SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2023/6176

Karar No

2025/7878

Karar Tarihi

22 Ekim 2025

Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2023/6176 E. , 2025/7878 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2023/6176
Karar No : 2025/7878

DAVACI : ...-Sen
VEKİLİ : Av. ...

DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

2- ... Birliği
VEKİLİ : Av. ...

DAVANIN KONUSU :
İdari para cezalarına itiraz başvurusunun yargı mercilerince reddi halinde kendisini vekil ile temsil ettiren kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle eksik düzenleme bulunduğundan bahisle 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14. maddesinin 5. fıkrasının iptaline karar verilmesi istenilmiştir.

DAVACININ İDDİALARI :
Davacı tarafından, sendikanın örgütlü olduğu Tarım ve Ormancılık hizmet kolundaki kamu işyerlerinde faaliyette bulunan birçok avukat üyenin bulunduğu, Tarım ve Orman Bakanlığının İl-İlçe Müdürlükleri tarafından 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gibi Kanunlar gereğince idari para cezası yaptırım kararları verilebildiği, bu idari para cezalarına karşı Sulh Ceza Hakimliklerine yapılan itiraz başvurularının reddi halinde kurumu temsil eden kurum avukatları lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi nedeniyle üyelerin ve Sendikanın menfaatinin dava konusu eksik düzenleyici işlem nedeniyle etkilendiği, bu nedenle 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu'nun 19/2-f bendi uyarınca davacı Sendikanın bakılan davayı açmakta ehliyetli olduğu; öte yandan 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 31/2. maddesi gereği idari yaptırım kararının kaldırılması durumunda ve başvurunun reddi halinde vekalet ücretinin ödeneceğinin açıkça düzenlendiği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 324. maddesi gereği yargılama giderlerinin miktarının ve kime yükletileceğinin hükümde gösterilmesi gerektiği, 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 14. maddesinin birinci fıkrasında da davaların idare lehine neticelenmesi halinde vekalet ücretine hükmolunacağının kurala bağlandığı, kendisini vekil ile temsil ettiren idare lehine vekalet ücretine hükmedip hükmetmeme konusunda hakimin takdir yetkisinin bulunmadığı belirtilerek davaya konu idari işlemin iptali gerektiği ileri sürülmüştür.

DAVALILARIN SAVUNMASI :
DAVALI ... BAKANLIĞININ SAVUNMASI: Tarifede düzenlenmesi gereken bir hükmün düzenlenmediği değerlendirilmekte ise de bu hususta Kanunda Tarifenin hazırlanması için belirtilen takvim de dikkate alınarak bir başvuru yapılması gerektiği, davacı Sendika tarafından Bakanlığa veya Türkiye Barolar Birliğine yapılmış bir başvuru olmaksızın eksik düzenleme iddiası ile iptal davası açılmasının hukuki dayanağının bulunmadığı, öte yandan Ceza Mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların reddi halinde vekalet ücretine hükmedilmemesi düzenlemesinin gerekçelerinin; bu durumlarda uygulamayı yapan veya idari para cezasına hükmedenin kamu kurumu olması nedeniyle, herhangi bir kişinin kendisi aleyhine hükmedilen idari para cezasına itiraz etmesi ve söz konusu itirazın reddedilmesi durumunda, idari cezaya ek olarak bir de vekalet ücreti gibi bir yüke maruz bırakılmaması, Devletin mali olarak daha güçlü taraf olması nedeniyle kendi uyguladığı ceza ile ilgili olarak itiraz yoluna başvurulması suretiyle yaptığı masraflara katlanma gücü ve imkanının bulunması ve idari cezaya maruz kalan kişinin haksız çıkan taraf olduğunda vekalet ücretine hükmedilebilecek olması korkusu ile itiraz yoluna başvurmaktan sarfınazar etmesinin istenmemesi şeklinde belirtilebileceği, bu nedenle idari para cezasına ilişkin başvurusu reddedilen kişi aleyhine, cezayı uygulayan kurumun kendisini bir avukatla temsil ettirmesi nedeniyle vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DAVALI ... NİN SAVUNMASI: Usule ilişkin olarak, sendikanın üyelerine hukuki yardımda bulunmasının temel şartının 4688 sayılı Kanunun 19/2-f maddesinde “üyelerinin idare ile ihtilaf yaşaması” olarak belirtildiği, davacı sendikanın üyesinin avukatlar değil; tarım ve ormancılık iş kolunda görevli kimseler olduğu; şayet üyeler arasında avukatlar bulunmakta ise, bu avukatların Türkiye Barolar Birliğine iptal davasına konu edilen Tarife maddesinin değiştirilmesi konusunda 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında başvuru yapmadıklarını, bu nedenle dava konusu Tarife maddesinin iptalini istemekte davacı Sendikanın kişisel, meşru ve güncel olarak korunan menfaatinin bulunmadığı; esasa ilişkin olarak; dava konusu Tarife maddesinin ilk kez 2014 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13. maddesinde düzenlendiği ve 10 yıldır nizasız şekilde uygulanmakta olduğu, maddenin yurttaşın hakkında kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edilen işlemlere ilişkin itiraz hakkını desteklemek, yurttaşın mahkemeye erişim hakkına zarar getirmemek amacıyla tesis edildiği, aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilemeyeceği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenleyici işlemin iptali gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, idari para cezalarına itiraz başvurusunun yargı mercilerince reddi halinde kendisini vekil ile temsil ettiren kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi hususunun düzenlenmemesi nedeniyle eksik düzenleme bulunduğundan bahisle 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde, "Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder." 168. maddesinde, "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. ... Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. ... Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır." 169. maddesinde, "Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz." hükmüne yer verilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır." 3. maddesinde, "Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır." 26. maddesinde, "İdari yaptırım kararı, 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir. İdari yaptırım kararının ilgili gerçek kişinin huzurunda verilmesi halinde tutanakta bu husus açıkça belirtilir. Bu karara karşı başvurabileceği kanun yolu, mercii ve süresine ilişkin olarak bilgilendirildikten sonra kişinin karar tutanağını imzalaması istenir. İmzadan kaçınılması halinde bu durum tutanakta açıkça belirtilir. Karar tutanağının bir örneği kişiye verilir. ..." 27. maddesinde, "İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir. ... Başvuru, bizzat kanuni temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir ... 28. maddesinde, "İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idari yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idari yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir. Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir. Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır. Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve avukatı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur. Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idari yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idari yaptırım kararı verilen tarafın kanuni temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar. Mahkeme, son karar olarak idari yaptırım kararının; a) Hukuka uygun olması nedeniyle, "başvurunun reddine", b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idari yaptırım kararının kaldırılmasına", karar verir. ... Onbeşbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir." 29. maddesinde, "Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç iki hafta içinde yapılır. İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine" karar verir. Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz. İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir." 31. maddesinde, "İdari yaptırım kararına karşı başvuru yolu harca tabi değildir. Kanun yoluna başvuru dolayısıyla oluşan bütün masraflar ve vekalet ücreti, başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödenir." hükmü yer almıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde, "Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti." yargılama giderlerinden sayılmış, 326. maddesinin birinci fıkrasında, Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği düzenlenmiş, 330. maddesinde, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin, taraf lehine hükmedileceği belirtilmiş; 332. maddesinde yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği kurala bağlanmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 324. maddesinde, "Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir. Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir. Giderlerin miktarı ile iki taraftan birinin diğerine ödemesi gereken paranın miktarını mahkeme başkanı veya hakim belirler." hükmüne yer verilmiştir.
659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 14/1. maddesinde, "Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir." kuralı yer almaktadır.
Dava konusu 2024 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14. maddesinin 5. fıkrasında, "Ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü veya ilk derece mahkemesinin kararına yapılan itiraz üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir. " düzenlemesi yer almaktadır.
Bilindiği üzere, vekalet ücreti, davayı kısmen veya tamamen kazanan ve bu sebeple lehine yargılama gideri hükmedilecek olan tarafın davayı vekil vasıtasıyla takip etmesi durumuna özgüdür. Yargılama giderlerinden sorumluluk hususunda ise, yargılama giderlerinin, kanunda açıkça belirtilmiş olmadıkça, aleyhine hüküm kurulan taraftan tahsil edilmesi gerekmektedir.
İdari para cezalarına karşı açılan davalarda, özel kanunlar uyarınca görevli mahkeme olarak idare mahkemelerinin belirlendiği durumda davanın kabul veya reddine bağlı olarak taraflar arasında yargılama giderlerinden sorumluluk hususunda herhangi bir ayrım bulunmamaktadır.
Genel görevli mahkeme olan sulh ceza hakimliklerinde görülen itiraz başvurularında da, taraf iddia ve savunmalarının incelenmesi, gerek görülürse duruşma açılması, 5271 sayılı Kanunun tanık, bilirkişi ve keşfe ilişkin hükümleri uygulanmak suretiyle delillerin değerlendirilmesi, hüküm kurulması ve yargılama giderlerinden sorumluluğa dair düzenlemelere yer verilmesi hususu dikkate alındığında yapılan incelemenin bir yargılama faaliyeti olduğu konusunda herhangi bir duraksama bulunmamakta bu bağlamda itirazın reddi durumuna özgü olarak idare vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin yasal dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Diğer taraftan, 5326 sayılı Kanunun 3. 26. ve 31. maddelerinde "kanun yolu", 27. maddesinde, "başvuru yolu", 29. maddesinde, "itiraz yolu" gibi kavramlar kullanıldığından terminolojide birliktelikten söz etmeye imkan bulunmamaktadır. Özellikle genel kanun niteliğinin düzenlendiği 3. madde dikkate alındığında, "kanun yolu" kavramının bu Kanuna özgü olarak salt itiraz yolunu değil itiraz yolu ile birlikte başvuru yolunu da kapsayacak şekilde kullanıldığı, yargılama giderlerinden sorumluluk konusunun düzenlendiği 31. maddenin 2. fıkrasında belirtilen "kanun yolu" kavramını da bu şekilde anlamak gerektiği değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede, 5326 sayılı Kanunun 31/2. maddesinde, "kanun yoluna" başvuru dolayısıyla oluşan masrafların ve vekalet ücretinin ayrım yapılmaksızın başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödeneceği kurala bağlandığından, davaya konu Tarife maddesinde itirazın reddedilmesi halinde vekalet ücretine hükmedilmesini öngören bir düzenlemenin bulunmamasında bu yönüyle de hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Ayrıca 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesinde sayılan tahkim, adli ve idari yargı mercileri ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla takip edilen dava ve işlerin idareler lehine sonuçlanması halinde idareler lehine "ilgili mevzuata göre" hükmedilmesi gereken tutar üzerinden vekalet ücretine hükmolunacağı açıkça belirtilmiş olup düzenlemede yargı mercileri yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediğinden idari para cezalarına karşı açılacak davaların adli veya idari yargı mercilerinde görülmesinin de vekalet ücretinin takdiri bakımından herhangi bir farklılık yaratmaması gerekmektedir.
Doktrinde, mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmektedir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere, taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının ödenmesine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale kapsamında değerlendirilmekte; buna karşılık abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler ise meşru olarak görülmektedir. Bu kapsamda davanın özel şartları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir. Dolayısıyla idari para cezasına karşı yapılan başvurularda davayı kaybetmesi halinde itiraz edene yüklenecek olan vekâlet ücretinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenlerle, 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14. maddesinin 5. fıkrasının eksik düzenleme nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 22/10/2025 tarihinde, davacı vekili Av. ...'nın, davalı Adalet Bakanlığı vekili Av. ...'nin, davalı Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı vekili Av. ...'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

HUKUKİ SÜREÇ :
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi üzerine anılan Tarifenin 14. maddesinin 5. fıkrasında idari para cezalarına itiraz başvurularının reddi durumunda kendisini vekil ile temsil ettiren idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi yönünde düzenleme bulunmadığından anılan düzenlemenin iptali istemiyle davacı Sendika tarafından Tarım ve Orman hizmet kolundaki kamu işyerlerinde çalışan Sendika üyesi avukatlar adına bakılmakta olan dava açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı Türkiye Barolar Birliğinin davacı Sendikanın davayı açmakta ehliyetli olmadığına yönelik itirazı yerinde görülmemiştir.

ESAS YÖNÜNDEN:
İlgili Mevzuat:
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü yer almaktadır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücreti" başlıklı 164. maddesinde, "Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder."; "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesinde, "Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır. Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır."; "Yargı mercilerine karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücretinin miktarı" başlıklı 169. maddesinde, "Yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz." hükmüne yer verilmiştir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır."; 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır."; 26. maddesinde, "(1) İdari yaptırım kararı, 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir. (2) İdari yaptırım kararının ilgili gerçek kişinin huzurunda verilmesi halinde tutanakta bu husus açıkça belirtilir. Bu karara karşı başvurabileceği kanun yolu, mercii ve süresine ilişkin olarak bilgilendirildikten sonra kişinin karar tutanağını imzalaması istenir. İmzadan kaçınılması halinde bu durum tutanakta açıkça belirtilir. Karar tutanağının bir örneği kişiye verilir. (...)"; "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinde, "(1)İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir. (...) (3) Başvuru, bizzat kanuni temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir. (...); "Başvuruların incelenmesi" başlıklı 28. maddesinde, "(3)İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idari yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idari yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir. (4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir. (5) Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır. (6) Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve avukatı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur. (7) Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idari yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idari yaptırım kararı verilen tarafın kanuni temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. (8) Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar. Mahkeme, son karar olarak idari yaptırım kararının; a) Hukuka uygun olması nedeniyle, "başvurunun reddine", b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idari yaptırım kararının kaldırılmasına", karar verir. (...) (10) Onbeşbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir."; "İtiraz yolu" başlıklı 29. maddesinde, "(1)Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç iki hafta içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine" karar verir. (4) Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz. (5) İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir." hükmü yer almıştır.
Dava Konusu Tarife Hükmünün İncelenmesi:
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmektedir.
21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin "Ceza davalarında ücret" başlıklı 14. maddesinin dava konusu 5. fıkrasında, "Ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü veya ilk derece mahkemesinin kararına yapılan itiraz üzerine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması halinde işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedilir. Ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarı bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedilir." kuralı yer almıştır.
Uyuşmazlık konusu kuralda, ceza mahkemelerinde görülen tekzip, internet yayın içeriğinden çıkarma, idari para cezalarına itiraz gibi başvuruların kabulü halinde vekalet ücretine hükmedilmesine yönelik düzenleme bulunmasına rağmen reddi halinde idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi yolunda bir düzenleme getirilmemiştir. Davalı idarelerce düzenlemenin gerekçesinin, "madde kapsamındaki durumlarda uygulamayı yapan veya idari para cezasına hükmedenin kamu kurumu olması nedeniyle, herhangi bir kişinin kendisi aleyhine hükmedilen idari para cezasına itiraz etmesi ve söz konusu itirazın reddedilmesi durumunda, idari cezaya ek olarak bir de vekalet ücreti gibi bir yüke maruz bırakılmaması, Devletin mali olarak daha güçlü taraf olması nedeniyle kendi uyguladığı ceza ile ilgili olarak itiraz yoluna başvurulması suretiyle yaptığı masraflara katlanma gücü ve imkanının bulunması ve idari cezaya maruz kalan kişinin haksız çıkan taraf olduğunda vekalet ücretine hükmedilebilecek olması korkusu ile itiraz yoluna başvurmaktan sarfınazar etmesinin istenmemesi" şeklinde açıklandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 15/1/2016 tarih, 29594 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 2013/6313 Başvuru Numaralı kararında; "50. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.'
51\. Sözleşme'nin 'Adil yargılanma hakkı' kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
'Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.'
52\. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü -Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
53\. Vekâlet ücreti, davayı vekille takip eden ve davası kabul edilen lehine hükmedilen bir ücrettir. Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret yükümlülüğü bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir. (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).
54\. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların kanuni olması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması yani başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir. (Serkan Acar, § 38).
55\. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu tür giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara kanuna uygun olarak belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez." gerekçesine yer verilmiştir.
Diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi vekâlet ücretinin miktarı kişilerin yargı yoluna başvurma konusundaki tavrını etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle yargılamanın sonucunda haksız çıkması durumunda aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi ihtimali nedeniyle, kişilerin bu yola başvurmaktan imtina etmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale niteliğinde olacaktır. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının ödenmesine hükmedilmesine yönelik düzenlemelerin mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiği hususu dikkate alındığında, idari para cezasına hükmedenin kamu kurumu olması nedeniyle, herhangi bir kişinin kendisi aleyhine hükmedilen idari para cezasına itiraz etmesi ve söz konusu itirazın reddedilmesi durumunda, idari cezaya ek olarak bir de vekalet ücreti gibi bir yüke maruz bırakılması ve idari cezaya maruz kalan kişinin haksız çıkan taraf olduğunda vekalet ücretine hükmedilebilecek olması korkusu ile itiraz yoluna başvurmaktan sarfınazar etmesinin engellenmesi amacıyla idari para cezalarına yapılan itirazın reddedilmesi durumunda idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi kuralını içermeyen düzenlemenin hakkaniyete uygun olduğu değerlendirilmiştir.
Nitekim kimi uyuşmazlıklarda başvuruya konu idari para cezası miktarı kadar vekalet ücretine hükmedilmesi söz konusu olabileceğinden, bu durumun itiraz yoluna başvurmayı aşırı derecede zorlaştıracağı diğer bir deyişle mahkemeye erişim hakkına orantısız bir sınırlama getireceği sonucuna varılmaktadır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.DAVANIN REDDİNE,
2\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, yürütmenin durdurulması harcı olarak fazladan alındığı anlaşılan ...-TL'nin istemi halinde davacıya iadesine,
3\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
5\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
22/10/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.


KARŞI OY :
(X)- 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat deyiminden; kanunun, karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlaşılır."; 3. maddesinde, "(1) Bu Kanunun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır."; 26. maddesinde, "(1) İdari yaptırım kararı, 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre ilgili kişiye tebliğ edilir. Tebligat metninde bu karara karşı başvurulabilecek kanun yolu, mercii ve süresi açık bir şekilde belirtilir. (2) İdari yaptırım kararının ilgili gerçek kişinin huzurunda verilmesi halinde tutanakta bu husus açıkça belirtilir. Bu karara karşı başvurabileceği kanun yolu, mercii ve süresine ilişkin olarak bilgilendirildikten sonra kişinin karar tutanağını imzalaması istenir. İmzadan kaçınılması halinde bu durum tutanakta açıkça belirtilir. Karar tutanağının bir örneği kişiye verilir. (...)"; "Başvuru yolu" başlıklı 27. maddesinde, "(1)İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari yaptırım kararı kesinleşir. (...) (3) Başvuru, bizzat kanuni temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir. (...); "Başvuruların incelenmesi" başlıklı 28. maddesinde, "(3)İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. Başvuru konusu idari yaptırıma ilişkin işlem dosyasının tamamının bir örneği, cevap dilekçesi ile birlikte mahkemeye verilir. Mahkeme, işlem dosyasının aslını da ilgili kamu kurum ve kuruluşundan isteyebilir. Cevap dilekçesi, idari yaptırım kararına karşı başvuruda bulunan kişi sayısından bir fazla nüsha olarak verilir. (4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir. (5) Ceza Muhakemesi Kanununun tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe ilişkin hükümleri, bu başvuru ile ilgili olarak da uygulanır. (6) Dinlemede sırasıyla; hazır bulunan başvuru sahibi ve avukatı, ilgili kamu kurum ve kuruluşunun temsilcisi, varsa tanıklar dinlenir, bilirkişi raporu okunur, diğer deliller ortaya konulur. (7) Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idari yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idari yaptırım kararı verilen tarafın kanuni temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. (8) Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar. Mahkeme, son karar olarak idari yaptırım kararının; a) Hukuka uygun olması nedeniyle, "başvurunun reddine", b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idari yaptırım kararının kaldırılmasına", karar verir. (...) (10) Onbeşbin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir."; "İtiraz yolu" başlıklı 29. maddesinde, "(1)Mahkemenin verdiği son karara karşı, Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği tarihten itibaren en geç iki hafta içinde yapılır. (2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir. (3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak "itirazın kabulüne" veya "itirazın reddine" karar verir. (4) Mahkemenin verdiği karar taraflara tebliğ edilir. Vekil olarak avukatla temsil edilme halinde ayrıca taraflara tebligat yapılmaz. (5) İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi halinde bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir."; "Masrafların ve vekalet ücretinin ödenmesi" başlıklı 31. maddesinde, "İdari yaptırım kararına karşı başvuru yolu harca tabi değildir. Kanun yoluna başvuru dolayısıyla oluşan bütün masraflar ve vekalet ücreti, başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödenir." hükmü yer almıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendinde, "vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti." yargılama giderlerinden sayılmış, 326. maddesinin birinci fıkrasında, Kanunda yazılı haller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği düzenlenmiş, 330. maddesinde, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekalet ücretinin, taraf lehine hükmedileceği belirtilmiş; 332. maddesinde yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedileceği kurala bağlanmıştır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Yargılama Giderleri" başlıklı 324. maddesinde, "(1)Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir. (2) Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir. Giderlerin miktarı ile iki taraftan birinin diğerine ödemesi gereken paranın miktarını mahkeme başkanı veya hakim belirler." hükmüne yer verilmiştir.
659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin "Davalardaki temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı" başlıklı 14/1. maddesinde, "Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir." kuralı yer almaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için, yasal vekalet ücretinin hukuki niteliği, idari para cezalarına karşı yapılacak başvurularda 5326 sayılı Kanunun genel kanun niteliği, bu çerçevede sulh ceza hakimliklerinin yapısı, özel kanunlarında görevli mahkemenin idari yargı olarak belirlenmesi hallerinde yasal vekalet ücretine hükmedilme hususunda herhangi bir farklılığın bulunup bulunmadığı gibi hususların irdelenmesi ve itiraz başvurusu reddedilen taraf aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkı yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yasal vekalet ücreti, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin son fıkrasında "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez." şeklinde düzenlenmiş olup 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin yaptığı atıf ile uygulanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 323/1-ğ maddesinde ve ceza yargılamasında uygulanmakta olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 324/1. maddesinde yargılama giderleri arasında sayılmıştır. Vekalet ücretinin yargılama giderlerinden olması, davayı kısmen veya tamamen kazanan ve bu sebeple lehine yargılama gideri hükmedilecek olan tarafın davayı vekil vasıtasıyla takip etmiş olması durumuna özgüdür. Yargılama giderlerinden sorumluluk hususunda ise, yargılama giderlerinin, kanunda açıkça belirtilmiş olmadıkça, aleyhine hüküm kurulan taraftan tahsil edileceği kurala bağlanmıştır. Bu husus, davada haklı çıkan tarafın yargılama faaliyetinin devamı için katlandığı giderlerin karşılanması esasına dayanmaktadır. Burada doğrudan doğruya kanunun yüklediği bir mükellefiyet söz konusu olduğu için yargılama giderlerinin davada haksız çıkan tarafa yüklenilmesinin kanundan kaynaklanan bir tazminat borcu doğurduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte davada haklı çıkan tarafın alacak hakkı, 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin son fıkrası gereği kanundan doğan alacağın temliki yolu ile avukata intikal etmektedir.
5326 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, idari yaptırım kararlarına karşı Kabahatler Kanunu'nda öngörülen kanun yoluna ilişkin hükümlerin -diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde- uygulanacağı belirtilmek suretiyle bu kanunun genel kanun niteliğine vurgu yapılmış olup buna mukabil 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 78/2. maddesi, 4634 Sayılı Şeker Kanunu'nun 11/10. maddesi, 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'un 8/10. maddesi, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 21/3. maddesi, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 13/3. maddesi vb. gibi özel kanunlarda ise idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli yargı mercii idare mahkemesi olarak belirlenmiştir.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Sulh ceza mahkemesinin görevi" olan 10. madde başlığı, 28/06/2014 tarih ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanunun 48. maddesiyle "Sulh ceza hakimliği" şeklinde değiştirilmiş olup anılan maddenin birinci fıkrasında, "Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hakim tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları incelemek amacıyla sulh ceza hakimliği kurulmuştur." hükmü yer almıştır. Kanun değişikliğine ilişkin gerekçede, sulh ceza ve asliye ceza mahkemeleri arasındaki görev uyuşmazlığı sorununun çözüme kavuşturulması, koruma tedbirlerine karar vermekle görevli müstakil bir hâkimliğin oluşturularak bu alanda ihtisaslaşmanın sağlanması, temel hak ve hürriyetlerin daha etkin bir şekilde güvence altına alınması, verilen kararlarda ülke genelinde standart yakalanmasının amaçlanması gibi hususların ifade edildiği görülmektedir.
Sulh ceza hâkimlikleri, önceden mahkeme tipi bir yapıya sahip iken yukarıda belirtilen kanun değişikliğine duyulan ihtiyaçlar sebebiyle Kanunda hakimlik şeklinde düzenlenmesine karşın diğer tüm mahkemelerde olduğu gibi Anayasa'nın öngördüğü biçimde mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına uygun olarak teşkilatlandırılmıştır. Bu husus 5235 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'un 48. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu savı ile itiraz yolu ile yapılan başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince verilen 14/01/2015 tarih ve E:2014/164 K:2015/12 sayılı kararda da ifade edilmiştir.
Öte yandan Sulh Ceza Hakimliği tarafından, taraf iddia ve savunmalarının işlem dosyası da getirtilmek suretiyle incelenmesi, gerek görülürse duruşma açılması, 5271 sayılı Kanun'un tanık, bilirkişi ve keşfe ilişkin hükümleri uygulanmak suretiyle delillerin değerlendirilmesi, son sözün sorulması (sözlü yargılama), hükmün verilmesi ile yargılama giderlerinden sorumluluğa dair düzenlemeler dikkate alındığında, idari para cezalarına karşı yapılan itiraz başvurularında itirazı inceleyen sulh ceza yargıcının yargılama faaliyeti yürüttüğünün kabulü gerektiği açıktır. Ayrıca, sulh ceza hakimliği kararlarına karşı istinaf ve temyiz kanun yolu öngörülmemekle birlikte kesinlik sınırının üstünde kalan kararlara karşı da itirazı incelemeye yetkili sulh ceza hakimliğinin 5271 sayılı Kanunun 268/3-a bendinde belirlendiği görülmektedir.
Özel kanunlarında idari para cezalarına karşı açılacak davalarda görevli mahkeme idare mahkemesi olarak belirlenmiş ise, yargılama giderlerinden sorumluluk bahsinde 2577 sayılı Kanunun 31. maddesinin yaptığı atıf nedeniyle uygulanan 6100 sayılı Kanun hükümlerinde, davaya konu Tarife maddesine benzer şekilde davanın kabulü veya reddi haline özgü özel bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir. Şu halde, idari para cezasına karşı açılan iptal davasında davanın reddi durumunda yasal vekalet ücreti de dahil yargılama giderlerinin tamamından davacının sorumlu tutulacağı açıktır.
Buna göre; yasa koyucunun iradesine bağlı olarak özel kanunlarda görevli mahkeme olarak idare mahkemelerinin belirlendiği idari para cezalarına karşı açılan davalarda, davanın kabul veya ret durumuna bağlı olarak taraflar arasında yargılama giderlerinden sorumluluk hususunda herhangi bir ayrım bulunmazken; genel görevli mahkeme olan sulh ceza hakimliklerinde görülen itiraz başvurularında yapılan incelemenin bir yargılama faaliyeti olduğu da dikkate alındığında, itirazın reddi durumuna özgü olarak idare vekili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin herhangi bir yasal dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Diğer taraftan, 5326 sayılı Kanun'un 3., 26. ve 31. maddelerinde "kanun yolu", 27. maddesinde, "başvuru yolu", 29. maddesinde, "itiraz yolu" gibi kavramlar kullanılarak terminoloji hususunda yeknesaklığın sağlanamadığı görülmekte ise de; özellikle genel kanun niteliğinin düzenlendiği 3. madde dikkate alındığında, "kanun yolu" kavramının bu Kanun'a özgü olarak salt itiraz yolunu değil, itiraz yolu ile birlikte başvuru yolunu da kapsayacak şekilde kullanıldığının kabulü gerekeceği, yargılama giderlerinden sorumluluk bahsinin düzenlendiği 31. maddenin 2. fıkrasında belirtilen "kanun yolu" kavramını da bu şekilde anlamak gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Bu çerçevede, 5326 sayılı Kanun'un 31/2. maddesinde, "kanun yoluna" başvuru dolayısıyla oluşan bütün masrafların ve yasal vekalet ücretinin ayrım yapılmaksızın başvurusu veya savunması reddedilen tarafça ödeneceği açıkça kurala bağlandığından, davaya konu Tarife maddesinde itirazın reddedilmesi halinde vekalet ücretine hükmedilmesini öngören bir düzenlemenin bulunmamasında bu yönüyle de hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Ayrıca 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 14. maddesinde sayılan tahkim, adli ve idari yargı mercileri ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla takip edilen dava ve işlerin idareler lehine sonuçlanması halinde idareler lehine "ilgili mevzuata göre" hükmedilmesi gereken tutar üzerinden vekalet ücretine hükmolunacağı açıkça belirtilmiş olup düzenlemede yargı mercileri yönünden herhangi bir ayrım gözetilmediğinden idari para cezalarına

karşı açılacak davaların adli veya idari yargı mercilerinde görülmesinin de vekalet ücretinin takdiri bakımından herhangi bir farklılık yaratmaması gerekmektedir.
Burada, kişiler hakkında, kanuni hakları hatırlatılmaksızın, yasada öngörülen şartlar dışında uygulanan koruma tedbirleri nedeniyle zarara uğrayan kişilerin Devlet aleyhine açacakları tazminat davası sonucunda hükmedilecek yasal vekalet ücretinden de bahsetmek gerekmektedir. 5271 sayılı Kanun'un 142/9. maddesinde, bu davaların sonucunda nispi vekalet ücretinin ödeneceği, ancak, ödenecek miktarın Tarifede sulh ceza hakimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamayacağı kuralının yer aldığı görülmektedir.
Koruma tedbiri nedeniyle ağır ceza mahkemelerinde zarara uğradığını iddia eden kişilerce açılan tazminat davalarında -tıpkı idari para cezalarına karşı yapılan itirazlarda karşı tarafın idare olması gibi- davalı tarafın Devlet Hazinesi olduğu anlaşılmakta olup dava sonucunda davacı veya davalı taraf aleyhine hükmedilecek nispi avukatlık ücretinin alt ve üst sınırlarının da ne olacağı kanun koyucu tarafından belirlenmiş bulunmaktadır.
5271 sayılı Kanunun 142. maddesine 01/02/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun’un 139. maddesiyle eklenen 9. fıkranın ikinci cümlesinin “…ödenecek miktar Tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az,…” bölümünün Anayasa'ya aykırı olduğu iddiası ile iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunda Yüksek Mahkeme 04/05/2023 tarih ve E:2023/54 K:2023/90 sayılı kararında şu değerlendirmelerde bulunarak itiraz isteminin reddine karar vermiştir:
"Davada haklı çıkan taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin amacı haksız yere dava açmak veya aleyhine açılan davada savunma yapmak zorunda bırakılan tarafın avukata ödediği vekâlet ücretinin telafisinin sağlanmasıdır. Tarafların avukata ödediği ücret davanın değerine göre değişebilmekle birlikte bunun davanın değerinden bağımsız olarak belli bir miktarın altına düşmeyeceği kabul edilmektedir. Dolayısıyla karşı taraf lehine hükmedilecek vekâlet ücretinin belli bir miktarın altına düşmemesi düzenlenmek suretiyle davada haklı çıkan tarafın avukata ücret ödemesinden kaynaklanan gerçek zararının telafisinin amaçlandığı söylenebilir. Bununla birlikte somut kuralın kapsamına giren vekâlet ücreti Hazinenin lehine hükmedilmektedir. Hazinenin taraf olduğu davalar kamu görevlisi statüsünde bulunan avukatlar veya hukukçular tarafından takip edildiğinden Hazine lehine hükmedilen vekâlet ücretinin amacının Hazinenin zararının telafi edilmesi olduğu söylenemeyecektir. Hazine lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin amacı gereksiz davaların açılmasının önlenmesidir. Gereksiz davaların açılmasının önlenmesi gayesiyle davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesinin anayasal açıdan meşru bir amacının bulunduğunun söylenmesi mümkündür .
(...)
Bu bağlamda kuralla, koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında davanın konusunu oluşturan tazminat miktarına bakılmaksızın davanın reddedilmesi durumunda davacıların katlanacağı vekâlet ücretinin kuralda belirlenen maktu vekâlet ücretin altında olamayacağı gözetildiğinde mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesinin önlenmesi amacına ulaşmak bakımından elverişli olduğu anlaşılmaktadır.
Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup vekâlet ücretinin miktarı, davanın başarıya ulaşıp ulaşmamasına ve davadaki başarı seviyesine göre değişmekte; vekâlet ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceği veya hükmedilecekse miktarının ne olacağı ancak yargılamanın sonucunda belli olmaktadır. Diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi vekâlet ücretinin miktarı da kişilerin yargı yoluna başvurma konusundaki tavrını etkileyebilecek niteliktedir. Bu nedenle vekâlet ücretinin belirli bir düzeyin üzerinde olması, yargılamanın sonucunda haksız çıkma ihtimali yüksek olan kişilerin bu yola başvurması konusunda daha ihtiyatlı davranmasını sağlar niteliktedir. Bu bağlamda kuralla, davanın konusunu oluşturan tazminat miktarına bakılmaksızın davanın reddedilmesi durumunda davacıların katlanacağı diğer yargılama giderlerinin yanı sıra hükmedilecek vekâlet ücretinin belirli bir miktarın üzerinde belirlenmesinin mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesinin sağlanmasına yönelik amaca ulaşmak bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.
Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının ödenmesine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirmekte ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir. Ancak bu sınırlamaların kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §§ 61, 62).
Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup buna ilişkin olarak davanın taraflarına yüklenilecek olan yükümlülüklerin kapsamını ve uygulanacak vekâlet ücretinin hangi tarife üzerinden hesaplanacağını belirlemek, adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözetmek kaydıyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Vekâlet ücretine ilişkin öngörülen yükümlülüklerin dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bu bağlamda kuralla koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davalarında hükmedilecek nispi vekâlet ücretinin asgari sınırı olarak öngörülen ve tarifede sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu vekâlet ücretinin ülke şartlarında makul ve kabul edilebilir bir miktar olmadığı söylenemez.
Öte yandan koruma tedbiri nedeniyle tazminat davası, hukuka aykırı bir şekilde söz konusu koruma tedbirlerine maruz kalan kişilerin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi amacıyla öngörülmüş olup tazminat talebinde bulunulabilecek hâller 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ayrıntılı bir şekilde sayılmıştır. Buna göre suç soruşturması ve kovuşturması sırasında hakkında koruma tedbirlerinden herhangi birisine maruz kalan kişinin anılan Kanun’da öngörülen hâllerden birisinin gerçekleşip gerçekleşmediğini ve bu hâller nedeniyle maddi veya manevi bir zarara uğrayıp uğramadığını değerlendirebilecek durumda olduğu açıktır. Bir başka deyişle koruma tedbiri nedeniyle tazminat davası, usul ve şartları Kanun’da açık ve net bir şekilde düzenlenmiş, Kanun’daki düzenlenme biçimi itibarıyla kişilerin davayı kısmen veya tamamen kazanma ihtimalini öngörebilecekleri bir dava türüdür. Kanun koyucunun vekâlet ücretini karşı tarafa yüklemesindeki amaç, haksız yere dava açılmasına neden olanlara yargılama giderlerinin yükletilmesi olup koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasının niteliğine göre de kuralla belirlenen asgari vekâlet ücretinin makul ve kabul edilebilir bir düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, davacı tarafından açılan koruma tedbiri nedeniyle tazminat davasının kısmen kabulüne karar verilmesi durumunda dâhi davacının davayı avukatla takip etmiş olması hâlinde davacı lehine de vekâlet ücretine hükmedileceği ve hükmedilecek olan vekâlet ücretinin kuralda öngörülen maktu vekâlet ücretinin altında olmayacağı açıktır.
Bu durumda kuralla mahkemeye erişim hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasının niteliği ve öngörülen vekâlet ücretinin miktarı gözönüne alındığında kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile mahkemeye erişim hakkına ilişkin kişisel yarar arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın orantısız bir sınırlamaya neden olmadığı, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. (...)"
Anayasa Mahkemesi, yasal vekalet ücretinin davada haksız çıkan taraf aleyhine hükmedilmesinin nedenini genel olarak, "haksız yere dava açmak veya aleyhine açılan davada savunma yapmak zorunda bırakılan tarafın avukata ödediği vekâlet ücretinin telafisinin sağlanması" şeklinde tespit ederken, Devlet aleyhine açılan tazminat davasında, bu nedenin "gereksiz davaların açılmasının önlenmesi" olarak öngörmektedir. Kural, belirtilen neden yönünden, Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri olan "elverişlilik", "gereklilik" ve "orantılılık" yönlerinden incelenmiş ve yukarıda yer verilen gerekçelerle kuralın elverişli, gerekli ve orantılı olmadığının söylenemeyeceği gerekçesiyle itiraz isteminin reddine karar verilmiştir.
İtiraz konusu kural, koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasının sonucunda hükmedilecek yasal vekalet ücretinin asgari sınırına ilişkin olup Anayasa Mahkemesince kararda tazminat davasının niteliği dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmış ise de kuralın itiraza konu edilme sebeplerinden birini "davanın reddi durumunda uyuşmazlık konusu tazminat miktarı ne olursa olsun kuralla belirlenen maktu vekâlet ücreti ödemek zorunda kalınacağından bu durumun kişilerin dava açma konusunda çekingen davranmasına yol açacağı, bu suretle hak arama özgürlüğünün sınırlandığı" iddiası oluşturduğundan ve bu hususta da Mahkemece değerlendirmelere yer verildiğinden söz konusu kuralın Anayasallık denetimine ilişkin Yüksek Mahkemece yapılan değerlendirmelerin, Tarife maddesine karşı açılan işbu davada da -özellikle yasal vekalet ücretinin hükmedilme nedeni ile mahkemeye erişim hakkı yönlerinden- dikkate alınması gerekmektedir.
Dava konusu düzenlemenin adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkı yönünden değerlendirilmesi:
Anayasa’nın 36. maddesinde, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü yer almaktadır.
Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceği kabul edilmektedir.

Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının ödenmesine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de; abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler ise meşru görülebilir.
Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan kişilerin reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini veya yargılama giderlerini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava şartları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel şartları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir
Bu açıklamalar çerçevesinde bakıldığında, yasal vekalet ücretinin bir yargılama gideri olduğu ve kural olarak bu tür giderlerin mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır. Ancak, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.
Dolayısıyla idari para cezasına karşı yapılan başvurularda davayı kaybetmesi halinde muterize yüklenecek olan vekâlet ücretinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.
Avukatlık asgari ücret tarifesinin hazırlanması konusunda Türkiye Barolar Birliğine tanınan yetkinin kullanımında, yargının kurucu unsurlarından savunmayı temsil eden avukatın, Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinde öngörüldüğü üzere, emek ve mesaisinin dikkate alınmasının yanısıra, kişilerin hak arama özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte düzenlemelere de yer verilmemesi adil yargılanma hakkının bir gereğidir.
Davaya konu Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/5. maddesinde, işin duruşmasız veya duruşmalı oluşuna göre ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörüldüğü şekilde avukatlık ücretine hükmedileceği, ancak başvuruya konu idari para cezasının miktarının bu Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş için öngörülen maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar avukatlık ücretine hükmedileceği kurala bağlanmıştır.
Maddede atfı yapılan Tarifenin ikinci kısım birinci bölüm 1. sıradaki iş, "Görülmekte olan bir dava içinde olmamak koşulu ile ihtiyati haciz, ihtiyati tedbir, delillerin tespiti, icranın geri bırakılması, ödeme ve tevdi yeri belirlenmesi işleri için: a) Duruşmasız ise: 4.700,00 TL; b) Duruşmalı ise: 5.900,00 TL" şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre atıf yapılan maddede, maktu vekalet ücreti öngörülmesi, idari para cezası miktarı bu maktu ücretin altında ise idari para cezası kadar vekalet ücretine hükmedileceğinin belirtilmesi, atıf yapılan kısımda yer alan maktu ücretlerin günümüz ekonomik koşulları da düşünüldüğünde makul seviyede olduğu değerlendirildiğinden, öngörülen tutarların kişinin dava açmayı imkânsız hâle getirecek ya da aşırı derece zorlaştıracak derecede olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, işin duruşmalı ve duruşmasız oluşuna göre bir ayrıma gidilmek suretiyle avukatın emek, çaba ve mesaisinin de dikkate alınması taraf çıkarlarını telif edici nitelikte görülmüştür.
Bu itibarla, idari para cezalarına itiraz başvurusunun yargı mercilerince reddi halinde kendisini vekil ile temsil ettiren kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi yönünden eksik düzenleme bulunduğundan 21/09/2023 tarih ve 32316 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 14. maddesinin 5. fıkrasının iptaline karar verilmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.



10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim