SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/1695 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Daire / Kategori

Danıştay Kararı

Karar No

2023/1695

Karar Tarihi

20 Eylül 2023

#### DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/2778 E.  ,  2023/1695 K.

"İçtihat Metni"

T.C.

D A N I Ş T A Y

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No : 2022/2778

Karar No : 2023/1695

TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) : … Vakfı

VEKİLİ : Av. …

II- (DAVALI) : … Bakanlığı

VEKİLİ : Huk. Müş. …

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/4236, K:2022/3156 sayılı kararının iptale ilişkin kısmının davalı tarafından, redde ilişkin kısmının dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesindeki "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresi ile 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin bölümünün davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: 16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 3. maddesinin asıl Yönetmelik'in 5. maddesine (ö) bendi eklenmesine ilişkin kısmı, 5. maddesindeki "hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı ... karavan" ibareleri, 6. maddesi ile 7. maddesinin asıl Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptali istenilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 16/03/2022 tarih ve E:2020/4236, K:2022/3156 sayılı kararıyla;

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesinin 13. fıkrası, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi, "Kesin korunacak hassas alanların ayırt edici özellikleri" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrası, "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 1 ve 3. fıkraları ile "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasına yer verilerek ve 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 2863 sayılı Kanuna eklenen Ek-4. madde, 644 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 13/A madde ve geçici 6. maddenin içerdiği hükümlerden bahsedilerek,

Dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesi incelendiğinde;

Dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesiyle, 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesine, “(o) Korunması gerekli tabiat varlıkları ve bunlara ait koruma alanları ile doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülür. (ö) Bir doğal sit statüsünde, ilke kararları kapsamında yapılabileceği öngörülen faaliyetler, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanında/alanlarında da Bölge Komisyonu kararı ile gerçekleştirilebilir.” şeklinde iki bendin eklendiği, davacı tarafından (ö) bendinin iptalinin istendiği,

Daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış doğal sit statülerinde, ilke kararlarıyla yapılmasına izin verilen faaliyetlerin, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanlarında da yapılabileceği tabii olduğundan, bir diğer deyişle bir faaliyetin daha sıkı koruma koşullarına bağlanmış bir doğal sit statüsünde tahribata yol açmayacağı kabul edilebiliyorsa, bundan daha alt statüde bir doğal sit alanında tahribata yol açacağı düşünülemeyeceğinden, (ö) bendinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı,

Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesi incelendiğinde;

Bu madde ile 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin "Bu alanlar, örtü altı tarım uygulamaları hariç tarım, kültür balıkçılığı hariç balıkçılık faaliyetleri ve alanın doğal yapısı ile uyumlu çadırlı kamp alanı, bungalov ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın doğal özelliklerinin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır." şeklindeki 2. fıkrasının "Nitelikli doğal koruma alanları; entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde değiştirildiği,

Söz konusu değişiklikle, nitelikli doğal koruma alanlarında, önceki düzenlemeye ek olarak, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları ve beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmaması şartıyla karavan kullanımına izin verildiği,

Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 8. maddesinin 1. fıkrasında "nitelikli doğal koruma alanları" tanımının ve 3. fıkrasında ise bu alanların taşıması gereken kriterlerin düzenlendiği,

Maddede geçen "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri" ifadesine ilişkin olarak;

1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'nun "Tarifler" başlıklı 2. maddesinde "su ürünleri" tanımı, Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliği'nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ise "su ürünleri", "su ürünleri yetiştiriciliği", "yetiştiricilik tesisi", "iç sular", "kuluçkahane", "üretme havuzları", "ağ havuz (ağ kafes)", "entansif yetiştiricilik", "yarı entansif yetiştiricilik" ve "ekstansif yetiştiricilik" tanımlarına yer verildiği,

Bir tür su ürünü yetiştiriciliği olan kültür balıkçılığının deniz içerisinde, göl, akarsu veya tatlı su kıyılarında tecrit edilmiş alanlar oluşturularak balık çeşitleri, kabukluları, su canlıları ve su bitkilerinin doğal ortamlarının dışında yetiştirilerek çeşitli ihtiyaçların karşılanması olduğu, söz konusu faaliyet nedeniyle kullanılan besi maddeleri, hayvan dışkıları vb. unsurlardan oluşan atıkların çevreye zarar verdiğinin bilinen bir olgu olduğu,

Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının bu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla Yönetmeliğin 5. maddesinde yer alan ve "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri" ifadelerinin 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na, genel koruma ilkelerine ve Yönetmelik'in 8. maddesinin herhangi bir değişikliğe konu edilmeyen 1. fıkrasında yer alan "nitelikli doğal koruma alanı" tanımı ile 3. fıkrasında belirtilen, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterlere uygun olmadığı sonucuna varıldığı,

Ayrıca, kültür balıkçılığı faaliyetleri açısından, madde metninde her ne kadar doğal göller ve denizler, bu faaliyetlerin yapılabileceği alanların istisnası olarak belirlenmişse de; gerek akarsu, lagün vb... diğer iç suların istisna olarak düzenlenmemiş olması ve gerekse sırf kültür balıkçılığı amacıyla nitelikli doğal koruma alanlarında yapay gölet ya da karada tesis oluşturulmasının bu alanlarda yaratabileceği tahribat dikkate alındığında, nitelikli doğal koruma alanlarının korunmasında, balık yetiştiriciliğinden daha fazla kamu menfaati bulunduğu değerlendirildiğinden, doğal göl ve denizlerin istisna kapsamında düzenlenmiş olmasının bu alanlarda kültür balıkçılığı faaliyetlerine izin verilmesi açısından yeterli görülmediği,

Maddede geçen "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları", "hayvancılık", "balıkçı barınağı", "iskele" ve "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar"

ifadelerine ilişkin olarak;

Tıbbi ve aromatik bitkilerin, ilaç, gıda, meşrubat, kozmetik sanayi, sabun ve parfüm üretimi, organik tarım, hayvancılık ve tekstil gibi birçok farklı sektörde kullanımının mümkün olduğu, "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları"nın ise bu bitkilerin ekolojik çeşitlilik potansiyelini araştırmaktan, üretim tesisi kurarak bu bitkileri yetiştirmek, üretmek, kullanıma sunmak, satışını yapmak ve dahi doğal kaynaklı her türlü farmasötik, kozmetik ve diğer endüstriyel ham madde ve ürünlerin geliştirilmesine kadar uzanan faaliyet alanlarını içeren, geniş bir kavram olduğu,

Dava konusu maddede geçen "hayvancılık" ifadesinin de yine, yöre halkının sadece kendi yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek büyüklükte bir hayvancılık faaliyetinden entegre hayvancılık tesisi (entegre büyükbaş besi hayvancılığı tesisi, entegre büyükbaş süt hayvancılığı tesisi, entegre küçükbaş hayvancılık tesisi, entegre kanatlı et üretim tesisi ve entegre yumurta üretim tesisi) kurmaya kadar uzanan geniş bir faaliyet alanını içerdiği,

Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in işlem tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde ve Balıkçı Barınakları Yönetmeliği'nin "Tanımlar" 3. maddesinde "balıkçı barınağı" tanımına yer verildiği,

Söz konusu tanımlar incelendiğinde, balıkçı barınaklarının geniş bir alanda kurulan ve büyük ölçüde yapılaşma gerektiren yerler olduğu sonucuna ulaşıldığı, dava konusu düzenlemede, nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak balıkçı barınaklarının hangi ölçü ve büyüklükte olacağı, hangi tip yapı ve yapılardan oluşacağı konusunda herhangi bir belirlemeye yer verilmediği,

3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun "Kıyını korunması, yapı yasağı, kıyı ve denizde yapılacak yapılar" başlıklı 6. maddesinin 4. ve 5. fıkraları ile Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 13. maddesinin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan şeklinde kıyıda yer alabilecek yapılara dair düzenlemelere yer verildiği,

Söz konusu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, dava konusu maddede geçen "iskele" ifadesinden, imar planlarında gösterilmeden yapılabilecek ahşap iskelelerin mi yoksa daha farklı materyal ve inşa tekniklerinin kullanıldığı, uygulama imar planına işlenmesi zorunlu türde iskelelerin mi kastedildiğinin anlaşılamadığı,

"Doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ifadesinin de yine uygulamanın niteliğine bağlı olarak, kaynak suyunun çıkarılmasından, şişelenmesi ve satışına kadar pek çok farklı türde tesisin kurulmasını kapsayan geniş bir kavram olduğu,

Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde, yukarıda belirtilen faaliyetlere ve yapılara ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlama yapılmadığı, başka bir deyişle madde metninde, bu faaliyetlerin/yapıların hangilerine, hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği,

Bu durumda, önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşıyan, aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı mevcudiyetinden uzak alanlar olması gereken nitelikli doğal koruma alanlarının söz konusu nitelikleri dikkate alındığında, söz konusu faaliyet türlerinden bazılarının doğrudan doğruya, bazılarının ise belli bir kapasite ve büyüklüğe ulaşması durumunda, bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağı, dolayısıyla dava konusu madde metninin bu haliyle belirsizlik yarattığı ve "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları", "hayvancılık", "balıkçı barınağı", "iskele" ve "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ifadelerinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na, Yönetmelik'in 8. maddesinin herhangi bir değişikliğe konu edilmeyen 1. fıkrasında yer alan "nitelikli doğal koruma alanı" tanımına ve 3. fıkrasında belirtilen, nitelikli doğal koruma alanlarının taşıması gereken kriterler ile genel koruma ilkelerine uygun olmadığı sonucuna varıldığı,

Maddede geçen "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesine ilişkin olarak;

Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği

'nin "Mekansal kullanım tanımları ve esasları" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (k) alt bendinde "teknik alt yapı alanları" tanımına yer verildiği,

Dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde, izin verilebileceği belirtilen "teknik altyapı uygulamaları" ifadesinden kastın Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirtilen teknik altyapı tanımı kapsamındaki uygulamalar olup olmadığının belirtilmediği gibi bu faaliyetlere hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye de yer verilmediği,

Öte yandan teknik altyapı uygulamalarından zorunlu olanların yapılabileceği kurala bağlanmış ise de, nitelikli doğal koruma alanlarının tanımı ve özellikleri dikkate alındığında "zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, belirsizlik yarattığı ve açıklığa kavuşturulması gerektiği, düzenlemenin bu şekliyle hukuka uygun olmadığı sonucuna varıldığı,

Dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesi incelendiğinde;

Bu madde ile 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin "Kesin korunacak hassas alanlar veya nitelikli doğal koruma alanlarını etkileyen, bu koruma bölgeleri ile bütünlük gösteren, korumaya katkı sağlayacak, doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır." şeklindeki 1. fıkrasının "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.” şeklinde değiştirildiği ve aynı maddeye "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve alanın rehabilitasyonu ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılır." şeklindeki 3. fıkranın eklendiği,

Söz konusu değişiklikle, maddenin 1. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında, önceki düzenlemeyle izin verilen düşük yoğunlukta faaliyetler, turizm ve yerleşimlere ek olarak entegre tesislerin kurulmasına da izin verildiği, maddeye eklenen 3. fıkrada ise bu alanlarda, milli menfaatlere uygun olmak ve Bölge Komisyonlarınca ilke kararları doğrultusunda karar alınmak şartlarıyla maden arama ve işletme faaliyetlerine izin verildiği,

Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 9. maddesinin 2. fıkrasında sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının taşıması gereken özelliklerin düzenlendiği,

Yukarıda da açıklandığı üzere, entegre sanayi, entegre ziraat, tarımsal amaçlı entegre işletmeler vb... farklı amaçla kurulmuş ve hedeflenen nihai ürünlerin elde edilmesine kadar gerekli fiziksel ve/veya kimyasal bütün işlemlerin yapılacağı ara kademeleri kendi bünyesinde barındıran entegre tesis kavramının geniş bir faaliyet alanını kapsadığı, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinde, yukarıda belirtilen faaliyetlere ilişkin herhangi bir belirleme/sınırlamanın yapılmadığı, başka bir deyişle madde metninde, bu faaliyet türlerlerinden hangilerine ve hangi ölçülerde izin verileceğine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmediği,

Barındırdığı peyzaj, jeolojik ve ekolojik değerler ve doğal kaynaklar nedeniyle korunması gerekli doğal sit alanı özellikleri gösteren sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında entegre tesislere izin verilmesi bu bölgelerin doğal yapısının bozulmasına yol açacağından, dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinde geçen "entegre tesis" ifadesinin, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve koruma ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varıldığı,

Dava konusu düzenlemeyle 9. maddeye eklenen 3. fıkrada, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında madencilik faaliyetlerine, milli menfaatlere uygun olmak ve madenin aranması, işletilmesi ve kapatılmasından, alanın rehabilitasyonuna kadarki tüm aşamalarda ilke kararlarına uygun olarak alınacak Bölge Komisyon kararları doğrultusunda faaliyet göstermek koşullarıyla izin verildiğinden ve bu koşullara uyulması halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde tahrip olmasından bahsedilemeyeceğinden, söz konusu düzenlemede 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve koruma ilkelerine aykırılık görülmediği,

Dava konusu Yönetmelik'in 7. maddesi incelendiğinde;

19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Anıt ağaçlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 11. maddesinin "(1) Anıt ağaçların ayırt edici özellikleri aşağıda yer almakta olup; bunlardan bir veya birkaçını taşıyan ağaçlar anıt ağaçlardır. (a) Yaş, çap ve boy itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip. (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip. (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelen ve onlara tanıklık eden. (ç) Görsel açıdan estetik görünüme sahip olan veya doğal görünümden esaslı şekilde sapma gösteren çatal, şamdan, kıvrık, yatay gibi dikkat çekici biçimde fiziksel özelliklere sahip. (d) Aynı gövde ve kök üzerinde iki veya daha fazla türün bir arada yaşaması gibi garip kaynaşma ve birlikte yaşama örnekleri sergileyen, doğal yaşam tarzı bakımından benzerlerinden farklı gelişme niteliklerine sahip. (e) Kent dokusunu tamamlayan, kent imajına etkisi olan grup, dizi veya tek ağaçlar. (2) Anıt ağaçlar Türk Standardları Enstitüsü tarafından hazırlanan TS 13137 Anıt Ağaçlar Envanter Seçim Kuralları ve İşaretleme Standardına göre tespit edilir." şeklinde iken; ilk olarak 27/10/2017 tarih ve 30223 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile söz konusu maddenin 1. fıkrasının "(1) Aşağıdaki özelliklerden en az birini taşıyan ağaçlar anıt ağaç olarak değerlendirilir: (a) Yaş, çap, boy ve form itibariyle kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olan, (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olan, (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelen ve onlara tanıklık eden, (ç) Tabiat tarihi ve biyolojik özellikleri itibariyle türün yayılışı bakımından en kuzey ve en güney veya ekstrem muhitlerde yaşayan fertleri." şeklinde değiştirildiği; bu düzenlemenin iptali istemiyle açılan davalarda, Danıştay Ondördüncü Dairesince, örneğin 09/05/2018 tarih ve E:2017/4411 sayılı kararla, "Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Anıt ağaçların ayırt edici özellikleri" başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilen (ç) bendi ile yürürlükten kaldırılan (d) ve (e) bentlerinin, bir ağacın anıt ağaç olarak tescil edilebilmesi için taşıması gereken nitelikleri, değişiklikle aynı maddenin (a) bendine eklenen "form" kelimesinden çok daha ayrıntılı olarak düzenlediği; bu bentlerin, daha açık, anlaşılabilir ve tabiat varlıklarını tespit ve tescille görevli idareler yönünden subjektif değerlendirmelere ihtiyaç bırakmayacak ve farklılıklara yol açmayacak şekilde, daha uygulanabilir nitelik taşıdığı; dolayısıyla, madde metninin, değişiklikten önceki haliyle, hukuki belirlilik ilkesine daha uygun olduğu; dava konusu Yönetmelik kurallarının ise soyut nitelik taşıdığı ve hukuki belirlilik ilkesine uygun olmadığı..." gerekçesiyle, düzenlemenin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği,

Daha sonra, dava konusu Yönetmelik'in 7. maddesi ile asıl Yönetmelik'in 11. maddesinin "(1) Anıt ağaçların ayırt edici özelliklerini aşağıdakiler tanımlamaktadır: (a) Yaş, çap, boy ve form itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması. (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olması. (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelmesi ve onlara tanıklık etmesi. (2) Anıt ağaçların tespit edilmesine yönelik hususlar ilke kararı ile belirlenir.” şeklinde yeniden düzenlendiği, davacı tarafından maddenin 1. fıkrasının iptalinin istendiği,

Söz konusu düzenlemeler incelendiğinde, 27/10/2017 tarih ve 30223 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklik ile dava konusu değişikliğin hemen hemen aynı olduğunun görüldüğü,

2863 sayılı Kanun'un "Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları" başlıklı 6. maddesinin 4. fıkrasında, "Tarihi mağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ile benzerleri taşınmaz tabiat varlığı örneklerindendir." hükmüne yer verildiği, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde ise anıt ağaçların, "yaş, çap ve boy itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan ve/veya yöre folklorunda, kültür ve tarihinde özel yeri bulunan ve/veya geçmiş ile günümüz, günümüz ile gelecek arasında köprü kurabilecek doğal ve uzun ömre sahip olan ağaçlar" olarak tanımlandığı dikkate alındığında, dava konusu düzenlemenin Yönetmelik'te yer alan anıt ağaç tanımı ile uyumlu olmadığı, söz konusu değişikliğin tanım maddesiyle çelişkili olduğu ve bu düzenleme ile eski düzenleme uyarınca anıt ağaç tanımının kapsamına girecek ağaç türlerinin daraltıldığı anlaşıldığından, 7. maddenin Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmediği,

Bu itibarla, dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde yer alan "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadeleri, 6. maddesinde yer alan "entegre tesis" ifadesi, 7. maddesinin asıl Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmında hukuka uygunluk; dava konusu maddelerdeki diğer düzenlemeler yönünden ise hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle,

dava konusu Yönetmelik'in 5. maddesinde yer alan "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları" ifadeleri, 6. maddesinde yer alan "entegre tesis" ifadesi, 7. maddesinin asıl Yönetmelik'in 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline, Yönetmelik'in dava konusu diğer düzenlemeleri yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI:

