Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/5406
2025/3788
17 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2024/5406
Karar No : 2025/3788
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALILAR) : 1- ... Bakanlığı
2- ... Kaymakamlığı - ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVACILAR) : ...'a velayeten ... ve ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Çorum ili, Laçin ilçesi, ... İlköğretim Okulunda okuyan çocukları ...'ın 25/10/2016 tarihinde okulda oynarken bir arkadaşının kendisini itmesiyle sınıf kapısının sol gözüne batması sonucu yaralanması olayında idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek 10.000,00-TL (miktar arttırım dilekçesi sonrası 704.833,27-TL) maddi ve 300.000,00-TL manevi tazminatın olay tarihinden (25.10.2016) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacı küçük ...'ın öğrencisi olduğu Laçin ilçesi, ... İlköğretim Okulunda olay tarihinde öğretmen İ.D.'nin nöbetçi olduğu, okulda 2. kat ve 3. kat nöbetçisi olarak görevlendirildiği, ilköğretim öğrencilerinin bulunduğu bir okulda her bir kata ayrı ayrı nöbetçi öğretmen görevlendirilmesi gerekirken, tek öğretmen görevlendirilmesinde okul idaresinin sorumlu olduğu, nöbetçi öğretmenin 09.30'da Laçin Sağlık Ocağına gittiği, olayın 10.10'da olduğu ve nöbetçi öğretmenin okula olaydan 30 dakika sonra 10.40 gibi geldiği, öğretmenin nöbetçi olduğuna ilişkin bilgisinin olduğu ve bu konudaki gerekli bilgilendirmelerin yapıldığı, okul idaresine nöbetçi öğretmen tarafından sağlık kuruluşuna gidileceği sözlü olarak bildirilmesine rağmen okul idaresi tarafından yerine öğretmen görevlendirilmeyerek ve çocukların gözetimsiz bırakılarak denetim ve gözetim yükümlülüğüne aykırı davranıldığı, olayın gerçekleşmesi akabinde 112 acil servisinin aranmadığı, çocuğun sonrasında babasına teslim edildiği, davalı idarelerin davacı ... üzerinde denetim ve gözetim yükümlülüğünün bulunduğu, nöbetçi öğretmenin okulda olmadığı, yerine öğretmen görevlendirilmedığı, olayın oluşumundan sonra acil servisin ambulansın aranmadığı ve çocuğun herhangi bir sağlık kuruluşuna götürülmeyerek velisinin beklendiği anlaşıldığından, oluşan zararda gerekli denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmeyen davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu anlaşıldığından, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle oluşan zararı tazmin sorumluğunun olduğu, dolayısıyla davacı küçük ...'ın kendi sınıfının da yer aldığı koridorda koşarken 5-A sınıfının kapısının bir başka öğrenci tarafından kapatıldığı sırada kapı kolunun çarpması sonucunda yaralandığı açık olup idarenin bu zararın oluşumunda hizmet kusuru bulunduğu değerlendirilmiş olup, davalı idarenin zararı tazmin sorumluğu bulunması nedeniyle gözünde oluşan görme yeteneği kaybı nedeniyle işgücü kaybının %32,3 oranında olduğu bilirkişi raporu ile saptandığından, davacı küçük ...'ın, bu oran üzerinden hesaplanan 704.833,27-TL maddi zararının davalı idarece tazmininin gerektiği, dava konusu olayda manevi tazminatın koşullarının bulunmakta olduğu, olayın ağırlığı ve davacının yaşı dikkate alınarak davacının duyduğu üzüntü ve ıstırap karşılığı olarak 200.000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesinin uygun görüldüğü gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kabulü ile 704.833,27-TL maddi tazminatın dava dilekçesinin davalı idareye tevdiine ilişkin kararın tebliğ tarihi olan 25/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareler tarafından (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) davacılara ödenmesine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, 200.000,00-TL manevi tazminatın 25.03.2019 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerden alınarak (tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) davacılara ödenmesine, 100.000,00-TL manevi tazminat talebi yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının görme kaybına uğramasında, davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunması karşısında, manevi tazminatın bir tatmin aracı olması, tazminat tutarının zenginleşmeye sebebiyet vermeyecek ancak idarenin kusurunun ağırlığını da ortaya koyacak oranda ve davacıların sosyo-ekonomik durumları ile duyulan elem ve ıztırabın ağırlığı ile aleyhe hüküm verme yasağı uyarınca daha önceki kararda davacılar lehine verilen 75.000,00-TL'yi geçmeyeceği gözetilerek belirlenmesi gerekliliği karşısında, davacıların manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 75.000,00-TL'nin 25.03.2019 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idarelerce davacılara ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden, istinafa konu İdare Mahkemesi kararının, davacıların talep ettiği manevi tazminatın kabulüne ilişkin bölümünün 75.000,00-TL'ye ilişkin kısmında hukuka aykırılık, bu tutarı aşan 125.000,00-TL'ye ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davalı idarelerin istinaf başvurusunun; kabul edilen manevi tazminatın 75.000,00-TL'yi aşan 125.000,00-TL'ye ilişkin kısmı yönünden kabulüyle bu kısmın kaldırılmasına, bu kısım yönünden davanın reddine, kararın, maddi tazminatın kabulüne ilişkin kısmı ile manevi tazminatın 75.000,00-TL'ye ilişkin kısmı yönünden davalı idarelerin istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davalı idareler tarafından, tazminata konu olayda herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı, kusursuz sorumluluk hallerinin de olayda mevcut olmadığı, diğer taraftan Mahkemece belirlenen maddi ve manevi tazminat tutarlarının yüksek olduğu, Harçlar Kanunu'na aykırı bir şekilde aleyhlerine yargılama harcı hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, davalı idarelerin temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Çorum ili, Laçin ilçesi, ... İlkokulunda öğrenci olan davacıların çocukları ..., 25/10/2016 tarihinde koridordan koşarak 5/A sınıfına girmek isterken aynı okulda okuyan başka bir öğrencinin sınıf kapısını kapattığı sırada kapı kolunun sol gözüne denk gelmesi sonucunda sol gözünden görme yetisini kaybedecek şekilde yaralanmıştır.
Bunun üzerine, davacılar tarafından, yaşanan olayda davalı idarelerin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle maddi ve manevi zararlarının olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasamızın "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin 7. fıkrasında; "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmüne yer verilmiş, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde ise tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 20/11/1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilen ve ülkemiz tarafından 14/09/1990 tarihinde imzalanan, onaylanmasına ilişkin 23/12/1994 tarih ve 94/6423 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile resmi Türkçe çevirisi de 27/01/1995 tarih ve 22184 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 4 Mayıs 1995 tarihinde yürürlüğe giren Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 1. maddesinde; "Bu Sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, onsekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.", 3. maddesinde; "1.Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. 2. Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar. 3. Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler." düzenlemesi bulunmaktadır.
1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesinde; "Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek; ilgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirerek gerekli bilgi, beceri, davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak; böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
" hükmü, 56. maddesinde; "Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur." kuralı yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare, kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin sorumluluğuna ilişkin kusursuz sorumluluk ilkesi, kusurlu yürütülen bir kamu hizmeti bulunmasa dahi ortaya çıkan özel ve olağan dışı zarar ile idarenin faaliyeti arasında neden sonuç ilişkisi (illiyet bağı) bulunması, diğer bir ifade ile zararın yürütülen kamu hizmetinin neden ve etkisi ile ortaya çıkması halinde söz konusu zarardan idarenin sorumlu tutulmasını öngörmektedir.
Hakkaniyet, nesafet, kamu külfetleri karşısında eşitlik, idareye güven, fırsat ve imkan eşitliği ilkeleriyle açıklanan kusursuz sorumluluk ilkesi hukuk devletinde vatandaşların idari işlem ve eylemler nedeniyle uğradıkları zararların tazmini bakımından kusura dayalı sorumluluk ilkesinin yeterli güvenceyi sağlamaması nedeniyle yargısal içtihatlarla geliştirilmiş ve bu ilke gereğince zarara sebep olma hali sorumluluk için gerekli ve yeterli görülmüştür. Dolayısıyla kusursuz sorumlulukta idari faaliyet ile uğranılan zarar arasında illiyet bağının kanıtlanması yeterlidir.
Kusursuz sorumluluk, genellikle risk ilkesi ve fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Risk ilkesi, idarenin yürüttüğü bazı faaliyetlerin, kullandığı eşyaların veya uyguladığı yöntemlerin bünyesinde yer alan riskin idarenin kusuru olmaksızın ortaya çıkması nedeniyle bireylerin uğramış olduğu zararın idarece karşılanmasını öngörür. Bu ilke uygulanırken kamusal faaliyetin, eşyanın ya da yöntemin bünyesinde barındırdığı riskin gerçekleşme olasılığının bireylerin öznel niteliklerine göre farklılaşacağı açıktır. Bazen yetişkin bireyler için risk barındırmayan bir kamusal faaliyet çocuklar için risk taşıyabilir ya da bir meslek erbabı için olağan ve sıradan sayılan kimi işlemler bu meslek dışında olanlar için tehlike barındırabilir. Bu nedenle risk ilkesinin somut olaylara uygulanmasında bir taraftan faaliyete, eşyaya ve yönteme öte yandan bu alandan etkilenen bireyin öznel durumuna bakmak gerekir.
Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesinin temelinde ise, idarenin toplum yararına yürütmüş olduğu bayındırlık hizmetleri gibi bir faaliyet nedeniyle yine toplumdan bazı kişilerin uğramış olduğu özel ve olağan dışı zararların topluma paylaştırılması düşüncesi yatmaktadır. Bu ilke uygulanırken yürütülen kamu hizmetinin bünyesinde risk taşıması yani riskli kamusal faaliyet olarak nitelendirilmesi ön koşul olarak görülmez.
İlk ve orta dereceli okullarda okuyan küçüklerin eğitim hizmetinin yürütülmesi sırasında idareye doğrudan atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı halde gerek küçüğün kendi dikkatsizliği, gerek diğer öğrencilerin bilinçsiz ve çocukça davranmaları veyahut nedeni açıklanamayacak şekilde gördükleri zararlar bakımından hizmet kusuru ilkesinin uygulanması mümkün olmadığı gibi bünyesinde risk taşıyan kamusal faaliyet olmaması ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinin uygulanmasına imkan verecek kamu hizmeti veya yatırım mahiyetinde bulunmaması nedeniyle bu alanda yeni bir yaklaşımın ortaya konulması zorunlu hale gelmiştir.
İlköğretim çağındaki çocuklar ebeveynleri tarafından okula bırakıldıklarında çocuk üzerindeki gözetim ve denetim yükümlülüğü ile çocuğun güvenliği ve eğitim hizmetinin güven içinde yürütülmesi yükümlülüğü ebeveynden okul idaresine geçmektedir. Diğer bir ifadeyle çocuk, kamu idaresine nesnel bir şekilde emanet bırakılmış olmaktadır. Çocuğun emanet edildiği zaman dilimi içerisinde göreceği zararlar, eğer hizmetin kusurlu işletilmesi sonucu meydana gelmemiş ise artık bir kusursuz sorumluluk ilkesi olarak emanet (güven) sorumluluğunu gündeme getirecek ve bu ilkeye göre tazminata hükmedilecektir. Bununla birlikte her somut olaya ve olayın meydana geliş şekline göre ebeveynlerin çocuğun himayesi, bakımı ve gözetimi, okula devamı gibi konulardaki yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda “müterafik kusur” değerlendirmesi yapılabileceği de tabidir.
Emanet kelimesi “Güvenmek, korku ve endişeden uzak olmak, güvenilir bir kimseye koruması için geçici olarak verilen şey” anlamına gelmektedir. Türk Dil Kurumu’na göre “emanet” kelimesinin sözlük anlamı ise; “birine, geri alınmak üzere, geçici olarak bırakılan, teslim alan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.” olarak tanımlanmıştır.
Emanet sorumluluğu, emanet alan tarafın emanet aldığı şeyi veya kimseyi, bizzat emanetin veya emanet sahibinin çıkarını en iyi şekilde koruyacak şekilde hareket etmekle yükümlü olmasını anlatır. Emanet görevi, emanet alan kişinin yasal olarak gerekli olandan daha fazla bir etik standarda göre hareket etmesini gerektirir. Bu, koşullar ne olursa olsun, ahlaki olarak doğru olanı yapma zorunluluğudur. Özünde, emanet sorumluluğu kendisine güvenilerek emanet bırakılan kişilerin emanet aldıklarının çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının üstünde görmesidir. Öğrenci velisi öğrenciyi okula bırakmakla okul idaresinin eğitim ve öğretim görevini yerine getirirken küçüğün güven içinde olmasını umar ve bekler. Böylece küçük bir zarar görürse idare, kusurunun bulunmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Zira okulda geçirilen zaman boyunca okul görevlileri veliler gibi davranmak, velilerin yaptığı gibi çocukların (güvenlik gibi) ihtiyaçlarını karşılamak zorundadırlar.
Uyuşmazlıkta, tazminat istemine konu olan olaya ilişkin olarak hizmet kusurunun bulunmadığı ve olayda müterafik kusurdan söz edilemeyeceği anlaşılmış olup; velisi tarafından, eğitim öğretim hizmetinin yürütülmesi için, öğrencinin okul idaresinin gözetim ve denetimine bırakıldığı, okul idaresine güven duyarak okula emanet edildiği ve bu güvenin korunmasının da hukuk devletinin gereği olduğu açıktır.
Bu durumda, okulda öğrencinin güvenliğinin idareler tarafından sağlanması gerekmekle birlikte, meydana gelen zararlardan idarelerin kusursuz sorumluluk hali kapsamında emanet sorumluluğu ilkesi uyarınca sorumlu tutularak zararın tazmin edilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince verilen ve hüküm fıkrası itibarıyla hukuka uygun bulunan kararın yukarıda yer verilen gerekçe ile onanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1\. Temyiz istemlerinin reddine,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,
3\. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine,
4\. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine,
5\. Kesin olarak, 17/04/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.