Danıştay danistay 2024/3021 E. 2025/1671 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/3021
2025/1671
15 Eylül 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/3021
Karar No : 2025/1671
TEMYİZ EDENLER :1- (DAVACI): ...
VEKİLİ: Av. ...
2-(DAVALI): ... Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ: Av. ...
İSTEMLERİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 14/05/2024 tarih ve E:2019/10279, K:2024/2807 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2017 tarih ve E:2012/9395, K:2017/343 sayılı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 30.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın yargı kararıyla iptal edilen işlemin tesis edildiği 22/02/2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 14/05/2024 tarih ve E:2019/10279, K:2024/2807 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş,
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerektiği;
İdarenin, hizmet kusuru nedeniyle sorumluluğunun, idarece yürütülen hizmetin kuruluşunda, düzenlenmesinde ve işleyişinde ortaya çıkan her türlü bozukluk, aksaklık ve eksiklik olduğu, bu bağlamda hizmet kusurunun, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karekteri olan bir kusur olduğu, hizmet kusurundan dolayı sorumluluğun, idarenin sorumluluğunun doğrudan doğruya ve asli nedenini oluşturduğu;
Dolayısıyla; kamu idarelerinin, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlü oldukları, bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerektiği;
Öncelikle maddi bir zararın varlığı ve var olan bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirli yani gerçek bir zarar olması gerektiği, gerçek zarar ise; zararı oluşturan idari işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla uğranılan ve tespit edilebilen zarar tutarı olup; bunun maddi olayda, ilgilinin tesis edilen olumsuz idari işlem nedeniyle çalışamamasından dolayı, çalışmış olması halinde elde edeceği ücret gelirinden yoksun kalması nedeniyle kayba uğradığı ücret geliri olduğu;
Manevi tazminatın; kişinin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracı olduğu; manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kıldığı, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde, olayın, zararın ve varsa idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli, idari faaliyetin niteliği ve idarenin sorumluluk sebebi gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerektiği;
Uyuşmazlıkta; davacının İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yönetim Kurulunun 23/03/2011 tarihli kararı ile yardımcı doçent kadrosuna atamasının yapıldığı, ... tarih ve ... sayılı yazı ile 2011-2012 bahar yarıyılında Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Temel Hukuk Bilgisi derslerini vermek üzere görevlendirildiği, davacı hakkında şikayet dilekçeleri bulunduğu, bunun üzerine davacıdan konuya ilişkin savunma istendiği, ancak davacının imzadan imtina ettiği, şikayetler doğrultusunda hem prestij kaybı yaşaması hem de öğrenci şikayetlerinin artması ve iddiaların ciddi bulunması ve de olayın basına yansıması üzerine davacı hakkında soruşturma açılmayarak iş sözleşmesinin yenilenmesinin Üniversitenin geleceği yönünde fayda sağlamayacağı ve muhtemel zararlara yol açacağı kanaati oluşması sebebiyle ... tarih ve ... sayılı işlem ile 23/02/2012 tarihinde sözleşmesinin süresinin dolması üzerine sözleşmesinin yenilenmemesi kararı alındığı, ayrıca 23/02/2012 tarihli ihtarname ile bu durumun davacıya bildirildiği;
Anılan işleme karşı açılan davada; Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2017 tarih ve E:2012/9395; K:2017/343 sayılı kararıyla; davacının görev süresinin uzatılmaması suretiyle görevine son verilmesine ilişkin işlemin tesis edilme gerekçesinin, ilgilinin hakkındaki şikayetler olduğu, davalı idarece 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesinde düzenlenen genel hükümler kapsamında bir soruşturma yapılmaksızın, hakkındaki şikayet konusu fiillerin sübuta erip ermediği tespit edilmeden tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği;
Danıştay Sekizinci Dairesinin 05/07/2023 ve 06/10/2023 tarihli ara kararları gereği olarak Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ve İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; Danıştay Sekizinci Dairesinin 23/02/2024 tarih ve E:2019/10279 sayılı ara kararı ile; davacıdan; fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle uğranıldığı iddia edilen 30.000,00-TL maddi ve 20.000,00-TL manevi zararın tazminine karar verilmesi istemiyle davanın açıldığı, ekte yer alan ara karar gereği sunulan bilgi ve belgeler uyarınca davayı ıslah edip etmediğinin sorulduğu; 28/03/2024 tarihinde davacıya tebliğ edilen ara karar üzerine, davacı tarafından süresi içinde cevap verilmediği;
Davacının maddi tazminat istemi yönünden;
Olayda, davalı idarece ara karar gereği olarak dosyaya sunulan, yardımcı doçent kadrosunda görev yaparken sözleşmesi yenilenmeyerek görevine son verilen davacı ile aynı statüde görev yapan personele yapılan ücret ödemesine (fiili çalışmaya bağlı olarak yapılacak ödemeler hariç) ilişkin ayrıntılı olarak ödeme kalemlerini ve miktarlarını içeren bilgi ve belgenin incelenmesinden, 23/03/2012-23/03/2013 tarihleri arası için taleple bağlılık ilkesi gereği 30.000,00-TL maddi zararın tazmini gerektiği sonucuna varıldığı;
Davacının manevi tazminat istemi yönünden;
Manevi tazminat takdir edilirken, davacı yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği, bu itibarla; davacının 20.000,00-TL manevi tazminat talebinin 10.000,00-TL'sinin kabulü gerektiği gerekçeleriyle,
davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise 10.000,00-TL'lik kısmının kabulüne diğer kısmının ise reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca davayı ıslah etmesine ilişkin uygun koşulların sağlanmadığı, bu nedenle ıslah yoluna başvuramadığı, ara kararı ile belgelerin sunulmasının ardından dosyada bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği, ayrıca ıslahın sorulduğu ara kararı ekinde belirtilen bilgi ve belgelerin kendisine tebliğ edilmediği, bu haliyle ıslahın neye göre yapılacağının anlaşılamadığı, ki bu belgeler gönderilse dahi kendisi hesap yapamayacağından yine ıslah hakkını kullanmasının mümkün olmadığı, temyize konu kararda tazminatın hangi tarihten itibaren hesaplanması gerektiğinin belirtilmediği, uygulanacak faiz ve başlangıcı konusunda bir belirleme yapılmadığı, karar tarihine yakın tarihteki emsal maaş esas alınarak tazminat ve faizin hesaplanması gerektiği, hükmedilen manevi tazminatın makul olmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, usule ilişkin olarak; davada İdare Mahkemesinin görevli olduğu ve davanın süresinde açılmadığı, esasa ilişkin olarak ise davacının 23/03/2011-23/03/2012 tarihleri arasında bir yıl süre ile görevlendirildiği, iş sözleşmesinin yenilenmeyeceğine ilişkin işlemin iptalinin otomatik olarak davacının iş sözleşmesinin süre sonunda yenileneceği anlamına gelmediği, dolayısıyla bu fesih nedeniyle maddi veya manevi zarardan söz edilmesinin mümkün olmadığı, davacının parasal haklarına ulaşmak amacıyla dava açtığı, davanın kaynağını teşkil eden 22/02/2012 tarihli işlemden sonra davacının birçok yükseköğretim kurumunda görev yaptığı, bu husus dikkate alınarak davanın reddi gerekirken bu kazanç mahsup edilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, manevi tazminatın hangi gerekçeyle kabul edildiğinin anlaşılamadığı, davacının elem ve ızdıraba uğradığını gösteren somut delil bulunmadığı gibi 2012 tarihli işlemin de davacının kişilik haklarını zedeler nitelikte olduğundan söz edilemeyeceği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın davanın reddine ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davacı tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile Daire kararının davacı lehine faize hükmedilmemesi yönünden bozulması, tarafların faiz dışındaki temyiz istemlerinin reddi ile kararın diğer kısımlarının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı, 23/03/2011-23/03/2012 tarihleri arasında iş sözleşmesi ile Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi ... Ana Bilim Dalında ... olarak görev yapmaktayken anılan Üniversitenin 22/02/2012 tarih ve 1581 sayılı işlemi ile davacıya, sözleşmesinin yenilenmeyeceği bildirilmiş, davacının bu yazıyı tebliğ almaması üzerine 23/02/2012 tarihli ihtarname ile Üniversitede yaşanan birtakım olaylar nedeniyle davacının sözleşmesinin feshedildiği davacıya bildirilmiştir.
Bunun üzerine davacı tarafından, sözleşmesinin yenilenmemesi suretiyle görevine son verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlem ile Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 23. maddesinin son cümlesindeki "özlük hakları" ibaresinin iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açılmıştır.
Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2017 tarih ve E:2012/9395; K:2017/343 sayılı kararıyla; düzenleyici işlem yönünden daha önce verilen bir iptal kararı bulunduğundan karar verilmesine yer olmadığına, bireysel işlem yönünden ise 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesi kapsamında bir soruşturma yapılmaksızın, davacı hakkındaki şikayetlere konu fiillerin sübuta erdiği tespit edilmeden işlem tesis edildiği, bu nedenle dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptali ile davacının yoksun kaldığı özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmiştir.
Anılan karar üzerine, davacı tarafından 12/06/2017 tarihinde davalı idareye başvurularak 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi uyarınca yargı kararının uygulanması talep edilmiş, devamında davalı idare aleyhine icra takibi başlatılmış, ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile Danıştay kararının tespit hükmü içerdiği, alacak miktarının belirsiz olduğu gerekçesiyle icra takibinin iptaline karar verilmiştir.
Öte yandan, yukarıda belirtilen Danıştay Sekizinci Dairesi kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29/04/2019 tarih ve E:2017/2314, K:2019/2025 sayılı kararıyla onanmıştır.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddesinde ise, kararda bulunacak hususlar sıralanmış ve (e) bendinde kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesinin ve hükmün belirtileceği vurgulanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, davacı lehine faize hükmedilmemesine ilişkin kısmı dışındaki kısımları usul ve hukuka uygun olup, taraflarca temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar kararın anılan kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Davacı lehine faize hükmedilmemesine ilişkin kısma gelince;
Faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
Uyuşmazlık konusu olayda, davacı tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2017 tarih ve E:2012/9395, K:2017/343 sayılı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 30.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın yargı kararıyla iptal edilen işlemin tesis edildiği 22/02/2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmesine rağmen Daire kararında davacının maddi tazminat isteminin tamamı, manevi tazminat isteminin ise 10.000.00-TL'lik kısmının kabulüne karar verilmekle beraber bu tazminata işletilecek faiz hakkında hüküm kurulmadığı gibi herhangi bir değerlendirme de yapılmadığı görülmektedir.
Bu haliyle, davacının faiz istemi yönünden yargılama yapılmadığı, dolayısıyla kararda eksik hüküm bulunduğu anlaşıldığından Daire kararında bu yönüyle hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, davacının temyiz isteminin ise kısmen reddine,
2\. Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 14/05/2024 tarih ve E:2019/10279, K:2024/2807 sayılı kararının davacı lehine ...-TL maddi, ...-TL manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmının ONANMASINA,
3\. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile anılan kararın faize hükmedilmemesi yönünden BOZULMASINA,
4\. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
5\. Kesin olarak, 15/09/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY X- Tam yargı davalarında iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi eklenmiştir. Aynı Kanun'un 5. maddesi ile 2577 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 7. madde ile de "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.
6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin gerekçesinde; "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, Danıştay Sekizinci Dairesinin 30/01/2017 tarih ve E:2012/9395, K:2017/343 sayılı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 30.000,00-TL maddi, 20.000,00-TL manevi zararın yargı kararıyla iptal edilen işlemin tesis edildiği 22/02/2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açıldığı, Danıştay Sekizinci Dairesince davacının uğradığı maddi zararın miktarını belirlemek amacıyla muhtelif kurumlara ara karar ile sorular sorulduğu ve gelen cevaplar üzerine 23/02/2024 tarih ve E:2019/10279 sayılı ara karar ile davacıya davayı ıslah edip etmediğinin sorulduğu ancak davacı tarafından bu ara kararına cevap verilmemesi nedeniyle taleple bağlılık ilkesi uyarınca 30.000,00-TL maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır.
Dairece her ne kadar ara karar ile davacıya davayı ıslah edip etmediği sorulmuş ise de davacı tarafından, tazminat hesabında dikkate alınan belgelerin kendisine tebliğ edilmediği ve bu nedenle ıslah hakkını kullanamadığı ileri sürülmüştür. Davacının söz konusu iddiasının aksini ortaya koyacak herhangi bir bilgi belge de dosyada bulunmamaktadır. Islah hakkının kullanılmış sayılabilmesi için davacının ıslah edeceği miktar hakkında bilgi sahibi olması; bir diğer deyişle idarelerce ara kararına cevap olarak sunulan ve davacının maddi tazminat miktarının hesabında dikkate alınan belgelerin de ara karar ile birlikte davacıya tebliği gerekmektedir. Aksi halde şeklen ıslah hakkı kullanılabilecekse de ıslah müessesinin amacının gerçekleştiğinden söz etmek mümkün olmayacağı gibi davacının adil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyeti de ihlal edilecektir.
Bu durumda, Danıştay Sekizinci Dairesince idarelerce sunulan belgeler davacıya tebliğ edilerek davacının davayı ıslah edip etmediğinin sorulması, devamında işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken bu usule uyulmaksızın yalnızca ara karar tebliği ve sonrasında davanın esası hakkında hüküm verilmesi yönüyle Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu nedenle, ıslah sürecinin usulüne uygun olarak işletilmediği sonucuna varıldığından, Daire kararının tümüyle bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıztırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir.
Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği iptal edilen her idari işlem nedeniyle manevi tazminat verilemeyeceği gibi verilmesi durumunda takdir edilecek miktarın zenginleşmeye neden olmayacak şekilde belirlenmesi, zarar doğuran işlemin tesis edilmesi nedenine davacının katkısı, işlem öncesi idarenin karşı karşıya olduğu durum ve olayın oluş şeklinin de dikkate alınması gerekir.
İptal edilen her işlem nedeniyle ya da maddi tazminat ödenmesini gerektiren her durumda manevi tazminata hükmetmek ise manevi tazminatın getiriliş amacını aşan bir sonuç olacaktır. Zira, maddi tazminat sorumluluğu için, kişilerin uğradığı zarar ile kusurlu yürütülen idari faaliyet arasında illiyet bağı bulunması, hatta kimi durumlarda idari faaliyet kusurlandırılmasa bile kusursuz sorumluluk şartlarının oluşmasıyla sadece öznel zarar ile yürütülen kamu hizmeti arasında sebep-sonuç ilişkisinin kurulması yeterli görülmekte iken manevi tazminat bakımından diğer şartlara ek olarak idarenin kusurunun ağırlığına ve zarar doğurucu olayın oluş şekline de bakılmaktadır.
Nitekim; çoğu zaman ödenecek maddi tazminat tutarı, bir takım hesaplama araçları kullanılarak bulunurken manevi tazminat hakimin takdirine göre belirlenmektedir. Demokratik bir yaklaşımla idari faaliyetin neden veya etkisiyle maddi olarak kişisel bir zarara uğrayan bireylerin bu zararlarının ödenmesi ne kadar gerekli ise; her iptal edilen işlem ya da her maddi tazminata konu olan eylem nedeniyle idarenin, ağır kusurunun varlığına veya bireyin ağır bir çöküntü, elem ve üzüntü duyup duymadığına bakılmaksızın manevi tazminata maruz bırakılması o kadar sakıncalıdır.
Davacı hakkında idarece tesis edilen işlemler somut öğrenci şikayetlerine dayanmaktadır. Böyle durumlarda maddi tazminat yanında manevi tazminata da hükmedilmesi idarelerin kamu düzenini sağlama amacıyla sahip oldukları yetkileri kullanma, disiplinsizlik iddialarını araştırma ve görevlerini etkin şekilde yürütme konusunda çekingen davranmaları sonucunu doğuracak ve idarede istikrarı zedeleyecektir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, manevi tazminatın belirtilen amaç ve niteliği esas alındığında; olayda, manevi tazminat takdir edilmesi için gerekli şartların oluşmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile Daire kararının davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.