SoorglaÜcretsiz Dene

Danıştay danistay 2024/2215 E. 2025/1026 K.

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2024/2215

Karar No

2025/1026

Karar Tarihi

8 Mayıs 2025

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/2215 E. , 2025/1026 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2215
Karar No : 2025/1026

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği
VEKİLİ : Av. ...

KARŞI TARAF (DAVACILAR) : ... mirasçıları;
1- ...
2- ...
3- ...
4- ...
5- ...
...
11- ...
12- ...
VEKİLLERİ : Av. ...

İSTEMİN KONUSU : ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Şırnak ili, Merkez ... köyünde ikamet etmekte iken yörede meydana gelen terör olayları nedeniyle göç eden davacının, 11/07/2013 tarihi itibariyla köye halen dönüş yapamadığından bahisle devam eden zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini istemiyle, 30/10/2014 tarihinde Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı kararıyla;
11/07/2013 tarihinden başvuru tarihine kadar anılan köyün girişe yasak bölge ilan edilip edilmediği, yerleşime açılıp açılmadığı, köyde ikamet eden veya etmek isteyen kişilerin güvenliklerinin sağlanıp sağlanmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiğinden, Mahkemeleri tarafından, E: ... sayılı esasında görülmekte olan dava dosyasında yapılan 07/07/2014 tarihli ara kararına istinaden sunulan Şırnak İl Jandarma Komutanlığının ... tarih ve ...Pl.İşl. sayılı yazısı eki tutanakta özetle, 1993 yılından bugüne kadar köyün boş olduğu, 16/04/2013-16/07/2013 tarihleri arasında geçici askeri güvenlik bölgesi olarak ilan edildiği, köyde halen yerleşimin olmadığı, köy yolunun uzunca bir süredir kullanılmaması nedeniyle ulaşımın güçlükle sağlanabileceği, köyün mevcut jandarma karakollarına uzak bir mesafede yer aldığı, Karageçit köyü ve civarında geçmiş yıllarda yoğun terör olaylarının yaşandığı, bölgenin kayalık ve derin vadilerden oluşması nedeniyle terör örgütü mensuplarına her türlü barınma ve gizlenme olanağı sağlayabileceği, terör örgütü mensuplarınca araziye yerleştirilmiş EYP, mayın, tuzaklama bulunabileceği, bölgenin karakol ve askeri birlikler tarafından görülemeyecek ve gözetlemesi yapılamayacak derecede ölü bölgelerden oluştuğu, bölgede terör örgütü mensuplarının bulunduğu sürece kişilerin can ve mal güvenliği açısından sakıncalı olduğunun belirtildiği, öte yandan; yine Mahkemenin E:2014/865 sayılı esasında görülmekte olan dava dosyasında yapılan 07/07/2014 tarihli ara kararı ile davalı idareden istenilen belgelerin incelenmesinden ise, Şırnak Valiliği Proje Koordinasyon Merkezi Köye Dönüş Bürosunun ... tarih ve ... sayılı yazısı ve eki Şırnak İlinde Bulunan Boş/Dolu Köy ve Mazralar listesinde Karageçit köyünün halen boş olan köyler arasında yer aldığının belirtildiği, anılan yazının ve ara karara istinaden dosyaya sunulan diğer tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, söz konusu köy/mezranın halen yerleşim açısından güvenli bir yer olmadığı, mezrada patlayıcı maddelerin bulunabileceği ve belirli bazı dönemlerde askeri güvenlik bölgesi olarak girişe yasak bölge kapsamında yer aldığı anlaşıldığından, davacının Karageçit köyünde malvarlığının bulunup bulunmadığının araştırılarak 11/07/2013 yılından başvuru yaptığı tarihe kadar olan malvarlığına ulaşamama nedeniyle uğradığı zararlarının tazminine karar verilmesi gerekirken, söz konusu zararların tazmini istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 10/12/2019 tarih ve E:2019/2492, K:2019/9822 sayılı kararıyla;
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun incelendiğinde, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini bakımından iki ayrı başvuru süresinin düzenlendiği,
5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, 19/07/1987 tarihi ile Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihi arasındaki döneme ilişkin zararlar bakımından, Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvuru yapılmasının öngörüldüğü, maddede belirtilen bir yıllık süre içinde müracaat edemeyen hak sahiplerinin mağduriyetlerinin önlemesi ve söz konusu zararların sulh yolu ile karşılanması amacıyla başvuru süresinin, Kanun'a 03/01/2006 ve 30/05/2007 tarihlerinde eklenen geçici maddelerle uzatıldığı, sözü edilen yasal düzenlemelere göre, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihi arasındaki dönemde terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların karşılanması istemiyle en geç 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvurulabileceği, Kanun’un 6. maddesinde ise, Kanun'un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararların karşılanması istemiyle, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün ve her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurulabileceği, bu sürelerden sonra yapılacak başvuruların ise kabul edilmeyeceğinin hükme bağlandığı,
Buna göre, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararlar bakımından Kanun’un 6. maddesinde belirlenen süreler içinde, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihleri arasında meydana gelen zararlar bakımından ise 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde öngörülen süre içinde idareye başvurulabileceği hususunda tereddüt bulunmadığı,
Malvarlığına ulaşılamadığı iddia edilen köyün, idare mahkemesi tarafından verilen ara kararlar sonucu dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre, idareye yapılan başvuru tarihine kadar olan dönemde güvenlik nedeniyle yerleşime uygun olmaması nedeniyle boş olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin köye dönüşlerin davacı tarafın isteğine bağlı olduğu yönündeki iddiasının yerinde görülmediği,
Davacının 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki bir tarih olan 05/07/2013 tarihi sonrası için malvarlığına ulaşamama nedeniyle meydana gelen zararının karşılanması istemiyle idareye yaptığı 30/10/2014 tarihli başvurunun, Kanun’un 6. maddesi kapsamında idareye yapılmış bir başvuru olduğu, buna göre, davacının idareye başvurduğu tarihten geriye doğru bir yıllık döneme, bir başka ifadeyle 30/10/2013 tarihinden davacının idareye yapmış olduğu başvuru tarihine kadar olan dönemle sınırlı olarak Mahkemece dava konusu işlemin kısmen iptaline karar verilmesi gerekirken, Kanun'un 6. maddesinde öngörülen süre içinde idari başvuru yapılmayan 11/07/2013-30/10/2013 tarihleri arasındaki dönemi de kapsayacak şekilde dava konusu işlemin tamamının iptali yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmediği,
Öte yandan, davalı idare tarafından yeni yapılacak işlemde; kadastro çalışması tamamlanan yerlerde yapılmış ya da yapılacak keşiflerde, tespit edilen taşınmazların tapu kayıtlarının davacı taraftan isteneceği, tapu kayıtlarının bulunmaması halinde ise zilyetlik ve kadastro sonucu arasındaki farkın bilgi, belge (dava, belge, sözleşme...) ile davacı tarafından açıklanması gerektiği, açıklanmadığı takdirde keşifte tespit edilen tapusuz taşınmazların değerlendirilemeyeceği, talep edilen yerlere ilişkin mükerrer ödemelere yol açılmayacağının açık olduğu
sonucuna varılarak, ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararıyla;
Malvarlığına ulaşılamamadan kaynaklanan zararın tazmini için yapılan idari başvurunun süresinde görülmemesi nedeniyle, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2021/11655 sayılı başvuruda; "(...) Bu nedenle Bölge İdare Mahkemesinin Zarar Tespit Komisyonuna başvuru süresine ilişkin yorumunun makul olmayan, zarar konusu olayın adeta her yıl kesintiye uğrayarak tekrarlandığını kabul eden, aşırı şekilci ve başvurucunun 5233 sayılı Kanun'la getirilen tazminat imkânından yararlanmasını zorlaştıran bir yorum olduğu değerlendirilmiştir. Bu hâliyle mülkiyet hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi bakımından teorik düzeyde etkili olduğu saptanan 5233 sayılı Kanun'la oluşturulan tazminat yolu Bölge İdare Mahkemesinin bariz takdir hatası teşkil eden, şekilci ve katı yorumu sebebiyle somut olayda başarı şansı sunma kapasitesini yitirmiştir. Sonuç olarak Bölge İdare Mahkemesinin başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının esasının incelenmesini ve giderim sağlanmasını engelleyen yorumu nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.(...)" gerekçelerine yer verilerek Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verildiği gerekçesi eklenmek suretiyle, dava konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, uyuşmazlık konusu yerleşim yerini terör olayları nedeniyle terk edenlerin mal varlığına ulaşama nedeniyle oluşan zararlarının tazminine karar verildiği, mahkeme kararı bu suretle yerine getirildiğinden, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFLARIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Şırnak ili, Merkez ... köyünde ikamet etmekte iken yörede meydana gelen terör olayları nedeniyle göç eden davacının, 11/07/2013 tarihi itibariyla köye halen dönüş yapamadığından bahisle devam eden zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini istemiyle Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna yapılan 30/10/2014 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT :
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinin (d) bendinde; terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar, Kanunun kapsamı dışında tutulmuş, aynı Kanunun 'Başvurunun Süresi, Şekli, İncelenmesi ve Sonuçlandırılması' başlıklı 6. maddesinde; "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmiş, 7. maddesinde ise; hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri; terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddi zararların, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla idarece ödeneceği kurala bağlanmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun incelendiğinde, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini bakımından iki ayrı başvuru süresinin düzenlendiği görülmektedir.
5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, 19/07/1987 tarihi ile Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihi arasındaki döneme ilişkin zararlar bakımından, Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvuru yapılması öngörülmüştür. Anılan maddede belirtilen bir yıllık süre içinde müracaat edemeyen hak sahiplerinin mağduriyetlerinin önlemesi ve söz konusu zararların sulh yolu ile karşılanması amacıyla; 03/01/2006 tarih ve 26042 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 5442 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ve 30/05/2007 tarih ve 26537 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5666 sayılı Kanun'la 5233 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. madde ile 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararların ödenmesi istemiyle idareye yapılacak başvuru süreleri uzatılmıştır. Sözü edilen yasal düzenlemelere göre, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihi arasındaki dönemde terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların karşılanması istemiyle en geç 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvurulabileceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun’un 6. maddesinde ise, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararların karşılanması istemiyle, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün ve her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurulabileceği, bu sürelerden sonra yapılacak başvuruların kabul edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.
Buna göre, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararlar bakımından Kanun’un 6. maddesinde belirlenen süreler içinde, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihleri arasında meydana gelen zararlar bakımından ise 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde öngörülen süre içinde idareye başvurulabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden, malvarlığına ulaşılamadığı iddia edilen köyün, İdare Mahkemesi tarafından verilen ara kararlar üzerine dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre, idareye yapılan başvuru tarihine kadar olan dönemde güvenlik nedeniyle yerleşime uygun olmaması nedeniyle boş olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin köye dönüşlerin davacı tarafın isteğine bağlı olduğu yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir. Davalı idarenin diğer temyiz iddiaları yönünden mahkeme kararının temyiz istemi incelenmiştir.
Davacının 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki bir tarih olan 11/07/2013 tarihi sonrası için malvarlığına ulaşamama nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararının karşılanması istemiyle idareye yaptığı 30/10/2014 tarihli başvurusunun, anılan Kanun’un 6. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru olduğu açıktır. Buna göre İdare Mahkemesince, davacının idareye başvurduğu tarihten geriye doğru bir yıllık dönemle sınırlı olarak, bir başka ifadeyle 30/10/2013 tarihinden, davacının idareye yapmış olduğu başvuru tarihine kadar olan dönemle sınırlı olarak, dava konusu işlemin kısmen iptaline karar verilmesi gerekirken; Kanun'un 6. maddesinde öngörülen süre içinde idari başvuru yapılmayan 11/07/2013-30/10/2013 tarihleri arasındaki dönemi de kapsayacak biçimde dava konusu işlemin tamamının iptali yolunda verilen ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, davalı idare tarafından yeni yapılacak işlemde; kadastro çalışması tamamlanan yerlerde, tespit edilen taşınmazların tapu kayıtlarının davacı taraftan isteneceği, tapu kayıtlarının bulunmaması halinde ise zilyetlik ve kadastro sonucu arasındaki farkın bilgi, belge (dava, belge, sözleşme...) ile davacı tarafından açıklanması gerektiği, aksi takdirde tapusuz taşınmazların değerlendirilemeyeceği, talep edilen yerlere ilişkin mükerrer ödemelere yol açılmayacağı açıktır.
Öte yandan, temyize konu İdare Mahkemesi kararında atıf yapılan Anayasa Mahkemesinin 28/07/2022 tarih ve Başvuru No:2021/11655 sayılı kararı incelendiğinde;
Terör olayları nedeniyle ikamet ettiği yerden göç etmek zorunda kalan başvurucu (davacı) tarafından, 30/05/2007 tarihinden itibaren malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan maddi zararlarının 5233 sayılı Kanun uyarınca tazmin edilmesi istemiyle yapılan 06/12/2017 tarihli başvurunun, idarece zımnen reddedilmesi üzerine açılan iptal davasında;
Dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge İdare Mahkemesi tarafından, iptal kararının başvuru tarihinden geriye doğru bir yıllık dönemi kapsayan kısmı yönünden istinaf başvurusunun reddine, başvuru tarihinden geriye doğru bir yıllık dönemi aşan kısım yönünden ise istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiği ve kararın bu suretle kesinleştiği,
Anayasa Mahkemesi tarafından, anılan kararda Bölge İdare Mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde benimsenen yorumunun, bariz takdir hatası içerdiği, başvurucunun mal varlığına ulaşamama durumunun süregelen bir nitelik taşıdığı, mülkiyet hakkında yapılan müdahalenin varlığını koruduğu sürece zarar konusu olay bakımından somut bir tarih belirlenmesinin mümkün olamayacağı, bu nedenle süregelen müdahalelerde 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde belirtilen sürenin müdahalenin kesildiği tarihten başlatılması gerektiği, aksi halde müdahalenin başlangıcının altmışıncı gününden itibaren her gün başvurucunun idareye (zarar tespit komisyonuna) başvuru yapması gerektiği, bunun ise başvurucuya söz konusu hakkın tanınmasını anlamsız kılacak derecede aşırı bir külfet yükleyeceği belirtilerek, aşırı şekilci ve katı bulunan söz konusu yorum nedeniyle başvurucunun, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin, maddi zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla yürürlüğe konulmuştur. Anılan Kanun'un 7. maddesinde, kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddi zararların karşılanacağı, 6. maddesinde ise, belirtilen sebeplerle zarar gördüğünü iddia eden kişilerin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmalarının gerektiği belirtilmiş ve bu süreler geçirildikten sonra yapılacak başvuruların kabul edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.
Söz konusu yasal düzenlemeler ile, terörle mücadele kapsamında alınan tedbirler sebebiyle malvarlığına ulaşamayan kişilere, uğradıkları zararlarının tazminini sağlayacak etkili bir başvuru yolunun öngörüldüğü açıktır. Bununla birlikte, yasa koyucu tarafından, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ilkeleri gözetilmek koşuluyla, bir takım hakların kullanımına yönelik bazı süre sınırlamalarına gidilebileceği tabiidir. Böyle bir durumda, getirilen sınırlamayla korunmak istenen hukuki amaç ile kişilerin başvuru haklarının etkinliği arasında makul bir dengenin gözetilmesi, sınırlamanın haklılığı açısından gerekli ve yeterlidir.
Diğer yandan, bireylerin hak taleplerinin belirli sürelere bağlanmasındaki temel amaç, idareyi işlem ve eylemleri nedeniyle sürekli dava tehdidi altında kalmaktan kurtarmak ve bu suretle idari faaliyetlerin etkin, verimli ve kesintisiz biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır. Buna göre mevzuatta, bireylerin hak talepleri yönünden herhangi bir süre kuralı öngörülmemesinin, idarenin işlevselliğini zayıflatarak kamu yararı ve idari istikrar ilkelerine aykırı sonuçlar doğuracağı tartışmasızdır.
5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde yer alan süre kuralı, yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde, anılan kuralın bireylere tanınan temel haklar ile kamu yararı ve idari istikrar ilkeleri arasında makul bir denge sağladığı açıktır. Bu itibarla anılan süre kuralının, terör ve terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle oluşan malvarlığına ulaşamama nedeniyle oluşan maddi zararlarının tazmini istemiyle açılan davaların çözümünde esas alınmasında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi kararına konu olayda Bölge İdare Mahkemesince (Kurulumuz kararı ile aynı yönde) verilen karar incelendiğinde; anılan karar ile, davacıların tazmin taleplerinin başvuru tarihinden geriye doğru 1 yıllık dönemi kapsayacak biçimde kabul edilmesine olanak tanındığı, yani başvuru tarihinden geriye doğru 1 yıllık dönem içindeki zararların davacılara ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği, yoksa Anayasa Mahkemesi kararında yer aldığı şekliyle "başvurucunun müdahalenin başlangıcının altmışıncı gününden sonra her gün zarar tespit komisyonuna başvuru yapması gerektiği" yolunda bir kabulün söz konusu olmadığı görülecektir.
Günümüzde bireylerin hak ve özgürlükleri, başta Anayasa olmak üzere kanun ve uluslararası metinlerde yer almaktadır. Söz konusu hak ve özgürlüklerin etkin biçimde kullanılabilmesi için gerekli idari ve hukuki alt yapının tesisindeki temel yükümlülük Devlete aittir. Bununla birlikte, çeşitli haklarla donatılan bireylerin de, bu hakları kullanma, muhafaza etme ve geri alma hususunda makul bir çaba içinde olmaları gerektiği de tartışmasızdır. Böyle bir çabayı göstermeyen hak sahibinin, özen yükümlüğüne uygun davrandığından bahsedilemeyecektir.
Uyuşmazlığa bu açıdan bakıldığında, terör olayları nedeniyle göç etmek zorunda kalarak bir yıldan uzun bir süre malvarlığına ulaşamadığını iddia eden ve 5233 sayılı Kanun kapsamında zararlarının tazminini talep eden davacıdan beklenen, anılan Kanun'un 6. maddesinde öngörülen süreler içinde uğradığını iddia ettiği zararların tazmini için zarar tespit komisyonuna başvuru yapmasıdır. Bu çabayı göstermediği açık olan davacının tazminat isteminin, başvuru tarihinden geriye doğru bir yıllık dönemi aşacak biçimde kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla; terör olayları nedeniyle malvarlığına ulaşamamadan kaynaklanan zararlar yönünden, idareye başvuru tarihinden geriye doğru bir yıllık döneme ilişkin zararların davacıya ödenebileceği yolundaki Kurulumuz yerleşik içtihadının, makul, hakkaniyetli ve davacıya başvuru hakkının kullanımını anlamsız kılacak derecede aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2\. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin ...İdare Mahkemesinin temyize konu ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.


KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; ... İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.














10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim