SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2025/250

Karar No

2025/1086

Karar Tarihi

21 Mayıs 2025

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2025/250 E. , 2025/1086 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2025/250
Karar No : 2025/1086

TEMYİZ EDENLER: I- (DAVACI): ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...

II-(DAVALILAR): 1-...
2-... Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU: Danıştay Altıncı Dairesinin 26/09/2024 tarih ve E:2022/2829, K:2024/5002 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul ili, Ataşehir ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmaza yönelik olarak 29/09/2021 tarih ve 4527 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planının iptali istenilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 26/09/2024 tarih ve E:2022/2829, K:2024/5002 sayılı kararıyla; Usule ilişkin olarak, dava dosyasında bulunan, davalı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından davacı idareye gönderilen ... tarih ve ... sayılı yazıda, dava konusu planların, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8.maddesi gereğince tespit edilen ilan yerlerinde ilan edilmesi, ilan süresi içinde yapılan itirazların ilan tutanağı ile birlikte taraflarına iletilmesi, ayrıca ilan tutanağı içerisinde söz konusu imar planlarına yönelik açılabilecek davaların 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinde yer alan "İvedi yargılama usulünde dava açma süresi otuz gündür." hükmüne tabi olduğunun belirtilmesinin istenildiği, bu doğrultuda anılan yazı ile davacı idarenin dava konusu planların özel dava açma süresine tabi olduğu yönünde bilgi sahibi olduğu, ancak 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı yönünde bir bildirimde bulunulmadığı,
Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken ivedi yargılama usulünde öngörülen 30 günlük özel dava açma süresinin gözetilmesi gerektiği açık olmakla birlikte, 11. madde hükümlerinin uygulanmayacağı yönünde bir bildirimde bulunmadığından, Anayasa'nın 40. maddesi gereğince, davacının dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yaptığı itirazın dava açma süresini durduracağının kabulü gerektiğinden davanın süresinde açıldığı ve davacının dava açma ehliyetine sahip olduğu belirtilerek,
Esasa ilişkin olarak da, dosyanın ve yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden;
1/100.00 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği yönünden;
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında “kentsel ve bölgesel donatı alanı” olarak gösterilen ve özelleştirme kapsam ve programında yer alan parselin etkin ve verimli kullanılabilmesi amacıyla dava konusu çevre düzeni planı değişikliği ile kullanımı “kentsel yerleşik alan” olarak planlandığı,
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı plan notları ile dava konusu çevre düzeni planı değişikliği plan notlarına ve çevre düzeni planlarının özelliklerine kararda yer verilerek, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının ölçeği göz önünde bulundurulduğunda parsel bazında kararların üretilmesi mümkün olmayacağı, bu planda gösterilemeyen kullanımların alt ölçekli imar planlarında yer alabileceği, üst ölçekli planlarda yer verilemeyen ayrıntıların ya da teknik olarak gösterimi imkansız fonksiyonların alt ölçekli planlarda yer almasının üst ölçekli plana aykırılık oluşturmayacağı, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında şematik veya sembol olarak gösterilen kullanımlara ilişkin yer seçimlerinin ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda alt ölçekli planlarda kesinleştirileceği,
Bu itibarla, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunda belirlenen yetki doğrultusunda, daha önceki 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında "kentsel ve bölgesel donatı alanı” olarak gösterilen, ölçeği gereği çevre düzeni planı değişikliğine konu olabilecek yaklaşık 286.237,21 m²'lik uyuşmazlık konusu taşınmazda yapılan çevre düzeni planı değişikliğinin; fiziki ve teknik eşikler, mülkiyet durumu ve çevredeki kullanımlar ile bölgenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yapılmış olduğu, alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şeklini ortaya koyan genel arazi kullanım kararı getirildiği görüldüğünden, uyuşmazlık konusu taşınmazın ''kentsel yerleşik alan'' olarak belirlenmesinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı,
1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı yönünden;
Hukuka uygun olduğu değerlendirilen dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile ''kentsel yerleşik alanı" olarak belirlenen bir alanda, alt ölçekli dava konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile fonksiyon belirlemesi yapılmasının, taşınmaza ''kentsel yerleşik alan'' kullanımı içerisinde yer alabilecek "ticaret-turizm-konut alanı- ticaret-konut alanı - eğitim alanı - kamu hizmet alanı, ibadet alanı - millet bahçesi - park- raylı toplu taşıma istasyon alanı - genel otopark alanı ve yol" fonksiyonlarının getirilmesinin üst ölçekli plana aykırılık oluşturmadığı, parsel bazlı olarak yapılan dava konusu imar planı değişiklikleri ile getirilen kullanım kararlarının 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında bölgesel nitelikteki büyük bir alan için belirlenen koruma-kullanma dengesini ve ana plan stratejisini bozacak nitelikte olmadığı, üst ölçekli planla belirlenen fonksiyona uygun olduğu, planlar arasında kademeli birlikteliğinin sağlandığı,
Uyuşmazlık konusu 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı plan notlarına, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "İmar planı ilkeleri" başlıklı 21. maddesinin 10. fıkrasına ve "Uygulama İmar Planı" "başlıklı 24. maddesinin 9. fıkrasına kararda yer verilerek,
Planlama alanı içerisinde barınma ihtiyacının karşılandığı ve günün her saati işlevini dinamik olarak muhafaza eden karma kullanım kararları içerisinde her bir kullanım kararının kapsayacağı alan ve emsal oranının henüz planlama aşamasında belirlenmesinin zorunlu olduğu, zira belirlenen kullanıma göre ihtiyaç duyulan sosyal ve teknik altyapı alanlarının miktarı ve konumunun belirlenmesinin, ancak bu suretle mümkün olabileceği,
Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 24. maddesinin 9.fıkrası uyarınca karma kullanım olarak belirlenen fonksiyonların nazım imar planında ayrıştırılması zorunluluğu bulunmadığı, buna karşın uygulamaya esas olan imar planı olan 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarında karma kullanım olarak belirlerlenen fonksiyonların ayrıştırılması zorunlu olduğundan, uyuşmazlık konusu 1/5000 ölçekli nazım imar planında bu yönden bir hukuka aykırılık görülmediği,
Dava konusu 1/1000 ölçekli uygulama imar planında, karma kullanım alanlarında konut, ticaret ve turizm alanlarının belirsiz bırakıldığı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında konut, ticaret ve turizm alanları gibi karma kullanım alanlarında kullanımların netleştirilmesi gerekmekte olup, netleştirmenin proje aşamasına bırakılmasının uygulamada belirsizlik oluşturacağı,
Dosyada bulunan plan açıklama raporu incelendiğinde, ticaret+turizm+konut alanı yüzölçümünün 155.496,28 m2 olduğu ve toplam alanın %54,32 'sine tekabül ettiği, buna karşın plan notlarına göre, "konut kullanımı toplam emsalin %90'ını geçemez." kuralı getirilerek toplam emsal oranının oldukça yüksek bir rakam olan %90'na kadar bir oranda konut konut yapımına izin verilerek, planların toplam karma kullanım alanı içerisindeki kullanım alanının belirsiz bırakıldığı, neredeyse tamamına yakın bir oranda konut kullanımına izin verildiği, bu halde çok yüksek bir nüfus yoğunluğuna yol açma ihtimali taşıdığı, bu husustaki belirsizliğin planın uygulanması aşamasında giderilmesinin konut yoğunluğunun sosyal donatı alanına etkisi göz önünde tutulduğunda, sosyal donatı dengesinin bozulmasına yol açacağı, planın işlevselliği açısından alanda yaşayacak nüfusun ne kadar olacağı ve bu nüfus için ne kadar sosyal donatı alanı ayrılması gerektiği ve bu nüfusun getireceği ulaşım ve trafik yükü ile etkilerinin planlama aşamasında belirli olması gerektiği,
Bu durumda 1/1000 ölçekli uygulama imar planı ile uyuşmazlık konusu taşınmaza ticaret-turizm-konut olmak üzere karma kullanım kararları getirilmesi halinde, bu kullanımların, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin "İmar planı ilkeleri" başlıklı 21. maddesinin 10. fıkrası ile 24. maddesinin, 9. fıkrası ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği 19. maddesi, 1. fıkrası, (ğ) bendindeki hükümlere uygun şekilde, karma kullanım oranları ayrıştırılarak, açık ve net biçimde tanımlanması gerektiği,
Davalı idarelerce, planlama alanının yaklaşık %45,58 'inin sosyal donatı alanı olarak planlandığı belirtilmekte ise de, kalıcı nüfusun miktarı belli olmadığından tam bir nüfus hesabı yapılamadığı, donatı ihtiyacının sadece yeni planlanan alanın ihtiyacı olan ek nüfus için gerekli olan alan ile sınırlı olmadığı, bu nedenle sosyal donatı açısından çevre bütünlüğünde dengenin aleyhe olarak bozulabileceği,
Bu durumda, dava konusu nazım imar planı ve uygulama imar planının birbirinin kopyası biçiminde hazırlanmasının mevzuatta öngörülen plan yapım yöntem ve tekniklerine uygun olmadığı, uyuşmazlık konusu alana ticaret-konut ve ticaret-turizm-konut olmak üzere karma kullanım kararları getirilirken oldukça yüksek ve belirsiz oranda (%90) konut kullanımına izin verildiğinden, yerleşik nüfusun belirli olmaması nedeniyle ihtiyaç olan sosyal donatı alanı miktarının hesaplanmasını dava konusu imar planları ile olanaksız kıldığı, uygulama imar planında kullanım kararlarının somutlaştırılması gerekirken yapılmayıp ve hatta sosyal donatı hesabı yapılmasını engelleyecek nitelikte ucu açık emsal kullanımı düzenlemesinde ve plan açıklama raporunda imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu 1/5.000 ölçekli nazım ve 1/1.000 ölçekli uygulama imar planının iptaline, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine ilişkin kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI: Davacı tarafından, Daire kararının davanın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idareler tarafından, davacının dava açma ehliyetine sahip olmadığı ve davanın süresinde açılmadığı, işin esasına yönelik olarak ise, temyize konu kararın dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, karşı tarafın temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı idareler tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : İmar planlarına karşı açılan davalarda, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinde özel bir kural olarak öngörülen bir aylık askı/ilan süresi içerisindeki özel idari itiraz usulünün, dava açma sürelerine esas alınması gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, imar planlarının kesinleşip uygulanabilmesi için öngörülen "ilan-askı-itiraz" usulünün 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki bir usul olmayıp özel Kanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun'da, işlemin tekemmülü için öngörülen özel bir usul olduğu ve bu kapsamda ivedi yargılama usulüne tabi olan mekansal planlara yapılan itirazın 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmaktadır.
Nitekim; Anayasa Mahkemesinin 09/06/2011 tarih ve E:2008/87, K:2011/95 sayılı kararında da bu hususa işaret edilmektedir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, süresinde açıldığı sonucuna ulaşılan dava açısından, uyuşmazlığın esasının incelenerek bir karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden tarafların yürütmenin durdurulması istemleri hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden itibaren başlayacağı hükmüne yer verilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmıştır.
Yine aynı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarının ivedi yargılama usulüne tabi olduğu; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; aynı fıkranın (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdari işlemlerin nitelikleri gereği kanunlarda genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmamaktadır.
Davacıların, kendilerine bir bildirim yapılmadığı sürece 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde öngörülen ve özel bir yargılama niteliği taşıyan ivedi yargılama usulünü ve bu usule tâbi işlerde geçerli olan dava açma süresini bilmeleri mümkün değildir.
Dolayısıyla, ivedi yargılama usulüne tâbi olan bir işlemi öğrendiklerinde kaç gün içinde hangi merciye başvurulacağını ya da doğrudan dava açılıp açılamayacağını bilmeleri beklenemez.
Bu doğrultuda, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.
Uyuşmazlık bu çerçevede ele alındığında, dava konusu imar planları, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde öngörülen ivedi yargılama usulü kapsamına girmekte olup her ne kadar söz konusu maddede, otuz günlük özel dava açma süresi öngörülmüş ise de; Anayasa'nın 40. maddesi gereğince, kanunlarda özel başvuru yolu ve dava açma süresi öngörüldüğü hallerde bunun ilgililere açıkça ve ayrıca bildirilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta; dava konusu nazım imar planı ve uygulama imar planı değişikliğinin 28/10/2021 -26/11/2021 tarihleri arasında askı suretiyle ilan edildiği, davacı tarafından askı süresi içerisinde verilen 18/11/2021 tarihli dilekçe ile söz konusu planlara itiraz edildiği; planlar askıda ilan edilirken ivedi yargılama usulüne tabi olduklarına veya özel dava açma süresi bulunduğuna yönelik askı tutanaklarında açıklamaya yer verilmemiş ise de, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından davacı idareye gönderilen ... tarih ve ... sayılı yazıda, dava konusu planların 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8.maddesi gereğince tespit edilen ilan yerlerinde ilan edilmesi, ilan süresi içinde yapılan itirazların ilan tutanağı ile birlikte taraflarına iletilmesi, ayrıca ilan tutanağı içerisinde söz konusu imar planlarına yönelik açılabilecek davaların 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde yer alan "İvedi yargılama usulünde dava açma süresi otuz gündür." hükmüne tabi olduğunun belirtilmesinin istenildiği (davacı tarafından bu husus dikkate alınmayarak askı süreci sonlandırılmıştır) görüldüğünden, davacının görülmekte olan davanın özel dava açma süresine tabi olduğu yönünde bilgi sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda bakılan davada, dava açma süresi değerlendirilirken, genel dava açma süresinin değil, otuz günlük özel dava açma süresinin gözetilmesinin yanı sıra, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanamayacağının dikkate alınması gerekmekte olup, bu hususun ayrıca bildirilmesi zorunluluğu bulunmadığı değerlendirilmektedir.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; dava konusu planların son ilan tarihi olan 26/11/2021 tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde ve en son 26/12/2021 tarihini (pazar günü) takip eden 27/12/2021 tarihinde açılması gerekirken, 12/01/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan, ivedi yargılama usulüne tabi olan uyuşmazlıkta, 2577 sayılı Kanun'un 11. madde hükmünün uygulanma olanağı bulunmadığından, planlara askı sürecinde davacı tarafından yapılan itirazın zımnen reddine yönelik işlemin, dava açma süresini ihya etmeyeceği de açıktır.
Bu durumda, davanın süresinde açılmadığı sonucuna varıldığından, temyize konu kararın iptale ilişkin kısmında hukuka uyarlık, davanın reddine ilişkin kısmında da, belirtilen gerekçe doğrultusunda sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarelerin temyiz istemlerinin kabulüne,
2.Danıştay Altıncı Dairesinin 26/09/2024 tarih ve E:2022/2829, K:2024/5002 sayılı kararının 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ilişkin kısmının BOZULMASINA, bu kısım yönünden DAVANIN SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, 3.Davacının temyiz isteminin reddine,
4.Temyize konu Daire kararının, 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliğine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA,
5.Dava süre aşımı nedeniyle ret ile sonuçlandığından, aşağıda dökümüne yer verilen ...-TL
yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6.Daha önce kısmen iptal, kısmen ret ile sonuçlanan davada, davalı idareler lehine vekalet ücretine hükmedildiğinden, bu hususta yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,
7.Artan posta gideri avanslarının taraflara iadesine,
8.Kullanılmayan ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine,
9.Dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
10.Kesin olarak, 21/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY
X- Anayasa'nın 40. maddesinde, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu belirtilmiş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; yine aynı Kanun'un 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, otuz gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı kurala bağlanmıştır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinde, ivedi yargılama usulüne tabi işlemler arasında "Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları"nın sayıldığı ve ivedi yargılama usulüne tabi işlemlerde dava açma süresinin 30 (otuz) gün olduğu ve 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesindeki itiraz usulünün uygulanmayacağı belirtilmiştir.
3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, imar planlarının belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe gireceği, bu planların onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde bir ay süre ile ilan edileceği, bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebileceği, belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planların belediye meclisince on beş gün içinde incelenerek kesin karara bağlanacağı hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, düzenleyici bir idari işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı, ilan/askı süresi içerisinde özel ve ihtiyari bir idari itiraz usulü öngörülmüştür.
Bir uyuşmazlıkta, genel kanun ve özel kanun hükümlerinin olayı düzenleyen hükümleri arasında bir çelişki olması durumunda, o konuda genel kanunun değil özel kanunun uygulanacağı hususu hukukun temel ilkelerinden biridir.
Bu çerçevede, imar planlarına karşı açılan davalarda, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesinde özel bir kural olarak öngörülen bir aylık askı/ilan süresi içerisindeki özel idari itiraz usulünün, dava açma sürelerine esas alınması gerekmektedir.
Diğer bir deyişle, imar planlarının kesinleşip uygulanabilmesi için öngörülen "ilan-askı-itiraz" usulünün 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki bir usul olmayıp özel Kanun niteliğindeki 3194 sayılı Kanun'da işlemin tekemmülü için öngörülen özel bir usul olduğu ve bu kapsamda yapılan itirazın 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Her ne kadar, 24/07/2008 tarih ve 5793 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle değiştirilen 3194 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesinde; özelleştirme programındaki kuruluşlara ait ya da onlar lehine irtifak veya kullanım hakkı tesis edilmiş arsa ve araziler ile özel kanunlar uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilere ilişkin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan ya da yaptırılan imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarının Kanun'un 8. maddesinde belirtilen ilan ve askı yükümlülüklerinden muaf olarak Özelleştirme Yüksek Kurulunun onayı ve Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmesi öngörülmüş ise de, maddenin yedinci cümlesinde yer alan "bu Kanunun 8 inci maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer" ibaresinin iptali istemiyle yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesinin 09/06/2011 tarih ve E:2008/87, K:2011/95 sayılı kararıyla;
"...Dava konusu kuralla sözü edilen taşınmazlara ilişkin olarak İmar Kanunu'nun 8. maddesindeki imar planlarının onaylanmasının ardından kamuoyuna mahalli araçlarla duyuru yapılarak aleniyetin sağlanması ve bu süre içinde yapılan itirazlar sonucunda kesinleşmesi yönteminden vazgeçilmekte, imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarının Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanması ve Resmi Gazete'de yayımlanmalarının ardından idari açından kesin ve uygulanması gereken bir işlem halini alması öngörülmekte, sözü edilen planlardaki yanlışlık ve eksikliklerin giderilmesi amacıyla ilgililerce idareye başvurulması ve idarenin de itiraza konu işlemi kaldırarak ya da değiştirerek planlardaki hukuka aykırılıkları giderebilmesinin yolu kapatılmaktadır. Bu durumda, ilgililerin bu taşınmazlara ilişkin imar planları ile bunlara bağlı parselasyon planlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesi için yetkili ve görevli idari yargı mercilerine dava açmak dışında, bir başvuru imkanı kalmamaktadır. Kuralın imar plan ve değişikliklerini veya bunlara ilişkin onama işlemlerini askı sürelerine tabi kılmamakla, yargı yolunu ve hak arama özgürlüğünü kullanmasını zorlaştırdığı açıktır." gerekçesine yer verilerek, kural Anayasa'nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı bulunarak iptaline karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin değinilen kararı karşısında, 3194 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesindeki imar planlarının da, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki usule tabi olacağında kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, dava konusu planlarda yürürlüğe konulurken 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesindeki usule uygun olarak ilan-askı ve itiraz süreci işletilmiştir.
3194 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca imar planları ilan-askı süresinde yapılan itirazlar sonucunda kesinleştiğinden, ilan-askı sürecinde, bir başka ifade ile idari işlemin kesinleşme sürecinde kanunen tanınan itiraz hakkının, ivedi yargılama usulünün uygulandığı bakılan uyuşmazlıkta 2577 sayılı Kanun'un üst makamlara başvuru usulünü düzenleyen 11. maddesi kapsamında yapılmış bir itiraz başvurusu gibi değerlendirilemeyeceği, zira 11. maddenin ilgili makamlarca tesis edilmiş bir idari işleme karşı ilgililerin doğrudan dava açması mümkün iken, dava açılmadan önce üst makamlara başvuru imkanı tanıyan bir madde olduğu ve ivedi uyuşmazlıklarda ilgililerden doğrudan dava açmasının istenildiği, oysa imar planlarına ilan-askı süresi içerisinde yapılan itirazın planın kanunda öngörülen kesinleşme sürecinde yapılan itiraz niteliği taşıdığı, dolayısıyla ilan-askı sürecinde yapılan itirazın dava açma süresinin hesabında dikkate alınması gerekirken, 11. madde kapsamında yapılan itiraz gibi değerlendirilerek dava açma süresinin son ilan tarihini izleyen günden başlatılmasının, yargı yolunun ve hak arama özgürlüğünün kullanımını zorlaştıracağı sonucuna varılmıştır.
Dosyada bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava konusu planların 28/10/2021-26/11/2021 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından askıya çıkarıldığı, davacı tarafından askı süresi içinde 18/11/2021 tarihinde yapılan itirazın zımnen reddine dair işlem üzerine, 12/01/2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı görülmektedir.
Bu durumda, itirazın zımnen reddine ilişkin işlem tarihini izleyen günden itibaren 30 günlük dava açma süresi içerisinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, uyuşmazlığın esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.


10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim