Danıştay danistay 2024/2045 E. 2025/964 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/2045
2025/964
30 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/2045
Karar No : 2025/964
TEMYİZ EDEN (DAVALI) :... Genel Müdürlüğü
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACI) ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde sahne makinisti olarak görev yapan davacının, 31/08/2013 - 03/09/2013 tarihleri arasında KKTC'de gerçekleştirilen turne dönüşünde, Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü tarafından dekor kamyonunda yapılan aramada 538 adet içki ve 22 paket çay tespit edilmesi sebebiyle kamyona el konulması neticesinde, Kültür Bakanlığı Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen soruşturma raporuna istinaden Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Disiplin Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, hizmet sözleşmesinin, İdari Hizmet Sözleşmesi'nin 4. ve 46. maddeleri ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) ve (j) alt bentleri gereğince feshedilmesine dair işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
Mahkemelerinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının Danıştay Onikinci Dairesinin 17/03/2021 tarih ve E:2020/377, K:2021/1428 sayılı kararı kararı ile bozulması üzerine bozma kararına uyularak;
Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından, 31/08/2013-03/09/2013 tarihleri arasında KKTC'de gerçekleştirilen "Hürrem Sultan" isimli oyunun dönüşünde, dekor kamyonunda Mersin Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü tarafından yapılan aramada 538 adet içki ve 22 paket çay tespit edilmesi ve kamyona el konulması sebebiyle başlatılan disiplin soruşturması sonucunda ...tarih ve ..., ... sayılı soruşturma raporu düzenlendiği, davacı hakkında "538 adet içki ele geçirilmiş olmasına rağmen sandıklara içki koyduklarını beyan edenlerin söyledikleri miktarın toplamının yaklaşık 200 şişe kadar olduğu, dolayısıyla 340 kadar şişe içkinin daha teknik ekipten birileri tarafından sandıklara konulduğu, davacının kamyona dekorların yüklenmesinden sorumlu olduğu ve bilgisi olmadan kamyona bir şey yüklenmesinin imkansız olduğu, Kıbrıs'ta alışverişe çıktığı, marketten market sahibinin aracına koliler yüklerken, yine tiyatro ve otel önünde aynı araçtan koliler indirip tiyatro ve otele taşırken görenlerin bulunduğu, hiç ihtiyaç yokken büyük ebatlarda siyah bir sandığın tıra yüklenildiği, kamyondan içki çıkması üzerine toplantı yapıldığı, davacının kendisini aklamak için gerçek dışı beyanda bulunduğu" yönünde tespitler yapıldığı ve Disiplin Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla davacının İdari Hizmet Sözleşmeleri'nin 4. ve 46. maddeleri ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/E-(g) ve (j) maddeleri uyarınca hizmet sözleşmesinin feshedildiği; diğer yandan, davacının ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, "eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokmak" suçundan 1 yıl, 8 ay hapis cezası ile 80,00-TL- adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezanın ertelenmesine karar verilmiş ise de, anılan Ceza Mahkemesi kararının, ... Asliye Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun hükümlerinin sanık lehine olduğu gerekçesiyle davacı yönünden kaldırılmasına, bu kapsamda, davacının "eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın ülkeye sokmak" suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezası ile 40,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin anlaşıldığı,
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında, "Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır." denilmek suretiyle memurlar ve diğer kamu görevlilerinin, özlük hakları bakımından yasal güvenceye kavuşturulduğu, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin statü haklarını doğrudan etkileyen disiplin işlemlerinin "diğer özlük işleri" kavramı kapsamına girdiğine kuşku bulunmadığı,
Kanuni düzenleme ilkesinin, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade ettiği, bu niteliği taşıyan bir yasal düzenleme ile uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi konusunda yürütme organına yetki verilmesinin, kanuni düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmayacağı,
Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz." hükmü ile "suçun kanuniliği" ilkesi; üçüncü fıkrasında da "Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." hükmü ile "cezanın kanuniliği" ilkesi getirildiği, Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan "suçta ve cezada kanunilik" ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmekte olduğu, kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri gerektiği düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının amaçlandığı,
Anayasa’nın 38. maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığı, her ikisinin de bu maddede öngörülen ilkelere tabi olduğu, adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırı ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı bir hukuki değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisinin de cebir içermekte olduğu,
Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmamasının ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturduğu, adli para cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine olanak tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti bağlayıcı cezaların kural olarak adli suçlar yönünden geçerli olabilmesi, idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanmasının, işin mahiyetine uygun düşmediği, bu bağlamda, yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerektiği,
Buna karşılık, "suçta ve cezada kanunilik" ilkesinin daha esnek uygulandığı idari suçlar yönünden de suç ve cezalara ilişkin düzenlemelerin yalnızca kanun metninde yer almasının yeterli olmadığı, Anayasa Mahkemesinin 14/01/2015 tarih ve E:2014/100, K:2015/6 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, söz konusu düzenlemelerin içerik bakımından da belirli amacı gerçekleştirmeye elverişli olması gerektiği, bu açıdan kanun metninin, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olması gerektiği, bu nedenle, belirli bir kesinlik içinde kanunda hangi fiile hangi hukuksal yaptırımın bağlandığının bireyler tarafından bilinmesi ve eylemlerin sonuçlarının öngörülebilmesinin gerektiği,
Disiplin cezalarının, kamu hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla öngörülmüş, yapma veya yapmama biçiminde beliren davranış kurallarının ihlali hâlinde uygulanan, yasal olarak düzenlenmiş idari yaptırımlar olduğu, kamu hizmetlerini yürütenlerin görev, yetki ve sorumluluklarının kamu hizmeti ve hizmet gerekleri ile sınırlandırıldığı, bu sınırlar dışına çıkanların ise disiplin cezaları ile cezalandırılmalarının ilgili kanunlarda öngörüldüğü,
Yukarıda açıklananlar ışığında, disipline ait yaptırımların sadece kanunla düzenleneceği, kanun dışında tüzük, yönetmelik ve diğer alt düzenleyici işlemlerle disiplin cezasını gerektiren fiil ve hareketlerin belirlenmesinin ve buna göre disiplin cezası verilmesinin hukuken mümkün olmadığının anlaşıldığı,
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun Ek Geçici 12. maddesi uyarınca, davalı idarede sahne makinisti (uzman memur) olarak görev yapan davacı hakkında 5441 sayılı Devlet Tiyatrosu Personeli Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, söz konusu Kanun'un 19. maddesinin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki düzenlemesinde, sanatkarların disipline ilişkin işlemlerinin bir tüzük ile belirleneceği hükmüne yer verildiği, ancak bugüne kadar bu konuda bir tüzük çıkarılmamış olduğu, idari hizmet sözleşmelerine disipline ilişkin hükümler konulmak suretiyle, sözleşmeli personelin disiplin işlerinin sözleşme hükümlerine tabi kılındığının anlaşıldığı,
Bu durumda, disipline ait yaptırımların sadece kanunla düzenlenmesi gerekirken, idari hizmet sözleşmesinde düzenlenen disiplin cezasının, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine ve Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanan “kanuni düzenleme” ilkesine aykırılık oluşturması nedeniyle, idari hizmet sözleşmesine dayanılarak Disiplin Kurulunca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin karar düzeltme aşamasında verilen 31/10/2023 tarih ve E:2023/4895, K:2023/5454 sayılı kararıyla;
5441 sayılı Kanun hükümlerine göre uzman memurlarla yapılacak sözleşme esas ve ilkelerinin tüzükle düzenlenmesi gerektiği, belirtilen konuda bugüne kadar tüzük çıkarılmamış olmakla birlikte, bu durumun anılan Kanun hükümlerinin uygulanmasına engel oluşturmayacağı, Kanun'da, sözleşmeli uzman memur çalıştırılması, tüzük çıkarılması koşuluna bağlanmadığından, Kanun hükümlerinin uygulanmasının tüzük çıkarılmasına kadar ertelenmesinin de söz konusu olamayacağı, esasen Kanun'un yürürlüğe girdiği 1949 yılından bu yana tüzüğün çıkarılmamış olması karşısında, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün sözleşmeli uzman memur çalıştırmadan faaliyetini sürdürebilmesinin de düşünülemeyeceği,
