Danıştay danistay 2024/2443 E. 2025/2601 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/2443
2025/2601
17 Kasım 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2443
Karar No : 2025/2601
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Akademisi
VEKİLİ : Temsilen ... Bakanlığı vekili Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) : ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 08/02/2024 tarih ve E:2021/7986, K:2024/699 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 24. dönem adli yargı hâkim adayı iken sözlü sınav sonucunda başarısız olduğu değerlendirilerek adaylığına son verilen davacı tarafından, meslek öncesi eğitim sonunda 18/06/2021 tarihinde yapılan sözlü sınav değerlendirmesinin, 30/06/2021 tarihinde duyurulan nihai başarı sonucunun "başarısız" olarak belirlenmesine ilişkin işlemin, bu işleme karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Türkiye Adalet Akademisi Sınav Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararının ve sözlü sınav değerlendirmesine dayanak oluşturan 12/12/2019 tarih ve 30976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Adalet Akademisi Meslek Öncesi Eğitimin Uygulama Esasları ile Yazılı ve Sözlü Sınavlara Dair Yönetmelik'in 43. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresi ile (ç) bendinde yer alan "Eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma" ibaresinin iptaline karar verilmesi ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 10. maddesinin sözlü sınava ilişkin düzenlemelerinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 08/02/2024 tarih ve E:2021/7986, K:2024/699 sayılı kararıyla;
Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek,
Anayasa'nın 124. maddesinde; 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 10 ve 12. maddelerinde yer alan kurallar aktarılarak,
Düzenleyici işlem yönünden,
2802 sayılı Kanun'un 12. maddesinde, hâkim veya savcı adaylarının adaylığına hangi hallerde son verileceğinin düzenlendiği, buna göre adayın, adaylık süresi içindeki davranışlarında hâkimlikle bağdaşmayacak tutumları, göreve devamsızlığı, bilgi ve iş yapma kabiliyeti bakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi halinin adaylığa son verme sebepleri arasında sayıldığı dikkate alındığında, söz konusu adaylığa son verme sebeplerine sözlü sınav değerlendirme kriterleri kapsamında yer verilemeyeceği sonucuna varıldığı,
Bu durumda, Türkiye Adalet Akademisi Meslek Öncesi Eğitimin Uygulama Esasları ile Yazılı ve Sözlü Sınavlara Dair Yönetmelik'in 43. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresi ile aynı fıkranın (ç) bendinde yer alan "Eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma" ibaresinde hukuka uyarlık görülmediği,
Bireysel işlemler yönünden,
Davacının meslek öncesi eğitim sonunda yapılan sözlü sınav değerlendirmesine dayanak oluşturan Türkiye Adalet Akademisi Meslek Öncesi Eğitimin Uygulama Esasları ile Yazılı ve Sözlü Sınavlara Dair Yönetmelik'in 43. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresi ile aynı fıkranın (ç) bendinde yer alan "Eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma" ibaresinin yukarıda belirtilen gerekçeyle hukuka aykırı olduğu, bu haliyle davacının meslek öncesi eğitim sonunda yapılan sözlü sınav değerlendirmesine ilişkin işlemlerin hukuken dayanaksız kaldığı dikkate alındığında, dava konusu sözlü sınav değerlendirmesinde, 30/06/2021 tarihinde duyurulan nihai başarı sonucunun "başarısız" olarak belirlenmesine ilişkin işlemde ve bu işleme karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Türkiye Adalet Akademisi Sınav Komisyonunun...tarih ve ... sayılı kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,
Dairelerince bugüne kadar, hâkim ve savcı adayı olarak görev yapan ilgililer tarafından, Türkiye Adalet Akademisi Başkanlığınca gerçekleştirilen eğitim sonu sözlü sınavında başarısız sayılmasına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, sözlü sınavların mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildiğinden bahisle davanın reddi yolunda verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kararların temyizen incelenmesi neticesinde anılan kararların usul ve hukuka uygun olduğu değerlendirilerek onanması yönünde kararlar verildiği,
Bununla birlikte, kamu kurum ve kuruluşlarınca gerçekleştirilen sözlü sınavlarda başarısız sayılan adaylarca açılan benzer nitelikteki davalarda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca verilen istikrar kazanmış kararlar incelendiğinde, sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin, diğer tüm idari işlemlerin yargısal denetiminde olduğu gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden yargısal denetiminin yapılmasının esas olduğu, bu haliyle davacının girdiği sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi, böylece sözlü sınavın nesnel olarak yapılması ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesinin sağlanması gerektiğinin belirtildiği, hukuk uygulamasında birliğin sağlanması amacıyla Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun bahse konu kararları dikkate alınarak içtihat değişikliğine gidilmesi gerektiği,
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca bu yöndeki içtihadın uzun süredir uygulanageldiği, dolayısıyla müstakar bir hâl aldığının anlaşıldığı,
Öte yandan, Dairelerinin bu içtihat değişikliğinin, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturacağı ileri sürülebilirse de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen kararlarda, her hukuk sisteminde kanun hükümlerinin yargısal yoruma tabi tutulmasının kaçınılmaz olduğuna, birçok kanunun kaçınılmaz olarak az veya çok belli bir derecede muğlaklık içerdiğine, muğlaklığı barındıran bu kanunların yorumlanmasının ve uygulanmasının ise bir pratik sorun olduğuna, bu çerçevede kanunların müphem yönlerini açıklığa kavuşturmanın ve yorumda ortaya çıkan şüpheleri dağıtmanın mahkemelerin görevi olduğuna, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesinin içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmediğine, mahkeme içtihatlarındaki değişimin yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında olduğuna ve böyle bir değişikliğin özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına geldiğine, ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerektiğine işaret edildiği gözetildiğinde, somut bir sebebe ve haklı bir gerekçeye dayanan Dairelerinin bu içtihat değişikliğinin hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceği,
Bunun yanında, Anayasa Mahkemesinin 21/01/2015 tarih ve B. No:2013/135 sayılı kararına atıf yapılarak, aynı yüksek mahkemede müstakar hale gelmiş karardan ayrılan kararlar verilmesinin haklı beklenti ile hukuki güvenlik ve hakkaniyet ilkelerine aykırılık oluşturduğunun kabul edilebileceği,
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık incelendiğinde;
Sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin, diğer tüm idari işlemlerin yargısal denetiminde olduğu gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden yargısal denetiminin yapılmasının esas olduğu, idari işlemin yetki, şekil gibi salt usule ilişkin unsurları ile sınırlı olarak yapılacak bir yargısal denetimin, hukuk devleti ilkesinin sağladığı güvenceyi temin etmeyeceği,
Bu itibarla davacının girdiği sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi, böylece sözlü sınavın nesnel olarak yapılması ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesinin sağlanması gerektiği,
Olayda, davacının, sözlü sınavda sorulan sorulara verdiği cevaplar çerçevesinde her bir komisyon üyesince ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulduğu ve ilgili mevzuat hükümlerinde belirtilen kriterler yönünden ayrı ayrı puan verilmek suretiyle sözlü sınav değerlendirme tutanaklarının düzenlendiği, ancak sözlü sınavın yargısal denetiminin yapılmasını sağlayacak biçimde sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanarak tutanağa bağlanmadığı ve her adaya sorulan soruların kayda geçirilmediği anlaşıldığından, davacının sözlü sınav değerlendirmesinde, sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile anılan işleme karşı yapılan itirazın reddine dair işlemde bu yönüyle de hukuka uyarlık bulunmadığı,
Öte yandan, bu kararın, davacının sözlü sınavda başarılı olduğu yolunda doğrudan bir sonuç doğurmayacağı, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden yapılacak sözlü sınav sonucunda ortaya çıkacak olan değerlendirme ve puana göre davacı hakkında işlem tesis edilmesine yönelik olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, sözlü sınavın mevzuatla belirlenen tüm esaslara uygun olarak, tüm şekli ve maddi yükümlülükler yerine getirilerek gerçekleştirildiği, sözlü sınav kurulu üyelerinin takdirlerinin tamamen mevzuat düzenlemelerine uygun olarak oluştuğu, yapılan sınav sonucunda, davacının her bir komisyon üyesi tarafından ayrı ayrı olacak şekilde değerlendirilerek "başarısız" olduğu, düzenleyici işlemin hâkim ve savcı adaylarının hâkim ve savcılığa atanmak üzere tamamlaması gereken zorunlu bir dönem olan adaylık süreci sonucunda mesleğe hazır bulunuşluğunun tespiti amacına yönelik olarak yapılacak son değerlendirme mahiyetinde olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği nitelik ve özellikler ve mesleğe kabulden sonra üstün kamu gücü niteliğinde yargı yetkisinin kullanılacak olması hususları birlikte değerlendirildiğinde Yönetmelik'in dayanağı olan üst hukuk normlarına aykırılık içermediği ve subjektif değerlendirmeye yol açabilecek mahiyette olmadığı, davranışların mesleğe uygunluğu ile eğitim programlarına katılmada gösterilecek uyumun elbette ki sözlü sınavın değerlendirilmesinde dikkat edilecek kriterlerden olması gerektiği, sözlü sınav sırasında davranışları mesleğe uygun olmayan veya eğitim programlarına katılmada (devamsızlık yapmasa dahi) uyum göstermeyen adayın sözlü sınavda başarılı olmasının düşünülemeyeceği, yazılı ve sözlü sınavların ikisinin birlikte başarılmasının, belirlenen göreve atanabilmenin temel koşulu olarak belirlendiği, sözlü sınavın, yazılı sınavı tamamlayıcı nitelikte, bilgi ve liyakatı ölçmek, adayın mesleğe uygun yeteneğe ve kültürel birikime sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla yapıldığı, bu çerçevede, nesnel bir biçimde tespit edilenler arasından en başarılı adaydan başlayarak en uygun olanların seçilmesinin amaç olduğu, bu itibarla hâkim ve savcıların yürüttükleri görevin önem ve özelliği dikkate alındığında, bu kadrolara atanacakların, mesleğin gerektirdiği bilginin ölçülmesi amacıyla yapılacak yazılı sınav yanında, mesleki ehliyete yönelik diğer özel niteliklere de sahip olup olmadıklarının tespiti için Yönetmelik'te belirtilen (eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi; mesleki yeterlilik, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği; özgüven, temsil kabiliyeti ve davranışların mesleğe uygunluk; eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma) hususların mutlaka değerlendirme kriteri olarak yer alması, sözlü sınav sırasında göz önünde bulundurulmasının icap ettiği, aksi bir kanaatin sözlü sınavın anlam ve önemiyle uyuşmayacağı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 10. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "... ve sözlü sınava" ibaresi ile ikinci cümlesinde yer alan "Yazılı sınavda en az yetmiş puan alanlar sözlü sınava alınır." hükmünün; dördüncü fıkrasında yer alan, "Sözlü sınav; Türkiye Adalet Akademisi Başkanının başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı ve Personel Genel Müdürü ile adaylara ders verenler arasından ilgili bakan yardımcısınca seçilen iki asıl ve bir yedek üyeden oluşan sözlü sınav kurulu tarafından yapılır." hükmünün; beşinci fıkrasında yer alan "... yüzde altmışı ile sözlü sınav puanının yüzde kırkının toplamının..." ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu belirtilerek, temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü ve kısmen reddi ile Daire kararının kısmen onanması, kısmen bozulması ve kısmen de gerekçesinin değiştirilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin ve davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi bulunmayarak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacı, 24. dönem adli yargı hâkim adayı iken adaylık süresinin sonunda sözlü sınava tabi tutulmuş, sözlü sınavda "başarısız" olarak değerlendirilmiş, nihai olarak "başarısız" sayılmış, sözlü sınav neticesine ilişkin olarak yaptığı itiraz reddedilmiş ve davacının adaylığına son verilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
Anayasa'nın 124. maddesinin ilk fıkrasında, "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler." kuralı bulunmaktadır.
Dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan halleriyle,
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 7. maddesinde, "Adaylık dönemini geçirip aşağıdaki koşullara uygun olarak ehliyetini kanıtlamış olmadıkça, hiç kimse hakimlik ve savcılığa atanamaz. 39 uncu madde hükmü saklıdır. Adaylar, Devlet Memurları Kanunundaki Genel İdare Hizmetleri Sınıfına dahil olup, hakimlik ve savcılığın sınıf ve derecelerine dahil değildirler ve haklarında, Devlet Memurları Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır." hükmü; 10. maddesinde, "... Adaylık süresinin sonunda adaylar, yazılı ve sözlü sınava tabi tutulur. Bu sınavlar yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Yazılı sınavdan en az yetmiş puan alanlar sözlü sınava alınır. ... Eğitim sonunda başarılı sayılmak için, yazılı sınav puanının yüzde altmışı ile sözlü sınav puanının yüzde kırkının toplamının en az yetmiş olması şarttır. ... yazılı ve sözlü sınava ilişkin hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle ... düzenlenir." hükmü; 12. maddesinde, "Adayın; a) Adaylığa atanma niteliklerinden herhangi birini taşımadığının sonradan anlaşılması, b) Adaylığa alındıktan sonra bu niteliklerden herhangi birini yitirmesi, c) Adaylık süresi içindeki davranışlarında hakimlikle bağdaşmayacak tutumları, göreve devamsızlığı, bilgi ve iş yapma kabiliyeti bakımından yeterli olmadığının tespit edilmesi, Hallerinde adaylığına Adalet Bakanlığınca son verilir. Haklarındaki soruşturma veya kovuşturma nedeniyle adaylıklarına son verilenlerden takipsizlik kararı veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına dair karar veya beraat hükmü verilenler, Kanunda belirtilen niteliklere sahip olmaları koşuluyla yeniden adaylığa alınabilirler." hükmü yer almaktadır.
12/12/2019 tarih ve 30976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Adalet Akademisi Meslek Öncesi Eğitimin Uygulama Esasları ile Yazılı ve Sözlü Sınavlara Dair Yönetmelik'in 3. maddesinde, "Bu Yönetmelik; 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu ve ek 2 nci maddeleri ile 2/5/2019 tarihli ve 30762 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 34 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 15 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır." düzenlemesine; 19. maddesinin 2. fıkrasında, "Sınavların amacı, adayların hazırlık ve son dönem eğitimlerinde aldıkları ders konuları ile mevzuat ve içtihat bilgilerini, mesleki yeterliliklerini, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneklerini ölçmek ve değerlendirmektir." düzenlemesine; 38. maddesinde, "(1) Sözlü sınavda adayların; a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgileri, b) Mesleki yeterlilikleri, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yetenekleri, c) Özgüvenleri, temsil kabiliyetleri ve davranışlarının mesleğe uygun olup olmadıkları, ç) Akademi tarafından belirlenen kurallara uyup uymadığı ve eğitim programlarına katılım sağlayıp sağlamadığı, kriterleri esas alınır." düzenlemesine; 42. maddesinde, "(1) Yazılı sınavda yetmiş (70) ve üzerinde puan alan adaylar sözlü sınava girmeye hak kazanır. (2) Sorular, Sözlü Sınav Kurulu üyeleri tarafından adaylara doğrudan yöneltilir." düzenlemesine; dava konusu hükümlerin de yer aldığı 43. maddesinin ilk fıkrasında ise, "(1) Sözlü sınav; a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi otuz (30), b) Mesleki yeterlilik, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği otuz (30), c) Özgüven, temsil kabiliyeti ve davranışların mesleğe uygunluğu otuz (30), ç) Eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma on (10), puan olmak üzere, yüz (100) tam puan üzerinden değerlendirilir." düzenlemesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
Temyize konu kararın, dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (ç) bendi bakımından verilen iptal kararına ilişkin kısmı yönünden,
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, bu kısmı usul ve hukuka uygun olup, davalının temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Temyize konu kararın, dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (c) bendinde yer alan "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresi bakımından verilen iptal kararına ilişkin kısmı yönünden,
Anayasa'nın 124. maddesinin ilk fıkrasında, idarelerin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği düzenlenmiştir. Buna göre yönetmeliklerin kanunlara ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine aykırı olmaması gerekmektedir.
2802 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, hâkim ve savcı adaylarının adaylık süresinin sonunda, yazılı ve sözlü sınava tabi tutulacağı; bu sınavların yüz tam puan üzerinden değerlendirileceği; yazılı sınavdan en az yetmiş puan alanların sözlü sınava alınacağı; eğitim sonunda başarılı sayılmak için, yazılı sınav puanının yüzde altmışı ile sözlü sınav puanının yüzde kırkının toplamının en az yetmiş olması gerektiği; yazılı ve sözlü sınava ilişkin hususların Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kuralına yer verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelik'in dayanakları arasında 2802 sayılı Kanun'un 10. maddesi de bulunmaktadır.
Söz konusu Yönetmelik'in incelemeye konu hükmünde, sözlü sınavın değerlendirilmesinde kriterlerden biri olarak adayların, özgüvenleri, temsil kabiliyetleri ve davranışlarının mesleğe uygunluğu kriterleri bakımından yüz üzerinden otuz puan ile değerlendirilecekleri düzenlenmiştir.
Bu kriterler arasında yer alan ve dava konusu edilen "davranışların mesleğe uygunluğu" kriterinin, hakim ve savcı adaylarının hazırlık ve son dönem eğitimlerinin yani adaylık sürecinin sonunda, mesleğe hazır bulunuşluğun tespiti maksadına matuf, nihai bir kıymetlendirme mahiyetinde olduğu değerlendirilmiştir. Mesleğin önem ve özelliği dikkate alındığında, kabiliyetli ve kişilikli bireylerin yeğlenmesi, hâkimlik sıfatının kazanılmasının bilhassa şahsiyet, kabiliyet ve tecrübeye dayandırılması gerekmektedir. Mesleğin kariyer meslek olması nedeniyle temsilinde, davranışların ölçülmesi doğaldır. Bu çerçevede, ileride hâkim veya savcı olarak görev yapacak olan adayların, 2802 sayılı Kanun'un 12. maddesinde belirtildiği üzere, adaylık süresi içinde davranışlarının meslekle bağdaşmadığının tespiti halinde adaylığına son verilebileceği gibi, benzer şekilde, adaylık sürecinin sonunda yapılan sözlü sınavın gerçekleştirilmesi esnasındaki davranışlarının mesleğe uygunluğunun da değerlendirilebileceği, dolayısıyla bu değerlendirmenin yapılacağına ilişkin dava konusu kuralda üst hukuk normlarına ve hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, söz konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (c) bendinde yer alan dava konusu "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bireysel işlemler yönünden,
Davacının meslek öncesi eğitim sonunda yapılan sözlü sınav değerlendirmesine dayanak oluşturan Türkiye Adalet Akademisi Meslek Öncesi Eğitimin Uygulama Esasları ile Yazılı ve Sözlü Sınavlara Dair Yönetmelik'in 43. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde yer alan "Eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma" ibaresinin hukuka aykırı olduğu, bu haliyle davacının meslek öncesi eğitim sonunda yapılan sözlü sınav değerlendirmesine ilişkin işlemin hukuken dayanaksız kaldığı dikkate alındığında, dava konusu sözlü sınav değerlendirmesinde, 30/06/2021 tarihinde duyurulan nihai başarı sonucunun "başarısız" olarak belirlenmesine ilişkin işlemde ve bu işleme karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Türkiye Adalet Akademisi Sınav Komisyonunun ... tarih ve... sayılı kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin, diğer tüm idari işlemlerin yargısal denetiminde olduğu gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden yargısal denetiminin yapılması esastır. İdari işlemin yetki, şekil gibi salt usule ilişkin unsurları ile sınırlı olarak yapılacak bir yargısal denetim, hukuk devleti ilkesinin sağladığı güvenceyi temin etmeyecektir.
Bu itibarla, davacının katıldığı sözlü sınav öncesinde, sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanması ve tutanağa bağlanması, her adaya sorulan soruların kayda geçirilmesi ve sorulan sorulara adayların verdiği yanıtlara hangi komisyon üyesince, hangi notun takdir edildiğinin tutanakta ayrı ayrı gösterilmesi, böylece sözlü sınavın nesnel olarak yapılması ve yargısal denetimin tüm unsurlarıyla gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.
Somut olayda, davacının, sözlü sınavda sorulan sorulara verdiği cevaplar çerçevesinde her bir komisyon üyesince ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulduğu ve ilgili mevzuat hükümlerinde belirtilen kriterler yönünden ayrı ayrı puan verilmek suretiyle sözlü sınav değerlendirme tutanaklarının düzenlendiği, ancak sözlü sınavın yargısal denetiminin yapılmasını sağlayacak biçimde sınav komisyonunca sınavda sorulacak soruların önceden hazırlanarak tutanağa bağlanmadığı ve her adaya sorulan soruların kayda geçirilmediği anlaşıldığından, davacının sözlü sınav değerlendirmesinde, sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlem ile anılan işleme karşı yapılan itirazın reddine dair işlemde bu yönüyle de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, bu karar, davacının sözlü sınavda başarılı sayılacağı yönünde sonuç doğuracak nitelikte olmayıp, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden yapılacak sözlü sınav sonucunda ortaya çıkacak olan değerlendirme ve puana göre davacı hakkında işlem tesis edileceği tabiidir.
Bu durumda, dava konusu bireysel işlemlerin iptali yolundaki Daire kararında sonucu itibarıyla isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine;
2\. Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 08/02/2024 tarih ve E:2021/7986, K:2024/699 sayılı kararının, dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (c) bendinde yer alan "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresinin iptaline ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3\. Daire kararının, dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (ç) bendi bakımından verilen iptal kararına ilişkin kısmının aynen ONANMASINA, bireysel işlemlerin iptaline ilişkin kısmının ise yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
4\. Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Beşinci Dairesine gönderilmesine,
5\. Kesin olarak, 17/11/2025 tarihinde, gerekçeli onama yönünden esasta oy birliği, gerekçede oy çokluğu, diğer kısımlar yönünden oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyize konu kararda, Dairece, dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (ç) bendinde yer alan "Eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma" kuralıyla ilgili iptal kararı verilirken, adaylığa son verme sebebinin sözlü sınav değerlendirme kriterleri arasında yer alamayacağı, bu durumda, normlar hiyerarşisinde kanunlardan alt seviyede bulunan yönetmeliğin üst norm olan kanuna aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir.
Söz konusu düzenlemenin, hakim ve savcı adaylarının adaylık süreci sonucunda mesleğe hazır bulunuşluğunun tespiti amacına yönelik olarak yapılacak son değerlendirme mahiyetinde olduğu; hakimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği nitelik ve özellikler ile mesleğe kabul edilmeleri halinde üstün kamu gücü niteliğinde yargı yetkisinin kullanılacak olması hususları birlikte değerlendirildiğinde Yönetmelik'in dayanağı olan üst hukuk normlarına aykırılık içermediği ve öznel değerlendirmeye yol açabilecek mahiyette olmadığı anlaşılmaktadır.
Eğitim programlarına katılmada gösterilecek uyumun sözlü sınavın değerlendirilmesinde dikkat edilecek kriterlerden olması gerekmektedir. Devamsızlık yapmasa dahi eğitim programlarına katılmada intibak edemeyen adayın sözlü sınavda başarılı olması düşünülemez.
Sözlü sınav, bilgi ve liyakatı ölçmek, adayın mesleğe uygun kabiliyete ve kültürel birikime sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla yapılmaktadır. Bu çerçevede, nesnel bir biçimde tespit edilenler arasından en başarılı adaydan başlayarak en uygun olanların seçilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla, hakim ve savcıların yürüttükleri görevin önem ve özelliği dikkate alındığında, bu kadrolara atanacakların, mesleki ehliyete yönelik özel vasıflara sahip olup olmadıklarının tespiti için Yönetmelik'te belirtilen eğitim programlarına katılım ve kurallara uyma hususunun değerlendirme kriteri olarak yer alması ve sözlü sınav sırasında göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Aksi bir kanaat sözlü sınavın anlam ve önemiyle uyuşmayacaktır.
Buna göre, dava konusu düzenlemede herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve sözlü sınav değerlendirme kriterlerinin hizmet gerekleri ve üst hukuk normlarına uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile Daire kararının, dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (ç) bendi bakımından verilen iptal kararına ilişkin kısmının da bozulması gerektiği oyuyla, kararın bu kısmına katılmıyoruz.
KARŞI OY
XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın dava konusu Yönetmelik'in 43. maddesinin ilk fıkrasının (c) bendinde yer alan "davranışların mesleğe uygunluğu" ibaresinin iptaline ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın bu kısmının da onanması gerektiği oyuyla, karara belirtilen kısım yönünden katılmıyoruz.
EK GEREKÇE
XXX- Her ne kadar Dairece, bireysel işlemler bakımından, temyize konu kararın verildiği tarihe kadar, hâkim ve savcı adayı olarak görev yapan ilgililer tarafından, Türkiye Adalet Akademisince gerçekleştirilen eğitim sonu sözlü sınavında başarısız sayılmalarına ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda, sözlü sınavların mevzuata uygun şekilde gerçekleştirildiğinden bahisle davanın reddi yolunda verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kararların temyizen incelenmesi neticesinde, anılan kararların usul ve hukuka uygun olduğu değerlendirilerek onanması yönünde kararlar verilmiş ve bu kararla birlikte içtihat değişikliğine gidilmesi gerektiği sonucuna varılmış ise de, hukuki güvenlik ilkesinin temini bakımından bu kararın bir "geçiş içtihadı" kabul edilerek, söz konusu içtihat değişikliğinin somut olayda uygulanmaması, bu karardan sonraki davalarda uygulanması gerekmektedir.
Değişikliğin etkisinin (uyulma zorunluluğunun) ertelenmesi ve yeni içtihadın bilinirliğinin sağlanması önem taşımaktadır. Nitekim Yargıtay'ın yakın tarihli bir kararı (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2020/8853, K. 2021/7345, K.Т. 01/04/2021), bu konuda son derece önemli ve yol gösterici niteliktedir. Anılan karar, içtihat değişikliği sonucunu doğuran kararın, mevcut derdest davalarda uygulanmasının önlenerek, içtihat değişikliğine ilişkin kararın duyurulımasından/bilinmesinden sonra açılacak davalarda esas alınmasına yöneliktir. Farklı yargı kararlarının varlığı, hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtmaktadır. Önceki karardan daha farklı bir karar verilmesi yargı organlarının takdiridir. Bu durum yargı merciinin maddi olay ya da hukuk kurallarının yorumunu tekrar ele alması sonucunda önceki çözümünü tatminkâr bulmadığı anlamına gelmektedir (AYM, S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, Başvuru No: 3573/05 ... 17293/05, K.T. 30/11/2010). Ancak yerleşmiş içtihattan neden dönüldüğünün gerekçelendirilmesi de gerekir.
Kararlardaki çelişkinin giderilmesi ve farklılığın nedenlerinin açıklanması yerleşik içtihattan ayrılmak konusunda daha da belirgin olmaktadır. Bunun için kararda anlaşılır bir şekilde net ve açık gerekçeler ile maddi gerçek ile hukuki durumun belirlenmesi gerekir. Aksi durumda “keyfi karar verme” durumu söz konusu olacaktır. Nitekim AİHM bu durumu değerlendirmiş ve aynı konuda daha önce mahkemelerce verilmiş kararlardan farklı bir hüküm kurulması halinde, mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesinin gerekli olduğunu değerlendirmiştir (AİHM, Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, Başvuru No: 29784/07, K.T. 18/07/2013). Dolayısıyla yargı mercii, yerleşik içtihattan farklı bir karar verdiğinde, önceki içtihadı belirterek, farklı karar verilmesinin gerekçelerini ayrıntılı olarak açıklamak durumundadır. Ayrıca Avrupa Hâkimleri Danışma Kurulu (CCJE) da hâkimlerin genel olarak kanunu tutarlı bir şekilde uygulaması gerektiği görüşünü benimsemiş ve bir mahkemenin önceki içtihattan sapmaya karar verdiğinde kararında bunu açık bir şekilde belirtmesi gerektiğini değerlendirmiştir (Avrupa Hâkimleri Danışma Kurulu (CCJE), 2008/11 no.lu Adli Kararların Kalitesine Dair Görüşü).
Bu itibarla davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu Daire kararının, bireysel işlemlerin iptaline ilişkin kısmına ilişkin olarak yukarıda yer verilen gerekçenin de çoğunluk kararına eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
EK GEREKÇE
XXXX- 2802 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, sözlü sınavın nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamakta, dava konusu Yönetmelik'in "Sözlü sınavın yapılması" başlıklı 42. maddesinin ikinci fıkrasında da soruların sözlü sınav kurulu üyeleri tarafından adaylara doğrudan yöneltileceği hususundan başka, sınavın nasıl yapılacağına ilişkin düzenleme yer almamaktadır.
Dava dilekçesinde, davacı tarafından, sözlü sınavın yapılış biçimine ilişkin olarak, soyadı sırasına nazaran oluşturulan listeye göre üç adayın birlikte aynı anda sözlü sınav kurulunun huzuruna alınması ve sırayla her bir adaya soru sorma biçiminde gerçekleştirildiği iddia edilmekte olup idarece bu hususta aksi yönde bir savunmada bulunulmamıştır.
Buna göre, uyuşmazlıkta sözlü sınavın ölçme ve değerlendirme bakımından elverişli olmayan bir şekilde, birden fazla adayın sözlü sınav kurulu huzuruna alınması ve bu adayların bir arada sınava tabi tutulması suretiyle gerçekleştirildiği, adayların gruplar halinde sınava alınacağına, belli bir konu hakkında karşılıklı görüşlerini belirterek hukuksal bir tartışma yapacaklarına dair yönetmelikte bir düzenleme olmadığı, adayların her biri için tamamen bireysel değerlendirme yapılacak bir sözlü sınavın gruplar halinde yapılmasına mevzuatın izin vermediği, ayrıca gruplar halinde yapıldığında sınav kurulu üyelerinin zaman baskısı ile karşılaşacağı için her bir adaya özgü sağlıklı bir değerlendirme yapamayacağı, adayların verdiği cevaplara karşılık sınav kurulu üyelerinin yapacakları değerlendirmeleri istenilen şekilde tutanağa aktaramayacağı, her bir adaya özgü sözlü sınav kriterleri üzerinden yaptıkları değerlendirmelerin gerekçelerini tutanakta açıklamak için yeterli zaman bulamayacağı anlaşılmakta olup, bu haliyle her bir adaya özgü bireysel ve objektif bir ölçme ve değerlendirme yapılmasına imkan vermeyen dava konusu sözlü sınavda bu yönüyle de hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu Daire kararının, bireysel işlemlerin iptaline ilişkin kısmına ilişkin olarak yukarıda yer verilen gerekçenin de çoğunluk kararına eklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.