Danıştay danistay 2024/2204 E. 2025/954 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/2204
2025/954
30 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2204
Karar No : 2025/954
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI):
... Belediye Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...
II- (DAVALILAR):
1-...
2-... Bakanlığı
VEKİLİ: Huk. Müş....
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/05/2024 tarih ve E:2023/11511, K:2024/2867 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Dördüncü Dairesinin 09/05/2024 tarih ve E:2023/11511, K:2024/2867 sayılı kararıyla;
Davalı idarelerin usule ilişkin itirazı yerinde görülmemiş,
Esas Yönünden:
Dosya, aynı işlemin iptali istemiyle başka davacılar tarafından açılan Dairelerinin E:..., E:...ve E:... sayılı dosyaları ile birlikte incelenmiş,
Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanına dair dava konusu işlemin hukuki denetiminin, Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) ile kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı yönünden ayrı ayrı yapılması gerektiği sonucuna varılmış,
Dava konusu Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) yönünden değerlendirilmesinden;
Başta İstanbul olmak üzere yoğun nüfus barındıran, sanayi ve tarımsal faaliyetlerin yoğun olarak yürütüldüğü kentlerin kıyıdaş olduğu Marmara Denizinin insan faaliyetlerinden kaynaklanan çevresel kirliliğin baskısı altında olduğunun, alana ilişkin bilimsel çalışmalarda ifade edildiği,
Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin tesisinden önceki süreçte hazırlanan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Gerekçe Raporunda; Dünya üzerinde tamamı tek bir ülkenin sınırları içinde yer alan, İstanbul, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Kocaeli, Tekirdağ ve Yalova illerine kıyısı olan yaklaşık 11.350 kilometre kare yüzölçümlü Marmara Denizine ilişkin denizel biyolojik çeşitliliğe ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verildiği, deniz yüzeyinin Ege Denizine doğru akan Karadeniz kökenli, dibinin ise Karadenize doğru akan Akdeniz kökenli tuz, sıcaklık ve oksijen oranı bakımından farklı su kütlelerinden oluştuğu, sahip olduğu farklı ekolojik ve oşinografik özellikleri ile jeomorfolojik yapısıyla özel bir iç deniz olduğu, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Akdeniz ve Karadenizi birbirine bağlayan stratejik öneme sahip bir su yolu olmasının yanında Akdeniz ve Karadeniz kökenli türler için hem bir bariyer hem de ekolojik koridor görevi gördüğü, biyolojik çeşitlilik bakımından iki deniz arasında bir göç yolu oluşturduğu, doğal yapısı, zengin flora-faunası, sosyo kültürel dokusu ile söz konusu sahip olduğu varlıkların bütüncül bir anlayışla değerlendirilerek korunması ve ekosistemle uyumlu sürdürülebilir kullanımların hedeflenmesinin zorunlu olduğu nadir yerlerden olması nedeniyle, Özel Çevre Koruma Bölgesi olmasının gerekliliklerine sahip bulunduğu tespitlerine yer verildiği, öte yandan, Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinde biyolojik çeşitliliğin (flora-fauna) tespiti, endemik, nadir, nesli tehdit ve tehlike altında olan tür ve habitatların sınıflandırılması, bölgelenmesi, tehditlerinin ve korunmasına esas verilerin ortaya konması, koruma ve kullanma ilkelerinin belirlenmesini ve yönetilmesini sağlamak üzere karar vericilere yol göstermesi amacıyla konusunda uzman 37 akademisyenin görev aldığı "Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi (Kara-Kıyı ve Denizel Alanda) Biyolojik Çeşitlilik Araştırma Projesinin" yürütüldüğünün davalı idare tarafından beyan edildiği,
Bu bağlamda, Marmara Denizinin, Türkiye ve Dünya ölçeğinde nadir biyolojik, ekolojik ve jeomorfolojik özellikleri içeren, canlı tür ve çeşitleri bakımından endemik, nadir ve nesli tehdit ve tehlike altında olan türleri barındıran, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan alan olarak kabulünde duraksama bulunmadığı,
Bu durumda, Marmara Denizinin yukarıda belirtilen nitelikleri dikkate alınarak, çevre kirlenmesi ve bozulmasına karşı korunması, doğal güzelliklerin gelecek nesillere intikalinin teminat altına alınması amacıyla mevzuata uygun biçimde Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilân edildiği sonucuna varıldığı,
Öte yandan, kıyıların ve sahil şeritlerinin koruma ve kamu yararına kullanma esaslarının Kıyı Kanun'u ile belirlendiği, anılan Kanun'da kıyı kenar çizgisi, deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyı çizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturduğu kumluk, çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğal sınırı olarak tanımlandığı ve kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulünün düzenlendiği,
Kıyı kenar çizgisinin tespit, onay ve yürürlüğe girme usulüne ilişkin olarak Kıyı Kanunu'nda yer alan düzenlemeler, deniz, tabii ve suni göller ve akarsularda kıyı kenar çizgisinin tespiti, kıyıların kullanılması ve korunması ile kıyılarda, doldurma ve kurutma yoluyla kazanılan alanlarda, deniz ve göllerin kıyılarının devamı niteliğinde olan sahil şeritlerinde planlama ve uygulama esaslarını belirlemek amacıyla 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5. ve 16. maddelerine dayanılarak hazırlanan Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te anılan Kanun'a uygun olarak detaylandırılmış ve bu usule göre belirlenmiş olan kıyı kenar çizgisinin hangi koşullarla değiştirilebileceğinin tahdidi olarak sayıldığı,
Artan sanayileşme, nüfus artışı ve kentleşmeden kaynaklanan çevresel kirliliğin yalnızca Marmara Denizinin değil kıyılarının da ekolojik dengesini olumsuz etkilediği, Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanıyla hedeflenen amaca ulaşılabilmesi için kıyı ve denizel alanın bütünsel olarak değerlendirilerek koruma kullanma dengesinin belirlenmesi gerektiği, kaldı ki yukarıda belirtildiği üzere Kıyı Kanunu'nda ve Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'te onaylı kıyı kenar çizgilerinin itiraz üzerine hatalı olduklarının tespiti halinde değiştirilmelerine dair usulün düzenlendiği, ayrıca idarece devam ettiği belirtilen Biyolojik Çeşitlilik Araştırması Projesi kapsamında elde edilecek bilimsel verilerin analizi neticesinde gerekçesi ortaya konularak Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarının her zaman değiştirilebileceği göz önüne alındığında, davacının kıyı kenar çizgisi esas alınarak Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanının hukuka aykırı olduğu iddiasına itibar edilmediği,
Dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden değerlendirilmesine gelince;
Dava konusu işlemle ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisinde karasal alan olarak Prens Adaları (Büyükada, Heybeliada, Burgaz Adası, Kınalı Ada, Sedef Adası, Tavşan Adası, Kaşık Adası, Vordonos Kayalıkları, Sivriada, Yassıada), Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarının (Avşa Adası, Paşalimanı Adası, Ekinlik Adası, Koyun Adası) yer aldığı,
Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin tesisinden önceki süreçte hazırlanan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Gerekçe Raporunda; Prens Adaları, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarına ilişkin tespit ve değerlendirmelere yer verildiği, bu kapsamda, Prens Adalarının çevresel, jeolojik, biyolojik, tarihi ve arkeolojik özelliklerine ilişkin bilgilere ve alandaki biyoçeşitliliğe ilişkin değerlendirmelere yer verildiği, Kapıdağ Yarımadası ile Marmara Adasının çevresel, jeolojik, biyolojik özelliklerine ilişkin bilgilere yer verildiği, Marmara Adalarına ilişkin olarak ise sadece genel olarak coğrafi, tarihi ve arkeolojik bilgilere yer verilmekle yetinildiğinin anlaşıldığı,
Anılan Gerekçe Raporunda; teklife konu alanın doğal değerler açısından özellikli denizel alan olduğu, Marmara Denizini koruyabilmek için adalarla birlikte planlanarak yönetilmesi gerektiği, bu nedenle alan için en uygun koruma statüsünün "Özel Çevre Koruma Bölgesi" olmasının öngörüldüğü tespitlerine yer verilerek, bu tespitler yukarıda sayılan karasal alanların (adaların) dava konusu Özel çevre Koruma Bölgesi sınırlarına dahil edilmesine gerekçe olarak sunulduğu,
Öte yandan, davalı idarece, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından doğal sit alanlarının yeniden değerlendirilmesi kapsamında 2014 yılında başlatılan Adalar 1., 2. ve 3. Derece Doğal Sit Alanı ve Sürdürülebilir Kontrollü Kullanım Alanı Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporunun 2016 yılında tamamlandığı, elde edilen verilerin değerlendirilmesinden alanın Özel Çevre Koruma Bölgesi olması gerektiğinin anlaşıldığı, Adalar İlçesinin büyük bir kısmının doğal sit alanı olarak tescil edilmiş alanlardan oluştuğu, plan onama yetkisinin zaten idarelerinde olduğu, dava konusu Özel Çevre Koruma Bölgesinde kalan kıyı alanlarında da plan onama yetkisinin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanından önce de idarelerinde bulunduğu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanan "Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi, Adalar 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı" ve... tarih ve...sayılı İller Bankası A.Ş.ye yetki verilmesine dair Adalar Belediye Meclisi kararı kapsamında İller Bankasınca hazırlatılan "Adalar 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planının" Bakanlığın 12/05/2023 tarih ve 6419988 sayılı Olur'u ile onaylandığının beyan edildiği,
Bu durumda, Marmara Denizinin biyoçeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanarak gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla kıyı kenar çizgisi esas alınarak ilan edilen dava konusu özel çevre koruma bölgesine, kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan diğer karasal alanlardan farklı olarak Adaların (dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı) dahil edilmesinin, Prens Adalarının büyük kısmının zaten doğal sit alanı olduğu, buralara ilişkin planlama yetkisinin zaten davalı idareye ait olduğu, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarına ilişkin olarak ise yeterli bilimsel araştırma ve yerinde yapılan gözlemler sonucunda elde edilen verilere dayanılmadığı göz önünde bulundurulduğunda, işlevsel ve ihtiyaç dahilinde olduğunun davalı idarece ortaya konulamadığı, Prens Adalarının mevcut koruma statüsünde korunmasının yeterli görülmemesinin, alanın daha üst bir koruma statüsünde korunması gerektiğinin nedeninin bilimsel verilere ve objektif kriterlere dayanılarak gerekçelendirilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanına dair işlemin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle,
Dava konusu 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden iptaline; Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) yönünden reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 14. ve 15. maddesinde yer alan düzenlemeler uyarınca davalı idare tarafından tespit raporu ve tespit fişi hazırlanması gerekirken buna dair dava dosyasına herhangi bir belge ve bilgi sunulmadığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından herhangi bir tespit raporuna dayalı olmayan Gerekçe Raporunun dosyaya sunulduğu, bu haliyle mevzuatın aradığı koşulları sağlamayan, somut ve bilimsel verilere dayalı olmayan gerekçe raporu esas alınarak redde ilişkin hüküm kurulmasının açıkça mevzuata ve hukuka aykırı olduğu, dava konusu işlemin kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı açısından salt planlamaya dair yetkiden yola çıkarak ve aşamalarda davalı idare tarafından çalışması devam eden bilimsel araştırmalar bittiğinde sınır düzeltmeleri yapılmasının önünde yasal engel olmadığı gibi bir gerekçeyle bu kısma ilişkin olarak ret kararı verilmesinin de hukuka aykırı olduğu belirtilerek temyize konu Daire kararının redde ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, deniz ve ada ekosistemleri ve bu iki ekosistem arasında önemli ve özel geçiş bölgeleri olan kıyı ekosistemlerinin, birbirlerini tamamlamaları ve etkilemeleri sebebiyle, koruma ilkeleri gereği ayrı düşünülemeyeceği gibi devam etmekte olan biyolojik çeşitliliğin araştırılması projesi ve birçok bilimsel veri ile alanın korunmasının önemi ortaya konulmuş iken, adaların Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsünün kaldırılmasının kontrolsüz uygulamalar sonucu geri dönüşü olmayan olumsuzluklara ve tahribata yol açacağı belirtilerek temyize konu Daire kararının iptale ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI :
Davacı tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın iptale ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu, temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı idareler tarafından, Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın redde ilişkin kısmının usul ve hukuka uygun bulunduğu temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ: Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarelerin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
İLGİLİ MEVZUAT :
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması" başlıklı 56. maddesinde, "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir." hükmüne yer verilmiştir.
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanun'un amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olarak kabul edilmiş; 2. maddesinde, sürdürülebilir çevre "Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fiziki vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci..." olarak; sürdürülebilir kalkınma ise "Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişme" olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanun'un "Çevrenin korunması" başlıklı 9. maddesinin (d) bendinde; ''Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plân ve projelerin hangi bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.'' hükmüne, (h) bendinde; "Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır. Atıksu yönetimi ile ilgili politikaların oluşturulması ve koordinasyonunun sağlanması Bakanlığın sorumluluğundadır.(...) Alıcı su ortamlarına atıksu deşarjlarına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiş, 13/11/1989 tarih ve 20341 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinde ise, Bakanlar Kurulunca ilan edilen ve ilan edilecek "Özel Çevre Koruma Bölgeleri" hakkında bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.
19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; ... özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasların belirlenmesidir." hükmüne yer verilmiş, 4. maddesinin (ö) bendinde "Korunan alan: Biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; ... özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanları" olarak, (ş) bendinde "Özel çevre koruma bölgesi: Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları" olarak tanımlanmış, 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; "Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez." hükmüne, (c) bendinde; "Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi ve hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre veya gerekli görülmesi durumunda ise en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılarak belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin "Özel çevre koruma bölgelerinin tespit ilke ve esasları" başlıklı 13. maddesinde, "(1) Aşağıdaki özelliklerden bir ya da birkaçını ihtiva eden bölgeler özel çevre koruma bölgeleridir. a) Türkiye ve dünya ölçeğinde nadir biyolojik, ekolojik ve jeomorfolojik özellikleri içeren b) Kara ve su ekosistemi bir bütünlük ve devamlılık gösteren c) Canlı tür ve çeşitleri bakımından endemik, nadir ve nesli tehdit ve tehlike altında olan türleri barındıran ç) Doğal, tarihi, ve kültürel değerler açısından milli ve milletlerarası önemi haiz, ancak kentleşme, ulaşım, turizm, tarım ve sanayi gibi sektörlerin tehdidi ve baskısı altında ekolojik açıdan hassas olan alanları içeren d) Gelişmiş yerleşme bölgeleri dışında kalan, ekolojik değerleri esas alarak korunması ve geliştirilmesi gereken e) Sahip olduğu biyolojik ve ekolojik özelliklerin bozulmadan devamlılığını sağlayacak, çevresindeki mekan ve sektörel ilişkiler itibarıyla bütünlük taşıyan, ekosistem bütünlüğünü sağlayan f) Doğal ya da yarı doğal ekosistemleri temsil eden, önemli ya da tehlike altındaki tür popülasyonlarını içeren g) Doğal ve kültürel etkileşimin ve geleneksel kullanımın devamlılığını sağlayan ğ) Doğal yaşam gerekleri göz önüne alınarak uygun faaliyetlere olanak sağlayan (2) Genel Müdürlük talebe bağlı olarak veya resen tespit yapabilir." hükmüne yer verilmiş, tespit aşamasında düzenlenecek belgelerin düzenlendiği 14. maddesinde hangi özelliği dolayısıyla tespit edileceğini belgeleyen tespit raporu ve tespit fişi ile taşınmazın yerini ve sınırlarını gösterir pafta, ada, parsel numarasını içeren harita ve ülke koordinat sisteminde UTM-GK 3 derecelik ED50 aplikasyon krokisi, tespit için asgari bulunması gereken bilgi, belge ve dökümanlar arasında sayılmış, 15. maddesinde 14. maddeye göre hazırlanan bilgi ve belgelerin Genel Müdürlükçe değerlendirileceği düzenlenmiş, 18. maddesinde "13. maddede belirtilen kriterler çerçevesinde tespit edilen alanlar ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri ile birlikte Genel Müdürlük tarafından Bakanlık Makamına ve Bakanın teklifi ile de (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanına sunulur. Konu hakkındaki (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanı kararının Resmî Gazete’de yayımı ile tescil işlemi tamamlanır." kuralına yer verilmiştir.
Yönetmeliğin Geçici 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce herhangi bir korunan alan statüsü verilmiş alanların koruma statüsünün, bu Yönetmelik gereğince yeniden değerlendirme yapılıncaya kadar devam ettirileceği, Geçici 2. maddesinde ise korunan alanlar ile ilgili olarak yeniden değerlendirme taleplerinin; bilimsel temelli rapora dayanması ve Bakanlıkça hazırlanacak olan teknik esaslara uygun olması kaydıyla bu Yönetmelik kapsamında değerlendirileceği, koruma amaçlı imar planı bulunan alanlarda 5. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde geçen ekolojik temelli bilimsel araştırma yapılmasına, bilimsel araştırma içeriğine ve süresine bölge komisyonlarınca karar verileceği düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, 10/07/2019 tarih ve 30474 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 109. maddesinin (b) bendinde; "Tabiat varlıkları ve doğal sit alanları ile özel çevre koruma bölgelerinin tespit, tescil, onay, değişiklik ve ilanına dair usul ve esasları belirlemek ve bu alanların sınırlarını tespit ve tescil etmek, yönetmek ve yönetilmesini sağlamak", (c) bendinde ise "c) Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan diğer alanların kullanma ve yapılaşmaya yönelik ilke kararlarını belirlemek ve her tür ve ölçekte çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak, yaptırmak, değiştirmek, onaylamak, uygulamak veya uygulanmasını sağlamak" Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Daire kararının, dava konusu Marmara ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalan kısmı (Marmara Denizi) yönünden temyizen incelenmesinden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Dördüncü Dairesi kararının anılan kısmı, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup davacının temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Daire kararının, dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı (Adalar) yönünden temyizen incelenmesine gelince;
Uyuşmazlıkta, Danıştay Dördüncü Dairesince her ne kadar; Marmara Denizinin biyoçeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilirliliğinin sağlanarak gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla kıyı kenar çizgisi esas alınarak ilan edilen dava konusu özel çevre koruma bölgesine, kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan diğer karasal alanlardan farklı olarak Adaların (dava konusu Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesinin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmı) dahil edilmesinin Prens Adalarının büyük kısmının zaten doğal sit alanı olduğu, buralara ilişkin planlama yetkisinin davalı idareye ait olduğu, Kapıdağ Yarımadası, Marmara Adası ve Marmara Adalarına ilişkin olarak ise yeterli bilimsel araştırma ve yerinde yapılan gözlemler sonucunda elde edilen verilere dayanılmadığı göz önünde bulundurulduğunda, işlevsel ve ihtiyaç dahilinde olduğunun davalı idarece ortaya konulamadığı Prens Adalarının mevcut koruma statüsünde korunmasının yeterli görülmemesinin, alanın daha üst bir koruma statüsünde korunması gerektiğinin nedeninin bilimsel verilere ve objektif kriterlere dayanılarak gerekçelendirilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde dava konusu işlemin Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarını belirleyen kıyı kenar çizgisinin kara tarafında kalan kısmında (Adalar) hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle anılan kısmın iptaline karar verilmiş ise de dosyada yer alan ve davalı idare tarafından, dava konusu işlemin tesisinden önceki süreçte hazırlanan Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi Gerekçe Raporundan; teklife konu alanın doğal değerler açısından özellikli denizel alan olduğu, Marmara Denizini koruyabilmek için adalarla birlikte planlanarak yönetilmesi gerektiği, bu nedenle alan için en uygun koruma statüsünün "Özel Çevre Koruma Bölgesi" olduğu tespitlerine yer verilerek, bu tespitlerin karasal alanların (adaların) dava konusu Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırlarına dahil edilmesine gerekçe olarak sunulduğu görülmüştür.
Bu durumda, dava konusu işlemin dayanağı gerekçe raporunda yer alan tespitler göz önüne alındığında, deniz ve ada ekosistemleri ve bu iki ekosistem arasında önemli ve özel geçiş bölgeleri olan kıyı ekosistemlerinin, birbirlerini tamamlamaları ve etkilemeleri sebebiyle, koruma ilkeleri gereği ayrı düşünülemeyeceği gibi devam etmekte olan biyolojik çeşitliliğin araştırılması projesi ve birçok bilimsel veri ile alanın korunmasının önemi ortaya konulmuş iken, adaların Özel Çevre Koruma Bölgesi statüsünün kaldırılmasının kontrolsüz uygulamalar sonucu geri dönüşü olmayan olumsuzluklara yol açabileceği sonucuna ulaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırılık, temyize konu Daire kararının iptale ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davacının temyiz isteminin reddine, davalı idarelerin temyiz istemlerinin ise kabulüne,
2.Danıştay Dördüncü Dairesinin temyize konu 09/05/2024 tarih ve E:2023/11511, K:2024/2867 sayılı kararının redde ilişkin kısmının ONANMASINA, iptale ilişkin kısmının BOZULMASINA,
3.Bozulan kısım yönünden yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Dördüncü Dairesine gönderilmesine,
4\. Kesin olarak, 30/04/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-Dava, 05/11/2021 tarih ve 31650 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca bazı alanların Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması yolundaki 04/11/2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemiyle açılmıştır.
Temyiz istemine konu karara ilişkin dosyanın incelenmesinden; iptali istenilen Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi'nin sınırlarının, Marmara Denizi'nin kıyı kenar çizgisi esas alınarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin 1.fıkrasının (d) bendinde; "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanlarını, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynakların gelecek kuşaklara ulaşmasını emniyet altına almak üzere gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit ve ilan etmeye, bu alanlarda uygulanacak koruma ve kullanma esasları ile plan ve projelerin hangi bakanlıkça hazırlanıp yürütüleceğini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir." hükmüne yer verilmiştir.
19/07/2012 tarih ve 28358 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinin (ö) bendinde, Korunan alan'ın; biyolojik çeşitliliğin, doğal ve bununla ilişkili kültürel kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması amacıyla ilgili mevzuata göre yönetilen; milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, doğal sit alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve benzeri koruma statüsü bulunan kara, su ya da deniz alanlarını ifade edeceği belirtilmiş, (ş) bendinde ise Özel Çevre Koruma Bölgesi; "Ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi haiz, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı, biyolojik çeşitliliğin, doğal kaynakların ve bunlarla ilgili kültürel kaynak değerlerinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekli olan ve (Değişik ibare:RG-16/3/2020-31070) Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilen kara, su ve deniz alanları" olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin "Korunan alanlara ilişkin genel ilkeler" başlıklı 5. maddesinde, "Korunan alanların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve korunmasında aşağıdaki ilkelere uyulur.
a) Korunan alanların statüsünün belirlenmesi ve değerlendirilebilmesi için zamana bağlı değişimleri ortaya koyan ekolojik süreçler tanımlanır.
b) Herhangi bir korunan alanın güncel durumu tespit edilmeden, o alanın korunan alan statüsü yeniden değerlendirilemez.
c) (Değişik:RG-19/2/2013-28564) Korunan alanların güncel durumu; alanın biyolojik çeşitliliği, hidrolojisi ve hidrojeolojisi başta olmak üzere her açıdan durumu hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre veya gerekli görülmesi durumunda ise en az ardışık dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimselaraştırma yapılarak belirlenir.
ç) (Ek:RG-19/2/2013-28564) Doğal sit ilanı ile ilgili talepler veya Genel Müdürlükçe incelenmesi uygun görülen alanlar hakkında hazırlanacak ön değerlendirme raporu sonucuna göre doğal sit özelliği taşımayan talepler değerlendirmeye alınmaz, alanın doğal sit özelliği taşıdığının belirlenmesi durumunda ise ardışık en az dört mevsimi kapsayan ekolojik temelli bilimselaraştırma yapılarak koruma statüsü belirlenir.
d) Herhangi bir korunan alanın statüsünün değerlendirilmesi için belirlenecek araştırma alanısınırları; korunan alanın konumu, büyüklüğü ve doğal eşiklerle ilişkisi göz önüne alınarak tespit edilir.
..." hükümlerine yer verilmiştir.
Yine aynı Yönetmeliğin "Özel çevre koruma bölgelerinin tespit ilke ve esasları" başlıklı 13. maddesinin 1. fıkrasında, özel çevre koruma bölgelerinin ihtiva etmesi gereken özellikler sayılmış ve aynı maddenin 2. fıkrasında, Genel Müdürlüğün talebe bağlı olarak veya resen tespit yapabileceği düzenlenmiştir.
Ayrıca Yönetmeliğin "Tespit aşamasında düzenlenecek belgeler" başlıklı 14. maddesinde; "Tabiat varlığı, doğalsit alanı ve özel çevre koruma bölgelerinin tespiti için asgari aşağıda yer alan bilgi, belge ve dokümanların bulunması aranır.
a) Hangi niteliği ve özellikleri sebebi ile tespit edileceğini belgeleyen tespit raporu ve tespit fişi
.
.." kuralına yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; bir alanın özel çevre koruma bölgesi ilan edilmeden önce ülke ve dünya ölçeğinde ekolojik önemi olan, çevre kirlenmeleri ve bozulmalarına duyarlı toprak ve su alanı olduğunun ve bu kapsamda Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasında sayılan özelliklere sahip olup olmadığının tespiti ve bu niteliklere sahip olduğu tespit edilen alan esas alınarak özel çevre koruma bölgesinin sınırlarının belirlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, yukarıda yer verilen tespitler yapılmadan kıyı kenar çizgisi esas alınmak suretiyle sınırları belirlenen Marmara Denizi ve Adalar Özel Çevre Koruma Bölgesi ilanına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, temyize konu kararın davanın reddine ilişkin kısmına yönelik davacıların temyiz isteminin kabulü ve anılan kısmın bozulması; iptale ilişkin kısmına yönelik davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi ve bu kısmın yukarı belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
KARŞI OY
XX-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Dördüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararının bozmaya ilişkin kısmına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.