yetkinin verildiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelik değişikliği ile nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetlerin genişletilmesinin söz konusu olmadığı, Yönetmelik'te yer alan “bungalov" ifadesinin yapılan değişiklikle kaldırıldığı, bu suretle Yönetmeliğin daha korumacı bir yaklaşımla düzenlendiği, doğal sit alanlarında yapılabilecek faaliyetlere ilişkin belirleme ve sınırlamaların ilke kararlarıyla belirleneceği ve anılan faaliyetlerin yapılabilirliğinin ilgili tabiat varlıklarını koruma bölge komisyonları tarafından değerlendirileceği, bu komisyonların konuya ilişkin yetkisinin Kanun ve Yönetmelikten kaynaklandığı, nitelikli doğal koruma alanlarının 1. derece doğal sit alanları ile benzer özellikler gösterdiği, bu nedenle Yönetmelik değişikliği ile nitelikli doğal koruma alanlarında 728 sayılı İlke Kararında da izin verilen kullanımların bir kısmına izin verildiği, entegre tesis yer almasına imkan tanınan sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarının mutlak koruma alanı olmadığı, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarının tampon bölgesi niteliğinde, turizm ve yerleşime izin verilen alanlar olduğu, bu alanların eski düzenlemeler kapsamındaki 2. ve 3. derece doğal sit alanları ile benzer özellikler gösterdiği, 728 sayılı İlke Kararında da 2. derece sit alanlarında entegre tesis ve 3. derece doğal sit alanlarında ise entegre tesis ve madencilik faaliyetlerine yer verildiği, anıt ağaçların kapsamının daraltıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, mevzuat hükümleri ve konuya ilişkin mahkeme kararlarına uygun şekilde anıt ağaçların kapsamının yeniden düzenlendiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ibareleri, 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline dair kısımları, 3. maddesi, 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı ile 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 2. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının onanmasına, 5 ve 6. maddelerinin diğer kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının Kurulumuz kararında yer verilen gerekçe ile onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 3. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesine, “(o) Korunması gerekli tabiat varlıkları ve bunlara ait koruma alanları ile doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülür. (ö) Bir doğal sit statüsünde, ilke kararları kapsamında yapılabileceği öngörülen faaliyetler, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanında/alanlarında da Bölge Komisyonu kararı ile gerçekleştirilebilir.” şeklinde iki bent eklenmiş, 5. maddesi ile "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası, "Nitelikli doğal koruma alanları; entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde değiştirilmiş, 6. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrası, "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve alanın rehabilitasyonu ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılır." şeklindeki 3. fıkra eklenmiş, 7. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 11. maddesi, "(1) Anıt ağaçların ayırt edici özelliklerini aşağıdakiler tanımlamaktadır: (a) Yaş, çap, boy ve form itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması. (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olması. (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelmesi ve onlara tanıklık etmesi. (2) Anıt ağaçların tespit edilmesine yönelik hususlar ilke kararı ile belirlenir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun ilk şeklinde, doğal sit kavramı tanımlanmamış ise de aynı Kanun uyarınca sit niteliğindeki alanların koruma ve kullanma koşullarını belirleme konusunda yetkili kılınan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 728 sayılı Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İle İlgili İlke Kararı'nda doğal sit, "Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmış, doğal sitlerin tespitine, koruma ve kullanma koşullarına ilişkin usul ve esaslar da aynı İlke Kararı ile belirlenmiştir.
17/08/2011 tarih ve 28028 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 648 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile doğal sitler konusunda köklü değişikliklere gidilmiş ve anılan KHK'nın 41. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesine eklenen 13. fıkra ile doğal sit, "Jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır.
Yine 648 sayılı KHK'nın 51. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'a eklenen Ek 4. madde ile doğal sitlerle ilgili olarak 2863 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yetki ve görevler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile bu Bakanlığın bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna devredilmiş; tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili ve çalışma usul ve esaslarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmış; aynı KHK'nın 10. maddesi ile 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 13/A maddesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bünyesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
Halihazırda yürürlükte bulunan 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararname'sinin 109. maddesinde, mülga 644 sayılı KHK'nın 13/A maddesindeki düzenlemeye aynen yer verilmiştir.
Anılan hükümler uyarınca çıkarılan ve 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, bu alanlar kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve bu alanlara ilişkin tanımlamalar ile bu alanların ayırt edici özelliklerine yer verilmiştir.
Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler başlıklı" 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinde, "Korunması gerekli tabiat varlıkları ve bunlara ait koruma alanları ile doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülür." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." düzenlemesine, 3. fıkrasında, "Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içerir. a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir. b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır. c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar. ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır. d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar. e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar. f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder. g) Peyzaj değeri yüksektir." düzenlemesine, "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 2. fıkrasında, "Bu alanlar aşağıdaki özelliklerden bir veya birkaçını bünyesinde bulundurur. a) Peyzajı ile uyumlu insan yerleşimlerini içinde bulundurur. b) Doğal kaynak yönetim sistemleri ve ilgili kültürel değerleri, ekosistemleri ve habitatları içerir veya korunmasına katkı sağlar. c) İnsanlar ve doğa arasında dengeli ilişkilerin geliştirilmesine ve muhafaza edilmesine katkıda bulunur. ç) Uygulanabilir durumlarda yerel halkın sosyal ve ekonomik kazançlarına katkı sağlar. d) Ulusal, bölgesel ve yerel seviyelerde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına ve kalkınmaya destek olur. e) Ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alarak doğal kaynakların sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanımına elverişli alanlardır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Öte yandan, 2863 sayılı Kanun'un 51. maddesinin 2. fıkrasında, "korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemek" görev ve yetkisinin Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna ait olduğu, aynı Kanun'un 57. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar almak" görev ve yetkisinin koruma bölge kurullarına ait olduğu hükme bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesine (o) ve (ö) bentleri eklenmiştir.
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 3. maddesi yönünden davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davacıların temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, ilk cümlede nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler sayılırken ikinci cümlede söz konusu alanların korunması için alınması gereken tedbirler düzenlenmiştir.
Temyize konu Daire kararında, bu fıkrada yer verilen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri yönünden yapılan değerlendirme sonucunda anılan ibarelerde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, fıkranın diğer kısımları yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın bu kısımlarda hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Daire kararının fıkrada yer verilen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibarelerinin iptaline dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Anılan fıkranın Dairece hakkında davanın reddine karar verilen kısmına gelince;
Fıkrada, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabileceği belirtilen entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin, yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 1 ve 3. fıkraları (dava konusu Yönetmelik ile değiştirilmeyen) uyarınca önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının bu niteliklerinin ortadan kalkmasına ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna varılmıştır. Nitekim asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesi ile değiştirilmeden önceki halinde de, nitelikli doğal koruma alanlarında söz konusu faaliyetlerin (diğer faaliyetler ile benzer nitelikteki karavan haricinde) yapılabileceği öngörülmüştür.
Fıkrada, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler arasında içme suyu amaçlı baraj ve göletler de sayılmıştır.
İçme suyu amaçlı baraj ve göletlerin insanların yaşamsal bir ihtiyacı olan içme suyunun temini için yapıldığı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanun Ek-4, 51 ve 57. maddeleri ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi uyarınca nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak her türlü faaliyet gibi bu baraj ve göletlerin de Merkez Komisyonunun ilke kararları çerçevesinde bölge komisyonlarınca alınacak kararlara göre yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda, nitelikli doğal koruma alanlarında içme suyu amaçlı baraj ve göletler yapılabilmesine imkan tanınmasının hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Fıkranın ikinci cümlesinde ise, nitelikli doğal koruma alanlarının doğal yapısının korunması için alınması gereken tedbirler düzenlenmiş olup bu cümlede de hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu durumda, Daire kararının fıkranın "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri dışında kalan kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler de sayılmak suretiyle anılan alanların tanımına yer verilmiştir.
Temyize konu Daire kararında, bu fıkrada yer verilen "entegre tesis" ibaresi yönünden yapılan hukuki değerlendirme sonucunda anılan ibarede hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılarak iptaline karar verilmiş, fıkranın diğer kısımları yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın bu kısımlarda hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Daire kararının fıkrada yer verilen "entegre tesis" ibaresinin iptaline dair kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Anılan fıkranın Dairece hakkında davanın reddine karar verilen kısmına gelince;
Fıkrada yapılan tanımda, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yapılabilecek faaliyetlere izin verilirken bu alanların barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacından sapılmaması ve alanın potansiyeli ile kullanım özelliklerinin göz önünde bulundurulması gerekliliğine işaret edildiği, tanımın yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında (dava konusu Yönetmelik ile değiştirilmeyen) özellikleri sayılan; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerler ile doğal kaynaklar nedeniyle korunması gerekli doğal sit alanı özellikleri gösteren sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının bu özellikleri ile uyumlu olduğu değerlendirilmiştir.
Her ne kadar davacılar tarafından, fıkranın yeni halinde, bu alanların kesin korunacak hassas alanlar ile nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen ve bu alanlarla bütünlük gösteren alanlar olduğunun belirtilmemesinin belirsizliğe neden olacağı ve bu nedenle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüşse de; önceki düzenlemenin aksine sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları ile kesin korunacak hassas alanları ve nitelikli doğal koruma alanları arasındaki ilişkiye vurgu yapan ibarelere fıkranın yeni halinde yer verilmemesinin tek başına bu ilişkiyi ortadan kaldırmayacağı, söz konusu doğal sit statüleri arasında tanımları ve mahiyetlerinden doğan ilişkinin ortadan kalkmayacağı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanun'un Ek-4, 51 ve 57. maddeleri ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi uyarınca doğal sit alanlarının koruma ve kullanma ilkelerini belirleyecek olan Merkez Komisyonunca bu belirlemeler yapılırken ve anılan hükümler uyarınca bu alanlardaki uygulamalar konusunda karar alacak olan bölge komisyonlarınca karar alınırken bu ilişkinin gözetileceği açıktır.
Fıkrada, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında kesin korunacak hassas alanlar ve nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetlerin yapılabileceğinin öngörülmesinin söz konusu alanların niteliklerinin ortadan kalkmasına ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı, zira daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış kesin korunacak hassas alanlar ve nitelikli doğal koruma alanlarında yapılmasına izin verilen faaliyetlerin, bu alanlardan daha alt koruma statüsüne sahip sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında da yapılabilmesinin tabii olduğu, bir faaliyetin daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış doğal sit alanlarında tahribata yol açmayacağı kabul edilebiliyorsa bundan daha alt statüde bir doğal sit alanında tahribata yol açacağının düşünülemeyeceği; sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında yapılabileceği belirtilen doğal ve kültürel bakımdan düşük yoğunluklu faaliyetler ile turizm ve yerleşim faaliyetlerinin de söz konusu alanların niteliklerinin ortadan kalkmasına ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Nitekim asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile değiştirilmeden önceki halinde de, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bu faaliyetlerin yapılabileceği öngörülmüştür.
Bu durumda, Daire kararının fıkranın "entegre tesis" ibaresi dışında kalan kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısmında belirtilen gerekçelerle sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen 3. fıkra yönünden davanın reddine dair kısmı da usul ve hukuka uygun olup, davacıların temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının da bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:
Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 11. maddesi değiştirilmiştir.
Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline ve 2. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, tarafların temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu Daire kararının Bursa Barosuna ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemler hakkında; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar, "iptal davaları" olarak tanımlandıktan sonra, ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde dava dilekçesinin ehliyet yönünden de inceleneceği, 15. maddesinin 1/b bendinde ise, bu hususta kanuna aykırılık görülmesi hâlinde davanın reddedileceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni subjektif ehliyet koşulu olarak aramıştır.
Bakılan uyuşmazlıkta davacı Baro, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur.
Anayasa'nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenleyen 135. maddesinde, "Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir." kuralı yer almaktadır.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının genel nitelikteki düzenleyici işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyeti bulunmaktadır. Nitekim konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de, bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açık bir biçimde yer almıştır.
Diğer taraftan, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 76. maddesinin birinci fıkrasında, Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak; Anayasa'nın 135. maddesine paralel biçimde anılan Kanun'un 76. maddesinin ikinci fıkrasında "Barolar, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar." kuralına, 111. maddesinin birinci fıkrasında da "Türkiye Barolar Birliği, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamaz." kuralına yer verilmiştir.
Bu durumda, dava konusu Yönetmeliğin nitelikli doğal koruma alanları, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanları, anıt ağaç ve benzeri konulara ilişkin düzenlemeler içerdiği, bu düzenlemelerin davacı Baronun tüzel kişiliğinin hak ve menfaatlerini doğrudan etkilemediği gibi avukatlık mesleğine yönelik herhangi bir düzenleme de getirmediği, 1136 sayılı Kanun'un 76. ve 95. maddelerinde barolara verilen "hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" görevinin ise barolara avukatlık mesleği ile ilgili meşru, güncel ve kişisel ilgisi bulunmayan her konuda tek başına dava açma imkânı vermeyeceği dikkate alındığında, davacı Bursa Barosunun dava konusu Yönetmeliğin iptali istemiyle dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Bursa Barosu yönünden davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek verilen Daire kararının anılan Baroya ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
-
Davacıların temyiz istemlerinin reddine,
-
Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 16/03/2022 tarih ve E:2020/5181, K:2022/3155 sayılı kararının dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesi, 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı ile 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 2. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının ONANMASINA, 5 ve 6. maddelerinin Dairece herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilen kısımları yönünden davanın reddine ilişkin kısımlarının yukarıda belirtilen gerekçeler ile ONANMASINA,
-
Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
-
Temyize konu kararın davacılardan Bursa Barosu yönünden BOZULMASINA, dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ibareleri, 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline dair kısımlarının ONANMASINA,
-
Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
-
Kesin olarak, 20/09/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyize konu kararın Bursa Barosuna ilişkin kısmı yönünden:
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 76. maddesinde, Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak tanımlanmıştır.
1136 sayılı Kanun'daki bu düzenlemeler karşısında, Baroların, mesleki bir örgüt olmak ve meslek mensuplarının genel menfaatlerini gözetmenin ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu açıktır.
Bu itibarla, Barolar tarafından açılan davalarda, dava açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı saptanırken, iptal davasının genel amacının yanı sıra, dava konusu idari işlemin, hukukun üstünlüğünü, hukuk devleti ilkesini, genel kamu yararı, Anayasa ile koruma altına alınan eşitlik, kişinin dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği, kanunsuz suç ve ceza olamayacağı gibi temel insan haklarını ihlal edip etmediğine ve yargı kararlarının uygulanmaması veya geçersiz kılınması gibi hukuk devleti ilkesini zedeleyen bir durumun olayda söz konusu olup olmadığına bakılarak menfaat ilgisinin olaya özgü, ancak daha geniş yorumlanması gerekmektedir.
Kaldı ki dava açma ehliyeti, davanın esasının incelenebilmesinin ön koşuludur. Bu aşamada davacı iddialarının hukuken doğru olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmaz. Davada menfaat ihlalinin olup olmadığının saptanabilmesi için, öncelikle davacının iddialarına bakılmalıdır.
Uyuşmazlıkta, hem Ülkemizin hem dünyanın ortak mirası niteliğindeki doğal sit alanlarında, daha önce alınan ilke kararları uyarınca belirlenen faaliyetlere yönelik açılan davalarda verilen yargı kararlarının uygulanması amacıyla, dava konusu edilen değişikliklerin yürürlüğe konulduğu ve yargı kararlarının uygulanıp uygulanmadığının takibi konusunda, davacının dava açma ehliyetine sahip olduğu sonucuna varılmaktadır.
Temyize konu Daire kararının işin esasına ilişkin kısmı yönünden:
Anayasa'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 24. maddesinde ise kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.
Mahkeme kararları hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğuna ve gerekçesiz karar verilmesi mümkün olmadığına göre gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.
Yargılama hukukunda, yargı (hüküm) uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.
Anlaşılabilir bir gerekçeye dayanmayan mahkeme kararlarının gerekçeli bir karar olarak kabulüne imkan bulunmadığı gibi ilgili mercilerin, kararın gerekçesinin ne olması gerektiği ya da gerekçe olarak belirtilen ifadelerin ne anlama geldiği konusunda bir yorum ya da belirlemede bulunmaları da beklenemez.
Temyize konu kararın incelenmesinden; dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinde yer verilen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri dışında kalan kısımları ile 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı dışında kalan kısımları hüküm fıkrasında belirtilerek anılan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; söz konusu kısımlara yönelik herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığı, gerekçeye yer verilmediği, bu durumun da yukarıda aktarılan Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'da yer alan, kararların gerekçeli olması gerektiğine ilişkin kurallara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davacılardan Bursa Barosunun dava açma ehliyetinin bulunduğu ve temyiz isteminin esasının incelenmesi gerektiği, temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin yukarıda belirtilen hükümleri yönünden gerekçe içermeyen kısımlarının ise bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısımlar yönünden katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarında diğer bir kısım faaliyetle birlikte entegre tesis de yapılabileceği öngörülmüştür.
Yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının taşıması gereken özellikler sayılmıştır. Bu düzenlemeye göre sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanları; barındırdığı peyzaj, kültürel değerler, ekosistem ve habitatlar ile doğal kaynaklar nedeniyle doğal sit olarak korunmaktadır.
Entegre tesislerin, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarının nitelikleri ile uyumlu olduğu ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu nedenle, temyize konu Daire kararının bu ibarenin iptaline dair kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.
Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı