Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2025/237
2025/803
10 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2025/237
Karar No : 2025/803
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Yöneticiliği
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onuncu Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/4615, K:2024/4020 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 27/08/2024 tarih ve 32645 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6, 16, 17 ve 26. maddelerinin iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/4615, K:2024/4020 sayılı kararıyla;
Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı tarafından, Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6. maddesi yönünden; İçişleri Bakanlığının 19/11/2008 tarih ve 2008/71 sayılı Genelgesi'ne dayalı olarak şehir içinde faaliyet gösteren ikinci el oto galerinin şehir dışına taşınmasının planlandığı, bu kapsamda Ankara ili, Akyurt ilçesinde kurulan Otonomi'nin 02/12/2016 tarihinde açıldığı, şehir merkezinde faaliyet gösteren oto galericilerin bir kısmının faaliyetine devam edebilmek için Otonomi'ye taşınmak zorunda bırakıldığı, dava konusu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan, 13/02/2018 tarih ve 30331 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan (Mülga) Yönetmeliğin 18. maddesinde yer verilen ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yapılan işletmelerde aranacak şartlara dava konusu Yönetmelik'te yer verilmeyerek işletme yetki belgesi verilebilmesi için gelir veya kurumlar belgesi mükellefi olunmasının yeterli bulunduğu, oto galericilerin şehir dışına çıkarılması için verilen çabanın karşılıksız bırakıldığı, mevzuata uygun bir şekilde faaliyetini şehir dışına taşıyan oto galerilerin cezalandırıldığı, düzenlemelerin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümleri ile de çeliştiği, bu durumun hukuki belirlilik ilkesini ihlal ettiği,
16\. maddesi yönünden; ikinci el araç ticareti ile uğraşan işletmelerin tescil belgesinde araç sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıt satışlarından önceki on gün içinde ekspertiz raporu alma zorunluluğu getirilmesi ve ekspertiz raporu ücretinin, satış işleminin alıcıdan kaynaklanan bir nedenle gerçekleşmemesi durumunda alıcı tarafından, diğer hallerde işletme tarafından ödeneceği yönündeki düzenlemenin Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olduğu, oto galericilerin sattığı malın ayıplı olduğu varsayımıyla getirilen düzenlemenin hukuka aykırı olduğu,
17\. maddesi yönünden; model yılına göre sekiz yaşın veya yüz altmış bin kilometrenin altında olan ve tescil belgesinde araç sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıtların motor ve şanzımanı ile elektrik ve elektronik sistemlerinin, satış tarihinden itibaren üç ay veya beş bin kilometre işletmenin garantisi altında olduğu yönündeki düzenlemenin Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olduğu, ayrıca araçların teknik özellikleri düşünüldüğünde getirilen yükümlülüğün hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yüz altmış bin kilometrenin altındaki aracın sekiz yaşını doldurmuş olabileceği gibi sekiz yaşını doldurmasa bile kilometresine bağlı olarak sıkıntılar yaşanabileceği, bu nedenle düzenlemenin hukuka aykırı olduğu,
26\. maddesi yönünden; işletmelerin ve diğer gerçek veya tüzel kişilerin ikinci el motorlu kara taşıtı satışlarında ödemenin bir kısmının veya tamamının nakit, havale, elektronik fon transferi veya Bakanlıkça belirlenen diğer ödeme yöntemleriyle yapılması halinde taşıt satış bedelinin, Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş tarafından taşıt mülkiyeti ile satış bedelinin eş anlı el değiştirmesini sağlayacak şekilde oluşturulan elektronik sistem üzerinden ödeneceği yönündeki düzenlemenin somut hayatın gereklerine uygun olmadığı, özellikle bankaların kapalı olduğu hafta sonlarında nöbetçi noterlik uygulaması ile satış yapılmak istenmesi durumunda sistemin tıkandığı, bu nedenle devirlerin gerçekleşmediği, oto galericilerin oldukça büyük zararlara uğrayacağı ileri sürülerek anılan hükümlerin iptalinin istenildiğinin görüldüğü,
Buna göre, Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğinin iptali istenilen hükümlerinin; ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretiyle iştigal edilebilmesi için işletme adına düzenlenen yetki belgesi, taşıt satışlarından önce alınan ekspertiz raporu, ikinci el motorlu kara taşıtı ticaretinde işletme tarafından sunulan garanti ve ikinci el motorlu kara taşıtı satışlarında kullanılacak olan ödeme sistemlerine ilişkin olduğunun anlaşıldığı,
Bu itibarla, her ne kadar davacının yöneticiliğini yaptığı ana gayrimenkulün sakinlerini oto galericiler, oto ekspertiz firmaları ve bu faaliyet alanı ile ilişkili işletmelerin oluşturduğu görülmekteyse de, bu işletmelerin ticari faaliyetini etkilediği görülen dava konusu düzenlemelerin, davacı toplu yapı yöneticiliğinin, daha açık bir anlatımla otomobil satış kompleksinin (ana gayrimenkulün) yönetimi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığından, iptali istenilen Yönetmelik hükümleri ile davacı toplu yapı yöneticiliği arasında meşru, kişisel, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisi bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Öte yandan, dava konusu düzenlemeler nedeniyle ana gayrimenkulün sakinlerinin burayı terk edip şehir merkezine yakın yerlere dönebilecekleri, davacı ile dava konusu düzenlemeler arasında bu bakımdan bir menfaat bağı olduğu düşünülebilir ise de; gerek davacının bu yönde herhangi bir iddia ve açıklamasının bulunmaması, gerekse bahse konu menfaat ve illiyet bağının "dolaylı" olması karşısında, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde aranan anlamda "doğrudan" bir menfaat ilgisinin kurulamaması karşısında, davacının bu yönden de bakılan davayı açmakta subjektif ehliyeti bulunmadığı kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmelik değişikliğinden önceki süreçte ikinci el motorlu araç ticaretiyle uğraşanların çeşitli düzenleyici işlemlerle şehir dışında belirli şartları taşıyan alanlara yönlendirildiği, bazı işletmeler bu zorunluluğa uyarken bazılarının uymadığı, dava konusu Yönetmelik ile bu zorunluluğun ortadan kaldırıldığı, bu nedenle bazı işletmelerin şehir merkezine dönmek isteyeceği ve site yönetiminin bu durumdan olumsuz etkileneceği, sitede yer alan ana gayrimenkul sahiplerinin satış kompleksinden ayrılması sonucunda yönetimlerinin işlevini ve ekonomik durumunu yitireceği belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun "Anagayrimenkulün Yönetimi" başlıklı Beşinci Bölümünde yer alan ve "Genel kurul"u düzenleyen 27. maddesinde, "Anagayrimenkul, kat malikleri kurulunca yönetilir ve yönetim tarzı, kanunların emredici hükümleri saklı kalmak şartiyle, bu kurul tarafından kararlaştırılır." kuralına; 32. maddesinin ilk cümlesinde, "Anagayrimenkul kat malikleri kurulu tarafından, sözleşme, yönetim planı ve kanun hükümleri uyarınca verilecek kararlara göre yönetilir." kuralına; 34. maddesinin ilk cümlesinde, "Kat malikleri, anagayrimenkulün yönetimini kendi aralarından veya dışardan seçecekleri bir kimseye veya üç kişilik bir kurula verebilirler; bu kimseye (Yönetici), kurula da (Yönetim kurulu) denir." kuralına yer verilmiş; "Genel yönetim işlerinin görülmesi" başlıklı 35. maddesinde, yöneticinin genel yönetim işlerinin görülmesi görevleri, "Yöneticinin görevleri, yönetim planında belirtilir; yönetim planında aksine hüküm olmadıkça, yönetici aşağıdaki işleri görür:
a) Kat malikleri kurulunca verilen kararların yerine getirilmesi;
b) Anagayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması;
c) Anagayrimenkulün sigorta ettirilmesi;
d) Anagayrimenkulün genel yönetim işleriyle korunma, onarım, temizlik gibi bakım işleri ve asansör ve kalorifer, sıcak ve soğuk hava işletmesi ve sigorta için yönetim planında gösterilen zamanda, eğer böyle bir zaman gösterilmemişse, her takvim yılının ilk ayı içinde, kat maliklerinden avans olarak münasip miktarda paranın toplanması ve bu avansın harcanıp bitmesi halinde, geri kalan işler için tekrar avans toplanması;
e) Anagayrimenkulün yönetimiyle ilgili diğer bütün ödemelerin kabulü, yönetim dolayısiyle doğan borçların ödenmesi ve kat malikleri tarafından ayrıca yetkili kılınmışsa, bağımsız bölümlere ait kiraların toplanması;
f) Anagayrimenkulün tümünü ilgilendiren tebligatın kabulü;
g) Anagayrimenkulü ilgilendiren bir sürenin geçmesinden veya bir hakkın kaybına meydan vermiyecek gerekli tedbirlerin alınması;
h) Anagayrimenkulün korunması ve bakımı için kat maliklerinin yararına olan hususlarda gerekli tedbirlerin, onlar adına alınması;
i) Kat mülkiyetine ilişkin borç ve yükümlerini yerine getirmiyen kat maliklerine karşı dava ve icra takibi yapılması ve kanuni ipotek hakkının kat mülkiyeti kütüğüne tescil ettirilmesi;
j) Topladığı paraları ve avansları yatırmak ve gerektiğinde almak üzere muteber bir bankada kendi adına ve fakat anagayrimenkulün yönetici sıfatı gösterilmek suretiyle, hesap açtırılması;
k) Kat malikleri kurulunun toplantıya çağırılması.
l) Anagayrimenkulde bulunan asansörlerin güvenli bir şekilde işletilmesinin sağlanması amacıyla aylık bakımları ile yıllık kontrollerinin ilgili teknik düzenlemelere uygun şekilde yaptırılması ve bu işlemlere ilişkin ücretlerin ödenmesi.
Bu Kanunun 34 üncü maddesinde belirtilen şartları taşımasına rağmen yönetici ataması yapılmayan anagayrimenkulde, birinci fıkrada sayılan işlerin yaptırılmasından kat malikleri müştereken sorumludur." şeklinde sayılmış; 38. maddesinin ilk cümlesinde, "Yönetici, kat maliklerine karşı aynen bir vekil gibi sorumludur." kuralına; 40. maddesinin ilk cümlesinde ise, "Yönetici, kaide olarak vekilin haklarına sahiptir." kuralına yer verilmiştir.
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun "Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer alan 66. maddesinin ilk cümlesinde, "Toplu yapı"nın, bir veya birden çok imar parseli üzerinde, belli bir onaylı yerleşim plânına göre yapılmış veya yapılacak, alt yapı tesisleri, ortak kullanım yerleri, sosyal tesis ve hizmetler ile bunların yönetimi bakımından birbirleriyle bağlantılı birden çok yapıyı ifade edeceği belirtilmiş; 71. maddesinin ilk cümlesinde, "Yönetim plânında başka türlü düzenlenmedikçe, blok kat malikleri kurulu blok için, blok niteliğinde olmayan yapıların yer aldığı parseldeki kat malikleri kendilerine özgülenen ortak yer ve tesisler için, toplu yapı temsilciler kurulu ise toplu yapı kapsamındaki bütün ortak yapı, yer ve tesisler için yönetici ve denetçi atar." kuralına; 74. maddesinde ise, "Bu bölümde öngörülen özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda yer alan bütün hükümler, toplu yapılar hakkında da aynen veya kıyas yoluyla tatbik edilir." kuralına yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu kararın dava konusu Yönetmeliğin 16, 17 ve 26. maddelerine yönelik davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmı bakımından;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Onuncu Dairesinin 15/10/2024 tarih ve E:2024/4615, K:2024/4020 sayılı kararının, dava konusu Yönetmeliğin 16, 17 ve 26. maddelerine yönelik davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu kararın dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6. maddesine yönelik davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmına gelince;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, "idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan" davalar olarak tanımlanmaktadır.
Yargı kararlarında "menfaat" kavramının davacı ile iptalini istediği idarî işlem arasındaki bağı, ilgiyi ifade ettiği belirtilmekte; idarî işlem ile dava açan kişi arasında meşru, güncel ve ciddî bir alaka söz konusu ise davada menfaat bağının bulunduğu kabul edilmekte, bunun dışında ayrıca subjektif bir hakkın ihlâl edilmesi şartı aranmamaktadır.
Kişisel, meşru ve güncel bir menfaat alakasının varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idarî yargı yerlerince belirlenmekte olup, davacının idarî işlemle ciddî, makûl, maddî ve manevî bir alakasının bulunduğunun anlaşılması, dava açma ehliyeti için yeterli sayılmaktadır. Ayrıca, iptal davaları idarî işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesine, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece idarenin hukuka bağlılığının ve sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesine imkân sağladığından, bu davalarda menfaat alâkasının bu amaç doğrultusunda yorumlanması gerekmektedir.
Menfaat ilişkisi (veya ilgisi) iptal davalarında aranan, idari yargıya özgü bir koşuldur ve mutlaka bir hakkın ihlal edilmiş olması gerekmemektedir. Bu nedenle, davacı ile iptali istenen idari işlem arasında kurulabilecek bir ilişki veya ilgi, menfaat şartının varlığını kabule yeterlidir.
Gerek doktrinde gerekse yargı içtihatlarında menfaat ihlali şartı, subjektif ehliyet koşulu olarak kabul edilmekte, ancak ne tür bir menfaat ihlâlinin iptal davası açma yeterliğini sağladığını gösterecek kesin bir ölçü ortaya konulamamaktadır. (YENİCE Kâzım/ESİN Yüksel: Açıklamalı-İçtihatlı-Notlu İdari Yargılama Usulü, Ankara, 1983, s.483; SARICA Ragıp, İdari Kaza, C. I, İstanbul, 1949, s.29-30). Dolayısıyla bu ilgi, kural olarak iptal davasına konu olan işlemin niteliğine göre belirlenmektedir. Bu noktada, menfaat ihlali kavramı, hak ihlali kavramından daha geniş bir anlamı ifade etmekte olduğundan, menfaati bir yarar veya çıkar olarak değerlendirmeye gerek olmadığı da ifade edilmelidir.
Bu sebeple menfaat ilişkisinin varlığı için dava konusu işlemle davacı arasında asgari düzeyde bir alâkanın kurulması yeterli sayılmalı ve bu husus davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı mercilerince belirlenmelidir.
Temyize konu Daire kararında da ifade edildiği gibi, davacı Otonomi Toplu Yapı Yöneticiliği 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine tabi bir toplu yapı yöneticiliği olup, 634 sayılı Kanun uyarınca, ana taşınmazın genel yönetimine ilişkin konularda kat maliklerinin temsilcisi, yani vekili sıfatıyla dava açabilmesine hukuken bir engel bulunmamaktadır.
Dava dilekçesi incelendiğinde, davacı tarafından; İçişleri Bakanlığının 19/11/2008 tarih ve 2008/71 sayılı Genelgesi'ne dayalı olarak şehir içinde faaliyet gösteren ikinci el oto galerinin şehir dışına taşınmasının planlandığı, bu kapsamda Ankara ili, Akyurt ilçesinde kurulan Otonomi'nin 02/12/2016 tarihinde açıldığı, şehir merkezinde faaliyet gösteren oto galericilerin bir kısmının faaliyetine devam edebilmek için Otonomi'ye taşınmak zorunda bırakıldığı, dava konusu Yönetmelikle yürürlükten kaldırılan, 13/02/2018 tarih ve 30331 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan (Mülga) Yönetmeliğin 18. maddesinde yer verilen ikinci el motorlu kara taşıtı ticareti yapılan işletmelerde aranacak şartlara dava konusu Yönetmelik'te yer verilmeyerek işletme yetki belgesi verilebilmesi için gelir veya kurumlar belgesi mükellefi olunmasının yeterli bulunduğu, oto galericilerin şehir dışına çıkarılması için verilen çabanın karşılıksız bırakıldığı, mevzuata uygun bir şekilde faaliyetini şehir dışına taşıyan oto galerilerin cezalandırıldığı, düzenlemelerin İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümleri ile de çeliştiği, bu durumun hukuki belirlilik ilkesini ihlal ettiği şeklinde hukuka aykırılık sebeplerinin ileri sürüldüğü görülmektedir.
Bunun yanında, dava dilekçesinde, dava konusu düzenleme üzerine şehir dışında yer alan oto galeri sitelerinden şehir içlerine doğru bir yönelmenin söz konusu olacağı, bu durumun hali hazırda değer kazanmış olan ana taşınmazın değerinin düşmesine sebep olduğu, dolayısıyla mülkiyet haklarının ihlal edildiği ifade edilmiştir.
Öte yandan, Daire kararında, dava konusu düzenlemeler nedeniyle ana gayrimenkulün sakinlerinin burayı terk edip şehir merkezine yakın yerlere dönebilecekleri, davacı ile dava konusu düzenlemeler arasında bu bakımdan bir menfaat bağı olduğunun düşünülebileceği ifade edilmişse de; davacının bu yönde herhangi bir iddia ve açıklamasının bulunmadığı ve bahse konu menfaat ve illiyet bağının "dolaylı" olduğu gerekçesiyle davacının bakılan davayı açmakta subjektif ehliyeti bulunmadığı belirtilmiştir.
Uyuşmazlık bu yönüyle ele alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde, menfaat ihlali açısından doğrudan veya dolaylı menfaat ilgisi ayrımı yapılmamış olmakla birlikte, yukarıda aktarılan doktrin görüşleri ve yargısal içtihatlar çerçevesinde menfaat ilgisinin yargı makamlarınca resen tespit edilebildiği hallerde uyuşmazlığın esasının incelenmesi hukuk devleti ilkesine ve hakkaniyete uygun olacaktır.
Nitekim davacı, temyiz dilekçesinde, dava konusu Yönetmelik değişikliği nedeniyle sitede faaliyet gösteren bazı işletmelerin şehir merkezine dönmek isteyeceği ve site yönetiminin bu durumdan olumsuz etkileneceği, sitede yer alan ana gayrimenkul sahiplerinin satış kompleksinden ayrılması sonucunda yönetimlerinin işlevini ve ekonomik durumunu yitireceği yönünde iddialara da yer vererek menfaat ilgisini somutlaştırmıştır.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında, dava konusu düzenleme nedeniyle taşınmazın değer kaybedeceği, site sakinlerinin şehir merkezlerine yönelerek taşınmazı terk edeceği, ana taşınmazının yönetiminin elverişsiz hale geleceği yönündeki açıklamaların, dava konusu düzenlemeler ile davacı arasında hukuken korunmaya değer güncel, somut ve meşru menfaat ilgisini ortaya koyduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6. maddesi yönünden davacının dava açma ehliyeti bulunduğu anlaşıldığından, temyize konu Daire kararının bu kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2\. Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 15/10/2024 tarih ve E:2024/4615, K:2024/4020 sayılı kararının dava konusu Yönetmeliğin 16, 17 ve 26. maddelerine ilişkin kısmının ONANMASINA oybirliğiyle, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6. maddesine ilişkin kısmının BOZULMASINA oyçokluğuyla,
3\. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
4\. Kesin olarak, 10/04/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu kararının, dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrası ile 6. maddesine ilişkin kısmı bakımından davanın ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının, usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, onanması gerektiği oyuyla, kararın bozmaya ilişkin bu kısmına katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.