Tüm bu bilgiler ışığında, anılan Kanun hükmüyle sözleşmeli uzman memur statüsünün düzenlendiği ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne uzman memurlarla idari sözleşme yapma yetkisi tanındığı, ayrıca Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün, Kanun gereği farklı statülerde istihdam edeceği bu personelin niteliklerini ve disiplin hükümleri de dahil olmak üzere yükümlülüklerini belirleme hususunda yetkili kılındığının anlaşıldığı,
Dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin sahip olduğu bu yetkiler kapsamında davacı ile imzalanan İdari Hizmet Sözleşmesi'nin 46. maddesinde, sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde, 657 sayılı Kanun'un 125. maddesinde yer alan disiplin hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş olup, İdare Mahkemesince de bu doğrultuda bir değerlendirme yapılması gerektiği,
Bu itibarla, işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, disipline ait yaptırımların sadece kanunla düzenlenmesi gerekirken, idari hizmet sözleşmesinde düzenlenen disiplin cezasının, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine ve 128. maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanan “kanuni düzenleme” ilkesine aykırılık oluşturması nedeniyle, idari hizmet sözleşmesine dayanılarak Disiplin Kurulunca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle verilen dava konusu işlemin iptali yolundaki ...İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
2577 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) ve (4) numaralı fıkraları gereğince kural olarak bozma kararlarının iki kategoriye ayrılmasının mümkün olduğu, temyiz incelemesine konu kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayanılarak verilmesi nedeniyle söz konusu noksanlığın tamamlanarak yeniden karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararlarının da verildiği gibi temyize konu kararla ulaşılan sonucun hukuka uygun olmaması nedeniyle de verilebildiği, bu noktada eksik inceleme nedeniyle verilen bozma kararına uyularak söz konusu eksikliğin tamamlanmasından sonra verilen kararlar yönünden Danıştayca nihai kararın hukuka uygunluğu hakkında henüz kesin bir değerlendirmenin yapılmaması nedeniyle usule ilişkin kazanılmış haktan söz edilemeyeceği, buna karşılık Danıştayın nihai kararın hukuka uygunluğu hakkında kesin bir yargıda bulunduğu ve uygulamada kesin bozma olarak belirtilen kararların sonucu itibarıyla usule ilişkin kazanılmış hak oluşturduğu, (bkz. AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, § 8).
Usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin; ilk derece mahkemeleri bakımından mahkemenin bozma kararına uyması hâlinde artık bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve/veya hüküm vermek zorunda olmasını, ayrıca bozma kararı dışında kalan kısım hakkında yeniden inceleme yaparak karar verememesini; temyiz mercii yönünden ise bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle kendisinin de bağlı olmasını ve bozma kararı dışında kalan kısım hakkında tekrar inceleme yapamamasını ifade ettiği, (AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, § 4).
İlk olarak Yargıtay içtihadıyla kabul edilen usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin, idari yargılama usul hukukunda Danıştay tarafından da uygulandığı, Yargıtay ve Danıştay içtihadında usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinin salt kavramsal tanımıyla bağlı kalınmak suretiyle anılan ilkenin uygulanmasında kategorik ve şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı, uyuşmazlığın özel şartlarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiğinin görüldüğü, bu çerçevede kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmiş olması, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi veya Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda ilgili dosyada ihlal kararı verilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usule ilişkin kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde içtihat geliştirildiği, (bkz. AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020, §§ 18-26).
Benzer şekilde 2577 sayılı Kanun’un 18/06/2014 tarihinde değiştirilen 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasında Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde bu kararın temyiz incelemesinin bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılacağının hükme bağlandığı ancak bu kuralın istisnalarına dair herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, söz konusu kural açısından itiraz başvurusu üzerine söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılığı iddiasının Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E.2019/115, K.2020/31 sayılı kararında incelendiği, Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinde maddi ve hukuki şartlarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen heyet oluşumunun değişmediği, heyetin görüş değiştirmesi ya da aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlaması gibi nedenlerle bozma kararının aksi yönünde kararlar verilmesi nedeniyle anılan düzenlemenin gerekliliğine dikkat çekildiği, öte yandan söz konusu düzenlemenin hukuki istikrarı, belirlilik ve öngörülebilirliği sağlamak, yargı kararlarına olan güveni ve bu kararlardan doğan haklı beklentileri korumak, davaların daha az giderle ve makul bir süre içinde kesin hükme bağlanmasını sağlamak suretiyle hukuk devleti ilkesinin gerekleri olan hukuki güvenliği ve kamu yararını gerçekleştirme şeklinde meşru bir amaca yönelik olduğunu vurgulandığı, bununla birlikte söz konusu kurala içtihat yoluyla birtakım istisnalar getirilebilmesinin mümkün olduğunu ancak her hukuki sebebin de bu kuralın istisnası olarak kabul edilemeyeceğini belirtildiği, bu doğrultuda tıpkı içtihada dayalı uygulama döneminde olduğu gibi kuralın uygulanmasında hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı ilkeleri gereğince ve idari yargının niteliği, amacı ve ilkeleri dikkate alınarak içtihat yoluyla birtakım istisnaların olabileceğinin kabul edildiği (bkz.AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020 § 27), nitekim anılan maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki Danıştay kararlarında da önceki içtihatlarla paralel istisnalara yer verildiği anlaşıldığından Danıştay içtihadının kararlı ve yerleşik bir biçimde uygulandığı ve içtihadın öngörülebilir, belirli ve ulaşılabilir olduğunun değerlendirildiği (bkz.AYM, E.2019/115, K.2020/31, 12/6/2020 §§ 18-21),
Mahkemece son olarak 31/05/2022 tarih ve E:2022/449, K:1327 sayılı kararı ile Danıştay Onikinci Dairesinin bozma kararına uyularak ve bozma kararında yer alan aynı gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, başka bir anlatımla eksik inceleme ve araştırma nedeniyle değil Danıştayın son hukuki yorumunun benimsenmesi suretiyle bozma kararı doğrultusunda hüküm tesis edildiği,
Bu bağlamda Danıştayın son bozma kararı eksik inceleme ve araştırmaya dayalı bir bozma kararı olmadığından, bozma kararına uyulması nedeniyle usule ilişkin kazanılmış hakkın içtihatlarla belirlenmiş istisnaları kapsamına girecek mahiyette bir olguya dayanmaması hâlinde 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi gereğince ilk bozma kararında belirtilen bozma gerekçeleriyle bağlı kalınarak, temyiz incelemesinin bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılması gerekmekte olup Danıştay Onikinci Dairesince temyiz aşamasında bu hususa riayet edildiği, ancak Dairece karar düzeltme aşamasında usulî kazanılmış hakka ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadan önceki bozma kararı kapsamında olmayan yeni hukuki gerekçelerle (Ankara 6. İdare Mahkemesinin ısrar kararı üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararındaki aynı gerekçelerle) -bozmaya uyan- mahkemeleri kararının tekrar bozulduğunun anlaşıldığı,
Bu kapsamda işbu davada yargılama süreci başlangıcından itibaren incelendiğinde Mahkemenin ilk iptal kararının Dairece davacının dava konusu olay kapsamında hakkındaki ceza mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek ve eyleminin sübuta erdiğinden bahisle bozulduğu, bunun üzerine Mahkemelerince davacı aleyhinde bozmaya uyularak verilen ret kararının ise Anayasa'nın 38. maddesinde yerini bulan "suçta ve cezada kanunilik" ilkesine ve 128. maddesinde yer alan "kanuni düzenleme" ilkesine aykırılık teşkil ettiği hukuki değerlendirmesiyle bozulduğu, bozma kararında yer alan aynı gerekçelerle verilen iptal kararlarının ise Danıştay Onikinci Dairesinin 22/02/2023 tarih ve E:2022/3649, K:2023/833 sayılı kararı ile onandığı, dolayısıyla huzurdaki dava açısından davacı açısından kazanılmış bir usuli hak olduğu,
Kaldı ki; Danıştay Onikinci Dairesince, Mahkemelerinin son bozmaya uyma iptal kararı üzerine verilen onama kararı esnasında, aynı konuda ... İdare Mahkemesi tarafından E:... sayılı dosyasında verdiği ilk kararında (davanın reddi) ısrar edilmesi üzerine, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 05/12/2022 tarih ve 2022/1384, K:2022/3559 sayılı kararının verilmiş olduğu, başka bir anlatımla söz konusu İdari Dava Daireleri Kurulu kararındaki gerekçelerin (hukuki görüş farklılığı) 22/02/2023 tarihli temyiz onama aşamasında vaki olduğu, buna karşın Dairece İdari Dava Daireleri Kurulundaki hukuki gerekçeler dikkate alınmak suretiyle 2577 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi ile uygulamasına devam olunan karar düzeltme aşamasında Mahkemeleri kararının bozulduğu,
Bu durumda, disipline ait yaptırımların sadece kanunla düzenlenmesi gerekirken, idari hizmet sözleşmesinde düzenlenen disiplin cezasının, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine ve Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında hükme bağlanan “kanuni düzenleme” ilkesine aykırılık oluşturması nedeniyle ve yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde içtihat hukukuyla geliştirilmiş olan usule ilişkin kazanılmış hak ilkesi ve bu içtihadın kısmen kanunlaştırılmış hâli olan 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi dikkate alınarak usule ilişkin kazanılmış hak ilkesinden ayrılmayı gerektirecek şekilde tekrar bozma kararı verilmesini gerektiren zorlayıcı ve istisnai bir durum da bulunmadığı dikkate alındığında, davacı hakkında idari hizmet sözleşmesine dayanılarak Disiplin Kurulunca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı ek gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali yolundaki kararda ısrar edilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 5441 sayılı Devlet Tiyatrosu Personeli Hakkında Kanun'un Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne uzman memurlarla idari sözleşme yapma yetkisi tanıdığı, ayrıca Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün, Kanun gereği farklı statülerde istihdam edeceği bu personelin niteliklerini ve disiplin hükümleri de dahil olmak üzere yükümlülüklerini belirleme hususunda yetkili kılındığı, bu doğrultuda yapılan soruşturma neticesinde hazırlanan soruşturma raporu, mevcut deliller, alınan beyanlar ve tüm dosya kapsamında yaşanan olayın tüm basın/medyaya yansıyarak Kurumun itibarını zedelediği, görevin devletin memuriyet görevi ile bağdaşmayan eylemler sonucu bu cezayı gerektirdiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, ... İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ :Olayda davacı lehine usuli müktesep hak oluştuğu, bu nedenle temyiz isteminin reddi ile Ankara 11. İdare Mahkemesi ısrar kararının gerekçeli onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Temyizen incelenen dosya kapsamında, yargılamanın gelmiş olduğu aşama itibarıyla, usulî kazanılmış hak ilkesinin idari yargı alanında uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 03/03/2000 tarih ve E:1999/1126, K:2000/394 sayılı ve 23/10/2003 tarih ve E:2001/864, K:2003/744 sayılı kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesi incelenmek suretiyle bir sonuca varılmış olup, özellikle E:1999/1126 sayılı kararda;
"Temyiz incelemesi sonucunda bir mahkeme kararının işin esasına ilişkin olarak bozulması halinde mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağı bulunmaktadır. Mahkemenin ilk kararında ısrar etmeyerek, bozma kararına uymak suretiyle verdiği kararın temyizi halinde, temyiz mercii, bu kez bozma kararına uygun karar verilip verilmediğini incelemek durumundadır. Temyiz incelemesi sırasında, temyiz merciinin, aynı yasal mevzuatla farklı bir sonuca ulaşması, ilk bozma ve buna uyularak verilmiş olan yargı kararının aynı mevzuat karşısında yeniden değerlendirilmesi, taraflar ve uygulama açısından istikrar ve kazanılmış haklar yönünden, aykırı sonuçlar yaratabilir.
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, usuli kazanılmış hak ile ilgili açık bir hüküm olmamakla beraber; İdare Mahkemesince, Danıştay'ın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır." gerekçesine yer verilmiştir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/12/2009 tarih ve E:2006/149, K:2009/3386 sayılı kararında da "usuli kazanılmış hak ilkesi" ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Nitekim, içtihatla varılan bu sonuca uygun olarak, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasında da, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, idari yargıda da usuli kazanılmış hak ilkesi yasal dayanağa kavuşmuştur.
Dolayısıyla, Danıştay kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulandığı ve temyiz incelemesi sonucunda verilmiş olan bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesinin, bozma kararına uygunluk yönünden yapılacağı belirtilmektedir.
Öte yandan; 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesince verilen 12/06/2020 tarih ve E:2019/115,K:2020/31 sayılı kararda;
"...Yargıtay içtihatlarında usuli kazanılmış hak ilkesinin salt kavramsal tanımıyla bağlı kalınmak suretiyle anılan ilkenin uygulanmasında kategorik ve şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı, uyuşmazlığın özel koşullarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiği görülmektedir. Bu bağlamda Yargıtay; kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmiş olması, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usuli kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde bir içtihat geliştirmiştir... Bu kapsamda Danıştayın da ilgili Yargıtay kararlarına atıfta bulunarak usuli kazanılmış hak ilkesini yukarıda yer verilen istisnalarla ve idari yargılama usulünün özelliklerine uygun olmak kaydıyla uyguladığı anlaşılmaktadır...
...Bununla birlikte kuralın söz konusu ihtiyacın giderilmesine hizmet ederken hukukun üstünlüğü ilkesini dışladığından, başka bir deyişle usuli kazanılmış hak ilkesinin gerektiğinde hukukun üstünlüğü ilkesi feda edilerek her durum ve koşulda, istisnasız bir şekilde uygulanma kabiliyetine sahip olmasını öngördüğünden veya bu sonucu amaçladığından söz edilemez. Bu itibarla kurala içtihat yoluyla birtakım istisnalar getirilebilmesinin mümkün olduğu, ancak her hukuki sebebin de bu kuralın istisnası olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Kuralın uygulamalarına bakıldığında Danıştayın idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince bozmaya uyulması üzerine yeniden verilen kararlara karşı yapılan temyiz başvurularını, kurala atıfta bulunarak sadece bozma kararındaki esaslara uyulup uyulmadığı yönünden incelemek suretiyle gerçekleştirdiği...; bununla birlikte tıpkı içtihada dayalı uygulama döneminde olduğu gibi anılan ilkeyi mutlak olarak yorumlamadığı ve yine idari yargının niteliğini, amacını, ilkelerini dikkate alarak birtakım istisnalarının olabileceğini kabul ettiği, bu bağlamda, kanunda geçmişe etkili bir değişiklik yapılması, o konuda sonradan bir içtihadı birleştirme kararının alınması, Anayasa Mahkemesince kanun hükmünün iptal edilmesi, kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralı dikkate alınmadan karar verilmiş olması, Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda aynı konuda hak ihlaline karar verilmesi gibi durumlarda bozma kararına uyularak verilen mahkeme kararları hakkında yeniden bozma kararları verdiği görülmektedir...
Bununla birlikte yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş olan usuli kazanılmış hak ilkesini hukuki güvenliği sağlama ve kamu yararını gerçekleştirme amacıyla kanun hükmü niteliğine kavuşturan kanun koyucunun yukarıda belirtilen meşru amaçlarla ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde yargılamanın hakkaniyet, hukukun üstünlüğü gibi ilkelerin görmezden gelinerek ya da temel hak ve özgürlükler ihlal edilerek sonuçlandırılması yolunda bir iradesinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla kural, yargı yerlerince usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulanmasında hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı ilkeleri gereğince içtihat yoluyla istisnai durumlar öngörülebilmesine engel teşkil etmemektedir. Aksi yönde bir kabulün hukuki güvenlik ilkesinin öz değil sadece şekil itibarıyla korunması anlamına geleceği gibi temel görevi adaleti tesis etmek olan yargı mercilerinin varlık sebebiyle de bağdaşmayacağı açıktır..." şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir.
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden;
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile, davacının bilgisi olmadan kamyona bir şey yüklenmesinin imkânsız olduğu ve davacının marketten koli taşırken görüldüğü hususları birlikte dikkate alındığında, davacının fiilinin 657 sayılı Kanun'un 125/C-ı maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği; bu itibarla, sözleşme feshi yerine aylıktan kesme cezası uygulanması gerekirken tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
Söz konusu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onikinci Dairesinin 16/02/2017 tarih ve E:2016/8911, K:2017/359 sayılı kararı ile; Mahkemenin bu kararının onandığı, Danıştayın onama kararına karşı yapılan karar düzeltme başvurusu sonucunda ise Danıştay Onikinci Dairesinin 27/02/2019 tarih ve E:2017/2620, K:2019/1433 sayılı kararı ile, dava konusu olayla ilgili olarak ... Asliye Ceza Mahkemesi tarafından davacının kaçakçılıkla mücadele suçunu işlediği sabit görülerek mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın istinaf incelemesinden geçip kesinleştiği; dosyadaki tanık ifadeleri ve diğer hususların birlikte değerlendirildirilmesinden, davacının eyleminin sübuta erdiği, bu nedenle dava konusu işlemde hukuka aykırılık, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle Mahkemenin anılan kararının bozulduğu,
... İdare Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla bozma kararına uyularak, bozma kararında yer alan aynı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği,
Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onikinci Dairesinin 17/03/2021 tarih ve E:2020/377, K:2021/1428 sayılı kararıyla ve özetle, 657 sayılı Kanun’un Ek Geçici 12. maddesi uyarınca 5441 sayılı Kanun hükümlerine tabi olan davacı hakkında, disiplin işlemlerinin tüzükle belirlenmesi öngörüldüğü hâlde bu yönde bir tüzük çıkarılmadığı, disiplin hükümlerinin idari hizmet sözleşmeleriyle düzenlendiği; ancak disiplin cezalarının yalnızca kanunla öngörülebileceği dikkate alındığında, idari hizmet sözleşmesine dayanılarak verilen disiplin cezasının Anayasa’nın 38. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verildiği,
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla bozma kararına uyularak ve bozma kararında yer alan aynı gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, bu karara karşı yapılan temyiz başvuru üzerine Danıştay Onikinci Dairesinin 22/02/2023 tarih ve E:2022/3649, K:2023/833 sayılı kararı ile Mahkemenin bu kararının onandığı, söz konusu onama kararına karşı yapılan karar düzeltme başvurusunun ise Danıştay Onikinci Dairesinin 31/10/2023 tarih ve E:2023/4895, K:2023/5454 sayılı kararı ile, 5441 sayılı Kanun’da, uzman memurlarla yapılacak sözleşmelerin esaslarının tüzükle belirleneceği öngörülmüşse de, tüzüğün çıkarılmamış olmasının Kanun hükümlerinin uygulanmasına engel olmadığı, Kanun'un, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne uzman memurlarla idari sözleşme yapma ve bu personelin nitelikleri ile disiplin hükümleri dâhil yükümlülüklerini belirleme yetkisi tanıdığı, bu kapsamda, davacıyla yapılan sözleşmede 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin uygulanacağı öngörülmüş olup, disiplin cezasının sözleşmeye dayalı olarak verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararının bozulduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, yargılamanın ilk aşamasından itibaren yapılan incelemede; ilk derece mahkemesince verilen ilk iptal kararının, Danıştay Onikinci Dairesi tarafından, davacının dava konusu olaya ilişkin olarak verilen ceza mahkemesi kararı gerekçe gösterilerek ve eyleminin sübuta erdiği kabul edilmek suretiyle bozulduğu, bu bozma kararına uyularak Mahkemece verilen ret kararının ise, Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi ile 128. maddesinde düzenlenen 'kanuni düzenleme' ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle aynı Daire tarafından bozulduğu, daha sonra bozma gerekçeleri doğrultusunda tesis edilen ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararının, temyiz aşamasında Danıştay Onikinci Dairesinin 22/02/2023 tarih ve E:2022/3649, K:2023/833 sayılı kararıyla onandığı, ancak karar düzeltme başvurusu sonrasında yine aynı Daire tarafından 31/10/2023 tarih ve E:2023/4895, K:2023/5454 sayılı kararıyla bozulduğu görülmektedir.
Yukarıda aktarılan süreç dikkate alındığında, ilk derece mahkemesinin, Danıştay Onikinci Dairesinin bozma kararına uyarak dava konusu işlemin iptali yönünde verdiği kararın, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, sanki daha önce temyizen incelenmiş bir karar yokmuş gibi değerlendirilerek ve uyuşmazlık ilk kez temyiz ediliyormuşçasına farklı bir gerekçeyle yeniden bozulmasının, usulî kazanılmış hak ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu durumda, ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2\. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/04/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X-... İdare Mahkemesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının Danıştay Onikinci Dairesinin 31/10/2023 tarih ve E:2023/4895, K:2023/5454 sayılı kararında yer alan gerekçe doğrultusunda bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.