Danıştay danistay 2023/1707 E. 2025/5901 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2023/1707
2025/5901
19 Haziran 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2023/1707
Karar No : 2025/5901
DAVACI : ... Vakfı (...)
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU :
Davacı tarafından, 15/02/2023 tarih ve 32105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Orman Kanununun 17 Nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle; Orman Kanununun 17 Nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesi 7. fıkrasından "tesisleri ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" ibaresinin çıkarılmasına ilişkin kısmının, anılan Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkrada yer alan "Üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanları" ibaresinin, aynı maddeye eklenen 9. fıkrada yer alan "ile yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesislere" ibaresinin ve Yönetmeliğin 25. maddesinin 10. fıkrasında yer alan “tesisleri ile lisanslı güneş enerjisinden elektrik üretim” ibaresinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin 5. maddesinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Dava konusu Yönetmelik değişikliğiyle ormanlık alanda yapılması planlanan yapıların orman alanında yapılmasında kamu ve zorunluluk şartının gerçekleşmediği, getirilen düzenlemelerin ormancılık ve ekoloji bilimlerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
Usule ilişkin olarak, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak, dava konusu Yönetmelikte Anayasanın 169. maddesindeki ilkeler doğrultusunda kamu yararı, zorunluluk ölçütleri ile sınırlamalar gözetilerek kanun kapsamının genişletilmediği, değişen koşullara uyum sağlandığı, dolayısıyla düzenlemenin dayanağı olan kanun maddesine uygun olduğu, hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrası yönünden davanın reddi, Yönetmeliğin 4. maddesinin 7. fıkrası ve 25. maddesinin 10. fıkrasındaki değişiklik ile 4. maddesinin 8. fıkrası yönünden iptali gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava; davacı tarafından, 15/02/2023 tarih ve 32105 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Orman Kanununun 17 nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle; Orman Kanununun 17 nci Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 4. maddesi 7. fıkrasından "tesisleri ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" ibaresinin çıkarılmasına ilişkin kısmının, anılan Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkrada yer alan "Üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanları" ibaresinin, aynı maddeye eklenen 9. fıkrada yer alan "ile yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesislere" ibaresinin ve Yönetmeliğin 25. maddesinin 10. fıkrasında yer alan “tesisleri ile lisanslı güneş enerjisinden elektrik üretim” ibaresinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin 5. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.
Yönetmeliğin 4. maddesi 7. fıkrasından "tesisleri ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" ibaresinin çıkarılmasına ilişkin kısmı ve 25. maddesinin 10. fıkrasında yer alan “tesisleri ile lisanslı güneş enerjisinden elektrik üretim” ibaresinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin kısmı ile Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkrada yer alan "Üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanları" ibaresi yönünden incelenmesi:
Anayasa'nın 169. maddesi ile ormanların korunması konusunda Devlete verilen sorumluluk da dikkate alındığında, ormanlık alanlarda yürütülecek faaliyetler için, davaya konu Yönetmeliğin dayanağı olan 6831 sayılı Orman Kanunu'nda ya da başka bir kanunda, bu faaliyetin yapılabileceğine dair düzenlemelerin bulunması gerektiği şüphesizdir.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği -konuları itibarıyla (ulaşım, enerji, savunma gibi)- sayma suretiyle belirtilmiş olup, davaya konu Yönetmelik değişikliği ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerinin ormanlık alanlarda yapılmasına izin verilmesi olanağı tanınmış ; davalı idare tarafından, enerjide ithalat bağımlılığının ve yüksek kaynak maliyetlerinin azaltılması, yerli ve yenilenebilir kaynaklardan maksimum seviyede faydalanılması ve Paris İklim Antlaşması doğrultusunda 2053 yılına kadar “net sıfır emisyon” hedefine ulaşılabilmesi için faaliyetler yürütüldüğü belirtilerek, dava konusu düzenlemenin de kanunda yer alan "enerji" alanına girdiği, söz konusu yapıların verimli orman alanlarında kurulmayacağı belirtilmiştir.
Düzenlemede bahsi geçen tesislerin 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek yerlerden olan enerji tesisleri arasında kabul edilebileceği anlaşılmakla birlikte bu tesislere ormanlık alanda izin verilebilmesi için kamu yararı ve zaruret şartının da sağlanması gerektiğinden, ormanlık alanda verilecek izinlerde, söz konusu yapıların ormanlık alanlarda yapılmasındaki zorunluluğun açık şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, herhangi bir alanda yapılabilecek yapıların ormanlık alanlarda yapılmasına izin verilmemesi veya izin verilebilmesi için ormanlık alanda yapılmasının ne gibi bir zaruret arz ettiğinin somut verilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, dava konusu Yönetmeliğin 23. maddesinde izin raporunu hazırlayan heyetçe, talebin ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususunun, faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkanının bulunup bulunmadığı irdelenerek tespit edileceği düzenlenmiş ise de, Güneş Enerjisine Dayalı Elektrik Üretimi Başvurularının Teknik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik ile Güneş Enerjisine Dayalı Elektrik Üretim Tesisleri Hakkında Yönetmelik hükümleri incelendiğinde, güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerinin kurulumunun teknik ölçümleri ve çalışmayı gerektirdiği, Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde oluşturulan heyetin güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi için talep edilen ormanlık alan dışında alternatif alan bulunup bulunmadığı noktasında bu tesislerin kurulumu için gerekli teknik ölçümleri yapamayacağı ve bunun neticesinde talep edilen ormanlık alanı kabul etmek zorunda kalacağı, dolayısıyla anılan 23. madde ile izin raporunu hazırlayan heyete verilen yetkinin "güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisleri" için talep edilen ormanlık alanın dışında gerçekleştirilmesi imkanının bulunup bulunmadığını tespit noktasında gerekli güvenceyi sağlamadığı anlaşıldığından, davalı idarece verilen savunmada ülkemizin ihtiyaç duyduğu enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması gerekliliğinden/zorunluluğundan bahsedilmiş ise de, orman alanları dışında da tesis edilebileceği açık olan söz konusu lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerinin hangi sebeple ormanlık alanlarda tesis edilmesine ihtiyaç duyulduğu, bu yapıların orman alanı dışında kurulması halinde ihtiyaç duyulan enerjinin karşılanamaması durumunun mevcut olup olmadığı gibi hususların somut verilere dayalı olarak açıklanmadığı görüldüğünden, ormanlık alanlarda yapılmasında zaruret bulunmayan dava konusu yapıların yapılmasına izin veren düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Ayrıca dava konusu (8) numaralı fıkrada yer alan "verimsiz orman alanları" ifadesinin belirsizlik içerdiği, çok sık ağaç olmayan orman alanlarının verimsiz olarak nitelendirilmesine ve burada bulunan ağaçların kesilerek alanın orman vasfını kaybetmesine yol açan bir anlam taşıdığı, düzenlemenin içerdiği belirsizlik nedeniyle de hukuka aykırı olduğu açıktır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrasında yer alan "ile yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, (...), alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesislere" ibaresi yönünden incelenmesi:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrasının ilk kısmında bir yerin havaalanı veya havalimanı olabilmesi ve bu şekilde hizmet edebilmesi için zorunlu olan pistler, taksi yolları, apron vb. yer, bina ve yapılara yer verilmiş; fıkranın ikinci kısmında ise havaalanı veya havalimanı ile birlikte inşa edilecek diğer yapılara izin verilmesi öngörülmüştür.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrasında yer alan düzenlemeyle, orman alanında havaalanı veya havalimanı ile bu yapılara ait diğer birtakım bina ve yerlerin inşa edilmesi mümkün kılınmakta, söz konusu fıkranın yukarıda ayrıntısı açıklanan ilk kısmında yer alan yapıların Orman Kanunu'nun 17/3 maddesinde yer alan ulaşım tesisleri kapsamında izin verilebilecek alanlardan olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, fıkranın ikinci kısmında yer alan "sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, (...), alışveriş üniteleri" yapılarının her şeyden önce havaalanı veya havalimanının zorunlu tesisleri içinde yer almadığı açıktır.
Bununla birlikte; anılan ibarede yer alan "terminal binaları"nın havaalanı veya havalimanları bünyesinde inşa edildiği/edilebileceği ve bu kapsamda terminal binalarının 6831 sayılı Kanunun 17/3. maddesi uyarınca ulaşım tesisleri arasında değerlendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından havaalanı veya havalimanlarından yararlanan yolcuların zorunlu ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde terminal binaları içerisinde sağlık, otel, motel, lokanta, dini tesis ve alışveriş ünitelerine yer verilebilmesi mümkündür. Kaldı ki uygulamada terminal binaları içerisinde söz konusu tesislere yer verilmek suretiyle yolcuların ihtiyaçlarının karşılandığı da bilinmektedir.
Fıkranın ikinci kısmında izin verilebilecek "sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, (...), alışveriş üniteleri" herhangi bir alanda yapılabilecek yapılar olup gerek bu yapıların ormanlık alanlarda yapılmasında bir zorunluluktan söz edilememesi gerek izin verilecek yapılara ilişkin kapsam, içerik ve büyüklük bakımdan herhangi bir sınırlama öngörülmemesi nedeniyle, bu yerlerin ormanlık alanlarda inşa edilmesinde zaruret ve kamu yararı bulunduğundan bahsedilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, ormanlık alanlarda yapılmasında zaruret bulunmayan dava konusu yapıların yapılmasına izin veren düzenlemede hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu düzenlemelerin iptalinin gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci ve Onüçüncü Dairelerince 2575 sayılı Kanun'a 3619 sayılı Kanunla eklenen Ek 1 maddesi hükmü uyarınca birlikte yapılan toplantıda işin gereği görüşüldü:
Üye ... ve Üye ...'ın davacının menfaati bulunmadığından davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği yönündeki karşı oylarına karşılık, davacının dava açmada ehliyetli bulunduğuna oyçokluğuyla karar verilerek işin esası incelendi.
İNCELEME VE GEREKÇE:
USUL YÖNÜNDEN:
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esası incelendi.
ESAS YÖNÜNDEN:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" başlıklı 169. maddesinde; "Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.
Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz." kuralı yer almaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında "Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, (...), altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, ve spor tesisleri ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz." düzenlemesi bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Dava Konusu Yönetmeliğin İncelenmesi:
Yönetmeliğin 4. maddesinin 7. fıkrası ve 25. maddesinin 10. fıkrasındaki değişiklik yönünden:
Dava konusu Yönetmelik ile Orman Kanunu'nun 17. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmelik'in 4. maddesinin 7. fıkrası ile 25. maddesinin 10. fıkrasında yer alan "tesisleri ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" ve "tesisleri ile lisanslı güneş enerjisinden elektrik üretim" ibareleri yürürlükten kaldırılmıştır. Başka bir ifadeyle, anılan ibarelerin yürürlükten kaldırılmasıyla ormanlık alanlarda lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine izin verilmesine imkan tanınmıştır.
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemede yer alan tesislerin ormanlık alanda yapılabilmesi için kamu yararı ve zorunluluk halinin bulunması gerektiği, iklim krizi nedeniyle güneş enerjisi santrallerinin kurulmasında kamu yararı bulunduğu kabul edilebilir ise de, bu şartın tek başına yeterli olmadığı, aynı zamanda zorunluluk şartının da gerçekleşmesinin gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından, ülkemizin Paris İklim Antlaşmasını onaylayarak 2053 yılına kadar “net sıfır emisyon” hedefi nedeniyle yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiği, Orman Kanunu’nun 17/3. maddesinde “enerji” için kamu yararı ve zaruret olması halinde izin verilmesinin öngörüldüğü, enerji başlığı altında hangi tesislere izin verilip verilemeyeceği hususunda bir kısıtlama yapılmadığı savunulmaktadır.
Anayasa'nın 169. maddesi ile ormanların korunması konusunda Devlete verilen sorumluluk da dikkate alındığında, ormanlık alanlarda yürütülecek faaliyetler için, davaya konu Yönetmeliğin dayanağı olan 6831 sayılı Orman Kanunu'nda ya da başka bir kanunda, bu faaliyetin yapılabileceğine dair düzenlemelerin bulunması gerektiği açıktır.
Bu kapsamda, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği -konuları itibarıyla (ulaşım, enerji, savunma gibi)- sayma suretiyle belirtilmiştir. Bununla birlikte, bu maddenin uygulanmasına yönelik olarak, daha ayrıntılı ve yönlendirici hükümler getirilebilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan "belirlilik" ilkesinin gereğidir. Bu ilkeye göre, hukuki düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir.
Bu itibarla, dava konusu düzenleme yönünden kamu yararı ve zaruret kavramlarının kapsam ve içeriği ile maddede belirtilen kamu hizmetlerinin orman arazisi üzerinde yapılmasına izin verilmesinde kamu yararı ve zaruret olup olmadığı konusunda, dayanak 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının lafzı ve amaçsal yorumuna uygun olup olmadığının değerlendirilmesi uyuşmazlığın çözümü için gereklidir.
Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptali istemiyle görülen davalarda Anayasa Mahkemesince yapılan değerlendirmelerde, 6831 sayılı Kanun uyarınca ormanlık alanlarda verilecek olan izinlerde Kanunda açıkça yer verilen düzenlemeye göre "kamu yararı" ve "zorunluluk hali"nin bulunması gerektiği ifade edilmiş; ancak söz konusu iki şartın aynı anda sağlandığı durumlar için orman izni verilebileceği vurgulanmıştır.
Anılan iptal davaları incelendiğinde, Anayasa Mahkemesi kararlarında; ormanların asli işlevine uygun olarak işletilmesinin esas olduğu, bununla birlikte öncelikli kamu hizmetlerine ilişkin bina veya tesislerin devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararının bulunması, söz konusu kamu yarınının da orman arazisinin bu hizmetlere tahsisini zorunlu hâle getirmesi halinde izin verilebileceği belirtilmiştir. Aynı kararlarda, kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerin ise, talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkânının bulunup bulunmadığının dikkate alınması suretiyle belirlenebileceği ifade edilmiştir. (AYM, 17/12/2002, E:2000/75, K:2002/200; 22/11/2007, E:2004/67, K:2007/83; 07/05/2007, E:2006/169, K:2007/55,)
Nitekim, Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "adli hizmet" ve "ile ceza infaz kurumlarının" ibarelerinin iptali istemiyle görülen bir davada Anayasa Mahkemesince verilen 27/12/2023 tarih ve E:2018/95, K:2023/221 sayılı kararda "(...) adli hizmet ve ceza infaz kurumları ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın orman alanında yapılması ve işletilmesi ancak kamu yararı ve zaruret hâlinin birlikte gerçekleşmesi hâlinde söz konusu olabilecektir. Bu durumun varlığı ise talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkânının bulunmaması hâlinde ortaya çıkacaktır.
125\. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği bir kararda devlet ormanlarında balık üretmek üzere tesis kurulmasına, Orman Genel Müdürlüğünce bedeli alınarak yirmi dokuz yıla kadar izin verilebileceğini düzenleyen kuralı iptal etmiştir.
(...)
127\. Kuralda devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebileceği düzenlenen adli hizmet ve ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın orman ekosistemi dışında kurulma imkânının bulunduğu açıktır. Dolayısıyla bu yerlerde yapılacak faaliyetlerin devlet ormanlarında gerçekleştirilmesine izin verilebilecek nitelikte zorunlu bir faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Buna göre adli hizmet ve ceza infaz kurumuyla ilgili bina ve tesislerin devlet ormanında yapım ve işletiminde kamu yararının zorunlu kıldığı hâllerin bulunduğu söylenemez.
128\. Bu itibarla kural kapsamında adli hizmet, ceza infaz kurumları ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılması hususunda gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde izin verilmesine imkân tanınması devletin ormanların korunması ve genişletilmesi yönündeki pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
129\. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 169. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle "adli hizmet" ve "ile ceza infaz kurumlarının" ibarelerinin iptaline karar verilmiştir.
Benzer şekilde, Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "hava ayrıştırma" ibaresinin iptali istemiyle görülen başka bir davada Anayasa Mahkemesince verilen 09/05/2024 tarih ve E:2021/106, K:2024/101 sayılı kararda "39. Kuralda devlet ormanları üzerinde kurulmasına imkân sağlanan hava ayrıştırma tesisleri, havada bulunan oksijen, azot ve argon gazlarının ayrıştırılarak depo edilmesi amacına hizmet etmektedir. Endüstriyel amaçlarla kullanılan birçok gaz, hava ayrıştırma metoduyla bu tesislerde üretilebilmekte ve depo edilebilmektedir. Üretim süreçleri ve teknolojilerinde meydana gelen gelişimin endüstriyel gazlara olan ihtiyacı artırması nedeniyle havanın bileşenleri olan oksijen, azot ve argon gibi birçok gaz bu faaliyetlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Buna göre farklı endüstriyel sektörlerde kullanılan söz konusu gaz ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan ve endüstri tesisleri ile fabrikaların bir parçası niteliğine sahip olan hava ayrıştırma tesislerinin orman ekosistemi ile bağlantılı olduğu söylenemez.
40\. Başka bir ifadeyle kuralda devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebileceği düzenlenen hava ayrıştırma tesislerinin orman ekosistemi dışında kurulma imkânının bulunduğu açıktır. Dolayısıyla bu yerlerde yapılacak faaliyetlerin devlet ormanlarında gerçekleştirilmesine izin verilebilecek nitelikte zorunlu bir faaliyet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Buna göre hava ayrıştırma tesislerinin devlet ormanında yapım ve işletiminde kamu yararının zorunlu kıldığı hâller bulunmamaktadır.
41\. Bu itibarla kural kapsamında hava ayrıştırma tesislerinin devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılması hususunda gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde izin verilmesine imkân tanınması devletin ormanların korunması ve genişletilmesi yönündeki pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır.
42\. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 169. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." gerekçesiyle "hava ayrıştırma" ibaresinin iptaline karar verilmiştir.
Anayasanın 169. maddesi ile ormanların özel olarak koruma altına alındığı dikkate alınmak suretiyle Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda aktarılan kararlarının ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun bir bütün olarak değerlendirilmesinden; Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislerin ilişkin olduğu kamu hizmetlerine dayanak Kanun maddesi ve dava konusu Yönetmelik maddelerinde belirtildiği gibi Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret halinin birlikte bulunması durumunda izin verilebileceği açıktır.
Anayasa Mahkemesinin yukarıda yer verilen kararlarında, doğrudan 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, başka bir ifadeyle kanuna eklenen bazı ibarelerin iptaline karar verilmiştir. Oysa ki bakılan uyuşmazlıkta, 6831 sayılı Kanun'da "lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" ibaresine Kanunda yer verilmemiş olup, söz konusu ibare Kanunda yer alan "enerji tesisleri" başlığı altında değerlendirilmektedir.
Buradan hareketle, Anayasa Mahkemesinin yaklaşımı gözetilerek, "lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" tesisleri açısından 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasına göre, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilmesi için gerekli olan kamu yararı ve zaruret şartının birlikte sağlanıp sağlanmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
Dava konusu Yönetmelik değişikliği ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerinin ormanlık alanlarda yapılmasına izin verilmesi imkanı tanınmaktadır. Davalı idare tarafından, enerjide ithalat bağımlılığının ve yüksek kaynak maliyetlerinin azaltılması, yerli ve yenilenebilir kaynaklardan maksimum seviyede faydalanılması ve Paris İklim Antlaşması doğrultusunda 2053 yılına kadar “net sıfır emisyon” hedefine ulaşılabilmesi için faaliyetler yürütüldüğü belirtilerek, dava konusu düzenlemenin de kanunda yer alan "enerji" alanına girdiği, söz konusu yapıların verimli orman alanlarında kurulmayacağı belirtilmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgeler ile davalı idarenin savunma dilekçesinin birlikte değerlendirilmesi neticesinde; ülkemizin ihtiyaç duyduğu enerjinin yerli ve yenilenebilir kaynaklardan karşılanması ve uluslararası taahhütlerin yerine getirilebilmesi amacıyla lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine ormanlık alanlarda izin verilmesinde kamu yararının bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Ancak, kamu yararı şartının yanı sıra ormanlık alanda verilecek izinlerde, söz konusu yapıların ormanlık alanlarda yapılmasındaki zorunluluğun açık şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, herhangi bir alanda yapılabilecek yapıların ormanlık alanlarda yapılmasına izin verilmemesi veya izin verilebilmesi için ormanlık alanda yapılmasının ne gibi bir zaruret arz ettiğinin somut verilerle gerekçelendirilmesi gerekmektedir.
Bu durumda, davalı idarece verilen savunmada ülkemizin ihtiyaç duyduğu enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanması gerekliliğinden/zorunluluğundan bahsedilmiş ise de, uyuşmazlık özelinde bu tesislerin orman ekosistemi dışında kurulma imkânının bulunduğu açıktır. Dolayısıyla orman ekosistemi dışında da tesis edilebilecek olan söz konusu lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine hangi sebeple ormanlık alanlarda izin verilmesine ihtiyaç duyulduğu, bu yapıların orman alanı dışında kurulması halinde ihtiyaç duyulan enerjinin karşılanamaması durumunun mevcut olup olmadığı gibi hususların somut verilere dayalı olarak açıklanamadığı görüldüğünden, ormanlık alanlarda yapılmasında zaruret bulunmayan dava konusu yapıların yapılmasına izin veren düzenlemede hukuka uyarlık bulunmamıştır.
Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkrasındaki "Üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanları" ibareleri yönünden:
Dava konusu Yönetmelik maddesinde "Üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanlarında lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine izin verilebilir." düzenlemesi yer almaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkra ile, Yönetmeliğin 4. maddesinin 7. fıkrasıyla ormanlık alanlarda izin verilmesine imkan tanınan lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine hangi ormanlık alanlarda izin verilebileceğine yönelik düzenleme yapılmıştır.
Yukarıda Yönetmeliğin 4. maddesinin 7. fıkrası ve 25. maddesinin 10. fıkrasındaki değişiklik yönünden yapılan değerlendirmede, lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine ormanlık alanlarda izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmış olup, anılan tesisler ormanlık alanlarda yapılamayacağından, bu tesislerin ormanlık alanlarda yapılabileceği yerlerin tespitine yönelik olan dava konusu düzenlemede de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 9. fıkrasındaki "ile yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesislere" ibareleri yönünden:
Dava konusu Yönetmelik maddesinde "Havaalanı veya havalimanlarında pistlere, taksi yollarına, apron ve bunlara bitişik sahalara, hava araçlarının kalkmasını, inmesini ve yer manevralarını yapmasını sağlayan, hava araçlarının yakıt, bakım ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasını ve yük ile yolcu indirilip bindirilmesini temin edici tesislere ve belirli durumlarda doğrudan uçuş faaliyeti amacıyla kullanılan bina ve yapılara veya bunların bazı kısımlarına ve bu bölümlerin hepsine girişin kontrollü olduğu yerler ile yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesislere izin verilebilir." kuralı bulunmaktadır.
Davacı tarafından, dava konusu düzenlemede yer alan “yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesislere” izin verileceğinin düzenlendiği, izin verilen bu yapıların havaalanlarının olmazsa olmazı gibi gösterilerek kapsamın genişletildiği, kamu yararı ve zaruret gözetilmeksizin ormanların yok edildiği ileri sürülmektedir.
Davalı idarece, Havalimanları/havaalanları Yer Hizmetleri Yönetmeliğinde “kara tarafı” tanımında yer alan tesislerden kamu yararı ve zaruret arz eden tesislerin belirlenerek izin verilebilecek tesis kapsamının daraltıldığı savunulmaktadır.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrasında ilk olarak "Havaalanı veya havalimanlarında pistlere, taksi yollarına, apron ve bunlara bitişik sahalara, hava araçlarının kalkmasını, inmesini ve yer manevralarını yapmasını sağlayan, hava araçlarının yakıt, bakım ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasını ve yük ile yolcu indirilip bindirilmesini temin edici tesislere ve belirli durumlarda doğrudan uçuş faaliyeti amacıyla kullanılan bina ve yapılara veya bunların bazı kısımlarına ve bu bölümlerin hepsine girişin kontrollü olduğu yerler" izin verilecek yerler arasında sayılmış; ikinci olarak ise ilk kısımla birlikte "yolcuların sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak tesisler" izin verilecek yerler arasında sayılmıştır.
Özetle, fıkranın ilk kısmında bir yerin havaalanı veya havalimanı olabilmesi ve bu şekilde hizmet edebilmesi için zorunlu olan pistler, taksi yolları, apron vb. yer, bina ve yapılara yer verilmiş; fıkranın ikinci kısmında ise havaalanı veya havalimanı ile birlikte inşa edilecek diğer yapılara izin verilmesi öngörülmüştür.
Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrasında yer alan düzenlemeyle, orman alanında havaalanı veya havalimanı ile bu yapılara ait diğer birtakım bina ve yerlerin inşa edilmesi mümkün kılınmaktadır. Söz konusu fıkranın iptali istenilen ikinci kısmında yer alan terminal binalarının Orman Kanunu'nun 17/3 maddesinde yer alan ulaşım tesisleri kapsamında izin verilebilecek alanlardan olduğu, anılan tesislere ormanlık alanlarda izin verilmesinde kamu yararı ve zaruret bulunduğu görülmektedir.
Aynı fıkranın ikinci kısmında yer alan "sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, (...), alışveriş üniteleri" yapılarına gelince; söz konusu yapıların 6831 sayılı Kanun'a 09/07/2024 tarih ve 32597 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7519 sayılı Kanun'un 9. maddesi ve 10. maddesiyle eklenen fıkra ve maddeler kapsamında değerlendirme yapılması gerekmektedir.
7519 sayılı Kanun'un 9. maddesiyle 6831 sayılı Kanun'un Ek 9. maddesine "Devlet ormanlarında ulaşım hizmeti maksadıyla verilen havaalanı/havalimanı izin alanı içerisinde yolcuların zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak sağlık, otel, motel, lokanta, dinî tesis, alışveriş üniteleri gibi tesislerle akaryakıt istasyonu, lojistik, kargo tesisleri, yönetim ve idari binalar, geçici konaklama tesisleri ve terminal binalarına havaalanı/havalimanı sınırları içinde kalmak kaydıyla 17 nci madde hükümlerine göre izin verilebilir. (...)" fıkrası eklenmiştir. Yine, 7519 sayılı Kanun'un 10. maddesiyle 6831 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 14. maddesinde "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, devlet ormanlarında ulaşım hizmeti maksadıyla verilen havaalanı/havalimanı izin alanı sınırları içerisinde yapılan, işletilen, işlettirilen veya yap-işlet-devret modeli esas alınarak yaptırılan ve işlettirilen yolcuların zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak sağlık, otel, motel, lokanta, dinî tesis, alışveriş üniteleri gibi tesislerle akaryakıt istasyonu, lojistik, kargo tesisleri, yönetim ve idari binalar, geçici konaklama tesisleri ve terminal binaları havaalanı/havalimanının müştemilatı sayılır ve Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. (...)" düzenlemesi bulunmaktadır.
Normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan bir normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, başka bir deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen Kanun ve Yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir. İdarenin düzenleyici işlem yaparken kullandığı takdir yetkisinin de üst hukuk normlarına, idare organının genel işleyiş yapısına ve kamu düzenine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
Bu itibarla, Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrasında yer alan "sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, (...), alışveriş üniteleri" yapıları yönünden yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine ve normlar hiyerarşisi hususunda yapılan açıklamalara uygun olarak dava konusu Yönetmeliğin hazırlandığı, 6831 sayılı Kanunda 7519 sayılı Kanunla yapılan değişikliklere aykırı bir düzenlemenin dava konusu Yönetmelikte yer almadığı görülmektedir.
Sonuç olarak, Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 9. fıkra açısından, iptali istenilen düzenlemelerin hukuka, dayanağı üst hukuk normlarına ve kanuna uygun olduğu anlaşılmaktadır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 7. fıkrası ve 25. maddesinin 10. fıkrasındaki değişiklik ile Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkranın İPTALİNE oyçokluğu ile,
2\. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 9. fıkrası yönünden DAVANIN REDDİNE oybirliği ile,
3\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin ... TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına, ... TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
5\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
6\. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
7\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 19/06/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Yönetmeliğin 4. maddesi 7. fıkrasından "tesisleri ile lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim" ibaresinin 25. maddesinin 10. fıkrasında yer alan “tesisleri ile lisanslı güneş enerjisinden elektrik üretim” ibaresinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin kısmı ile Yönetmeliğin 4. maddesine eklenen 8. fıkrada yer alan "Üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanları" ibaresi yönünden:
6831 sayılı Orman Kanunu'nun 17. maddesinin 3. fıkrasında "Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, hava ayrıştırma, altyapı, katı atık bertaraf ve düzenli depolama tesislerinin; baraj, gölet, sokak hayvanları bakımevi ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim, adli hizmet ve spor tesisleri ile ceza infaz kurumlarının ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz." düzenlemesi bulunmaktadır.
6831 sayılı Orman Kanunun 17/3 maddesinde, Devlet ormanları üzerinde izin verilebilecek bina ve tesislere ilişkin düzenlemelere yer verilmekle birlikte ilk olarak, maddenin 3373 sayılı Kanun ile değişik halinde, Devlet ormanlarında kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler için gerçek ve tüzelkişilere, izin verilebileceği kuralı yer almıştır. Bu kuralın Anayasaya aykırı olduğu itirazı üzerine, Anayasa Mahkemesi'nce yapılan inceleme sonucu verilen 17/12/2002 gün ve E:2000/75, K:2002/2002 sayılı kararla, Devlet ormanlarının gerçek ve tüzelkişilere tahsisinin, karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan geçmesi ya da anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu bulunduğu hallerle sınırlı olması gerektiği; Anayasa'nın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen "kamu yararı" kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek, kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılmasının, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmadığı, Anayasanın 7. ve 169. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararından sonra 6831 sayılı Orman Kanunun 17/3 maddesinde 5192 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrası, maddede, Devlet ormanları üzerinde yapılabilecek bina ve tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği tek tek sayılmak suretiyle belirlenmiş, söz konusu bina ve tesislerin yapılabilmesi için kamu yararı ile zaruret halinin birlikte gerçekleşmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla açılan davada, Anayasa Mahkemesi 22/11/2007 gün ve E:2004/67, K: 2007/83 sayılı kararıyla iptali istenen hükümde belirtilen zaruret hali durumunun, talep edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanının bulunmaması durumu olarak anlaşılması gerektiği, Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararı ile Anayasanın 169. maddesindeki ilkeler doğrultusunda kamu yararı, zorunluluk veya kaçınılmazlık ölçütlerine yer verildiğinden, Anayasa'nın 2., 11. ve 169. maddelerine aykırılık görülmediği gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
Dava konusu Yönetmelikte, normlar hiyerarşisindeki soyuttan somuta doğru kademeli bir sistem içerisinde, ormanlık alanlarda kamu yararı ve zaruret bulunması halinde izin verilebilecek, yer, bina ve tesislerin neler olduğu ortaya konulmuş; 23. maddesinin 1. fıkrasında, kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususunun; faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkânının bulunup bulunmadığı hususunun irdelenerek tespit edileceği ifade edilmiştir.
Bu bağlamda; yukarıda aktarılan Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği gibi öncelikli kamu hizmetlerine Devlet ormanlarında izin verilebileceği açık olup, Yönetmeliğin dava konusu 4. maddesi 7. fıkrası ile 25. maddesinin 10. fıkrasında yapılan değişiklikler ile birlikte lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine, 6831 sayılı Orman Kanununun 17/3 maddesinin uygulanmasını sağlamak üzere, uygulamada birliğin sağlanarak, olası tereddütlerin ortadan kaldırılması ve hukuki belirliliğin sağlanması adına, kamu yararı ve zaruret bulunması halinde ormanlık alanda izin verilebilmesine imkan tanındığı anlaşıldığından, bu düzenlemede hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmamıştır.
Diğer taraftan, dava konusu düzenlemelerin yürürlükten kaldırılmasının, lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerinin mutlaka ormanlık alanlarda yapılmasına izin verilmesi sonucunu doğuracağı şeklinde yorumlanmasına olanak bulunmamaktadır. Ayrıca, söz konusu izinlerin ormanlık alanlarda verilmesi yönünde tesis edilecek olan bireysel işlemlerin, bu işlemlere karşı açılacak olan davalarda hukuka uygunluk denetimlerinin yapılacağı açıktır.
Öte yandan, dava konusu Yönetmeliğin 23. maddesinde izin raporunu hazırlayan heyetçe, talebin ormanlık alanda yapılmasında kamu yararı ve zaruret olup olmadığı hususunun, faaliyetin orman sınırları dışında gerçekleştirilmesi imkanının bulunup bulunmadığının irdelenerek tespit edileceği de düzenlenmiştir. Bu haliyle, lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine verilecek olan izinlerde Kanunda ve Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtilen kamu yararı ve zaruret şartının denetleneceği tabiidir. Ayrıca, davalı idarece hazırlanan izin raporunda kamu yararı ve zaruret halinin bulunduğunun belirtilmesi üzerine verilecek olan izinlere karşı dava açılabileceği ve bu davada verilen izne ilişkin kamu yararı ve zaruret şartının somut olayda sağlanıp sağlanmadığının hukuki denetime tabi tutulacağı da açıktır.
Son olarak, lisanslı güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine verilecek olan izinlerin; üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve teknik olarak orman kurulması mümkün olmayan fiilen taşlık, kayalık, verimsiz orman alanlarında verileceği düzenlenmiştir. Bu şekilde, üzerinde ağaç ve ağaççık toplulukları bulunan ya da fiilen orman olan alanların kullanılmasının önüne geçilmiştir.
Bu durumda, Orman Kanunu'nun 17/3 maddesinde yer alan "enerji tesisleri" başlığı altında değerlendirilebilecek olan dava konusu düzenlemeyle, söz konusu kanun hükmünün uygulanmasına yönelik olarak, daha ayrıntılı ve yönlendirici hükümler getirildiği, hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin sağlanması adına anılan ibarelere yer verildiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığından, aksi yönde oluşan karara katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.