Danıştay danistay 2024/1738 E. 2025/1029 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/1738
2025/1029
8 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2024/1738
Karar No : 2025/1029
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Valiliği
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : ... mirasçıları;
1- ...
2- ...
3- ...
VEKİLLERİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Şırnak İli, Merkez, ... Köyünde ikamet etmekte iken yaşanan terör olayları nedeniyle göç eden ve 1988-2000 yıllarına ilişkin zararları tazmin edilen davacının, köye halen dönüş yapamadığından bahisle 2000 yılı ve sonrasına ilişkin devam eden zararlarının, 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini istemiyle Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna 11/07/2013 tarihinde yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'a, 5666 sayılı Kanun ile eklenen geçici 4. madde uyarınca, 19/07/1987 tarihi ile 5666 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 30/05/2007 tarihi arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle meydana gelen zararlar nedeniyle en son 30/05/2008 tarihine kadar başvuru yapılabileceği, diğer bir ifadeyle söz konusu başvuru süresine ilişkin kısıtlamanın sadece 30/05/2007 tarihinden önceki yıllara ilişkin zararları kapsadığı, 30/05/2007 tarihinden sonra malvarlığına ulaşamama nedeniyle meydana gelen zararlar için ise böyle bir kısıtlamanın bulunmadığı, bu duruma göre davanın 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin zararlar ile söz konusu tarihten sonrasına yönelik zararlar olarak iki kısımda irdelenmesi gerektiği;
Uyuşmazlığın, 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin olarak uğranıldığı iddia edilen zararlar yönünden yapılan incelemede;
Davacının 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin olarak uğradığını iddia ettiği zararlar nedeniyle 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi uyarınca en son 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvuruda bulunması gerekirken, bu tarihten çok sonra 11/07/2013 tarihinde yapılan başvurunun süresinde olmadığından, anılan başvurunun 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin kısmının reddine ilişkin dava konusu zımni ret işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı;
Uyuşmazlığın, 30/05/2007 tarihinden sonraki dönemde uğranıldığı iddia edilen zararlar yönünden yapılan incelemede;
Söz konusu döneme ilişkin olarak mal varlığına ulaşamamadan kaynaklı zararlar açısından, anılan Köyün girişe yasak bölge ilan edilip edilmediği, yerleşime açılıp açılmadığı, köyde ikamet eden veya etmek isteyen kişilerin güvenliklerinin sağlanıp sağlanmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması amacıyla konuya ilişkin olarak Mahkemelerinin E:... sayılı dava dosyasında yapılan 07/07/2014 tarihli ara kararına istinaden sunulan Şırnak İl Jandarma Komutanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı, Şırnak Valiliği Proje Koordinasyon Merkezi Köye Dönüş Bürosunun ... tarih ve ... sayılı yazısı ve ara karara istinaden dosyaya sunulan diğer tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, söz konusu köy/mezranın halen yerleşim açısından güvenli bir yer olmadığı, mezrada patlayıcı maddelerin bulunabileceği ve belirli bazı dönemlerde askeri güvenlik bölgesi olarak girişe yasak bölge kapsamında yer aldığının anlaşıldığı, davacının 30/05/2007 tarihinden başvuru yaptığı tarihe kadar olan mal varlığına ulaşamama nedeniyle uğradığı zararlarının tazminine karar verilmesi gerekirken, söz konusu zararların tazmini istemiyle yapılan başvurunun tamamının zımnen reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu zımni ret işleminin, davacının 30/05/2007 tarihine kadar olan zararların tazmini isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, 30/05/2007 tarihinden başvuru tarihine kadar oluşan zararlarının tazmini isteminin reddine ilişkin kısmının ise iptaline,
Savunma dilekçesinin otuz günlük cevap verme süresinden sonra verilmesi ve yapılan duruşmaya davalı vekilinin katılmaması nedeniyle, uyuşmazlığın çözümünde hukuki yardımı bulunmayan davalı vekili lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği,
Danıştay Sekizinci Dairesinin 04/07/2014 tarih ve E:2014/898 sayılı kararıyla, 2014 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin İdare Mahkemelerinde görülecek duruşmalı işler için belirlenen 1.500,00-TL vekalet ücretine ilişkin kısmının yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi nedeniyle, davacı vekilince sağlanan hukuki yardımın karşılığı olarak davacı taraf lehine takdiren 850,00-TL vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Onuncu Dairesinin 10/12/2019 tarih ve E:2019/2438, K:2019/9708 sayılı kararıyla;
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun incelendiğinde, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini bakımından iki ayrı başvuru süresinin düzenlendiği,
5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, 19/07/1987 tarihi ile Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihi arasındaki döneme ilişkin zararlar bakımından, Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvuru yapılması öngörüldüğü, maddede belirtilen bir yıllık süre içinde müracaat edemeyen hak sahiplerinin mağduriyetlerinin önlemesi ve söz konusu zararların sulh yolu ile karşılanması amacıyla başvuru süresinin, Kanun'a 03/01/2006 ve 30/05/2007 tarihlerinde eklenen geçici maddelerle uzatıldığı, sözü edilen yasal düzenlemelere göre, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihi arasındaki dönemde terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların karşılanması istemiyle en geç 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvurulabileceği, Kanun’un 6. maddesinde ise, Kanun'un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararların karşılanması istemiyle, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün ve her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurulabileceği, bu sürelerden sonra yapılacak başvuruların ise kabul edilmeyeceğinin hükme bağlandığı,
Buna göre, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararlar bakımından Kanun’un 6. maddesinde belirlenen süreler içinde, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihleri arasında meydana gelen zararlar bakımından ise 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde öngörülen süre içinde idareye başvurulabileceği hususunda tereddüt bulunmadığı,
Malvarlığına ulaşılamadığı iddia edilen köyün, idare mahkemesi tarafından yapılan ara kararlar sonucu dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre, idareye yapılan başvuru tarihine kadar olan dönemde güvenlik nedeniyle yerleşime uygun olmadığı ve boş olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin köye dönüşlerin davacı tarafın isteğine bağlı olduğu yönündeki iddiasının yerinde görülmediği,
İdare Mahkemesi kararının, dava konusu zımnen ret işleminin iptali isteminin kısmen reddine ilişkin kısmı yönünden;
İdare Mahkemesince, 5233 sayılı Kanun'a, 5666 sayılı Kanun ile eklenen geçici 4. madde uyarınca, 19/07/1987 tarihi ile 5666 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 30/05/2007 tarihi arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle meydana gelen zararlar nedeniyle en son 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvuruda bulunulabileceği, diğer bir ifadeyle, söz konusu süre kısıtlamasının sadece 30/05/2007 tarihinden önceki yıllara ilişkin zararlar bakımından getirildiği, 30/05/2007 tarihinden sonra malvarlığına ulaşamama nedeniyle meydana gelen zararlar için ise böyle bir süre kısıtlamasının bulunmadığı, bu kapsamda davanın 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin zararlar ile söz konusu tarihten sonrasına yönelik zararlar olarak iki kısımda irdelenmesi gerektiği; davada 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin olarak uğranıldığı iddia edilen zararlar yönünden yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; davacının 30/05/2007 tarihinden önceki döneme ilişkin olarak uğradığını iddia ettiği zararlar nedeniyle 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi uyarınca en son 30/05/2008 tarihine kadar başvuruda bulunması gerekirken, bu tarihten çok sonra 11/07/2013 tarihinde yapılan başvurunun süresinde olmadığı, anılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen reddine karar verilmiş ise de, yukarıda da belirtildiği üzere, 5562 ve 5666 sayılı Kanun'lar ile 5233 sayılı Kanun'a eklenen geçici 3. ve geçici 4. maddelerin, 19/07/1987-27/07/2004 tarihleri arasındaki dönemde meydana gelen zararların sulh yoluyla tazmini istemiyle en son 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvurulabilmesine olanak tanıdığı, bu haliyle 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önceki döneme ilişkin zararların tazminine ilişkin başvuru süresinin uzatılmasına ilişkin olduğu, 19/07/1987-27/07/2004 tarihleri arasındaki dönemi 19/07/1987- 30/05/2007 şeklinde genişletmediği/değiştirmediği,
Bu durumda, İdare Mahkemesince, davacının 2000 yılı ile 27/07/2004 tarihleri arasındaki dönemde uğradığını iddia ettiği zararın, sulh yoluyla tazmini için 5666 sayılı Kanun uyarınca en son 30/05/2008 tarihine kadar, 27/07/2004-30/05/2007 tarihleri arasındaki dönem zararının ise, 5233 sayılı Kanunun 6. maddesinde öngörülen süreler içinde idareye başvurulmadığı gerekçesiyle, sözü edilen dönemlerde uğranıldığı iddia edilen zararlar yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi gerekirken, yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen reddi yolunda verilen kararda sonucu itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı,
İdare Mahkemesi kararının, dava konusu zımnen ret işleminin kısmen iptaline ilişkin kısmı yönünden;
İdare Mahkemesince, davanın 30/05/2007 tarihinden sonraki dönemde uğranıldığı iddia edilen zararlar yönünden yapılan incelemede, söz konusu döneme ilişkin olarak malvarlığına ulaşamamadan kaynaklı zararlar açısından ara kararlara istinaden dosyaya sunulan tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek, adı geçen köyün halen yerleşim açısından güvenli bir yer olmadığı, terör örgütü mensuplarının geçiş güzergahı üzerinde yer aldığı sonucuna ulaşılarak, davacının 30/05/2007 tarihinden idareye yaptığı başvuru tarihine kadar olan dönemde malvarlığına ulaşamama nedeniyle uğradığı zararların tazmin edilmesi gerektiği gerekçesiyle, dava konusu zımni ret işleminin sözü edilen döneme ilişkin kısmının iptaline karar verildiği,
Davacının malvarlığı zararlarının karşılanması amacıyla idareye yaptığı 11/07/2013 tarihli başvurunun; 30/05/2007 tarihinden idareye başvurduğu 11/07/2013 tarihine kadar olan dönemdeki zararının, başvuru tarihi olan 11/07/2013 tarihinden geriye doğru bir yıllık zararının 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında kaldığı, davacının idareye başvurduğu tarihten en fazla bir yıl önceki tarihe, bir başka ifade ile 11/07/2012 tarihine kadar olan dönemdeki mal varlığına ulaşamama nedeniyle oluşan zararının tazminine karar verilebileceği, 30/05/2007-11/07/2012 dönem zararının ise davacının 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde belirtilen süre içerisinde (öğrenmeden itibaren altmış gün ve her halde bir yıl) bir başvurusu olmaması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, dava konusu zımni ret işleminin 30/05/2007-11/07/2013 tarihli döneme ilişkin kısmının tamamının iptali yolunda verilen kararda hukuka uyarlık görülmediği,
Öte yandan, davalı idare tarafından yeni yapılacak işlemde; kadastro çalışması tamamlanan yerlerde yapılmış ya da yapılacak keşiflerde, tespit edilen taşınmazların tapu kayıtlarının davacı taraftan isteneceği, tapu kayıtlarının bulunmaması halinde ise zilyetlik ve kadastro sonucu arasındaki farkın bilgi, belge (dava, belge, sözleşme...) ile davacı tarafından açıklanması gerektiği, açıklanmadığı takdirde keşifte tespit edilen tapusuz taşınmazların değerlendirilemeyeceği, talep edilen yerlere ilişkin mükerrer ödemelere yol açılmayacağının açık olduğu,
İdare Mahkemesi kararının vekalet ücretine ilişkin kısmı yönünden;
Temyizen incelenen dosyada, davalı idare vekilince süresinde savunma dilekçesi verilmemiş ise de, mahkeme tarafından yapılan ara kararına davalı idare vekilince cevap verildiğinden, yargılamaya katkısı açık olan davalı idare vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde hukuka uygunluk görülmediği, mahkemece yeniden verilecek kararda bu hususun da dikkate alınması gerektiği sonucuna varılarak,
... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, davanın kısmen reddine ilişkin kısmının yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına, dava konusu işlemin kısmen iptaline ilişkin kısmının ise bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla;
Malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan zararın tazmini için yapılan idari başvurunun süresinde görülmemesi nedeniyle, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne yapılan 2021/11655 sayılı başvuruda; "(...) Bu nedenle Bölge İdare Mahkemesinin Zarar Tespit Komisyonuna başvuru süresine ilişkin yorumunun makul olmayan, zarar konusu olayın adeta her yıl kesintiye uğrayarak tekrarlandığını kabul eden, aşırı şekilci ve başvurucunun 5233 sayılı Kanun'la getirilen tazminat imkânından yararlanmasını zorlaştıran bir yorum olduğu değerlendirilmiştir. Bu hâliyle mülkiyet hakkına ilişkin ihlalin giderilmesi bakımından teorik düzeyde etkili olduğu saptanan 5233 sayılı Kanun'la oluşturulan tazminat yolu Bölge İdare Mahkemesinin bariz takdir hatası teşkil eden, şekilci ve katı yorumu sebebiyle somut olayda başarı şansı sunma kapasitesini yitirmiştir. Sonuç olarak Bölge İdare Mahkemesinin başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının esasının incelenmesini ve giderim sağlanmasını engelleyen yorumu nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.(...)" gerekçelerine yer verilerek Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verildiği gerekçesi eklenmek suretiyle, kısmen davanın reddi, kısmen konusu işlemin iptali yolundaki ilk kararın iptale ilişkin kısmında ısrar edilmiş ve davalı idare vekilinin yargılamaya olan katkısı nedeniyle davalı idare lehine 10.500,00-TL vekalet ücretine hükmedilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, uyuşmazlıkta 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde öngörülen sürelerin esas alınması gerektiği, temyize konu ısrar kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Şırnak ili, Merkez ilçesi, ... köyünde ikamet etmekte iken, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorunda kaldığını iddia eden davacının, malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmini istemiyle yaptığı ilk başvurusu üzerine 1988-2000 yıllarına ilişkin zararları karşılanmıştır.
Davacı tarafından 11/07/2013 tarihinde yapılan başvuru ile köyün hala boş olduğu ve devam eden zararlarının bulunduğu ileri sürülerek 2000 yılı ve sonrasında oluşan zararlarının karşılanması istemiyle yapılan başvurunun davalı idare tarafından cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT :
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinin (d) bendinde; terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar, Kanunun kapsamı dışında tutulmuş, aynı Kanunun 'Başvurunun Süresi, Şekli, İncelenmesi ve Sonuçlandırılması' başlıklı 6. maddesinde; "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak başvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelme durumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçen süre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz." hükmüne yer verilmiş, 7. maddesinde ise; hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar, yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri; terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddi zararların, bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla idarece ödeneceği kurala bağlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun incelendiğinde, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların tazmini bakımından iki ayrı başvuru süresinin düzenlendiği görülmektedir.
5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde, 19/07/1987 tarihi ile Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihi arasındaki döneme ilişkin zararlar bakımından, Kanun’un yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvuru yapılması öngörülmüştür. Anılan maddede belirtilen bir yıllık süre içinde müracaat edemeyen hak sahiplerinin mağduriyetlerinin önlemesi ve söz konusu zararların sulh yolu ile karşılanması amacıyla; 03/01/2006 tarih ve 26042 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair 5442 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ve 30/05/2007 tarih ve 26537 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5666 sayılı Kanun'la 5233 sayılı Kanun'a eklenen geçici 4. madde ile 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararların ödenmesi istemiyle idareye yapılacak başvuru süreleri uzatılmıştır. Sözü edilen yasal düzenlemelere göre, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihi arasındaki dönemde terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle uğranılan maddi zararların karşılanması istemiyle en geç 30/05/2008 tarihine kadar idareye başvurulabileceği kurala bağlanmıştır.
Anılan Kanun’un 6. maddesinde ise, bu Kanun'un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararların karşılanması istemiyle, zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün ve her halde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurulabileceği, bu sürelerden sonra yapılacak başvuruların kabul edilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 27/07/2004 tarihinden sonra meydana gelen zararlar bakımından Kanun’un 6. maddesinde belirlenen süreler içinde, 19/07/1987 ile 27/07/2004 tarihleri arasında meydana gelen zararlar bakımından ise 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesinde öngörülen süre içinde idareye başvurulabileceği hususunda tereddüt bulunmamaktadır.
Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesince, dava konusu işlemin 30/05/2007 tarihinden önceki döneme yönelik uğranıldığı iddia edilen zararlara ilişkin kısmı yönünden davanın reddine karar verildiği ve temyiz aşamasında bu kısmın Danıştay Onuncu Dairesi tarafından yukarıda belirtilen gerekçe ile onanarak kesinleştiği; gelinen bu aşamada uyuşmazlığın, İdare Mahkemesi kararının, dava konusu işlemin 30/05/2007 ile 11/07/2013 tarihleri arasında uğranıldığı iddia edilen zararların tazmini isteminin reddine ilişkin kısmının iptali yönünden devam ettiği anlaşılmıştır.
Malvarlığına ulaşılamadığı iddia edilen köyün, İdare Mahkemesi tarafından verilen ara kararlar üzerine dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre, idareye yapılan başvuru tarihine kadar olan dönemde güvenlik nedeniyle yerleşime uygun olmaması nedeniyle boş olduğu anlaşıldığından, davalı idarenin köye dönüşlerin davacı tarafın isteğine bağlı olduğu yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir. Davalı idarenin diğer temyiz iddiaları yönünden mahkeme kararının temyiz istemi incelenmiştir.
Davacının 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki döneme ilişkin malvarlığına ulaşamama nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararının karşılanması istemiyle idareye yaptığı 11/07/2013 tarihli başvurusunun, anılan Kanun’un 6. maddesi kapsamında yapılmış bir başvuru olduğu açıktır.
Buna göre İdare Mahkemesince, davacının idareye başvurduğu tarihten geriye doğru 1 yıllık dönemle sınırlı olarak, bir başka ifadeyle 11/07/2012 tarihinden davacının idareye yapmış olduğu başvuru tarihine kadar olan dönemle sınırlı olarak, dava konusu işlemin kısmen iptaline karar verilmesi gerekirken; Kanun'un 6. maddesinde öngörülen süre içinde idari başvuru yapılmayan 30/05/2007-11/07/2012 tarihleri arasındaki dönemi de kapsayacak biçimde, dava konusu işlemin kısmen iptali yolunda verilen ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, davalı idare tarafından yeni yapılacak işlemde; kadastro çalışması tamamlanan yerlerde, tespit edilen taşınmazların tapu kayıtlarının davacı taraftan isteneceği, tapu kayıtlarının bulunmaması halinde ise zilyetlik ve kadastro sonucu arasındaki farkın bilgi, belge (dava, belge, sözleşme...) ile davacı tarafından açıklanması gerektiği, aksi takdirde tapusuz taşınmazların değerlendirilemeyeceği, talep edilen yerlere ilişkin mükerrer ödemelere yol açılmayacağı açıktır.
Öte yandan, temyize konu İdare Mahkemesi kararında atıf yapılan Anayasa Mahkemesinin 28/07/2022 tarih ve Başvuru No:2021/11655 sayılı kararı incelendiğinde;
Terör olayları nedeniyle ikamet ettiği yerden göç etmek zorunda kalan başvurucu (davacı) tarafından, 30/05/2007 tarihinden itibaren malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan maddi zararlarının, 5233 sayılı Kanun uyarınca tazmin edilmesi istemiyle yapılan 06/12/2017 tarihli başvurunun, idarece zımnen reddedilmesi üzerine açılan iptal davasında,
Dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge İdare Mahkemesi tarafından, iptal kararının başvuru tarihinden geriye doğru 1 (bir) yıllık dönemi kapsayan kısmı yönünden istinaf başvurusunun reddine, başvuru tarihinden geriye doğru 1 (bir) yıllık dönemi aşan kısım yönünden ise istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiği ve kararın bu suretle kesinleştiği,
Anayasa Mahkemesi tarafından, anılan kararda Bölge İdare Mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde benimsenen yorumunun, bariz takdir hatası içerdiği, başvurucunun mal varlığına ulaşamama durumunun süregelen bir nitelik taşıdığı, mülkiyet hakkında yapılan müdahalenin varlığını koruduğu sürece zarar konusu olay bakımından somut bir tarih belirlenmesinin mümkün olamayacağı, bu nedenle süregelen müdahalelerde 5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde belirtilen sürenin müdahalenin kesildiği tarihten başlatılması gerektiği, aksi halde müdahalenin başlangıcının altmışıncı gününden itibaren her gün başvurucunun idareye (zarar tespit komisyonuna) başvuru yapması gerektiği, bunun ise başvurucuya söz konusu hakkın tanınmasını anlamsız kılacak derecede aşırı bir külfet yükleyeceği belirtilerek, aşırı şekilci ve katı bulunan söz konusu yorum nedeniyle başvurucunun, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere 5233 sayılı Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarara uğrayan kişilerin, maddi zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla yürürlüğe konulmuştur. Anılan Kanun'un 7. maddesinde, kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddi zararların karşılanacağı, 6. maddesinde ise, belirtilen sebeplerle zarar gördüğünü iddia eden kişilerin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmalarının gerektiği belirtilmiş ve bu süreler geçirildikten sonra yapılacak başvuruların kabul edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.
Söz konusu yasal düzenlemeler ile, terörle mücadele kapsamında alınan tedbirler sebebiyle malvarlığına ulaşamayan kişilere, uğradıkları zararlarının tazminini sağlayacak etkili bir başvuru yolunun öngörüldüğü açıktır. Bununla birlikte, yasa koyucu tarafından, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ilkeleri gözetilmek koşuluyla, bir takım hakların kullanımına yönelik bazı süre sınırlamalarına gidilebileceği tabidir. Böyle bir durumda, getirilen sınırlamayla korunmak istenen hukuki amaç ile kişilerin başvuru haklarının etkinliği arasında makul bir dengenin gözetilmesi, sınırlamanın haklılığı açısından gerekli ve yeterlidir.
Diğer yandan, bireylerin hak taleplerinin belirli sürelere bağlanmasındaki temel amaç, idareyi işlem ve eylemleri nedeniyle sürekli dava tehdidi altında kalmaktan kurtarmak ve bu suretle idari faaliyetlerin etkin, verimli ve kesintisiz biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır. Buna göre mevzuatta, bireylerin hak talepleri yönünden herhangi bir süre kuralı öngörülmemesinin, idarenin işlevselliğini zayıflatarak kamu yararı ve idari istikrar ilkelerine aykırı sonuçlar doğuracağı tartışmasızdır.
5233 sayılı Kanun'un 6. maddesinde yer alan süre kuralı, yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde değerlendirildiğinde, anılan kuralın bireylere tanınan temel haklar ile kamu yararı ve idari istikrar ilkeleri arasında makul bir denge sağladığı açıktır. Bu itibarla anılan süre kuralının, terör ve terörle mücadele faaliyetleri nedeniyle oluşan malvarlığına ulaşamama nedeniyle oluşan maddi zararların tazmini istemiyle açılan davaların çözümünde esas alınmasında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.
Diğer yandan, Anayasa Mahkemesi kararına konu olayda Bölge İdare Mahkemesince (Kurulumuz kararı ile aynı yönde) verilen karar incelendiğinde; anılan karar ile, davacıların tazmin taleplerinin başvuru tarihinden geriye doğru 1 yıllık dönemi kapsayacak biçimde kabul edilmesine olanak tanındığı, yani başvuru tarihinden geriye doğru 1 yıllık dönem içindeki zararların davacılara ödenmesi gerektiğinin kabul edildiği, yoksa Anayasa Mahkemesi kararında yer aldığı şekliyle "başvurucunun müdahalenin başlangıcının altmışıncı gününden sonra her gün zarar tespit komisyonuna başvuru yapması gerektiği" yolunda bir kabulün söz konusu olmadığı görülecektir.
Günümüzde bireylerin hak ve özgürlükleri, başta Anayasa olmak üzere kanun ve uluslararası metinlerde yer almaktadır. Söz konusu hak ve özgürlüklerin etkin biçimde kullanılabilmesi için gerekli idari ve hukuki alt yapının tesisindeki temel yükümlülüğün, Devlete ait olduğu kuşkusudur. Bununla birlikte, çeşitli haklarla donatılan bireylerin de, bu hakları kullanma, muhafaza etme ve geri alma hususunda makul bir çaba içinde olmaları gerektiği de tartışmasızdır. Böyle bir çabayı göstermeyen hak sahibinin, özen yükümlüğüne uygun davrandığından bahsedilemeyecektir.
Uyuşmazlığa bu açıdan bakıldığında, terör olayları nedeniyle göç etmek zorunda kalarak bir yıldan uzun bir süre malvarlığına ulaşamadığını iddia eden ve 5233 sayılı Kanun kapsamında zararlarının tazminini talep eden davacıdan beklenen, anılan Kanun'un 6. maddesinde öngörülen süreler içinde uğradığını iddia ettiği zararların tazmini için zarar tespit komisyonuna başvuru yapmasıdır. Bu çabayı göstermediği açık olan davacının tazminat isteminin, başvuru tarihinden geriye doğru 1 (bir) yıllık dönemi aşacak biçimde kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır.
Bu itibarla; terör olayları nedeniyle malvarlığına ulaşamamadan kaynaklanan zararlar yönünden, idareye başvuru tarihinden geriye doğru bir yıllık döneme ilişkin zararların davacıya ödenebileceği yolundaki Kurulumuz yerleşik içtihadının, makul, hakkaniyetli ve davacıya başvuru hakkının kullanımını anlamsız kılacak derecede aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2\. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen iptaline ilişkin ... İdare Mahkemesinin temyize konu ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,
3\. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; ... İdare Mahkemesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.