Davacı tarafından, Dairece maddede yer alan "doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri", "hayvancılık", "balıkçı barınağı", "iskele", "doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar" ve “zorunlu teknik altyapılar” ifadelerinin iptaline karar verildiği, ancak nitelikli doğal koruma alanlarına en az iptal edilen bu faaliyetler kadar ve hatta bazı durumlarda daha fazla zarar vereceği açık olan “içme suyu amaçlı baraj ve göletler” ifadesi bakımından hiçbir değerlendirme yapılmadığı, nitelikli doğa koruma alanlarında içme suyu amaçlı baraj ve göletler yapılmasının bu alanların niteliklerini kaybetmelerine neden olacağı, bir koruma alanına sonradan yapılacak olan yapay bir baraj veya göletin o alandaki korumaya değer tüm kültürel ve doğal varlıkların tabiatını değiştireceği, içme suyu amaçlı baraj ve gölet yapımının yoğun bir inşai altyapı faaliyeti anlamına geldiği, dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen 3. fıkra ile sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranmasının mümkün hale getirildiği, bahse konu düzenleme ile sürdürülebilir koruma ve kullanım alanlarının doğal bitki örtüsünün ve değerli üst toprağın sıyrılması, yoğun kazı, patlatma ve kimyasal kullanımı içeren, coğrafyanın bırakın doğal yapısını görselini dahi bozan, zehirleyen madencilik faaliyetlerine açık hale getirildiği, oysa sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının öncelikle bir doğal sit alanı olduğu, bugüne kadar hiçbir doğal sit alanının madencilik faaliyetine açılmadığı, bu alanlarda madencilik uygulamalarına izin verilmesinin doğal sitlerin tespit ilke ve kriterlerine kesinlikle uymadığı, Anayasa'nın 63. maddesindeki hükmün bu düzenleme ile yok sayıldığı, bahse konu değişikliğin üstün kamu yararına da aykırı olduğu, doğal sit alanlarının madencilik faaliyetlerine açılması ile mevcut koşullarda zaten uluslararası standartlara göre çok küçük bir miktarı korunan doğal varlıklarımızın madencilik tehdidine daha da açık hale geleceği, madencilik faaliyetlerinin hiçbir surette düşük yoğunlukta faaliyetler olarak kabulünün olanaklı olmadığı, bu faaliyetlerin ekosistem tahribatı, biyolojik çeşitlilik kaybı, su varlıklarının yok olması gibi köklü değişikliklere neden olan temel endüstriyel faaliyetlerden biri olduğu, hangi şekilde olursa olsun madencilik faaliyeti yapılan sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının Yönetmelik kapsamında sayılan özelliklerden birini dahi barındıramayacağı ve tüm özelliklerini kısa sürede kaybedeceği, doğal koruma alanlarının kaderinin mevzuat kapsamından çıkartılarak bir komisyon tarafından verilecek ilke kararlarına bırakılmasının Anayasa'nın 63. maddesi, Türkiye’nin taraf olduğu “Dünya Doğal Ve Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi”, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 3. maddesi ve asıl Yönetmelik'in 5. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

Davalı idare tarafından, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 8. maddesinin 1. fıkrasında nitelikli doğal koruma alanlarına dair genel bir tanımlama yapıldığı, ancak her bir nitelikli doğal koruma alanının aslında kendine özgü bir doğal yapısı ve ekolojik karakterinin bulunduğu, bu nedenle Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrasında bu alanlarda yapılabilecek temel faaliyetler belirtilmiş olmakla birlikte 2863 sayılı Kanuna uygun olarak dava konusu Yönetmelik ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasına eklenen (o) bendinde doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemlerin Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde bölge komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütüleceğinin öngörüldüğü, böylece belirtilen bu temel faaliyetler açısından komisyonlar aracılığıyla her alanın kendi doğal yapısı özelinde değerlendirilmesinin sağlandığı, bu doğrultuda 109 sayılı İlke Kararında konuya ilişkin ilke ve esasların belirlendiği, uygulamaların da bu ilke ve esaslar çerçevesinde bölge komisyonlarınca her bir koruma alanı özelinde yapılacak değerlendirme soncunda verilecek kararlara göre yapılacağı, sonuç olarak dava konusu ifadeler ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fikrasının (o) bendi birlikte değerlendirildiğinde ve 109 sayılı İlke Kararında belirtilen şartlar dikkate alındığında faaliyetlerin nasıl ve ne şekilde gerçekleştirilebileceğine ilişkin açık bir düzenleme yapıldığının görüldüğü, yukarıda yer alan açıklamaların dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile değiştirilen asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "entegre tesis" ifadesi için de geçerli olduğu, Yönetmelik'te bahsi geçen "entegre tesis” kavramının yöre halkına iş imkanı sağlayacak, bölgede geleneksel tarım faaliyetleri yapan üreticilerin ürünlerini soğuk veya uygun iklimsel depolama yapmalarına imkan sağlayacak, bozulmasını engelleyecek, atık üretmeyecek, düşük kapasiteli bazı tesisler ile paketleme gibi alana özgü ürünlerin değerlendirilmesine yönelik tesisler için düşünüldüğü göz önüne alınarak ilgili bölge komisyonlarının değerlendirmeleri sonrasında hayata geçirilecek uygulamalar olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :

Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının dava konusu Yönetmelik'in 3. maddesinin asıl Yönetmeliğin 5. maddesine (ö) bendi eklenmesine ilişkin kısmı ve 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine dair kısımlarının onanmasına, 5. maddesindeki "beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı ... karavan ve içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibareleri ve 6. maddesinin diğer kısımları yönünden davanın reddine dair kısımlarının Kurulumuz kararında yer verilen gerekçe ile onanmasına, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları" ibaresinin iptaline dair kısmının bozulmasına, aynı maddedeki "hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibarelerinin iptaline dair kısımları, 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline dair kısımlarının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:

MADDİ OLAY:

16/03/2020 tarih ve 31070 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 3. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesine “(ö) Bir doğal sit statüsünde, ilke kararları kapsamında yapılabileceği öngörülen faaliyetler, bu doğal sit statüsünden daha alt koruma statüsüne sahip doğal sit alanında/alanlarında da Bölge Komisyonu kararı ile gerçekleştirilebilir.” şeklinde bir bent eklenmiş, 5. maddesi ile "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 2. fıkrası, "Nitelikli doğal koruma alanları; entegre tesisler ve örtü altı tarım hariç tarım uygulamaları, tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, içme suyu amaçlı baraj ve göletler, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik altyapı uygulamaları ve alanın doğal yapısıyla uyumlu, beton, asfalt gibi malzemelerin kullanılmadığı çadırlı kamp, karavan ve günübirlik faaliyetlerin yapılabildiği alanlardır. Alanın ve doğal özelliklerin devamlılığı için halkın bu alanlara erişiminin uygun seviye ve şekilde tutulması esastır.” şeklinde değiştirilmiş, 6. maddesi ile asıl Yönetmelik'in "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrası, "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları; barındırdığı siluet, jeolojik ve ekolojik değerlerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla alanın potansiyeli ve kullanım özellikleri göz önünde bulundurularak, kesin korunacak hassas alan ve nitelikli doğal koruma alanlarında izin verilen faaliyetlere ek olarak doğal ve kültürel bakımdan uyumlu düşük yoğunlukta faaliyetler, entegre tesis, turizm ve yerleşimlere izin veren alanlardır.” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye "Sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarında bulunan madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, hangi şartlarda ve ölçülerde işletileceği, kapatılması ve alanın rehabilitasyonu ilke kararları doğrultusunda alınacak olan Bölge Komisyonlarının kararları doğrultusunda yapılır." şeklindeki 3. fıkra eklenmiş, 7. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrası, "(1) Anıt ağaçların ayırt edici özelliklerini aşağıdakiler tanımlamaktadır: (a) Yaş, çap, boy ve form itibarıyla kendi türünün alışılmış ölçüleri üzerinde boyutlara sahip olan kuşaklar arasında bağ kurabilecek uzunlukta doğal ömre sahip olması. (b) Yöre kültüründe olumlu veya olumsuz, gerçek veya hayal ürünü, mistik veya folklorik bir öyküye sahip olması. (c) Yöresel veya ulusal tarihte kimi olaylar ile özdeş hale gelmesi ve onlara tanıklık etmesi.” şeklinde değiştirilmiştir.

Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:

2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun ilk şeklinde, doğal sit kavramı tanımlanmamış ise de aynı Kanun uyarınca sit niteliğindeki alanların koruma ve kullanma koşullarını belirleme konusunda yetkili kılınan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun 728 sayılı Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve Kullanma Koşulları İle İlgili İlke Kararı'nda doğal sit, "Jeolojik devirlerle, tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmış, doğal sitlerin tespitine, koruma ve kullanma koşullarına ilişkin usul ve esaslar da aynı İlke Kararı ile belirlenmiştir.

17/08/2011 tarih ve 28028 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 648 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile doğal sitler konusunda köklü değişikliklere gidilmiş ve anılan KHK'nın 41. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'un "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 3. maddesine eklenen 13. fıkra ile doğal sit, "Jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır." şeklinde tanımlanmıştır.

Yine 648 sayılı KHK'nın 51. maddesi ile 2863 sayılı Kanun'a eklenen Ek 4. madde ile doğal sitlerle ilgili olarak 2863 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yetki ve görevler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile bu Bakanlığın bünyesinde kurulan Tabiat Varlıklarını Koruma Merkez Komisyonuna devredilmiş; tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili iş, işlem ve kararlara ilişkin usul ve esaslar ile bu konularda görev yapacak komisyonların teşkili ve çalışma usul ve esaslarının Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmış; aynı KHK'nın 10. maddesi ile 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye eklenen 13/A maddesi ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bünyesinde Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

Halihazırda yürürlükte bulunan 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararname'sinin 109. maddesinde, mülga 644 sayılı KHK'nın 13/A maddesindeki düzenlemeye aynen yer verilmiştir.

Anılan hükümler uyarınca çıkarılan ve 19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelikle doğal sit alanlarının tespit ve tesciline ilişkin yeni kriterler belirlenmiş, bu alanlar kesin korunacak hassas alanlar, nitelikli doğal koruma alanları ve sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları olarak üç kategoriye ayrılmış ve bu alanlara ilişkin tanımlamalar ile bu alanların ayırt edici özelliklerine yer verilmiştir.

Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler başlıklı" 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinde, "Korunması gerekli tabiat varlıkları ve bunlara ait koruma alanları ile doğal sit alanlarında gerçekleştirilecek iş ve işlemler Merkez Komisyonu tarafından belirlenecek ilke kararları çerçevesinde Bölge Komisyonlarınca alınacak kararlar doğrultusunda yürütülür." düzenlemesine yer verilmiştir.

Aynı Yönetmeliğin "Nitelikli doğal koruma alanlarının ayırt edici özellikleri" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında; "Doğal yapısı değişmemiş veya az değişmiş, modern yaşam ve önemli ölçüde insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, doğal süreçlerin hakim olduğu, koruma amaçlarına uygun olarak yörede yaşayanların alanın mevcut kaynaklarını kullanmasını sağlayarak doğal hayata dayalı geleneksel yaşam şekillerinin korunduğu kara, su, deniz alanlarıdır." düzenlemesine, 3. fıkrasında; "Bu alanlar aşağıdaki kriterlerden bir veya bir kaçını içerir. a) Doğal karakterini korumuş, büyük memeliler dahil besin zinciri içerisinde av-avcı ilişkisini muhafaza eden, yerli bitki ve hayvan topluluklarını bulunduran, özgün ekosistem yapısına sahiptir. b) Modern yaşam ve önemli insan faaliyetleri tarafından etkilenmemiş, kırsal yaşam özellikleri taşır. c) Doğal alanların ekolojik bütünlüğünü sağlar. ç) Aşırı derecede ve uygunsuz insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzaktır. d) Yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağlar. e) Biyolojik çeşitliliği, ekolojik süreçleri, ekosistem hizmetlerini, ekolojik barınakları muhafaza eder ve iklim değişikliklerine tampon sağlar. f) Korunacak hedef tür veya türlerin yıl içerisinde dönemlerine bağlı yaptıkları göç ve yayılma alanlarını ve göç yollarını ihtiva eder. g) Peyzaj değeri yüksektir." düzenlemesine yer verilmiştir.

Öte yandan, 2863 sayılı Kanun'un 51. maddesinin 2. fıkrasında, "korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve restorasyonuyla ilgili işlerde uygulanacak ilkeleri belirlemek" görev ve yetkisinin Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna ait olduğu, aynı Kanun'un 57. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar almak" görev ve yetkisinin koruma bölge kurullarına ait olduğu hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 8. maddesinin 2. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, ilk cümlede nitelikli doğal koruma alanlarında yapılabilecek faaliyetler sayılırken ikinci cümlede söz konusu alanların korunması için alınması gereken tedbirler düzenlenmiştir.

Temyize konu Daire kararında, bu fıkrada alan "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları, hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri yönünden yapılan değerlendirme sonucunda anılan ibarelerde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, fıkrada yer alan "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresi yönünden ise herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın bu ibarede hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.

İçme suyu amaçlı baraj ve göletlerin insanların yaşamsal bir ihtiyacı olan içme suyunun temini için yapıldığı, yukarıda yer verilen 2863 sayılı Kanun'un Ek-4, 51 ve 57. maddeleri ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendi uyarınca nitelikli doğal koruma alanlarında yapılacak her türlü faaliyet gibi bu baraj ve göletlerin de Merkez Komisyonunun ilke kararları çerçevesinde bölge komisyonlarınca alınacak kararlara göre yapılabileceği göz önünde bulundurulduğunda, nitelikli doğal koruma alanlarında içme suyu amaçlı baraj ve göletler yapılabilmesine imkan tanınmasının hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu durumda, Daire kararının fıkrada yer alan "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresi yönünden davanın reddine dair kısmında sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.

Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları" ibaresine ilişkin kısmı yönünden yapılan inceleme:

Dava dilekçesinde, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları" ibaresinin iptali istenmediği halde, Dairece davacı talebi aşılarak bu ibarenin iptaline karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.

Temyize konu Daire kararının diğer kısımları yönünden yapılan inceleme:

Temyize konu Daire kararının dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesine eklenen 3. fıkra yönünden davanın reddine dair kısmı ile 5. maddesindeki "hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri, 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline dair kısımları da usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU:

Açıklanan nedenlerle;

  1. Davacının temyiz isteminin kısmen reddine,

  2. Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 16/03/2022 tarih ve E:2020/4236, K:2022/3156 sayılı kararının dava konusu Yönetmelik'in 6. maddesinin asıl Yönetmeliğin 9. maddesine 3. fıkra eklenmesine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine dair kısmının ONANMASINA, 5. maddesindeki "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresi yönünden davanın reddine dair kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,

  3. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile kısmen reddine,

  4. Temyize konu kararın dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "tıbbi ve aromatik bitki uygulamaları" ibaresinin iptaline dair kısmının BOZULMASINA, aynı maddedeki "hayvancılık, balıkçı barınağı, iskele, doğal kaynak suyu kullanımına yönelik uygulamalar, doğal göl ve denizler hariç kültür balıkçılığı faaliyetleri, zorunlu teknik alt yapı uygulamaları" ibareleri, 6. maddesindeki "entegre tesis" ibaresi ve 7. maddesinin asıl Yönetmeliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının değiştirilmesine ilişkin kısmının iptaline dair kısımlarının ONANMASINA,

  5. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,

  6. Kesin olarak, 20/09/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

X- Anayasa'nın "Duruşmaların Açık ve Kararların Gerekçeli Olması" başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı düzenlenmiştir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, idari işlemlerin; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetime tabi tutulacağı kurala bağlanmış, 24. maddesinde ise kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.

Mahkeme kararları hüküm fıkrası ve hükmün dayandığı gerekçe ile bir bütün olduğuna ve gerekçesiz karar verilmesi mümkün olmadığına göre gerekçenin hem temyiz incelemesini yapacak merci açısından hem de kararı uygulayacak olan idare açısından yeterli açıklıkta olması gerektiğinde kuşku yoktur.

Yargılama hukukunda, yargı (hüküm), uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin yargılama sürecinin sonunda ulaştığı "sonuç"tur. Yargı yerinin bu sonuca ulaşırken bir gerekçeye dayanması, hem Anayasamızda hem de yargılama hukukumuzda yer alan ilkelerdendir. Gerekçe yargıcın çözümlemek durumunda olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken soyut hukuk kuralının saptanmasında, yorumlanmasında ve tüm ayrıntılarıyla ortaya konulup nitelendirilen maddi olaya uygulanmasında izlemiş olduğu yöntemi gösteren ve bu özelliği sebebiyle yargılamanın nesnelliği ile varılan yargının doğruluğu konusunda davanın taraflarına güven, üst yargı yerine de denetleme olanağı veren açıklamadır. Yukarıda sözü edilen ilke ile sağlanmak istenen amaç da budur.

Anlaşılabilir bir gerekçeye dayanmayan mahkeme kararlarının gerekçeli bir karar olarak kabulüne imkan bulunmadığı gibi ilgili mercilerin, kararın gerekçesinin ne olması gerektiği ya da gerekçe olarak belirtilen ifadelerin ne anlama geldiği konusunda bir yorum ya da belirlemede bulunmaları da beklenemez.

Temyize konu kararın incelenmesinden; dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesindeki "içme suyu amaçlı baraj ve göletler" ibaresi hüküm fıkrasında belirtilerek anılan ibare yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; söz konusu ibareye yönelik herhangi bir hukuki değerlendirme yapılmadığı, gerekçeye yer verilmediği, bu durumun da yukarıda aktarılan Anayasa ve 2577 sayılı Kanun'da yer alan, kararların gerekçeli olması gerektiğine ilişkin kurallara aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, temyize konu Daire kararının gerekçe içermeyen bu kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz.

KARŞI OY

XX- Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrası değiştirilmiş olup fıkranın yeni halinde, sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarında diğer bir kısım faaliyetle birlikte entegre tesis de yapılabileceği öngörülmüştür.

Yukarıda yer verilen asıl Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında, sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanlarının taşıması gereken özellikler sayılmıştır. Bu düzenlemeye göre sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanları; barındırdığı peyzaj, kültürel değerler, ekosistem ve habitatlar ile doğal kaynaklar nedeniyle doğal sit olarak korunmaktadır.

Entegre tesislerin sürdürülebilir koruma ve kontrollü koruma alanlarının nitelikleri ile uyumlu olduğu ve doğal yapısının bozulmasına neden olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bu nedenle, temyize konu Daire kararının bu ibarenin iptaline dair kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyorum.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla

Kaynak: Mahkeme Veri Tabanı

Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim