Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2025/203
2025/1967
16 Ekim 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2025/203
Karar No : 2025/1967
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR):1-... 2- ...
...
9- ... 10-...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Valiliği
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar yakını ...'nın 26/02/2013 tarihinde öğrenim gördüğü Van ili, Bahçesaray ilçesi, ... Yatılı Bölge Okulunda intihar ederek yaşamına son vermesi nedeniyle, anne ... ve baba ... için toplam 15.000,00-TL maddi tazminat ile anne ... ve baba ...'ın her biri için 100.000,00-TL manevi, kardeşleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... (...)'nin herbiri için 30.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 455.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu olayda, dava dosyasında bulunan soruşturma raporu ve eki ifade tutanakların birlikte incelenmesinden; 25/02/2013 tarihli pazartesi günü rehber öğretmen S.Ç.'nin müntehiri çağırarak ona rehberlik ettiği, rehberlik yaparken yanlarında müntehirin arkadaşı T.H.'nin de hazır bulunduğu, T.H.'nin ifadesinde "kendisi ve arkadaşı olan müntehirin dikiş makinelerini kurcaladıkları, bazı parçalarını Teknoloji ve Tasarım dersinde kullanmak için çıkardıkları, dikiş makinelerinin neden orada bulunduklarını bilmedikleri, daha sonra sabah törende S.E. hocanın dikiş makinelerine kim zarar verdi diye sorduğunu, kimsenin ses çıkarmadığını, sonradan S.Ç. adlı öğrencinin gidip S.E. hocaya müntehir ve T.H.'nin odaya girdiğini söylemesi üzerine okul idarecisi S.E.'nin müntehiri çağırıp neden makineleri parçaladığını sorduğu, müntehirin ise; Teknoloji ve Tasarım dersi için makineleri parçaladığını ve makinelerin bozuk olduğunu zannettiğini, S.E.'nin müntehiri bu davranışından dolayı Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna sevk edeceğini söylediği, daha sonra rehber öğretmenlerinin odasına gittikleri, rehber öğretmenlerinin "disiplin kuruluna sevk edilmelerinin disipline verilecekleri anlamına gelmediği, sizi 8. sınıfa kadar okuttuk, burada kalmış 3 ayınız, sizi kolay kolay disipline vermeyiz" dediğini, dikiş makinelerinden dolayı hiçbir idareci ve öğretmenlerinin kendilerine kızmadıklarını, herhangi bir şiddet uygulamadıklarını, müntehirin babasına karşı böyle bir davranışın duyulunca üzüleceğini" söylediği, ifadelerine başvurulan diğer öğrenci ve idareciler tarafından da benzer ifadelere yer verildiğinin görüldüğü, davacıların yakınının bu yaptığı davranıştan dolayı kendini aşırı derecede sorumlu hissetmesi, olayı iç dünyasında farklı boyutlara taşıması, okul idaresi tarafından disipline verileceği ve olayın ailesi tarafından duyulabileceği endişesiyle intihar ederek yaşamına son verdiği, bu nedenle söz konusu ölüm olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddia edilerek tazminat istenilmiş ise de, dava dosyası ekinde yer alan bilgi ve belgeler ile olaya ilişkin alınan tanık ifadelerinden, müntehire tokat atılıp atılmadığı hususunun belirsiz olduğu ve ispatlanamadığı, tokat olayı varsayılsa bile bunun idari hizmetten ayrı şahsi ve kişisel nitelikte olduğunun değerlendirilmesi gerektiği, müntehirin sistematik ve organize olarak psikolojik baskı altına alınması gibi bir durumun yaşanmadığı, müntehirin kendi yazdığı intihar mektubunda "yaptığı işten dolayı ailesinin karşısına çıkmaktan dolayı utandığı, intiharından dolayı kimseyi suçlamadığı, özellikle babasının karşısına çıkamayacağını" beyan ettiği anlaşılmakla davacılar yakınının intihar etmesi ile idari ajanın eylemi arasında illiyet bağının kurulamadığı, başka bir ifade ile eylemin idariliğinin somut ve sabit delillerle ortaya konulamadığı,
Bu itibarla, davacılar yakınının 26 Şubat 2013 tarihinde intihar etmesi olayında, intihar etme eylemi ile idare arasında illiyet bağı bulunmadığından talep edilen tazminata hükmedilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 01/02/2024 tarih ve E:2023/176, K:2024/320 sayılı kararıyla;
Müteveffanın yapmış olduğu davranıştan dolayı kendisini aşırı derecede sorumlu hissettiği, okul idaresi tarafından disipline verileceği ve olayın ailesi tarafından öğrenileceği korkusuyla intihar ettiği, bu durumun intihar mektubundan da anlaşıldığı açık olmakla birlikte müteveffa ...'nın olay tarihinde 13 yaşında olduğu, içinde bulunduğu ergenlik döneminin hassasiyeti dikkate alındığında sağlıklı karar verme yetisini kaybettiği, olayın öğrenilmesinden dört gün sonra intihar ettiği hususları dikkate alındığında, bu süreçte davranışlarının rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri aracılığıyla takip edilerek çözüme kavuşturulması, çözüme ulaştırılamaması halinde öğrenci velisiyle iletişime geçilerek diğer çözüm yollarının araştırılması gerektiği açık olmakla birlikte; milli eğitim mevzuatı hükümleri uyarınca, öğrencilerin, hem bedenen, hem zihnen, hem de ruhen sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan kişiler olarak yetiştirmek amacıyla kurulacak eğitim ve öğretim hizmetinde idarenin görev ve sorumluluğunun bulunduğu, dolayısıyla denetim ve gözetim yükümlülüğünün sonucu olarak davalı idarenin olayın meydana gelmesinde hizmet kusurunun bulunduğu, oluşan zarardan kusur sorumluluğu çerçevesinde sorumlu olduğu,
Bu durumda; davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açık olduğundan, aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı,
Bu itibarla, Mahkemece talep edilen maddi tazminat miktarlarına yönelik olarak gerekli araştırmalar yapıldıktan ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra; manevi tazminat istemi için ise olayın gerçekleşme şekli, zararın niteliği ve kusurun ağırlığı dikkate alınarak hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; müteveffa ...'nın öğretmeni olan ve ...'ya tokat attığı iddiasıyla hakkında soruşturma başlatılan S.E.'nin "Basit Yaralama" suçundan yargılandığı davada, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında "sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı" gerekçesiyle "beraatine" karar verildiği, anılan karara karşı yapılan temyiz başvurusunun da Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile reddedilerek, kararın onandığı ve aynı tarihte kesinleştiği gerekçesi eklenmek suretiyle davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, müteveffanın ağır psikolojik baskı altında tutularak intihara yönlendirildiğinin dosya kapsamında açık bir şekilde anlaşıldığı, ... Asliye Ceza Mahkemesinin E:... sayılı dosyasının 01/12/2014 günlü dosyasında tanık sıfatıyla dinlenen ve olayı bizzat gören T.H., B.T. ve S.B.'nın; İMKB YİBO idareci öğretmeni S.E.'nin müteveffa ...'yı sorguladığını ve dövdüklerini gördüklerini açıkça ifade ettikleri, tüm bu olaylar yaşanıldığı sırada okul idaresince ...’nın anne ve babası hiçbir şekilde bilgilendirilme yapılmadığı, çocuğun intihar etmesiyle okulun çocuğa uyguladığı disiplin soruşturmasının yöntem ve dili arasında ciddi bir nedensellik bağının mevcut olduğu, bu sebeple idari hizmetin kötü işlediği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacılar tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin kabulü ile ... İdare Mahkemesi ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacılar tarafından, yakını ...'nın 26/02/2013 tarihinde öğrenim gördüğü Van ili, Bahçesaray ilçesi, ... Yatılı Bölge Okulunda intihar ederek yaşamına son vermesi nedeniyle, anne ... ve baba ... için toplam 15.000,00-TL maddi tazminat ile anne ... ve baba ...'ın her biri için 100.000,00-TL manevi, kardeşleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... (...)'nin herbiri için 30.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 455.000,00-TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu tüzel kişiliğini haiz olsun olmasın soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda "hizmet kusuru", özel hukuktaki kusurun dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal gibi sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, idare hukukuna has, müstakil, olaylara göre değişebilen anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mâl edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 'Türk Milli Eğitiminin Amaçları' üst başlıklı 'Genel amaçlar' başlıklı 2. maddesinde; "Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek; ilgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
" hükmüne yer verilmiştir.
Olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan (mülga) 31/07/2009 tarih ve 27305 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 'İlkeler' başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde; "Öğrencilerin rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri yoluyla zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel yeteneklerinin fark edilmesi, becerilerinin geliştirilmesi ve yönlendirilmesi; sosyal, kültürel, eğitsel ve akademik gelişmelerinin sağlanması için okul ve aile ile iş birliği yapılır." hükmü yer almıştır.
Olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan (mülga) 17/04/2001 tarih ve 24376 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği'nin 'Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetlerinin Amacı' başlıklı 6. maddesinde; "Türk Eğitim Sisteminin genel amaçları çerçevesinde eğitimde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri temelde; öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmelerine, eğitim sürecinden yetenek ve özelliklerine göre en üst düzeyde yararlanmalarına ve gizilgüçlerini en uygun şekilde kullanmalarına ve geliştirmelerine yöneliktir. Öğrencilere yönelik olarak düzenlenen her türlü rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri bu amaçlar doğrultusunda bütünleştirilerek verilir." düzenlemesi bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlık konusu olayda, dava dosyasında bulunan soruşturma raporu ve eki ifade tutanaklarının birlikte incelenmesinden; müteveffa ... ve arkadaşı T.H. tarafından okul pansiyonunun boş ve kullanılmayan bir odasında bulunan, Bahçesaray Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüne ait 2 adet dikiş makinesinin atıl durumda oldukları zannedilerek parçalarının "Teknoloji ve Tasarın Dersinde" kullanılmak amacıyla parçalara ayrıldığı, bu durumun okul yönetimi tarafından fark edilmesi üzerine eylemi gerçekleştiren kişilerin tespit edilmesi amacıyla okul idaresinin soruşturma yaptığı, yapılan soruşturma sonucunda öğrencilerden birisinin okul idaresine giderek dikiş makinelerinin bulunduğu odaya müteveffa ... ve T.H.'nin girdiklerini söylemesi üzerine okul idarecisi öğretmen S.E.'nin müteveffa ...'yı odasına çağırarak dikiş makinelerini onun parçalayıp parçalamadığını sorduğu, Teknoloji ve Tasarım dersi için makineleri parçaladığını ve makinelerin bozuk olduğunu zannettiğini söylemesi üzerine devlet malına zarar verdiği gerekçesiyle bu davranışından dolayı Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kuruluna sevk edeceğini söylediği ve müteveffayı azarladığı, bu sırada odada müteveffa ... ve idareci öğretmen S.E. dışında 4 öğrenci (S.Ç., T.H., B.T. ve E.B.) ile bir başka idareci olan S.B'ın bulunduğu, daha sonra müteveffa ... ve T.H.'nin olay sırasında Van ilinde bulunan, ancak olaydan sonra hafta sonu okula dönen S.Ç. isimli rehber öğretmenleri tarafından rehberlik servisine çağrılmaları üzerine rehber öğretmenlerinin odasına gittikleri, müteveffanın rehber öğretmen ile görüşürken sürekli ağladığı ve "beni okuldan atacaklarmış, çocuklar hep öyle diyor.", "babama bu makinanın parasını ödettirmeyin, ben çalışır öderim." şeklinde beyanda bulunduğu, rehber öğretmenin ise okuldan atılmanın o kadar kolay olmadığı, sakin olması gerektiği yönünde telkinlerde bulunduğu, akabinde 26/02/2013 tarihinde müteveffanın intihar notu bırakarak kendisini okulun dördüncü katından atmak suretiyle intihar ettiği anlaşılmaktadır.
İntihar olayı sonrasında Van Valiliği İl Milli Eğitim Müdürülüğünce yapılan disiplin soruşturması kapsamda okulda eğitim gören çocukların ifadelerine başvurulduğu, öğrencilerin neredeyse tamamının intihar olayı öncesinde olaydan haberdar oldukları ve birçoğunun intihar olayından okul idaresinin sorumlu olduğu yönünde beyanda bulundukları görülmüştür.
22/02/2013 tarihinde müdür yardımcılarının odasında yaşanan olaylara ilişkin olarak Basit Yaralama fiili kapsamında yapılan ceza yargılamasında, tanık T.H'nin 01/12/2014 tarihli beyanında;"...... hoca çok sinirliydi, ...'nın az biraz kulağından çekti, sonra iki tokat vurdu. Daha sonra odadan çıktık, ... hoca kendini tutamamıştı..." şeklinde, tanık S.Ç.'nin 23/03/2015 tarihli beyanında; Olay günü bende İMKB YİBO öğrencisi olarak bulunmaktaydım. Ölen ... benim okuldan ve yurttan arkadaşımdı. S.E.'de müdür yardımcısıdır. Okulda bulunan dikiş makinasının motorunu ... sökmüştü. Bununla ilgili olarak müdür yardımcısı bizi odasını çağırdı. Dikiş makinasını kimin söktüğünü sordu. Bende kimin söktüğünü bilmediğimi, makinanın parçasını odaya kimin koymuş olduğunu da bilmediğimi söyledim. Müdür yardımcısının odasında biz dört kişiydik. Bana ve diğer iki arkadaşıma müdür yardımcısı herhangi bir şey söylemedi. Yalnızca ...'a kızdılar ve müdür yardımcısı S.E. arkadaşım ...'ya bir kaç tokat attı ve kulağını da çekti. Ben ...'ın müdür yardımcısının odasından çıktığında kulağının arka tarafından kan geldiğini gördüm. Benim olaya ilişkin bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir." şeklinde, tanık B.T. 13/05/2013 tarihli beyanında: "... Ben ... hoca'nın sinirli olduğunu gördüm ve ...'ya iki tokat atıp kulağını çektiğini gördüm. Daha sonra odadan dışarı çıktım." şeklinde, tanık E.B. 04/05/2015 tarihli beyanında: "... Yalnızca ...'a kızdılar ve müdür yardımcısı S.E. arkadaşım ...'ya bir kaç tokat attı ve kulağınıda çekti. Ben ...'ın müdür yardımcısının odasından çıktığında kulağının arka tarafından kan geldiğini gördüm. Benim olaya ilişkin bilgim ve görgüm bunlardan ibarettir." şeklinde beyanda bulundukları görülmüştür.
Bu kapsamda, her ne kadar öğretmen S.E. hakkında "Basit Yaralama" fiili kapsamında yürütülen ceza yargılaması neticesinde her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla 5271 sayılı CMK’nun 223/2-e madde ve fıkrası uyarınca yüklenen suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle beraatine karar verilmiş ve söz konusu karar da Yargıtay ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği görülmüş ise de ceza yargılamasında yer alan ifadeler dikkate alındığında müteveffa yakınlarının duymuş oldukları şüphenin tam olarak giderilemediği açık olup, dikiş makinesinin parçalanmasına ilişkin olay sürecinde konunun okuldaki tüm öğrencilerin bilgi sahibi olacağı şekilde yayılması ve müteveffanın okuldan atılacağı yönündeki korkusunun baskılanması yerine bu şekilde artırılması, yatılı bir okulda olayların yaşanıyor olması, müteveffanın yaş durumu ve psikolojik hassasiyeti dikkate alındığında müteveffanın durumunun ailesine de haber verilerek rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri aracılığıyla takip edilerek çözüme kavuşturulması, gerekiyor ise ailesi ile çocuğun görüştürülerek rahatlamasının sağlanması gerekirken araya hafta sonu tatilinin girmesi nedeniyle konunun diğer haftaya bırakıldığı, çocuğun giderek içine kapandığı ve neticesinde söz konusu elim olayın meydana geldiği görülmüştür.
Tüm açıklamalar ışığında ve aktarılan mevzuat hükümleri dikkate alındığında öğrencilerin, bedenen, zihnen ve ruhen sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan kişiler olarak yetiştirmek amacıyla kurulacak eğitim ve öğretim hizmetinde idarenin görev ve sorumluluğunun bulunduğu hususu dikkate alındığında, denetim ve gözetim yükümlülüğünün sonucu olarak davalı idarenin ajanları tarafından soruşturma yürütülürken ve konu açıklığa kavuşturulurken hizmetin kötü işletildiği, olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, oluşan zarardan kusur sorumluluğu çerçevesinde sorumlu olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan, dikkat ve özen yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilememiş olması nedeniyle hizmetin kötü işletildiği anlaşıldığından davacılar yakınının vefat etmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu durumda, İdare Mahkemesince uyuşmazlık konusu olayın meydana gelmesinde, davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu gözetilerek davacıların tazminat istemleri hakkında bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar gözardı edilerek davalı idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen temyize konu ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz isteminin kabulüne;
2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/10/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- İdare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyize konu kararın onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.