SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2024/3011

Karar No

2025/2553

Karar Tarihi

13 Kasım 2025

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/3011 E. , 2025/2553 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/3011
Karar No : 2025/2553

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-Kendi adlarına asaleten; ..., ..., ..., ..., ..., ... adlarına velayeten ... ve ...
2-...
3-...
4-...
5-...
6-...
VEKİLLERİ: Av. ...

KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan ...'ın, ... tarihinde Şırnak ili, ... ilçesinde meydana gelen gösteri ve yürüyüşlere müdahale esnasında atılan biber gazı fişeğinin sol gözüne isabet etmesi nedeniyle yaralandığından bahisle olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek uğradıkları zararların tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile uğradıkları iddia edilen zararlarına karşılık ... için 1.000,00 TL (miktar artırımı ile 521.286,07 TL) maddi, 100.000,00 TL manevi, annesi ... ve babası ... için ayrı ayrı 30.000,00 TL manevi, kardeşleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava konusu yaralanmaya sebebiyet veren gaz kapsülünün zimmetlendiği polis memurları hakkında İdil Kaymakamlığınca soruşturma izni verilmesine karar verildiği, davacıların dava açmalarına yol açan durumun idarenin ajanlarının eylemi ile meydana geldiğinin ceza soruşturması ile ortaya konulduğu, sadece failin kim olduğunun tespit edilemediği, davacıların uğradığı maddi ve manevi zararların hizmet kusuru çerçevesinde davalı idarece tazmini gerektiği gerekçesiyle davalı idareye yapılan ön karar başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine, davacılardan ...'ın maddi tazminat isteminin kabulüne, 521.286,07 TL'nin 1.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 02/02/2016 tarihinden itibaren, kalan kısmının ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 24/08/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacı ...'a ödenmesine, davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacılardan ... için 60.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL, ... için 20.000,00 TL, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 02/02/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; ... Cumhuriyet Başsavcılığınca polis memurları hakkında yürütülen soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, davacıların dava açmalarına yol açan durumun idarenin ajanlarının eylemi ile meydana geldiğinin ceza soruşturması ile ortaya konulduğundan bahsedilemeyeceği, hasta takip formunda yer alan ifadelerin de davacı ve yakınlarının beyanlarına dayandığı, dava dosyası içeriğinde davacının biber gazı kapsülü ile yaralandığına ilişkin başkaca tıbbi veya hukuki bir veri, tespit ya da değerlendirmenin bulunmadığı dikkate alındığında, somut uyuşmazlığa konu yaralanmanın her türlü şüpheden uzak bir biçimde davalı idareye izafe edilebilecek bir eylemden kaynaklandığının ortaya konulamadığı, zarardan davalı idareyi sorumlu tutmanın mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, idare mahkemesi kararının maddi ve manevi tazminata ilişkin kısmının kaldırılmasına, davacıların maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 18/12/2023 tarih ve E:2023/1859, K:2023/8463 sayılı kararıyla;
Temyize konu kararın, İdare Mahkemesi kararının dava konusu zımni ret işleminin iptali isteminin incelenmeksizin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine dair kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
Temyize konu kararın, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine dair kısmı yönünden ise;
Uyuşmazlıkta; ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma Numaralı dosyasında verilen 25/01/2021 tarihli Ek Kovusturmaya Yer Olmadığına Dair Kararda; şüpheli polislerin bulundukları polis aracının olay günü herhangi bir şekilde söz konusu maddeyi ateşlediğine dair somut bir delilin bulunmadığı, söz konusu aracın su panzeri olarak görev yaptığı ve gaz fişeği atmaya yarayan aparatların polis aracında bulunmadığı, her ne kadar müştekiler tarafından boş kapsül getirilse de bu boş kapsülün nereden atıldığının tespit edilemediği ve edilmesinin de mümkün olmadığı, olay anını gösteren herhangi bir kamera kaydının olmadığı, ayrıca olay yeri olarak belirtilen ... Caddesi üzerinde herhangi bir toplumsal olay olmadığına dair görüntü inceleme tutanağının bulunduğu, şüphelilerin üzerlerine atılı suçlamaları işledikleri yönünde yeterli şüphenin bulunmadığı yönünde değerlendirmelerin yer aldığı, davacılar tarafından olay yerinde bulunduğu söylenilen gaz fişeğinin olaydan 12 gün sonra görevlilere teslim edildiği, olay yeri olan cadde üzerindeki kamera görüntülerinde herhangi bir polis müdahalesinin olmadığının belirtildiği dikkate alındığında bu haliyle davacının uğradığı zarar ile idarenin ajanlarının eylemleri arasında uygun bir illiyet bağının bulunmadığı, dolayısıyla davalı idarenin olayın meydana gelmesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunun bulunmadığının anlaşıldığı,
Bununla birlikte, olayın meydana geldiği yer ve tarih göz önüne alındığında terör örgütü mensupları tarafından hendeklerin kazıldığı, barikatların kurulduğu, güvenlik güçleri ile çatışmaların yoğun olduğu bir dönem olduğu, davacı ...'ın yaralanmasına neden olan cismin kim tarafından atıldığının belli olmadığı dikkate alındığında zarara neden olan olayın terör olayı olduğunun kabulü ile idarenin kusuru ya da kusursuz sorumluluğunu gerektirecek bir neden olmaması sebebiyle davacı ...'ın maddi zararının sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanmak suretiyle tazmin edilmesi, davacıların manevi zararlarının ise yine sosyal risk ilkesi gereğince genel hükümlere göre tazmin edilmesi gerektiği,
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden davanın reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının davacıların maddi ve manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden bozulmasına, zımni ret işlemi bakımından davanın incelenmeksizin reddine ilişkin kısmı yönünden ise onanmasına karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacıların istinaf başvurusunun reddi, davalı idarenin istinaf başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak, davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, söz konusu kararın davalı idare tarafından süresinde istinaf edilmediği, ...'ın yaralanmasına ve bir gözünü tamamen kaybetmesine sebebiyet veren eylem, olay tarihinde ilçe genelinde yoğun bir şekilde atılan gaz bombasının gözüne isabet etmesinden kaynaklandığı, olay sonrasında hemen verilen ifadelerin, hastanede tutulan tutanakların ve İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından daha sonra dosyaya gönderilen yazılar, olayın bu şekilde gerçekleştiğini açıkça ortaya koyduğu, olay günü ikamet ettikleri ... Caddesinde, yine aynı cadde üzerinde bulunan ve ikametlerine oldukça yakın olan Çok Programlı Lise (ÇPL) civarı da dahil olmak üzere ilçenin genelinde olay olduğu ve çok fazla sayıda gaz fişeğinin kullanıldığı, Ek KYOK kararından sonra soruşturma dosyasının daimi arama kapsamına alındığı, daimi arama kapsamına alınmış ise de olayın failinin halen bir polis memuru olduğu, söz konusu mobese kameralarının caddenin sadece giriş kısmını gösterdiği, iç kısımların ana yola bağlanan çıkış kısmına uzak kalması nedeniyle göstermediği, yine bu yol ile bağlantısı olan bir çok sokak olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği, idarenin hizmet kusuru nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesi gerektiği, diğer yandan bu sorumluluk türünün kabul edilmemesi halinde idarenin diğer sorumluluk türlerine göre sorumlu tutulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ısrar kararının hukuka ve usule uygun bulunduğu, davacılar tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen sebeplerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacılardan olay tarihinde 9 yaşında olan ..., ... tarihinde Şırnak ili, İdil ilçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi üzerinde bulunan evlerinde annesi ile birlikte tandıra ekmek yapmak için giderken yaralanmış, bu sırada sokakta meydana gelen gösteri ve yürüyüşlere müdahale etmek üzere geçmekte olan polis araçlarından atılan biber gazı fişeğinin sol gözüne isabet etmesi suretiyle yaralama olayının meydana geldiği iddia edilmiş, yaralı çocuk ... Devlet Hastanesinde ameliyata alınmış, ameliyat sonrası ambulans uçak ile ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, ... tarihinde ...'ın annesi ve babası tarafından olay yerinde bulunan boş gaz fişeği Suç Önleme Büro Amirliğine teslim edilmiş, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, olayın meydana geldiği yer olan ... Mahallesi, ... Caddesini gösterir mobese görüntülerinde yapılan incelemelerde, ... tarihinde saat 12.00'da zırhlı kobra aracın seyir halinde devam ettiği, herhangi bir müdahalede bulunmadığı, 12.08'de 3 adet zırhlı Shortland aracın seyir halinde devam ettikleri herhangi bir müdahalede bulunmadıkları yönünde tespit yapılmış, bunun üzerine davacılar tarafından uğradıkları zararların tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile uğradıkları maddi ve manevi zararların karşılanması istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
17/07/2004 tarihinde kabul edilip, 27/07/2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, ''Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.''; 2. maddesinin 1. fıkrasında, ''Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.''; 7. maddesinde, ''Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri, c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararlar''; 9. maddesinde, ''Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır. Nakdî ödemenin tespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanın onayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir. Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır. Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulan gösterge rakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeye yetkilidir. Bu Kanun kapsamındaki zararlardan dolayı, zarar gören kişilere gerçek veya özel hukuk tüzel kişileri tarafından yapılan ödemeler sebebiyle Devlete rücu edilemez. Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilik derecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.'' hükümleri yer almaktadır.
Anılan Kanuna dayanılarak çıkarılan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler" başlıklı 21. maddesinde de, "Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara, altı katı tutarını geçmemek üzere, onda birinin doktor veya sağlık kurulu raporu ile belirlenen iş ve güce engel olma süresi ile çarpımı sonucunda belirlenecek tutarda, b) Çalışma gücü kaybı derece ve oranları için ekli cetvelde (EK-D) belirlenen katı tutarında, c) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında, nakdî ödeme yapılır." kuralı bulunmaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Ancak, idarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanması gerekmektedir. Objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir.
Bu kapsamda, terör olayları nedeniyle meydana gelen manevi zararların sosyal risk ilkesi kapsamında topluma pay edilerek tazmin edilmesi gerekmektedir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Yaralanma olayı üzerine başlatılan soruşturma kapsamında olay anını gösterir kamera kayıtlarının tespit edilmesi amacıyla mobese görüntülerinin incelendiği, olay anını ve olay yerini doğrudan gösteren kamera kaydı tespit edilememiş ise de ... Mahallesi ... Caddesi giriş bölümünü gösterir kamera kayıtlarının tespit edildiği, ancak bu kamera kayıtlarının tetkikinden olayın, polis memurlarının eyleminden ileri geldiğinin tespit edilememesi üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... Soruşturma Numaralı dosyasında 25/01/2021 tarihinde Ek Kovusturmaya Yer Olmadığına karar verildiği, söz konusu kararda ise şüpheli polislerin bulundukları polis aracının olay günü herhangi bir şekilde söz konusu maddeyi ateşlediğine dair somut bir delilin bulunmadığının, söz konusu aracın su panzeri olarak görev yaptığının ve gaz fişeği atmaya yarayan aparatların polis aracında bulunmadığının, her ne kadar müştekiler tarafından boş kapsül getirilse de bu boş kapsülün nereden atıldığının tespit edilemediğinin ve edilmesinin de mümkün olmadığının, olay anını gösteren herhangi bir kamera kaydının olmadığının, ayrıca olay yeri olarak belirtilen ... Caddesi üzerinde herhangi bir toplumsal olay olmadığına dair görüntü inceleme tutanağının bulunduğunun, şüphelilerin üzerlerine atılı suçlamaları işledikleri yönünde yeterli şüphenin bulunmadığının belirtildiği görülmüştür.
Davacılar tarafından olay yerinde bulunduğu söylenilen gaz fişeğinin olaydan 12 gün sonra görevlilere teslim edilmiş olması nedeniyle yaralanma olayına teslim edilen gaz fişeğinin sebebiyet verdiğinin söylenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.
Ayrıca, olay yeri olan cadde üzerindeki kamera görüntülerinde herhangi bir polis müdahalesinin olmadığının belirtildiği hususu da dikkate alındığında dosyada bulunan bilgi ve belgelerin davacılardan ...'ın yaralanması eyleminin idarenin eyleminden kaynaklandığını ortaya koymaya elverişli nitelikte olmadığı sonucuna ulaşıldığından, idarenin eylemi sonucunda oluştuğuna dair her türlü şüpheden uzak, açık, net ve somut bir delil bulunmayan zarardan davalı idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluğuna gidilmesine hukuken olanak bulunmadığı açıktır.
Davacılar tarafından, her ne kadar dava konusu olay nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların genel tazminat hukuku ilkeleri kapsamında hizmet kusuruna dayanılarak karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de; 5233 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde de açıklandığı üzere, anılan Kanun'un yürürlüğünden sonra meydana gelen ve idarenin kusur ya da kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı terör olaylarında bu Kanun'un uygulanacağı ve 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin, ''Yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde yapılacak ödemeler'' başlıklı 21. maddesinde belirtilen hallerde maddi zararların nasıl hesaplanıp karşılanacağının özel olarak düzenlendiği, bu nedenle maddi zarar talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesinin, yukarıda gerekçesine yer verilen kararında da; idarenin hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelen gerçek zarardan sorumlu olacağı, bununla birlikte sosyal risk ilkesi uyarınca sulh yoluyla ödenecek tazminat miktarının yasayla belirlenmesinin, Anayasa’da güvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılık oluşturmayacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur.
Bu bakımdan, olayın meydana geldiği yer ve tarih göz önüne alındığında terör örgütü mensupları tarafından şehir içlerinde hendeklerin kazıldığı, barikatların kurulduğu, güvenlik güçleri ile çatışmaların yoğun olduğu bir dönem olduğu, davacı ...'ın yaralanmasına neden olan cismin kim tarafından atıldığının belli olmadığı ve daimi arama kapsamına alındığı dikkate alındığında zarara neden olan olayın terör olayı olduğunun kabulü ile idarenin kusuru ya da kusursuz sorumluluğunu gerektirecek bir neden olmaması sebebiyle davacı ...'ın maddi zararının sosyal risk ilkesinin kanunlaşmış hali olan 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek 5233 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 21. maddesine göre hesaplanmak suretiyle tazmin edilmesi, davacıların manevi zararlarının ise yine sosyal risk ilkesi gereğince genel hükümlere göre tazmin edilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacıların temyiz isteminin kabulüne;
2.İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulü, kararın kaldırılması, davanın reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3\. Kullanılmayan ... TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacılara iadesine,
4.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/11/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğu ile karar verildi.


GEREKÇEDE KARŞI OY
X- Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu surette oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, Anayasamızın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir.
İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasa'nın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasa'nın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Esasen bilimsel ve yargısal içtihatlara dayalı olarak geliştirilmiş olsa da, Anayasa'nın 6. maddesinde öngörüldüğü üzere, hiç bir organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağına göre, sosyal risk ilkesi de tazminat hukukunun temel prensiplerine kaynak oluşturan Anayasa hükümlerine dayanılarak kabul edilmiştir. Daha açık bir şekilde vurgulamak gerekirse, terör olaylarından zarar gören bireylerin maddi ve manevi zararlarının idari yargı mercilerinin toplumsal risk ilkesi uyarınca tazminine ilişkin kararları, konuyu düzenleyen genel bir yasa olmadığından, doğrudan Anayasa'nın öngördüğü ilkelere dayanmış; bu ilkeler Danıştay tarafından yorumlanarak ilkeye uygulanabilirlik kazandırılmıştır.
Sosyal risk ilkesi ile, toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile "terör olayları" olarak nitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre, topluma pay edilmesi suretiyle tazmini hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir.
Öte yandan, terör eylemleri mağdurlarına tazminat ödenmesi amacıyla, Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının, Adalet ve İçişlerine ilişkin 24. başlığının “Yargının İşlevselliği ve Kapasitesinin Arttırılması Suretiyle Etkin Bir Yargı Sisteminin Tesis Edilmesi” alt başlığında “Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısı”nın 2004 yılında çıkartılacağının taahhüt edilmiş olması ve "Akdıvar - Türkiye" davasındaki durumun sıkça yaşanması üzerine gerek Devletin itibarının zedelenmesi, gerek yüklü miktarlarda tazminata mahkûm olunması, gerekse gerçekten mağdur olan bireylerin zararlarının sulh yoluyla ödenebilmesi amacıyla 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun 27/07/2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un yürürlüğe girmesinin ardından AİHM nezdinde açılan davalarda hükümetin yaptığı itirazlar yerinde görülmüş ve 5233 sayılı Kanun'un etkin bir başvuru yolu olduğu belirtilmiştir.
Anılan Kanun'un gerekçesinde, "Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. ... Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ... İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir. ... Bu çerçevede.... terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması .... amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır." denilmektedir.
... İdare Mahkemesi tarafından, 5233 sayılı Kanun'un terör veya terörle mücadeleden dolayı zarara uğrayanların manevi zararları dışında yalnızca maddi zararlarının tazminine ilişkin hükümlerinin Anayasanın 2., 5., 11., 36., 90. ve 125. maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine Mahkemece verilen 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararında;
"...5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek buna ilişkin esasları Yasa’da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.
İdare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları kusur sorumluluğu ilkesi uyarınca tazminle yükümlüdür. Ancak bazen idare, kusur koşulu ve nedensellik bağı aranmadan da meydana gelen bazı zararlardan sorumlu olabilmektedir. Bunlar, idarenin kendi faaliyet alanıyla ilgili önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği zararlardır. 5233 sayılı Yasa'da yer alan sorumluluğun dayanağını da kusursuz sorumluluğun bir türü olan ve bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen 'sosyal risk ilkesi' oluşturmaktadır.
Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasa koyucunun sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda değerlendirmek gerekir.
5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermemektedir.
...Toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelen özel ve olağandışı zararların karşılanmasında, devletin ödeme gücü, ekonomik durumu, zarar görenlerin sayısı, zarar doğuran olayların uzun süreli ve yaygın olması gibi nedenleri gözeterek idare, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk hallerinde meydana gelen gerçek zarardan sorumlu olurken, sosyal risk ilkesinde sulh yoluyla ödenecek tazminat miktarının yasakoyucu tarafından yasayla belirlenmesi Anayasa'da güvence altına alınan sorumluluk hukukunun temel ilkelerine aykırılık oluşturmaz..." gerekçelerine,
Yine, İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan İngiliz Konsolosluğuna 20/11/2003 tarihinde yapılan terör saldırısında yaralanan davacı tarafından açılan tam yargı davasının, idari yargı yerince reddedilmesi üzerine yapılan bireysel başvuruyu karar bağlayan Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 08/09/2020 tarih ve Başvuru No:2016/7302 sayılı kararında, yüksek mahkemenin yukarıda yer verilen 25/06/2009 tarih ve E:2006/79, K:2009/97 sayılı kararına atıfta bulunularak ;
"...idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermeyen 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin zararlarını en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanmasını ve bu suretle yargı yoluna gidilmeksizin uyuşmazlığın alternatif bir yöntemle çözümünü amaçlamaktadır. Buna karşın getirilen çözümü ve sulh teklifini kabul etmeyen ya da 5233 sayılı Kanun'la öngörülen alternatif yönteme müracaat etmeyen başvurucuların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre dava açmalarına ve davaların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre incelenmesine yönelik ise herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Buna göre 5233 sayılı Kanun'un geçici maddelerinde yer alan ve açıkça belirtilen dönemler dışında meydana gelen terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararların tazmini isteminde mutlak olarak 5233 sayılı Kanun'da öngörülen usulün işletilmesi gerekmemektedir." gerekçesine yer verilmiştir.
5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin son fıkrasında da, "sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır." denilerek, Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Buraya kadar yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere; terör olayları, temelde Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerdir. Bu eylemlere hedef olan kişiler, kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun birer bireyi oldukları için zarar görmektedirler. Devleti ve toplumu hedef alan bu eylemlerden, salt toplumun bir parçası oldukları için etkilenen kişilerin uğradıkları zararların kendi üzerilerinde bırakılmasının hak ve nasafet kurallarıyla bağdaşmayacağı açıktır. Söz konusu zararların paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir.
Belirtilen ilke ve amaçlar gözetilerek hazırlanan 5233 sayılı Kanun'la ise, objektif (kusursuz) sorumluluk anlayışına dayalı, bilimsel ve yargısal içtihatlarla kabul edilen "sosyal risk" ilkesi kapsamında, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının en kısa sürede ve sulh yoluyla karşılanmasını amaçlanmış ve bunun için de yargı dışı alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi uygulamaya konulmuştur.
Buna karşın; Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, 5233 sayılı Kanun, idarenin sorumluluk alanını daraltan veya idari eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm içermediğinden, anılan Kanun'da benimsenin yöntem, idarece kendisine yapılan sulh teklifini kabul etmeyen ya da bu alternatif yönteme hiç müracaat etmeyen başvurucuların tazminat hukukunun genel ilkelerine göre dava açmalarına ve bu kapsamda uğradıkları "gerçek zarar"ların tazminini istemelerine engel teşkil etmemektedir.
Bu anlamda, 5233 sayılı Kanun'un geçici maddelerinde yer alan ve açıkça belirtilen dönemler dışında meydana gelen terör eylemleri nedeniyle oluşan zararların tazminine ilişkin istemlerde, söz konusu yöntemin mutlak olarak işletilme zorunluluğu bulunmamaktadır.
Aksi bir kabul, 5233 sayılı Kanun'la getirilen yargı dışı alternatif uyuşmazlık yönteminin ihtiyari niteliğine ve "sosyal risk ilkesi"nin temel dayanakları olan fedakarlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.
Bu itibarla; bakılan davada, tazminat hukukunun genel ilkelerine göre davacıların gerçek zararları tespit edilerek hüküm altına alınması gerektiğinden, temyize konu ısrar kararının belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına gerekçe yönüyle katılmıyoruz.


KARŞI OY
XX- ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.


GEREKÇEDE KARŞI OY
XXX- Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Kamu tüzel kişiliğini haiz olsun olmasın soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda "hizmet kusuru", özel hukuktaki kusurun dikkatsizlik, tedbirsizlik, ihmal gibi sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, idare hukukuna has, müstakil, olaylara göre değişebilen anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mâl edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır.
Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır.
Dosyanın incelenmesinden, davacılardan olay tarihinde 9 yaşında olan ..., ... tarihinde Şırnak ili, İdil ilçesi, ... Mahallesi, ... Caddesi üzerinde bulunan evlerinde annesi ile birlikte tandıra ekmek yapmak için giderken gözünden yaralandığı, bu sırada sokakta meydana gelen gösteri ve yürüyüşlere müdahale etmek üzere geçmekte olan polis araçlarından atılan biber gazı fişeğinin sol gözüne isabet etmesi suretiyle yaralama olayının meydana gelindiğinin iddia edildiği, yaralı çocuğun olay akabinde kaldırıldığı İdil Devlet Hastanesinde ameliyata alındığı, ameliyat sonrası ambulans uçak ile ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği, 04/01/2016 tarihinde ...'ın annesi ve babası tarafından olay yerinde bululan boş gaz fişeğini Suç Önleme Büro Amirliğine teslim edildiği, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, olayın meydana geldiği yer olan ... Mahallesi, ... Caddesini gösterir mobese görüntülerinde yapılan incelemelerde, ... tarihinde saat 12.00'da zırhlı kobra aracın seyir halinde devam ettiği, herhangi bir müdahalede bulunmadığı, 12.08'de 3 adet zırhlı Shortland aracın seyir halinde devam ettikleri herhangi bir müdahalede bulunmadıkları yönünde tespite yer verildiği, bunun üzerine davacılar tarafından uğradıkları zararların tazmini istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile uğradıkları maddi ve manevi zararların karşılanması istemiyle temyizen incelenen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Yaralı çocuğun kaldırıldığı ... Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen ... tarih ve ... nolu raporun sonuç bölümünde, "Hastanın kafasına gaz kapsülü çarpmasıyla gözde ve yüzde yaralanma meydana gelmiştir." şeklinde tespite yer verilmiştir.
Gerek olay sonrası alınan ifade tutanaklarında yer alan beyanlar gerekse hastane raporlarının da içerisinde yer aldığı dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelerin bir arada değerlendirilmesinden söz konusu olayın idare ajanlarının dikkatsizlik ve tedbirsizliğinden ileri geldiği anlaşıldığından oluşan zararın "hizmet kusuru" kapsamında giderilmesi gerektiğinden temyize konu ısrar kararının belirtilen gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına gerekçe yönüyle katılmıyorum.

10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim