SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2024/845 E. 2025/914 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2024/845

Karar No

2025/914

Karar Tarihi

24 Nisan 2025

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/845 E. , 2025/914 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/845
Karar No : 2025/914

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) :1-...
2- ...
VEKİLİ: Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ...Bakanlığı
VEKİLİ : Huk. Müş. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar yakını ...'ün Muğla ili, Aksaz Ristab Komutanlığı emrinde er olarak askerliğini yapmakta iken 08/12/2013 tarihinde vefat ettiğinden bahisle olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları iddia edilen zararlarına karşılık şimdilik ayrı ayrı 25.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 150.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu olayda, müteveffanın kendi iradesi ile koğuş binasının üçüncü katından atlayarak intihar etmesi suretiyle vefat ettiği, zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağının bulunmadığı, davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun ya da kusursuz sorumluluk şartlarının mevcut olmadığı, dava konusu olayda idareye yüklenebilecek hukuki bir sorumluluğun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 18/10/2023 tarih ve E:2019/476, K:2023/5751 sayılı kararıyla;
A) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmına Karşı Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Dair Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulmasının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkün olduğu,
Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine dair kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği,
B) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmına Karşı Davacılar Tarafından Yapılan İstinaf Başvurusunun Reddine Dair Kısmının İncelenmesi:
Manevi zararın; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade ettiği, kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğunun kabul edildiği,
Manevi tazminatın, kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı olmadığı, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu, manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, manevi tazminatın, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığı, tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının; zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyet ölçüsünü aşmaması gerektiği,
Bakılan uyuşmazlıkta, her ne kadar davacıların çocuğunun vefat etmesi ile idarenin eylemi veya hizmeti arasında uygun illiyet bağı bulunmasa da, davacıların, oğullarının askerlik görevini ifa ettiği sırada koğuş binasının 3. katından atlayarak intihar etmesi sonucu mu vefat ettiği hususunda ömür boyu şüphe duyacakları ve bu durumun davacılarda elem ve üzüntüye yol açacağının kuşkusuz olduğu,
Bu itibarla; davacıların uğradıkları manevi zararın karşılanması gerektiği, manevi tazminat istemleri yönünden davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının manevi tazminat kısmı yönünden bozulmasına, maddi tazminat yönünden ise onanmasına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusunun reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, askeri savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın etkin ve tarafsız bir şekilde yürütülmediği, doğrudan kişinin intihar ettiği düşüncesiyle hareket edildiği, tanıkların ifadeleri arasındaki çelişkilerin görmezden gelindiği, tanıklara müteveffanın uyuşturucu maddeyi nasıl temin ettiği, birliğe girişte kurulan arama noktalarından uyuşturucu maddeyi nasıl geçirdiği ve birliğin içerisinde bu maddeyi nasıl kullandığına ilişkin hiçbir soru sorulmadığı ve bu hususların aydınlığa kavuşturulmadığı, müteveffanın vücudunda tespit edilen hematom kanama ile dış muayenesinde ortaya çıkan baştaki kırık, yüzde, omuzlarda, sağ ve sol dizleri ile ayak bileklerindeki yaralanmaların düşmeye bağlı olup olmadığına ilişkin yeterli inceleme yapılmadığı, şüpheli bir ölümün mevcut olduğu olayda otopsi raporuyla yetinilmemesi, müteveffanın vücudunda meydana gelen yaralanmaların düşmeye mi yoksa darba mı bağlı olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumundan detaylı bir rapor istenmesi gerekirken bu yola başvurulmadığı, yaşam hakkının kutsallığı dikkate alınarak ölüm olayı ayrıntılı bir şekilde araştırılmadığından olayda personelin bir kusurunun bulunup bulunmadığı üzerinde durulmadığı, ayrıca müteveffanın intihar ettiği kabul edilse bile intihara sürükleyen sürecin ve bu süreçte müteveffanın ölümünden sorumlu olan kişilerin araştırılması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, müteveffanın kendi iradesiyle hayatına son vermek kastıyla 3. kattan aşağıya atladığı, atlaması ile ilgili olarak herhangi bir 3. kişinin dahli ve kusurunun bulunmadığı, tanık beyanlarından ve ayrıntılı otopsi raporundan anlaşıldığı üzere müteveffanın olaydan 2-3 saat önce uyuşturucu madde kullandığı noktasında bir tereddüt bulunmadığı, ayrıca müteveffanın komutanları veya başkaca rütbeli personel tarafından kötü muameleye maruz bırakıldıklarına ilişkin herhangi bir beyan bulunmadığı, yürütülen soruşturma kapsamında müteveffanın başka bir kişi ve/veya kişiler tarafından kasten veya taksirle öldürüldüğü yolunda basit dahi olsa şüphe duyulmasını gerektiren bir delil elde edilemediği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyize konu ısrar kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin bölümüne yönelik davacıların temyiz istemi yönünden;
Danıştay dava daireleri ile bölge idare mahkemelerinin temyize tabi kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen ısrar kararı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu ısrar kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin bölümüne yönelik davacıların temyiz istemi yönünden;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesinin 5. fıkrasında, bölge idare mahkemesinin verdiği ısrar kararının temyizi halinde, konusuna göre Danıştay İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurulunca incelenip karara bağlanacağı; 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 38. maddesinde, İdari Dava Daireleri Kurulunun İdare Mahkemelerinden verilen ısrar kararlarını, idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temyizen inceleyeceği hüküm altına alınmıştır.
Davacılar tarafından, ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması isteminde bulunulmuştur.
... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince ısrara konu kararda bahsi geçen bu kısımlar hakkında her ne kadar yeniden inceleme yapılarak hüküm kurulmuş ise de söz konusu kısımların davacılar tarafından yapılan temyiz istemi üzerine Danıştay Onuncu Dairesince davacıların temyiz isteminin reddine, kararın bu kısmının onanmasına ilişkin 18/10/2023 tarih ve E:2019/476, K:2023/5751 sayılı karar kapsamında kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından, davacıların temyiz isteminin bu kısmının incelenmesine hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacıların temyiz istemlerinin ısrar hükmü yönünden oyçokluğu ile REDDİNE, maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısım yönünden ise oybirliği ile İNCELENMEKSİZİN REDDİNE,
2\. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının ONANMASINA,
3\. Bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ...İdare Mahkemesine gönderilmesine, 24/04/2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.


KARŞI OY

X- Davacılar tarafından, Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın etkili, caydırıcı ve sorumluları cezalandırıcı nitelikte olmadığı, olayın intihardan ileri geldiği varsayımından hareketle sürecin yürütüldüğü, tanıkların ifadeleri arasındaki çelişkilerin görmezden gelindiği, tanıklara müteveffanın uyuşturucu maddeyi nasıl temin ettiği, birliğe girişte kurulan arama noktalarından uyuşturucu maddeyi nasıl geçirdiği ve birliğin içerisinde bu maddeyi nasıl kullandığına ilişkin hiçbir soru sorulmadığı ve bu hususların aydınlığa kavuşturulmadığı, müteveffanın vücudunda tespit edilen hemotom kanama ile dış muayenesinde ortaya çıkan baştaki kırık, yüzde, omuzlarda, sağ ve sol dizleri ile ayak bileklerindeki yaralanmaların düşmeye bağlı olup olmadığına ilişkin yeterli inceleme yapılmadığı, şüpheli bir ölümün mevcut olduğu olayda otopsi raporuyla yetinilmemesi, müteveffanın vücudunda meydana gelen yaralanmaların düşmeye mi yoksa darba mı bağlı olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumundan detaylı bir rapor istenmesi gerekirken bu yola başvurulmadığı, yaşam hakkının kutsallığı dikkate alınarak ölüm olayının ayrıntılı bir şekilde araştırılmadığından olayda personelin bir kusurunun bulunup bulunmadığı üzerinde durulmadığı, ayrıca müteveffanın intihar ettiği kabul edilse bile intihara sürükleyen sürecin ve bu süreçte müteveffanın ölümünden sorumlu olan kişilerin araştırılması gerektiği iddialarıyla temyiz isteminde bulunulmuştur.
Dosyanın incelenmesinden; davacıların oğlu...'ün, Muğla ili, Aksaz Ristab Komutanlığı emrinde er olarak askerliğini yapmakta iken 08/12/2013 tarihinde koğuş binasının üçüncü katından aşağı düşmesi sonucu vefat ettiği, Muğla Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 23/01/2014 tarihli otopsi raporunda; Antalya Kimya İhtisas Dairesi Toksikoloji Tetkik Şubesinin ... tarih ve ... sayılı raporunda, müteveffanın kanında alkol (etil ve metil alkol) tespit edilemediğinin, sistematiklerindeki uyutucu-uyuşturucu maddelerin tespit edilmediğinin, 10,39 mg/ml ilaç etken maddesi Naproxen tespit edildiğinin, idrarda sistematiklerindeki uyutucu-uyuşturucu maddelerden esrar etken maddesi olan Tetrahydrocannabinol-11-COOH tespit edildiğinin, ilaç etken maddeleri olan Naproxen ve Theophylline tespit edildiğinin yazılı olduğunun, şahsın yüksekten düşmeye bağlı kafatası kırıkları ve beraberindeki yaygın beyin harabiyeti ile yaygın subaraknoid kanamalar nedeniyle ölmüş olduğunun, ölümü üzerinde etkili başkaca bir nedenin tespit edilemediğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca; konuyla ilgili olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığınca E:... sayılı esasında yapılan soruşturmada, ... tarih ve K:... sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına (Takipsizlik) kararında; ayrıntılı olarak izah edilen tüm tanık beyanları, olay yeri inceleme tutanakları, ölü harici muayene ve otopsi raporları ve dosya kapsamında mevcut tüm deliller ışığında; soruşturmaya konu olay neticesinde vefat eden Dz.İs.Er ...’ün ölüm sebebinin yüksekten düşmeye bağlı kafatası kırıkları ve yaygın beyin harabiyeti ile yaygın subaraknoid kanamalar olduğu, müteveffanın 3. kattan aşağıya atlaması şeklinde gerçekleşen eylemde herhangi bir 3. şahsın en ufak bir dahli ve katkısının bulunmadığı, müteveffanın tamamen kendi iradesiyle ve hayatına son vermek (intihar) kastıyla 3. kattan aşağıya atladığı, tanık beyanlarından ve ayrıntılı otopsi raporundan anlaşıldığı üzere müteveffanın olaydan 2-3 saat önce uyuşturucu madde kullandığı noktasında da bir tereddüt bulunmadığı, yapılan tüm araştırmalara rağmen müteveffanın intihar etmeden önce herhangi bir 3. kişi ile irtibata geçtiğine dair de hiçbir delil elde edilemediği, yine müteveffanın husumetin bulunduğu ya da olay öncesinde kavga ettiği, tartıştığı birisi de bulunmadığı, diğer taraftan müteveffanın ailesi de dâhil olmak üzere hem kolluk tarafından hem de Askeri Savcılıklar ve Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından ifadeleri alınan tanıklardan herhangi birisi de müteveffanın komutanları veya başkaca rütbeli personel tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığına ilişkin herhangi beyanlarının olmadığı, soruşturma dosyasına ithal edilen RDM ve sağlık kayıtlarından anlaşıldığı üzere müteveffa hakkında askerlik yapmasına engel herhangi bir psikiyatrik ya da başkaca bir rahatsızlıktan ötürü tanzim edilmiş bir rapor da bulunmadığı, netice olarak; Askeri Savcılık tarafından sürdürülen soruşturma esnasında, müteveffanın başka bir kişi ve kişiler tarafından (kasten ya da taksirle) öldürüldüğü yolunda basit dahi olsa şüphe duyulmasını gerektirecek en küçük bir delil ve hatta emare dahi elde edilemediği, Dz.İs.Er ...’ün 08 Aralık 2013 günü saat 00:30 sıralarında koğuş binasının 3. katından aşağıya atlaması neticesinde ölmesi olayı hakkında Askeri Savcılıkça sürdürülen soruşturmada, herhangi bir kimseye izafe edilebilecek (kast ya da taksir şeklinde) bir kusur veya bir suç unsuru tespit edilemediği gibi herhangi bir suçun oluştuğu yönünde somut bir sonuca da ulaşılamadığından ve vefatı ile neticelenen bu olayı, müteveffanın hayatına son vermek, yani intihar kastı ile gerçekleştirdiği tereddütsüz yani hiçbir kuşkuya mahal vermeyecek şekilde anlaşıldığından ve işbu hal karşısında, soruşturma konusu olaydan ötürü herhangi bir kimse hakkında “şüpheli” sıfatıyla bir kamu davası açılmasına imkan bulunmadığından kamu adına kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği görülmektedir. Söz konusu karara karşı davacı yanca yapılan itirazın Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin... tarih ve K:... Müt. sayılı Müteferrik Kararı ile kabul edilerek; 1-Müştekiler vekili Av. ...’nın itiraz dilekçesinde belirttiği şekilde müteveffanın vücudunda tespit edilen ekomiz hemotom kanama ve yaraların düşmeye bağlı olup olmadığı, müteveffanın dış muayenesinde başında kırık, yüzünde yara, omuzlarında, sağ ve sol dizlerinde ayak bileklerindeki yaralanmaların düşme olayıyla bağlı olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumuna gönderilerek ve uzman bir heyet bilirkişi olarak atanarak ölüm olayı öncesinde müteveffaya karşı herhangi bir darp olup olmadığı ve bu darpların müteveffayı intihara yönlendirip yönlendirmediği hususunun araştırılmamış olması; 2- Müteveffanın revir kayıtları getirilmeden ve tanık ...’in ifadelerinin arasındaki çelişki giderilmeden müteveffanın uyuşturucu aldığı ve bunun etkisiyle intihar ettiği hususunun şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortaya konulması için müteveffanın revir kayıtlarının istenilmemiş olması, ayrıca müteveffanın idrarında esrar etken maddesinin tespit edilmesi tek başına uyuşturucu madde aldığı şüphesini ortadan kaldıracak gerekli araştırmalar yapılmamış olması, bu hususunun da Adli Tıp Kurumu ya da bilirkişi heyeti tarafından ortaya koyularak araştırılması ve adli tıp kurumundan bu yönde ayrıntılı bir rapor aldırılmamış olması; 3- Tanıklardan..., ..., ... ve ...’in ifadelerinden ayrıntılarda ve mahiyette farklılık olması ve bu farklılıkların da Askeri Savcılık tarafından nedeninin tam olarak ortaya konulmaması ve bu farklılıklara neden olan hususların araştırılmaması; 4- Ayrıca müştekiler vekili Av....’nın da itiraz dilekçesinde belirtmiş olduğu yaşam hakkının kutsallığı dikkate alınarak ölüm olayı ayrıntılı bir şekilde araştırılarak olayda ihmali olan personel var ise bu konuda da gerekli soruşturmanın yürütülmemiş ve araştırılmamış olması nedeniyle yukarıda belirtilen hususların araştırılmasından sonra soruşturma emrine konu Müteveffa ...’ün 08/12/2013 günü saat 00:30 sularında koğuş binasının 3. katından atlamak suretiyle vefat etmesi olayı hakkında bir karar verilmesi amacıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verildiği, anılan karar uyarınca Askeri Savcılıkça yukarda belirtilen eksik hususların araştırılması neticesinde sanığın vefatına sebep olabilecek doğrudan ya da dolaylı herhangi bir kişinin müdahalesinin olmadığı, ölümün intihar neticesinde meydana geldiğinin, tanık ifadeleri ve adli tıp raporundan anlaşıldığı, Askeri Savcılık makamı tarafından yeterli ve etkin bir soruşturmanın yapıldığı anlaşılmakla söz konusu kovuşturmaya yer olmadığı kararının yasa ve usule uygun olduğu kanaatine varıldığı belirtilerek Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığınca... tarih E:... ve K:... sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına (Takipsizlik) kararına yapılan itirazın Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin ...tarih ve... sayılı müteferrik kararı ile reddedildiği anlaşılmaktadır.
Öte yandan; olayla ilgili olarak düzenlenen İdari Tahkikat Raporunda; intiharın doğrudan nedeninin müteveffanın kullandığı uyuşturucunun etkisi altındayken yaptığı değerlendirilen üzücü telefon görüşmesi ile meydana gelen menfi psikolojik durumu, yönetmelik, yönerge, emir ve talimatlara uygun davranmaması, dolayı nedenlerinin Aksas Deniz Üssü A kapı girişinde ve Ristap Komutanlığı girişinde sağlıklı arama ve kontrollerin yapılmamasının değerlendirildiği, müteveffanın askerlik görevi ile herhangi bir sorununun olmadığı, tespit edilen bir psikolojik sorununun bulunmadığı, sıralı amirlerince kötü muameleye maruz kalmadığı, izin, istirahat, hastane vb. özlük haklarının tam olarak karşılandığı, yaşam yerinin uygun olduğu, şahıs olarak arkadaşları tarafından sevilen, neşeli, güler yüzlü, espirili, sosyal bir er olduğu, olay vukuu bulduktan sonra birlik personeli tarafından yapılması gereken tüm işlemlerin zamanında ve eksiksiz olarak yapıldığı, intihar eylemlerinin önceden belirlenebilir olmaması, kötü madde kullanan ergenler ve gençlerde bu tür eğilimlerin yüksek olması, benzer olaylarda genellikle ailevi ve sosyal stres faktörlerinin etkileyici olduğu dikkate alındığında, söz konusu erin intihar olayında idarenin doğrudan herhangi bir kusurunun olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmektedir.
Yaşam hakkının korunması bağlamında, silâh altındaki bir askerin, askeri makamların kontrolü altında iken “şüpheli” bir biçimde ölmesi durumunun, bağımsız ve tarafsız bir şekilde etkili ve uygun resmi bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirdiği açıktır.
Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve etkinliklerin doğasında ve buna dâhil insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin bulunması gerekmektedir. Bu yükümlülük aynı zamanda devletin, sade vatandaşları askere alma kararı vermesi nedeniyle söz konusu insan unsurundan da kaynaklanmaktadır. Zira devlet askerlik görevini zorunlu kılıyorsa, özellikle silah kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli ve psikolojik sorunları olan veya uyuşturucu madde bağımlısı olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır.
Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde, askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan askerlerin etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkin tedbirlerin ve emir komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin öngörülmesi gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kılınç ve diğerleri/Türkiye, B. No: 40145/98, 7/7/2005, § 41, Lütfi Demirci ve diğerleri/Türkiye, B. No: 28809/05, 2/3/2010, § 31).
Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesi ve askerlik öncesinde ve sırasında gerekli denetim ve müdahalelerin duruma uygun koşullarda yapılması büyük önem taşımaktadır (Bkz. Kılınç ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 40145/98, 7/7/2005, § 41).
Aktarılan tüm hususlar bir arada değerlendirildiğinde, dava konusu olayın özel koşulları göz önünde bulundurulduğunda, müteveffanın uyuşturucu madde kullandığı ve bunun etkisi altında olduğu hallerde intihar edebileceği hususu dikkate alındığında yaşam hakkının devlete yüklediği yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü ihlal edildiği gibi müteveffanın silah altında iken bu maddeyi nasıl elde ettiği ve askeriye içerisinde kullanmasına nasıl müsaade edildiği yönünden ayrıntılı/etkili bir soruşturma yürütülmediği, sadece olayın intihar sonucu gerçekleşip gerçekleşmediğine yönelik bir soruşturma yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, davalı idarece etkili bir soruşturma yürütülmediği anlaşıldığından, bu yönüyle davacıların manevi zarara uğradıkları açıktır.
Açıklanan nedenlerle, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı ısrar kararının manevi tazminatın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.



10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim