SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2025/434

Karar No

2025/1403

Karar Tarihi

26 Haziran 2025

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2025/434 E. , 2025/1403 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2025/434
Karar No : 2025/1403

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- ...
2- ... Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2022/5357, K:2024/5512 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İzmir ili, Bornova ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaza ilişkin 11/03/2022 tarih ve 5299 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2022/5357, K:2024/5512 sayılı kararıyla;
Davacının dava açma ehliyetine sahip olduğu ve davanın süresinde açıldığı belirtilerek,
Dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden,
Planlamanın en temel unsurlarından birisi olan, birbirini yönlendiren ve denetleyen farklı ölçeklerdeki planlar arasındaki "kademeli birliktelik" ilkesi uyarınca, alt ölçekli planlar, bir üst ölçekte belirlenen temel ilke, strateji ve plan kararlarına uygun olmak zorunda olup, bunun sonucu olarak, 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile belirlenen kullanım kararlarının, üst kademede bulunan 1/5000 ölçekli nazım imar planı ile uyumlu olup olmadığı yönünden incelenmesi gerektiği,
Plan hiyerarşisi ilkesine göre, uygulama imar planlarının nazım imar planlarına, nazım imar planlarının da varsa üst ölçekli çevre düzeni planlarına uygun olmaları gerektiği,
Dava konusu imar planlarının uyuşmazlık konusu taşınmaz için öngördükleri kullanım kararları aynı (gelişme konut alanı, park alanı, yol) olduğundan, planların kendi aralarında uyumlu olduğu, İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ''kentsel yerleşme alanı'' olarak planlanan taşınmaz için dava konusu imar planı değişiklikleri ile belirlenen kullanım kararlarının üst ölçekli planlara da uygun olduğu,
Ayrıca, özelleştirme programına alınan taşınmazların bulunduğu alanda her tür ve ölçekte imar planı yapma yetkisinin 3194 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Özelleştirme İdaresine ait olduğu ve bu yetkinin yalnızca uyuşmazlık konusu parseller ile sınırlı olduğu dikkate alınarak dava konusu imar planlarının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği,
Bu durumda, her ne kadar dava konusu imar planlarının 1/25.000 ölçekli çevre düzeni planına ait ''Plan Uygulama Hükümlerinin'' 6.13 sayılı maddesinde yer alan; “Her türlü sosyal, kültürel donatı alanı ve teknik altyapı mevzuatla belirlenmiş standartlara uygun olarak alt ölçekli planlarda belirlenecektir. Bu planda gösterilmiş olsun ya da olmasın alt ölçekli planlarda var olan sosyal kültürel donatı ve teknik altyapı alanlarını azaltıcı plan değişikliği yapılamaz...” hükmüne aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, özelleştirme idaresine münhasır olarak kanun ile tanınan yetkinin plan hükmü ile sınırlandırılması mümkün olmadığından, söz konusu plan hükmünün görülmekte olan uyuşmazlıkta ihmal edilmesi gerektiği,
Dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planına ait plan hükümlerinin 5 sayılı maddesinde; orta yoğunlukta gelişme konut alanında yapılaşma koşullarının alt ölçekli imar planlarında belirleneceğinin belirtildiği, 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ait plan hükümlerinin 3 sayılı maddesinde ise, gelişme konut alanında yapılaşma koşullarının; ayrık nizam 5 kat, TAKS:0.20, KAKS:1.00, ön bahçe çekme mesafesi 5 metre, yan bahçe çekme mesafesi 3 metre olarak tanımlandığı,
Uyuşmazlık konusu taşınmazın bitişik parselinde park alanı kullanımının, yakın çevresinde ise yoğun konut kullanımlarının yer aldığı, imar planlarında söz konusu konut alanlarına ait yapılaşma koşullarının; ayrık nizam 5 kat, ayrık nizam 3 kat veya blok nizam 2 kat, ön bahçe çekme mesafesi 5 metre, yan bahçe çekme mesafesi 3 metre olarak tanımlandığı, parselin planlama alanındaki konumu da göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu imar planlarında parsele çevresi ile benzer fonksiyon ve yapılaşma koşulları getirildiği görüldüğünden, anılan hususların çevre ve imar bütünlüğünü bozmadığı,
Planlama alanının (1.959,54 m2) bir kısmının sosyal ve teknik altyapı alanı olarak ayrıldığı görüldüğünden, (1.171,66 m2 gelişme konut alanı, 739,33 m2 park alanı ve 48,55 m2 yol), dava konusu imar planı değişiklikleri ile alana getirilen 28 kişilik ilave kalıcı nüfusun çevredeki sosyal donatı dengesini bozmadığı, donatı alanları açısından ilave bir artış gerektirmediği ve ihmal edilebilir boyutta olduğu,
Öte yandan, dava konusu 1/1000 ölçekli plana ait plan açıklama raporunda; plana göre alana getirilen ek nüfusun 28 kişi olduğu, planlama alanının 500 metre yarıçaplı çevresinde mevcut onaylı planlara göre ilköğretim alanı, ortaokul alanı, lise alanı, özel sağlık alanı, aile sağlık merkezi alanı, pazar alanı, park alanı ile ibadet alanı bulunduğu, ek nüfusun ihtiyacı olan park alanına planda fazlasıyla yer verildiği, eğitim ve sağlık alanlarına yönelik doğacak ihtiyacın önerilen yapı adasının merkezinden Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde belirtilen yürüme mesafelerini geçmeyecek şekilde mevcut imar planında ayrılan alanlar içerisinde karşılanabileceği, ayrıca gelişme konut alanı ile alana eklenecek taşıt yoğunluğunun mevcut ulaşım ağını ve trafik akışını olumsuz etkilememesi amacıyla plan notlarında bu alanda doğacak otopark ihtiyacının ada içerisinde karşılanacağının düzenlendiği belirtilerek, ayrıca ekinde planlama alanının 500 metre yarıçaplı çevresinde yer alan sosyal donatı alanlarını gösterir fotoğrafa yer verildiği, böylelikle dava konusu imar planları öncesindeki değişiklikler yönünden kesinleşen yargı kararında belirtilen hususların karşılandığı, yargı kararının gereklerinin yerine getirildiği,
Dava konusu imar planları ile uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu bölgede yer alan yollara ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmadığı, söz konusu yolların önceki plan kararları ile oluşturulduğu ve fiilen kullanıldığı, meskun alanda kalan parselin 6 ve 10 metre enkesitli yollardan cephe aldığı anlaşıldığından, bu haliyle parselde yapılaşma/mahreç açısından engel bir durum bulunmadığı,
Öte yandan, yoğun konut dokusunun bulunduğu, otopark ihtiyacının oldukça fazla olduğu bölgede, trafik yoğunluğunun ve park problemlerinin önüne geçmek için getirilen kapalı otopark-yeraltı otoparkı düzenlemesinin kamu yararı açısından olumlu, yer seçiminin uygun olduğu, yola cephesi bulunan söz konusu park alanı içinde yapılacak yeraltı otoparkına erişimin nasıl sağlanacağının ise ''Otopark Yönetmeliği'' kapsamında hazırlanacak proje ile düzenlenebileceğinin görüldüğü,
Ayrıca dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planına ait plan hükümlerinin 8 sayılı maddesi ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ait plan hükümlerinin 6 sayılı maddesinde; kullanım alanlarında otopark ihtiyacının Otopark Yönetmeliği'ne uygun olacak şekilde yapı adaları içerisinde karşılanacağının düzenlendiği görüldüğünden, kapalı otopark ile birlikte yapılan bu düzenlemelerin imar planı değişikliği ile getirilen ilave nüfusun getireceği ilave trafik yükünü karşılayabilecek mahiyette olduğu,
Uyuşmazlık konusu taşınmazın özelleştirme kapsam ve programına alındığı, davacı tarafından bu kararlara karşı dava açılmadığı, dava konusu planlara ait açıklama raporlarında özelleştirme kapsam ve programına alınan parsellerin etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla dava konusu imar planı değişikliklerinin yapıldığı belirtilerek planlamanın temel gerekçesinin ortaya konulduğu, ayrıca bu raporlarda alana getirilen nüfus ve yoğunluğun ulaşım sistemi ile teknik altyapı üzerindeki etkisini değerlendirmeye yönelik açıklama ve analizlere yer verildiği görüldüğünden, plan değişiklikleri için gerekli koşulların oluştuğu,
Bu nedenlerle, dava konusu işlemin planlama ilkelerine, şehircilik esaslarına, imar mevzuatına, hukuka ve kamu yararına uygun olduğu gerekçesiyle,davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, uyuşmazlık konusu taşınmaza ilişkin 2018 yılında onaylanan imar planlarının yargı kararıyla iptaline karar verildiği, söz konusu yargı kararının gerekleri yerine getirilmeyerek iptal edilen imar planlarının bir benzerinin yapıldığı, dava konusu imar planlarının, İzmir Büyükşehir Bütünü 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının genel ilke ve stratejileri ile plan uygulama hükümlerine, üst ölçekli planlara, planların kademeli birlikteliği ilkesine aykırı olduğu, kurumlarınca verilen görüş dikkate alınmaksızın planlama bölgesi için uzun vadeli olarak öngörülen planlama stratejilerine aykırı bir işlem tesis edildiği, uyuşmazlık konusu parsel gibi gibi kent merkezinde kalan, kamuya ait, kentin olası gereksinimlerinin karşılanması için büyük önem arz eden bu alanların kamusal niteliklerini yitirmesi halinde yeniden kazanımı için yüksek kamulaştırma bedelleri ödenmesi gerekeceğinden bu tür alanların korunması gerektiği, dava konusu imar planlarının şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idareler tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : İmar planlarına karşı açılan davalarda, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinde özel bir kural olarak öngörülen bir aylık askı/ilan süresi içerisindeki özel idari itiraz usulünün, dava açma sürelerine esas alınması gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, imar planlarının kesinleşip uygulanabilmesi için öngörülen "ilan-askı-itiraz" usulünün, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki bir usul olmayıp özel Kanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun'da, işlemin tekemmülü için öngörülen özel bir usul olduğu ve bu kapsamda ivedi yargılama usulüne tabi olan mekansal planlara yapılan itirazın 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Nitekim; Anayasa Mahkemesinin 09/06/2011 tarih ve E:2008/87, K:2011/95 sayılı kararında da bu hususa işaret edilmektedir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, süresinde açıldığı sonucuna ulaşılan dava açısından, uyuşmazlığın esasının incelenerek bir karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı düzenlenmiştir.
Yine aynı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarının ivedi yargılama usulüne tabi olduğu; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; aynı fıkranın (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdari işlemlerin nitelikleri gereği kanunlarda genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmamaktadır.
Davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde öngörülen ve özel bir yargılama niteliği taşıyan ivedi yargılama usulünü ve bu usule tâbi işlerde geçerli olan dava açma süresini bilmeleri mümkün değildir.
Bu doğrultuda, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun ilgililere, bildirilmemesi halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında dava konusu uyuşmazlık değerlendirildiğinde; dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planının 31/03/2022-29/04/2022 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının ise 21/03/2022-21/04/2022 tarihleri arasında askı suretiyle ilan edildiği, davacı tarafından askı süresi içerisinde verilen 27/04/2022 tarihli dilekçe ile söz konusu planlara itiraz edildiği; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından davacı idareye gönderilen 17/03/2022 tarihli yazıda, dava konusu planların 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesi gereğince tespit edilen ilan yerlerinde ilan edilmesi, ilan süresi içinde yapılan itirazların ilan tutanağı ile birlikte taraflarına iletilmesi, ayrıca ilan tutanağı içerisinde söz konusu imar planlarına yönelik açılabilecek davaların 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde yer alan "İvedi yargılama usulünde dava açma süresi otuz gündür." hükmüne tabi olduğunun belirtilmesinin istenildiği (davacı tarafından bu husus dikkate alınmayarak askı süreci sonlandırılmıştır) görüldüğünden, davacının görülmekte olan davanın özel dava açma süresine tabi olduğu yönünde bilgi sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken, genel dava açma süresinin değil, otuz günlük özel dava açma süresinin gözetilmesinin yanı sıra, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanamayacağının dikkate alınması gerekmekte olup, bu hususun ayrıca bildirilmesi zorunluluğu bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu planların son ilan tarihi olan 29/04/2022 tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde ve en son 29/05/2022 tarihini (pazar günü) takip eden 30/05/2022 tarihinde açılması gerekirken, 27/06/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta, 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanma olanağı bulunmadığından, planlara askı sürecinde davacı tarafından yapılan itirazın zımnen reddine yönelik işlemin, dava açma süresini ihya etmeyeceği de açıktır.
Bu durumda; davanın süresinde açılmadığı sonucuna varıldığından, temyize konu kararda sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine,
2.Davanın reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 15/10/2024 tarih ve E:2022/5357, K:2024/5512 sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,
3.Kesin olarak, 26/06/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY
X- Anayasa'nın 40. maddesinde, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu belirtilmiş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; yine aynı Kanun'un 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, otuz gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinde, ivedi yargılama usulüne tabi işlemler arasında "Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları"nın sayıldığı ve ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerde dava açma süresinin 30 (otuz) gün olduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesindeki itiraz usulünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, imar planlarının belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği, bu planların onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebileceği, belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planların belediye meclisince on beş gün içinde incelenerek kesin karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.
2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi, dava açma süresi ile ilgili hükümler içermekle birlikte söz konusu maddede, tüm idari işlemlere karşı dava açılmadan önce, ilgili idare nezdinde itiraz edilebileceğini öngören genel ve ihtiyari idari usul (idari itiraz usulü) kuralları düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, düzenleyici bir idari işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı, ilan/askı süresi içerisinde özel ve ihtiyari bir idari itiraz usulü öngörülmüştür.
Bir uyuşmazlıkta, genel kanun ve özel kanun hükümlerinin olayı düzenleyen hükümleri arasında bir çelişki olması durumunda, o konuda genel kanunun değil özel kanunun uygulanacağı hususu hukukun temel ilkelerinden biridir.
Bu çerçevede, imar planlarına karşı açılan davalarda, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinde özel bir kural olarak öngörülen bir aylık askı/ilan süresi içerisindeki özel idari itiraz usulünün, dava açma sürelerine esas alınması gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, imar planlarının kesinleşip uygulanabilmesi için öngörülen "ilan-askı-itiraz" usulünün 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki bir usul olmayıp özel Kanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun'da işlemin tekemmülü için öngörülen özel bir usul olduğu ve bu kapsamda yapılan itirazın 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Her ne kadar, 24/07/2008 tarih ve 5793 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen 3194 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesinde;
"Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve/veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu veya 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazetede yayımlanmak suretiyle kesinleşir ve bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. Bu süre içerisinde imar planlarına ilişkin olarak, verilecek mahkeme kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliğine ilişkin iş ve işlemler Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu maddede belirtilen usul ve esaslara göre gerçekleştirilir. İlgili kuruluşlar görüşlerini onbeş gün içinde bildirirler. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yapılır veya yaptırılır. Bu parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır ve 19 uncu maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer. Bu planlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir." hükmüne yer verilerek, özelleştirme programındaki kuruluşlara ait ya da onlar lehine irtifak veya kullanım hakkı tesis edilmiş arsa ve araziler ile özel kanunlar uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilere ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarının Kanun'un 8. maddesinde belirtilen ilan ve askı yükümlülüklerinden muaf olarak Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayı ve Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmesi öngörülmüş ise de, maddenin yedinci cümlesinde yer alan "bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer" ibaresinin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 09/06/2011 tarih ve E:2008/87, K:2011/95 sayılı kararıyla;
"...Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti, 36. maddesinde hak arama özgürlüğü, 125. maddesinde de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmektedir.
3194 sayılı İmar Kanunu, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla çıkarılmış olup, belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi ve özel bütün yapıları kapsamaktadır. Kanun'un 8. maddesinde, imar planlarının belediye meclisince, belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planların ise valilikçe onaylanacağı, her iki planın 1 ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde yapılacak itirazların da 15 gün içinde kesin karara bağlanacağı öngörülmüştür. Maddenin gerekçesinde de imar planlarının, 5 yıllık kalkınma planı ilkeleri doğrultusunda gerçekleştirilmesi ve fiziki planların bütününde sosyo-ekonomik esasa dayalı düzenlemenin getirilmesi, bu suretle şehirlerin gelişmesinin Bölge Planları ile yönlendirilmesi ile imar planlamalarında sürenin asgariye indirilmesi ve aynı zamanda mahalli koşulların plana sağlıklı olarak yansıması için Valilik ve Belediyelere plan yapma yetkisini tanıyan hükmün getirildiği; ayrıca, halkın kendisi için yapılan imar planlarının aleniyetinin sağlanmasının amaçlandığı vurgulanmıştır.
Bu durumda İmar Kanunu'nda ilanlar için öngörülen askı süresinin imar planlarının ve değişikliklerinin aleni olmasına dayandığı ve ilgililerin idareye yapacakları itirazlar için getirildiği anlaşılmaktadır.
Dava konusu kuralla sözü edilen taşınmazlara ilişkin olarak İmar Kanunu'nun 8. maddesindeki imar planlarının onaylanmasının ardından kamuoyuna mahalli araçlarla duyuru yapılarak aleniyetin sağlanması ve bu süre içinden yapılan itirazlar sonucunda kesinleşmesi yönteminden vazgeçilmekte, imar palanları ile bunlara bağlı parselasyon planlarının Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanması ve Resmi Gazete'de yayımlanmalarının ardından idari açından kesin ve uygulanması gereken bir işlem halini alması öngörülmekte, sözü edilen planlardaki yanlışlık ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ilgililerce idareye başvurulması ve idarenin de itiraza konu işlemi kaldırarak ya da değiştirerek planlardaki hukuka aykırılıkları giderebilmesinin yolu kapatılmaktadır. Bu durumda, ilgililerin bu taşınmazlara ilişkin imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesi için yetkili ve görevli idari yargı mercilerine dava açmak dışında, bir başvuru imkanı kalmamaktadır. Kuralın imar plan ve değişikliklerini veya bunlara ilişkin onama işlemlerini askı sürelerine tabi kılmamakla, yargı yolunu ve hak arama özgürlüğünü kullanmasını zorlaştırdığı açıktır." gerekçesine yer verilerek, kural Anayasa'nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı bulunarak iptaline karar verilmiştir.
Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin değinilen kararı karşısında, 3194 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesindeki imar planlarının da, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki usule tabi olacağında kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, dava konusu imar planı da yürürlüğe konulurken 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki usule uygun olarak ilan-askı ve itiraz süreci işletilmiştir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planının 31/03/2022-29/04/2022 tarihleri, 1/1000 ölçekli uygulama imar planının ise 21/03/2022-21/04/2022 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, davacı tarafından askı süresi içinde 27/04/2022 tarihinde yapılan itirazın zımnen reddine dair işlem üzerine, 27/06/2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
Bu durumda, itirazın zımnen reddine ilişkin işlem tarihini izleyen günden itibaren 30 günlük dava açma süresi içerisinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, uyuşmazlığın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.


10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim