Danıştay danistay 2023/705 E. 2025/978 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2023/705
2025/978
6 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU
Esas No : 2023/705
Karar No : 2025/978
TEMYİZ EDENLER : 1-(DAVACI) : ...
2-(DAVALI) : ...Kurulu
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 13/05/2022 tarih ve E:2016/58009, K:2022/3073 sayılı kararının iptal ve kabule yönelik kısmının davalı idarece, vekalet ücretine yönelik kısmının ise davacı tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, görevden uzaklaştırıldığı 16/07/2016 tarihinden itibaren yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 13/05/2022 tarih ve E:2016/58009, K:2022/3073 sayılı kararıyla;
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiş,
"Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak,
Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;
Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E: ..., K: ...sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Ceza Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı kararı ile "...hüküm fıkrasındaki 'B' bendinin çıkartılarak yerine 'Sanık ...'in üzerine atılı suçu işlemediği sabit olduğundan CMK'nun 223/2-b maddesi gereğince BERAATİNE,' ibaresinin yazılması suretiyle..." istinaf başvurusuna konu karar düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay ...Ceza Dairesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verildiği ve davacı hakkındaki beraat kararının 21/06/2021 tarihinde kesinleştiğinin anlaşıldığı,
Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren B.U., M.Y.B. ve A.K. isimli şahısların beyanı yönünden, anılan tanık ifadelerinde davacının 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde örgütün sözde "bağımsız" adaylarını desteklediği ve onlar lehine seçim çalışması yaptığına ilişkin somut verilere dayalı bir beyanda bulunulmadığı ve davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir ifadeye de yer verilmediği, bu nedenle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı ve/veya iltisakına ilişkin herhangi bir husus içermeyen söz konusu tanık beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı,
Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren S.D. isimli şahsın beyanı yönünden, tanık tarafından ileri sürülen iddiaların bir kısmının yoruma ve duyuma dayalı olduğu, bir kısmının ise somut bilgilerle desteklenmediği, öte yandan davacının 2014 HSK seçimlerinde örgütsel saikle örgütün "sözde" bağımsız adayları lehine seçim çalışması yaptığına ilişkin somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan tanık beyanında yer alan iddiaları destekleyebilecek başkaca tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacı hakkında anılan tanık beyanının, örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Davacı hakkında tanık sıfatıyla ifade veren A.R.S. isimli şahsın beyanı yönünden, anılan tanık ifadesinin duyuma ve yoruma dayalı olduğu, davacıyı örgütle ilişkilendirecek herhangi bir somut bilgiyi içermediği görüldüğünden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatı ve/veya iltisakına ilişkin herhangi bir husus içermeyen söz konusu tanık beyanlarının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatını ve/veya iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmediği,
HTS kaydı yönünden, davacının cep telefonuna ait HTS kayıtları, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine dair kararda yer alan tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları isnadıyla işlem yapılan kişilerle ve ByLock isimli programı kullanan kişilerle görüşmelerinin örgütsel irtibat ve faaliyet kapsamında gerçekleştirildiği somut verilerle ispatlanamadığından, bahse konu görüşmelerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği,
Sosyal çevre bilgileri yönünden, davacı hakkında somut bir tespiti içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı,
Davacıyla ilgili soruşturma bilgisi yönünden, davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ...esas sayılı (Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin ... sayılı) soruşturması kapsamında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatına ilişkin varsa elde edilen bilgi ve belgelerin neler olduğunun ortaya konulmadığı; öte yandan bu soruşturma dışında davacı hakkında yürütüldüğü belirtilen soruşturmada ise henüz bir karar verilmediği görüldüğünden; bu soruşturmaların, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı ve irtibatının bulunup bulunmadığına yönelik değerlendirmede dikkate alınmadığı,
Diğer hususlar yönünden, davalı idare tarafından, davacının eşi (10/03/2022 tarihinde boşandığı) Y.D'nin de yargı mensubu olarak görev yapmakta iken FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmış olmasının davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve/veya iltisaklı olduğunu gösterir delil niteliğinde olduğunun ileri sürüldüğü, Dairelerinin karar verdiği tarih itibarıyla davalı idare tarafından davacının eşinin dosyalarında sunulan belgelerde davacının bizzat kendisini FETÖ/PDY terör örgütü ile bağını ortaya koyacak herhangi bir tespite de yer verilmediği görüldüğünden, davacının eşinin dosyalarına sunulmuş belgelerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan bir delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı belirtilerek,
Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 24/02/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı,
Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı,
Dava konusu kararda hukuka uyarlık görülmediğinden, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi gerektiği,
Öte yandan, davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu,
Davacının, görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemine gelince;
Davacının görevden uzaklaştırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu kararına karşı yargı yoluna başvurulamayacağı açık olduğundan, görevden uzaklaştırma işleminden kaynaklanan parasal hak ve bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiz isteminin de incelenmesine yasal olanak bulunmadığı gerekçesiyle,
Dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine, davacının görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine karar verilerek, yargılama gideri taraflar arasında paylaştırılmış, davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Dairenin, davacının terör örgütü FETÖ ile iltibak ve irtibatının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurduğu kriterlerin, aynı konuda açılmış davalarda bir bütünlük arz etmemesi ve istikrarlı bir bakış açısı ile sonuca ulaşılmaması nedeniyle temyiz incelemesinde bu hususun dikkate alınması gerektiği; 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkarılmalarına karar verilenler hakkında görülmekte olan davalarda öne sürülen itirazların bu dosyada da göz önünde tutulması gerektiği; Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmanın anlamının açıkça ifade edildiği ve Daire kararlarında adli yargı mercilerindeki tespitlerden faydalanıldığı halde temyizen bozulması talep edilen Daire kararında uyuşmazlığın davacının örgüt üyesi olup olmadığına dayanılarak çözüldüğü; terör örgütü ile irtibat veya iltisakın tespiti halinde tesis edilecek idari işlemlere yönelik yürütülen yargısal denetimlerde delillerin hukuki niteliğinin terör örgütü üyeliği suçundan yapılacak adli işlemlerden farklı değerlendirilmesi gerektiği; hâkim ve savcılar hakkında tesis edilen idari işlemlere istinaden yürütülen yargısal denetimin adli süreçten arî olduğu ve delillerin bu şekilde ele alınması gerektiği; davacı hakkındaki tanık beyanları, cep telefonuna ait HTS kayıtlarının incelemesi sonucunda haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi oldukları isnadıyla işlem yapılan kişilerle ve bazı ByLock kullanıcıları ile görüşmelerinin olduğunun tespit edilmiş olması, davacının sosyal çevresi anlamında en yakını kabul edilebilecek eşi Y.D.'nin hâkim/savcı iken örgütle irtibat ve iltisakı nedeniyle meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olması ve Y.D'nin üzerine atılı bulunan "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçundan yapılan yargılama sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu; davacının yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının faiziyle birlikte ödenmesi talebinin yasal dayanaktan yoksun olduğundan reddi gerektiği, 685 ve 375 sayılı KHK kapsamında açılan tam yargı davalarına karşı yargı yolunun kapalı olduğu; dava konusu işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığından tazminat koşullarının oluşmaması nedeniyle parasal ve özlük hak taleplerinin reddi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davacı tarafından, kararın lehine olmasına rağmen aleyhine vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuş, davalı idare tarafından ise savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'UN DÜŞÜNCESİ : Davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının iptal ve kabule yönelik kısmının bozulması, davacının temyiz isteminin reddi ile Daire kararının vekalet ücretine yönelik kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.
Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.
MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır.
23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararıyla, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan beraatine karar verildiği ve bu kararın 21/06/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.
İLGİLİ MEVZUAT :
1) Anayasa
Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.
Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."
Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."
Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..."
Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."
Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz."
Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler."
Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz.
Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."
Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler."
Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar."
Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..."
2) AİHS
AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir."
AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."
AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir.
Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."
3) Kanun
667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir."
Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır."
Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..."
4) Etik İlkeler
Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.
Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarenin temyiz istemi yönünden;
1) Dava Konusu Edilen Kararın Hukuki Niteliği
Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.
Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.
667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir.
Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.
Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.
Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.
Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.
2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi
Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.
Dava konusu kararın dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.
Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür.
Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında açılan ceza davasında beraatine karar verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır.
Bu durumda, davacı hakkında ceza yargılaması sonucunda, ...Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararıyla beraatine karar verildiği ve anılan kararın 21/06/2021 tarihinde kesinleştiği görülmüş ise de, davacı hakkında terör örgütüne üyelik suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır.
Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince;
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan B.U. isimli şahsa ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 02/05/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "...Ben halen Yargıtay Tetkik Hakimi olarak görev yapmaktayım. HSYK Genel Kurulunca FETÖ/PDY irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan ...’i, aynı dönemde Adalet Akademisinde birlikte staj yapmamız nedeniyle tanırım. Aynı zamanda ben Ağrı Taşlıçay Adliyesinde hakim iken, onlar başka bir yerden HSYK tarafından Fetö irtibatı nedeniyle meslekten ihraç edilen eki Cumhuriyet Savcısı eşi Y.D. ile Ağrı Adliyesine atandılar. Mesleki nezaket kuralları gereğince benim onlara ziyarette bulunmam gerekirken, 2014 HSYK seçimleri öncesinde, tarihini hatırlamadığım bir günde, öğleden sonra ... ve Y.D. Taşlıçay Adliyesindeki odama ziyarete geldiler. Ben bu ziyarete çok şaşırdım. Kendilerine hayırlı olsun için gitmediğim halde bana ziyarete gelmeleri nedeniyle kendimi mahcup hissetmiştim. Odamda muhabbet esnasında Y.D. HSYK seçimlerinden konu açtı ve bana kime oy vereceğimi sordu. Ben henüz aday olanları tanımadığımı, düşünüp bir karar vereceğimi söyleyerek konuyu kapatmak istedim. Bunun üzerine Y.D. benim kararsız olduğumu düşünmüş olacak ki şu an tam hatırlayamadığım bir çok ismin yanında, Adalet Akademisinde derslerimize girmesi nedeniyle bildiğim A.N.G. ve Y.A.'nın isimlerini belirterek 'bunlar çok değerli meslektaşlarımızdır, bizlerin sorunlarını çözer' gibi şeyler söyleyerek bu adaylara oy vermemi istedi. O esnada ... söze karışmadı. Eşi Y.D.'nin bana anlattığı seçimler ile alakalı bu konuyu ilk kez duyuyor ve ikna oluyorcasına kafasını sallayıp onay vererek dinledi. Y.D.'nin ısrarla bağımsız görünümlü bu paralel yapı adayları için oy istemesine kızarak 'ben bu kişilere tanımıyorum. Siz de daha 2 yıllık hakim savcısınız, siz nereden tanıyorsunuz' diye cevap verip kestirip attım. Bunu rağmen Y.D. söylemlerini ısrarlı bir şekilde devam ettirdi. Ardından çaylarını içip odamdan ayrıldılar. Taşlıçay Adliyesinde benden başka birinin yanına uğramadılar. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum, ... ve Y.D. odamdan ayrılmak üzereyken, o dönem Taşlıçay Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan M.Y.B. odama beni ziyarete gelmişti ve bu şekilde karşılaşmışlardı. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesinde mi, sonrasında mı olduğunu tam olarak hatırlayamadığım bir günde, ..., Ağrı ili ve ilçelerindeki ben dahil dönem arkadaşlarımızı ailece evinde akşam yemeğine davet etti. Ben ve eşim bu yemeğe gittik. Orada Y.D.'nin hükümete yönelik eleştirilerde bulunması bana tuhaf gelmişti. Çünkü Akademi döneminde kendileriyle samimi olmamama rağmen Y.D.'nin hükümete muhalif bir kişiliği yoktu..." beyanlarına yer verilmiştir.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.Y.B. isimli şahsa ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 29/03/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "......’i 2013-2015 yılları arasında Taşlıçay Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaptığım esnada kendisinin de Ağrı Hakimi olması nedeniyle tanırım. Seçim öncesinde bir gün benim adliyede olmadığım öğleden sonra bir saatte Ağrı savcı ve hakimi olan Y.D. ve ... Taşlıçay adliyesine gelmişler. Ben saat 16.30 gibi adliyeye döndüğümde bu ikisinin halen görevde olduğunu bildiğim B.U.'nun odasında olduğunu gördüm, odada B. hanım dışında bir bayan ve bir erkek gördüm, bu gördüğüm kişileri daha öncesinde tanımıyordum, bu şekilde B. hanımın odasına girdim, hoşgeldiniz dedim ve kendimi tanıttım, onlar da kendilerini Ağrı hakimi ... ve Ağrı Savcısı Y.D. olarak tanıttılar. Y.D.'nin oturduğu koltuğun yanındaki boş koltuğa oturdum. 2014 yılı HSYK seçimi ile ilgili olarak konuştuklarını farkettim. Ancak ben Y.D. ve ...’in kimin lehine konuştuklarını anlamadığım için önce kendilerini dinledim. Y.D. seçime az kaldığını söyledikten hemen sonra bana dönerek 'siz oyunuzu kime vereceksiniz savcı bey' dedi. Ben de Yargıda Birlik Platformu adaylarına oy vereceğini söyledim. Ben bunu söyleyince Y.D. ve ... şaşkınlık edasıyla 'nasıl olur' şeklinde söz söylediler. Y.D., HSYK seçimlerini YBP adaylarının kazanması halinde yargının yürütmenin emrine gireceğini, hakimlerin AKP ilçe başkanlarından emir alacağını, hükümetin maaş zammı ile oy istemesinin hakimlik mesleği açısından onur kırıcı oluğunu söyledi, ...’de Y.D.'nin bu sözlerini zaman zaman 'doğru' diyerek yahut kafa sallayarak destekleyici tutum ve davranışta bulundu. Hatta Y.D. bu esnada Fatih Sultan Mehmet Han’ın camii yapımı için Yahudi bir kişinin arazisine el koyduğu, Yahudi vatandaşın da bu duruma itiraz ederek karşı çıktığı, bunun üzerine Yahudi kişinin Fatih Sultan Mehmet Han’ın kolunu yahut elini kestirdiğini, bunun üzerine Yahudi vatandaşın kadıya müracaat ettiğini, kadının da kısas uygulamak suretiyle Fatih Sultan Mehmet Han’a kol yahut el kesme cezası verdiğini, tam infaz aşamasındayken Yahudi kişinin şikayetinden vazgeçtiğini, devamında Fatih Sultan Mehmet’in kadıya dönerek 'eğer böyle bir hüküm vermeseydin senin kelleni alırdım' dediğini anlatmıştı, Y.D. bu hikayeyi anlatırken ... yer yer araya girerek Y.D.'ye hitaben 'öyle mi olmuş, kadı padişahın kolunu kesme cezası mı vermiş' şeklinde sözler sarfediyordu. Ben söz alarak yanlış düşündüklerini, durumun Devlet açısından kritik bir süreç içerdiğini kendilerine anlattım. Aramızda yarım saate yakın bu şekilde bir tartışma geçti. Benim fikir değiştirmediğimi ve tartışmada onlara baskın geldiğimi gördükleri için herhangi bir aday lehine açık şekilde oy verin söylemleri ben odada iken olmadı. Öncesinde B.U.'dan açık şekilde oy istemişler ise bilemem. Ancak tam kalkacakları sıra bağımsız adı altında seçime giren ve sonrasında FETÖ irtibatı gerekçesiyle meslekten çıkarılan M.K., A.N.G. ve ismini hatırlamadığım bir üçüncü adayı söyleyerek bu kişileri tanıdıklarını, çok değerli ve kaliteli insanlar olduklarını söyleyerek bu kişileri değerlendirir misiniz dedikten sonra ayrıldılar. Adliyeye propaganda amaçlı geldikleri ve özellikle benim adliyede olmadığım bir saati seçtiklerini düşünüyorum, zira benim seçim dönemindeki Yargıda Birlik Platformu adaylarını desteklediğimin Ağrı Adliyesinde bilindiği kanaatindeyim. Daha sonra paralel yapının adayları için düzenlenen bir yemeğe hâkim B.U.'yu davet ettiklerini, ama hâkime hanımın katılmadığını B.U. bana anlatmıştı..." şeklinde beyanların yer aldığı görülmüştür.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan S.D. isimli şahsa ait, HSK Müfettişlerince düzenlenen 02/05/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "......’de eşi Y.D. ile birlikte 2014 yılı yaz kararnamesi ile Ağrı Adliyesine atandılar. Yaklaşık 7-8 ay kadar aynı adliyede birlikte görev yaptık. ... hâkim, eşi Y.D. ise Cumhuriyet Savcısı idi. 2014 yılı yaz kararnamesi ile Ağır Adliyesine tayinen çok sayıda meslektaş gelmişti. 2014 yılı HSYK seçimleri öncesi olduğu için biz adliyede Yargıda Birlik Platformu adayları lehine aktif olarak çalışan beş meslektaş olarak yeni gelen meslektaşların seçimde nasıl bir tutum sergileyeceklerini belirlemek adına kendilerini gözlemledik. 2014 yılı HSYK seçimlerine bir ya da bir buçuk ay kadar bir süre kaldığında kim olduklarını hatırlayamadığım Adalet Bakanlığından gelen üç kişilik bir heyet Yargıda Birlik Platformu lehine seçim çalışması yapıyordu. Ağrı Adliyesindeki meslektaşların odalarını tek tek gezdiler ve kendilerinden YBP için destek istediler, ben de kendilerine refakat ettim. ...’in odasına girdiğimizde, ... 'Verdiğiniz maaş zammı hâkim-savcıya rüşvet teklifi niteliğindedir, Bakanlığın maaş zammı teklifi ile seçim çalışması yürütmesi hâkim-savcı açısından onur kırıcıdır' dedi. ...’in odasından heyetle çıktıktan sonra heyettekiler bana ...ın tutumu ile ilgili kanaatimi sordular ben de heyete hitaben ...’in maaş zammı konusunda söylediklerinin paralel yapı söylemleri ile örtüştüğünü, dolayısıyla ...’in Yargıda Birlik Platformu adaylarına destek olmayacağı kanaatinde olduğumu söyledim. Zira, paralel yapı mensubiyeti olduğundan emin olduğum diğer hâkim ve savcılar da maaş zammı konusunda ...’in söylemleri ile aynı yönde ifadelerde bulunuyorlardı. Bakanlık heyeti ise bana 'belki gerçekten hâkim savcılık duruşu nedeniyle böyle söylemiş olabilir, temkinli olalım, kestirip atmayalım, kendisini Yargıda Birlik Platformu lehine destek vermesi konusunda ikna etmeye çalışalım' şeklinde söz söylediler. Ancak, ... ve eşi bu yöndeki tüm telkinlerimize sonraki dönemde de şiddetle kapalıydılar, Yargıda Birlik Platformu lehine cümleler kurmamıza izin vermiyorlardı. Bu olaydan bir süre sonra ancak 2014 yılı HSYK seçimlerinden sonraki bir tarihte, o dönem paralel yapının kamu kurumları içerisinde insanları fişlediğine ilişkin iddiaların en önemli belgelerinden birisini o tarihte Iğdır Başsavcısı olan M. bey ile birlikte tespit etmiştik. İki ay kadar gizli bir şekilde belgelerin doğruluğunu araştırdıktan sonra birlikte operasyon yapmaya karar verdik ve aynı gün M. bey Iğdır Adliyesinde, ben de Ağrı Adliyesinde evrakın önemi nedeniyle bizzat kendim takip etmek suretiyle arama ve el koyma ve yakalama kararları için mahkemelerden eş zamanlı talepte bulunmuştuk. Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimi ...’di, duruşmada olduğu söylendiği için konunun önemi ve eş zamanlı olması nedeniyle telefonla kendisini arayarak hâkime hanımdan önemli bir evrakla ilgili arama talebimiz olduğunu, mümkünse kısa süre içerisinde sonuçlandırmasını talep ettim. ...’de hemen gönderin bakayım Başsavcım dedi. İki kişi ile ilgili arama ve el koyma talebimizi uygun bularak evrakı mahkemeye gönderdiğimiz andan itibaren 15 dakika sonra kararı gönderdi. Arama karan gereğince polisler evlere gittiklerinde şüphelilerden bir tanesinin evinde olduğu, diğerinin ise birkaç gün önce adres değişikliği yaptığını tespit ettiler ve değişen adreste hemen yeniden arama talebinde bulundum. Talepte bulunduğum saatten yaklaşık 2,5-3 saat kadar sonra ilk karan tamamen yok sayan bir red karan ile evrakın geldiğini müşahade ettim, okuduğumda önceki arama kararının mahkemece yeterince incelenmeden sehven verildiği, aramayı gerektirecek yeterli delil bulunmadığı gibi ifadelere yer verildiğini gördüm. Red kararını veren de ...’di. Taleple karar arasında geçen süreden dolayı ...ın birileriyle özellikle eşi ile istişare ederek ikinci kararı verdiği, evrakın içeriğinden sanki başsavcı telefon etmeseydi ilk karar da verilmezdi şeklinde bir anlam çıkardım. Konuyu o tarihte Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olup halen ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan K.T. ile de paylaştım. Derhal Doğubeyazıt Sulh Ceza Mahkemesine itirazda bulundum, ancak oradan da red karan verildi, daha sonra soruşturmanın devamında kriminal inceleme yaptırdığımızda bir kısım belgelerin yeni adresinde arama talep edilen kişiye ait olduğu tespit edildi, soruşturmanın devamında ise bu kişinin paralel yapı mensubu olduğu, dört yada beş paralel yapı mensubu infaz koruma memuru ile aynı evde kaldıklarım tespit ettik. ... ..., beni görevden uzaklaştırıldıktan sonra aradığında ben kendisine kendisi ile ilgili bütün bildiklerimi HSYK ve Adalet Bakanlığına anlattığımı, kendisine de anlatacağımı söyledim ve ben sana başka, HSYK’ya başka bilgi vermiyorum dedim ve kendisi ile İlgili bildiğim ve bu ifadede aktardığım hususları kendisine aynen aktardım. Bunun üzerine ... bana Taşlıçay’daki hâkime hanımdan oy isteme hususunun doğru olduğunu, o dönem bağımsız adaylar olarak bilinen iki ya da üç kişi lehine oy istediğini, kendisinin bu kişileri kesinlikle paralel yapı adayı olarak bilmediğini, iyi insanlar olarak bildiğini, büyük bir yanılgıya düştüğünü, hayat tecrübesinin zayıflığı nedeniyle paralel yapı kavramını yeterince anlayamadığını, cemaat nedir bilmediğini, devletin içerisinde böyle bir yapılanmadan haberdar olmadığım, kendisinin beni kastederek benim kadar meslek ve hayat tecrübesine sahip olmadığını, 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce hâkim ve savcılara maaş zammı vaadine ilişkin düşüncelerinin o tarih itibariyle o şekilde olduğunu, arama kararını reddetmesi ile ilgili olarak da mahkeme olarak kanaati bu yönde oldugu için böyle karar verdiğini, bunun bir yargı kararı olduğunu, paralel yapiyi korumaya yönelik bir karar olmadığını ifade etti. ... ve esi Y.D.'nin 2014 yılı HSYK seçimlerinden önce izin alarak Ordu ve cevresine gittiklerini, burada bağımsız görünümlü paralel yapı adayları lehine oy topladıklarını şuan ... Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olan K.T.'den yaklaşık 10 gün kadar önce duydum, K.T. bu bilgisinin duyuma dayalı olduğunu, ancak kimden duyduğunu hatırlamadığını bana ifade etti. Ancak o tarihte Ordu Cumhuriyet Savcisi olup halen Ağrı Cumhuriyet Bassavcisi A. R. beyi telefonla aradığında, A. R. bey bana bana, Y.D. ye esi ...'in 2014 yılı HSYK seçimlerinde Ordu ilinde oy kullandığını, ancak bağımsız görünümlü paralel adaylar lehine oy topladığına ilişkin herhangi bir bilgiye sahip olmadığını anlattı. Dolayısıyla ... ve Y.D.'nin Ordu ve cevresinde paralel yapı adaylan lehine oy topladiklanna ilişkin bilgiyi ilk ağızdan teyit edemedim ... Ben ...’in anne ve babasının milliyetçi bir aile olduklarını öğrendim. Yukarıda ... ve Y.D.'ye ilişkin anlattığım bilgilere rağmen her ikisinin de paralel yapı evlerinden yetişmiş, paralel yapı terbiyesi almış kişiler olduklarım değerlendirmedim. Benim değerlendirmelerim daha çok şu şekilde oldu: ... ve Y.D. Cumhurbaşkanı ve hükümetin idare tarzına ilişkin olarak aşırı tepkiliydiler, 17-25 Aralık 2013 olayları sırasında hükümetin yolsuzluk yaptığı, bunu örtbas etmek için paralel yapının üzerine haksız bir şekilde gittiği, haksızlık yapılan bu kesimin yanında durulması gerektiği gibi yanlış bir kanaatten yola çıkarak bu şekilde davrandıklarını düşündüm. ... ve Y.D. kesinlikle Yargıda Birlik Platformu adaylarını desteklemediler, bizimle birlikte hareket etmediler, bu nedenle Yargıda Birlik Platformu adaylarına oy verdiklerini düşünmüyorum, ... yukarıda bahsettiğim telefon görüşmesi sırasında bana buna benzer olayları anlatarak yeterince basiretli davranamadığını ifade etmişti. Ben de her ikisinin bu olaylar sırasında aynı şekilde basiretli davranamadıklannı, tepkileri nedeniyle telkinlerimizi dinlemediklerini, başka bir bilgiye kapalı olduklarını değerlendirdim..." yolunda beyanların bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yargı mensubu olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.R.S. isimli şahsın, davacının ceza yargılamasının yapıldığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında yer alan ifadesinde "...Benden önce Ağrı Adliyesinde Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yapan S.D., Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı K.T., Cumhuriyet Savcısı A.K.'den duyduğuma göre Y.D. ve ...'in 2014 yılı HSYK seçim sürecinde Yargıda Birlik Platformu adaylarına değilde kendilerini bağımsız olarak adlandıran daha sonra örgüt üyesi olduğu anlaşılan adaylar lehine çalışma yaptığını duydum. Ağrı Adliyesine atandıktan sonra fetö terör örgütünün cezaevi yapılanmasına ilişkin 2014 yılında bir soruşturma başlatıldığını öğrendim. Söz konusu dosyayı incelediğimde bu soruşturmanın Iğdır ve Ağrı ilindeki Zabıt Katibi ve cezaevi personelini kapsadığını, her iki yerde de ayrı ayrı soruşturmalar yürütüldüğünü gördüm. Bahse konu soruşturmayı Ağrı eski Başsavcısı S.D. bey yürütmüştü. Soruşturmanın başlangıcında bir kısım şüphelilerle ilgili arama ve el koyma kararı talep edilmişti. Söz konusu arama kararını inceleyen ve karar veren ... olduğunu gördüm. Arama kararı gereğince polislere belirtilen adrese gittiklerinde bir tane şüphelinin adres değişikliği yaptığını tespit edip bunu Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmişlerdi. Aynı gün polisler tarafından tespit edilen adrese ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca yeniden arama kararı talep edildiğinde söz konusu arama talebini değerlendiren o dönemin Hakimi ...'in bizzat kendisinin verdiği ilk arama kararını tamamen yok sayan hatta bu karar içeriğinde 'ilk kararı sehven' verdiğini belirten bir ibare içerdiğini gördüm. Söz konusu ilk arama kararı ile ikinci arama talep süresi içerisinde çok kısa bir zaman dilimi olduğunu evraktan anladım. Bahsi geçen arama kararına ilişkin Doğubeyazıt Sulh Ceza Hakimliğine de itirazda bulunulmuştu ancak oradan da ret kararı verilmişti. Hakkında arama kararı talep edilen ve o dönem Ağrı Cezaevinde infaz koruma memuru olarak çalışan personel KHK ile kamu görevinden de ihraç edilmişti. Hakkında yürütülen adli soruşturmanın sonucunu ise şu an için hatırlayamıyorum. Hatta bu durumu 2015 yılında Ağrı Adliyesini teftişe gelen HSYK müfettişleri de incelemişti. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra başlatılan ve bizzat benim yürüttüğüm adli soruşturma sürecinde ...'in ifadesini alırken bu evrakı da kendisine sorduğumda tatmin edici ve hukuk ile mantığa uygun bir cevap veremediğini hatırlıyorum. Bu kadar kısa bir süreçte birbiriyle çelişen bu iki kararın birileriyle görüşülerek verilebileceği izlenimi herkeste olduğu gibi bende de oluşmuştu ... " şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
FETÖ'nün örgütsel amaçlarına ulaşmak için evlilik müessesesi ve aile yaşamı ile ilgili olarak kullandığı yöntemlere ilişkin tespit ve değerlendirmeler :
FETÖ tarafından Devleti ele geçirme ve yeni bir düzen kurma yönündeki örgütsel amaçlarına ulaşmak için mensuplarının evliliklerinin ve aile yaşamlarının örgüt menfaatlerine hizmet edecek şekilde düzenlenmesi yönünde faaliyetlerde bulunulmuştur. Bu kapsamda katalog evliliği olarak adlandırılan yöntemle örgüt mensuplarının örgüt dışından kişilerle evlenmeleri yasaklanmış ve kendi aralarındaki evlenmeleri de örgütün yönlendirmesi ile gerçekleştirilmiştir. Bu suretle şüpheye yer bırakılmayacak şekilde örgüte sadakatin sağlanması amaçlanmış ve örgüt mensuplarının örgüt dışından kişilerle evlenmelerinin engellenmesi için telkin, baskı, dışlama veya tehdit gibi yöntemlere başvurulmuştur.
Örgütün evlilikle ilgili anılan uygulamaları kapsamında evlendirme sorumlusu olarak belirlenen kişiler ile bunlara yardımcı olan örgüt mensupları aracılığıyla katalog evlilikler gerçekleştirilmiş, bu evliliklerin genellikle meslektaşlar arasında gerçekleştirilmesine özen gösterilmiş, eşlerin ikamet edeceği yere örgüt tarafından karar verilmesi, örgüt lideri Fetullah Gülen'den evlilik sonrası doğan çocuklara isim koymasının istenmesi, çocukların eğitimi ile ilgilenilmesi gibi uygulamalara başvurulmuş, örgütün sohbet toplantılarına veya gruplarına eşlerle birlikte katılım sağlanmasına önem verilmiş, bu toplantıların erkek ve bayanlar için ayrı ayrı gruplarda/odalarda gerçekleştirilmesi ve eşlerden her birinin bu gruplardan birinin sorumlusu olması gibi uygulamalara gidilmiş, ByLock uygulamasının kimi durumlarda eşin telefonuna yüklenmesi yöntemi izlenmiş ve örgütten alınan talimatlar doğrultusunda izlenen her türlü tutum ve davranış ile gerçekleştirilen faaliyete eşin de katılımına önem verilmiştir.
Sonuç itibarıyla, FETÖ'nün örgütsel amaçlarını tam bir gizlilik içerisinde gerçekleştirebilmesi için eşlerin de örgüt mensubu olmasına, örgüte bağlılık göstermesine ve hizmet etmesine özel önem verildiği anlaşılmaktadır.
Davacının eşi ile ilgili maddi ve hukuki süreç:
Dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile UYAP ortamından elde edilen veriler birlikte incelendiğinde, davacı ile eski eşinin 21/07/2012 tarihinde evlendikleri, meslekten çıkarma kararından yaklaşık altı yıl sonra 10/03/2022 tarihinde, tarafların "anlaşmalı" olarak boşandıkları, boşanma kararının (istinaftan feragat edilmesi üzerine) aynı tarihte (10/03/2022) kesinleştiği görülmüştür.
Davacının (eski) eşi Y.D.'nin Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisakı ve irtibatı olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği, bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararı ile reddedildiği anlaşılmaktadır.
Davacının eşi tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların iptaline karar verilmesi talebiyle açılan davada, Danıştay Beşinci Dairesinin 10/06/2021 tarih ve E:2017/470, K:2021/1913 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu, Kurulumuzun 10/11/2022 tarih ve E:2021/3845, K:2022/3205 sayılı kararıyla reddedilerek anılan karar kesin olarak onanmıştır.
Bununla birlikte, davacının (eski) eşinin, silahlı terör örgütüne üyelik suçundan dolayı ...Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile 6 yıl, 3 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı ve anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusunun ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla esastan reddedildiği, dosyanın temyiz incelemesinde olduğu ve Yargıtayca henüz bir karar verilmediği anlaşılmıştır.
Davacının durumunun değerlendirilmesi :
Hakim ve savcılar açısından sadakat yükümlülüğü, "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, Türk Yargı Etiği Bildirgesi'nin 2.5. ve 3.2. maddeleri ile AİHM kararlarında belirtildiği üzere, yargıya olan güvenin sağlanması ve sürdürülebilmesi için hakim ve savcıların "bağımsız ve tarafsız olmaları" kadar, "bağımsız ve tarafsız görünmeleri" de önem taşımaktadır (Campbell ve Fell/Birleşik Krallık, 28/06/1984, Seri A No. 80, § 40, paragraf 78; D.N./İsviçre, Başvuru No. 27154/95, 29/03/2001, paragraf 41-46 ve 48-57). Nitekim yargı mercilerinin ve bu mercilerde görev yapan hakim ve savcıların, davaya taraf olanlar ve kamuoyu nezdinde güven uyandırmaları ve bu bağlamda bağımsızlık ve tarafsızlıklarından en ufak bir kuşku duyulmasından kaçınmaları gerekmektedir.
FETÖ'nün yukarıda yer verilen yapısı ve işleyiş kuralları uyarınca evlilik ve aile yaşamına kadar yansıyan faaliyetlerde bulunduğu ve davacının aile birlikteliği içerisinde birlikte yaşadığı (eski) eşinin FETÖ silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu yönündeki yargı kararı ile davacı hakkında yukarıda yer verilen diğer hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının söz konusu örgütün faaliyetlerinden ve eşinin durumundan haberdar olmamasının, bir yargı mensubu olarak yürüttüğü meslek itibarıyla sahip olduğu nitelikler ve donanım ile hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu durumun, bir yargı mensubu olarak üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan ve bağımsız ve tarafsız "olması" kadar bağımsız ve tarafsız "görünmesi" de gereken davacı açısından bağımsızlık ve tarafsızlığından şüphe edilmesine ve dolayısıyla FETÖ ile irtibat ve iltisakı bulunduğu kanaati oluşmasına neden olan bir delil niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de,davacının eski eşi ile birlikte 2014 yılı HSK üye seçimleri döneminde bağımsız aday olarak listelerde yer alan sonrasında örgüt mensubu olmaktan yargılanan ve cezalandırılmalarına karar verilen iki ya da üç kişi lehine çalışma yürüttüğüne, seçim sürecinde hakim-savcılara yönelik maaş zammı konusunda FETÖ mensubu olduğundan emin olunan hâkim ve savcıların söylemleri ile aynı yönde ifadelerde bulunduğuna, FETÖ terör örgütünün cezaevi yapılanmasına ilişkin 2014 yılında başlatılan soruşturma kapsamında, davacının nöbetçi sulh ceza hakimi olarak Cumhuriyet Başsavcılığının arama kararı taleplerine yönelik kısa bir süreçte, bizzat kendisinin verdiği ilk arama kararını tamamen yok sayan, birbiriyle çelişen iki karar vermesinin, birileriyle görüşülerek verilebileceği izlenimi uyandırdığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda belirtilen tanık beyanları ve davacının eski eşinin meslekten ihracına karar verilmesinin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
3) Dava Konusu Kararın Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi
Dava konusu kararla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.
Dava konusu karar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu karar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.
Dava konusu karar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.
Dava konusu karar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.
Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.
4) Sonuç olarak
Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, Daire kararının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararına karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının davacıya ilişkin kısmının iptali ve bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi ve özlük haklarının iadesi yolundaki kısımlarında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Davacının temyiz istemi yönünden;
Davacı tarafından, Daire kararının, görevden uzaklaştırılması nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının görevden uzaklaştırıldığı tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine dair kısmı nedeniyle aleyhine hükmedilen vekâlet ücretine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmüşse de, Daire tarafından bozma kararı üzerine yeni bir karar verileceğinden, davacının vekâlet ücreti bakımından temyiz isteminin bu aşamada karara bağlanmasına gerek görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;
2.Danıştay Beşinci Dairesinin 13/05/2022 tarih ve E:2016/58009, K:2022/3073 sayılı kararının, temyize konu dava konusu kararın davacıya ilişkin kısmının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine ilişkin kısımlarının BOZULMASINA,
3.Davacının temyiz isteminin reddine,
4.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Beşinci Dairesine gönderilmesine,
5.Kesin olarak, 06/05/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın, dava konusu kararın davacıya ilişkin kısımlarının iptaline, davacının bu karar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının meslekten çıkarılmasına karar verildiği tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine, özlük haklarının iadesine ilişkin kısımlarının usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın anılan kısımlarının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.