Danıştay danistay 2022/1938 E. 2025/4239 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/1938
2025/4239
30 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2022/1938
Karar No : 2025/4239
TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR : 1- (DAVACI) ...
VEKİLİ : Av. ...
2- (DAVALI) ... Belediye Başkanlığı - ...
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı tarafından; Muğla ili, Menteşe ilçesinde, ... Mahallesi, ... Sokakta bulunan pazar yerinde, 02/03/2017 tarihinde davacının üzerine çadır bağlama direği düşerek gerçekleşen kazada idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00-TL (miktar artırım dilekçesiyle 400.000,00-TL) manevî tazminat ile geçici ve sürekli işgöremezlik, tedavi giderleri ve yol masrafı olarak 1,500,00-TL (miktar artırım dilekçesiyle 419.801,98-TL) maddî tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; gerçekleşen kazada idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00-TL manevî tazminat ile geçici ve sürekli işgöremezlik, tedavi giderleri ve yol masrafı olarak 1,500,00-TL maddî tazminata karar verilmesi istemiyle 25/08/2017 tarihinde kayda giren dava dilekçesiyle bakılan davanın ikame edildiği, dava görülmekte iken Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen hesap bilirkişisi raporunda davacının tazminatının tespit edilmesi üzerine davacı vekili tarafından 2577 sayılı Kanun'un 16.maddesinin 4. fıkrası uyarınca 18/10/2020 havale tarihli dilekçe ile maddi tazminat miktarının artırıldığı ve anılan dilekçenin 27/10/2020 tarihinde davalı idare kayıtlarına girdiği ancak davacı vekili tarafından dava dilekçesinde faiz isteminde bulunulmadığı görüldüğünden; bakılan davada davacı için maddi tazminat olarak toplam 419.801,98-TL'nin faiz uygulanmaksızın davalı idarece tazmini gerektiği, davacı açısından sonradan oluşan veya öğrenilen yeni bir olgu bulunmadığından miktar artırım yoluyla manevi tazminat tutarının artırılmasına olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın geçici ve sürekli işgöremezlik, tedavi giderleri ve yol masrafı olarak ikame edilen maddi tazminat istemleri yönünden kabulü; manevi tazminat talebi yönünden ise kısmen kabulü, kısmen esası incelenmeksizin reddi (hüküm kurulmamasına), davacı için maddi tazminat olarak toplam 419.801,98-TL'nin faiz uygulanmaksızın davalı idarece davacıya ödenmesi, davacı için toplam 100.000,00-TL manevî tazminatın faiz uygulanmaksızın davalı idarece davacıya ödenmesi, fazlaya dair (miktar artırım dilekçesiyle istenen) 300.000-TL manevi tazminat isteminin ise esası incelenmeksizin reddi (hüküm kurulmamasına) karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca tarafların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI :
Davacı tarafından; manevi tazminat isteminin de miktar artırım dilekçesi ile artırılabileceği, dolayısıyla miktar artırım yolu ile artırılan 300.000,00-TL'lik manevi tazminat tutarının da kabulünün gerektiği, maddi ve manevi tazminat taleplerine faiz işletilmemesinin hatalı olduğu, her iki tazminat istemine de faiz işletilmesi gerektiği, dava dilekçesinde istenmemişse de diğer dilekçelerde faiz isteminde bulunulduğu, salt sosyal güvenlik kurumu kayıtlarına göre belirlenen ücretin çok düşük olduğu, inşaat ustası olarak çalışan davacı için emsal ücret araştırması yapılması gerektiği, kusur değerlendirmesinin hatalı olduğu, idarenin ağır kusurlu olduğunun sabit olduğu, kendisine kusur atfedilebilecekse bunun ancak Mahkemece takdir edilebileceği ileri sürülmektedir.
Davalı idare tarafından; dava konusu olayda idarelerinin bir kusurunun bulunmadığı, kazanın doğal afet nedeniyle oluştuğu, kişinin son durumu ile ilgili rapor alınmadığı, savcılık incelemesi sırasında alınan Adli Tıp raporu ile yetinildiği, kişinin ne kadar çalışabileceği ile ilgili değerlendirmelerin varsayıma dayalı olduğu, başkasının bakımına ihtiyaç duymadığı açık olduğu halde davacı için işgörmezlik tazminatı hesaplandığı ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ :Tarafların temyiz istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi ile kararın kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 334. maddesi uyarınca adli yardım talebi daha önce kabul edilmiş olan davacının, aynı Kanun'un 335. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder." düzenlemesi gereğince temyiz aşamasındaki adli yardım talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Muğla ili, Menteşe ilçesi, ... Mahallesi, ... Sokakta bulunan pazar yerinde, 02/03/2017 tarihinde davacının üzerine çadır bağlama direği düşerek gerçekleşen kazada idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00-TL (miktar artırım dilekçesiyle 400.000,00-TL) manevî tazminat ile geçici ve sürekli işgöremezlik, tedavi giderleri ve yol masrafı olarak 1,500,00-TL (miktar artırım dilekçesiyle 419.801,98-TL) maddî tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.
İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü veya, geç işlemesi yada hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesi; aynı Kanun'un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak, "Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır." cümlesi eklenmiştir.
6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin gerekçesinde; "AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır." ifadesine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararı ile Hukuka Uygun Bulunan İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İsteminin Kabulüne Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın davacı için toplam 100.000,00-TL manevî tazminatın faiz uygulanmaksızın davalı idarece davacıya ödenmesine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Öte yandan; miktar artırımına (ıslah) ilişkin dilekçenin, yeni bir dava niteliğinde olmayıp, mevcut davada talep edilen tazminat miktarının dilekçe verilmek suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu açıktır.
Faiz ise; idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir.
Usul hukukunun temel ilkelerinden olan taleple bağlılık ilkesine göre, Mahkeme tarafından davacının talepleri aşılarak karar verilmesi mümkün olmamakta, davacının istemleri ile bağlı olunup istemleri genişletecek şekilde karar verilmesine olanak bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında da, "Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." hükmü ile taleple bağlılık ilkesi açıklanmıştır.
Buna göre, davacının dava açarken Mahkemeden hüküm altına alınmasını talep ettiği istem sonucuyla bağlı kalınarak karar verilmesi gerekmekte olup, miktar artırım yolu ile faiz talep edilebilmesine yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden davacı tarafın dava dilekçesinde istenmemişse de diğer dilekçelerde faiz isteminde bulunulduğu belirtilerek hükmedilen tazminata faiz işletilmesi gerektiği yönündeki iddiasına itibar edilmemiştir.
B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararı ile Hukuka Uygun Bulunan İdare Mahkemesi Kararının Miktar Artırım Dilekçesi ile İstenen 300.000,00-TL Manevi Tazminat İsteminin Esası İncelenmeksizin Reddine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
Manevi tazminatın patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp manevi tatmin aracı olduğu, başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışının manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirdiği, manevi tazminata hükmedilmesi için kişinin fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi ve idarenin hukuka aykırı bir işlem veya eylemi sonucunda ağır bir elem ve üzüntünün duyulmuş olması veya şeref ve haysiyetinin rencide edilmiş bulunması gerektiği yargısal içtihatlar ile sabittir.
Miktar artırım müessesesi, davanın görülmesi sırasında tarafların kusurlarında, zararı doğuran nedenlerin ve olayların tespitinde ve uğranılan zararın miktarında bir değişiklik olması durumunda maddi tazminat için işletileceği gibi; zararı doğuran olaydan sonra yeni ortaya çıkan bulgu ve tespitler sonucu, kişilerin manevi yönden çok daha fazla etkilendiğinin saptanması halinde manevi tazminat için de uygulanabilir. Ancak bu durumun istisnai bir durum olduğu ve manevi zararın sonradan gerçekten artmış olduğunun tespiti halinde işletilebileceği kuşkusuzdur.
Uyuşmazlıkta, davacı açısından sonradan oluşan veya öğrenilen yeni bir olgu bulunmadığından miktar artırım yoluyla manevi tazminat tutarının artırılmasına olanak bulunmamakla birlikte, davacının 18/10/2020 tarihinde kayda giren miktar artırım dilekçesiyle dava açılırken talep ettiği 100.000,00-TL manevi tazminat istemini 300.000,00-TL artırarak manevi tazminat talebini toplam 400.000,00-TL olarak belirlediğinin kabulü ile miktar artırımı yoluyla artırılan manevi tazminat istemi hakkında işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, miktar artırım dilekçesiyle istenen 300.000-TL manevi tazminat isteminin esası incelenmeksizin reddi yönünde karar veren İdare Mahkemesi kararının bu kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
C) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararı ile Hukuka Uygun Bulunan İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemine Yönelik Kısmının İncelenmesi:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." kuralına yer verilmiştir.
Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuz olup, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 282. maddesinde; "Hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmü yer aldığından; sunulan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek yeterlikte olmaması veya taraflarca yapılan itirazları karşılamaması halinde bilirkişilerden ek rapor istenilebileceği veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılabileceği gibi verilen rapor dikkate alınmadan uyuşmazlığın çözümüne engel bir düzenlemenin bulunmadığı açıktır.
Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararı ile hukuka uygun bulunan İdare Mahkemesi kararına esas alınan 04/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu olayla ilgili olarak, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığının Soruşturma No:... dosyasında A sınıfı iş güvenliği uzmanı tarafından hazırlanan 05/05/2017 tarihli bilirkişi raporunda yer verilen, davacının müşteki sıfatı ile kazaya neden olan toprak zemin üzerinde sabitlenmemiş ve kaynakla birleştirilmiş direklere brandaları çekerek dikkatsiz davrandığı ve bu nedenle 2. derecede asli kusurlu olduğu yönündeki kanaate dayalı olarak, davacının %40 kusurlu olduğu belirtildiği ve hesaplanan maddi tazminat miktarında kusur indirimi yapıldığı görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, 02/03/2017 tarihinde meydana gelen olaydan sonra başlatılan soruşturma kapsamında olay yerinde yapılan inceleme sonucu hazırlanan 05/05/2017 tarihli bilirkişi raporu ve dosyada bulunan bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının yukarıda yer verilen raporda belirtildiği gibi pazar yerinde çalışmadığı, bu nedenle direklere branda çekerek dikkatsiz davrandığı tespitinin yerinde olmadığı, davacının olay yerinde pazarcılık yapan kardeşi V.S'yi ziyarete geldiği, dolayısıyla dosyada davacının kusuruna yönelik karara esas alınacak bir tespit bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda; yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak kusur durumunun yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle ortaya konulması gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan bilirkişi raporuna dayanılarak davacının maddi tazminat istemlerine yönelik verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla; bozma kararı üzerine yapılacak yargılama neticesinde maddi tazminata ve manevi tazminatın bozulan kısmına ilişkin olarak yapılacak yargılama neticesinde yeniden bir karar verileceğinden, vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden bu aşamada inceleme yapılmamıştır.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle,
1\. Temyiz istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının;
a) ...-TL manevi tazminat isteminin kabulüne yönelik kısmının ONANMASINA,
b) ...-TL manevi tazminat isteminin esası incelenmeksizin reddine yönelik kısmının BOZULMASINA,
c) Maddi tazminata yönelik kısmının BOZULMASINA,
3\. Bozulan kısımlar hakkında yeniden karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine,
4\. Kesin olarak, 30/04/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Dava; Muğla ili, Menteşe ilçesi, ... Mahallesi, ... Sokakta bulunan pazar yerinde, 02/03/2017 tarihinde davacının üzerine çadır bağlama direği düşerek gerçekleşen kazada idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000,00-TL (miktar artırım dilekçesiyle 400.000,00-TL) manevî tazminat ile geçici ve sürekli işgöremezlik, tedavi giderleri ve yol masrafı olarak 1,500,00-TL (miktar artırım dilekçesiyle 419.801,98-TL) maddî tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Maddi zararlar malvarlığında meydana gelen ve para ile değerlendirilebilen bir azalmayı ifade ettiklerinden, bu azalma miktarının idare tarafından telafi edilmediği süre içinde ayrıca enflasyon nedeniyle de kayba uğrayacağı aşikardır. Manevi zararlar ise malvarlığında meydana gelen somut bir azalma olmayıp, kişinin manevi varlığında ortaya çıkan olumsuzluklar olduğundan, manevi tazminat değerinin yargılama sonucu para olarak belirlenmesi zarara uğrayanı tatmin ve de bu zararı meydana getireni cezalandırma aracı olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" başlıklı 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen, "Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir." cümlesindeki miktar kelimesinin, davacı tarafça idareye başvurulurken ya da dava açılırken bilinmesi beklenmeyen, yargılama aşamasında bilirkişi raporu ile tespit edilen maddi tazminat miktarı olarak anlaşılması gerekmektedir.
Bu itibarla, ilk defa yargı kararıyla para olarak değerlendirilebilen manevi tazminatın "takdiren" belirlenmesi nedeniyle de manevi tazminatın miktar artırım dilekçesi ile artırılamayacağı görüşü ile aksi yöndeki çoğunluk kararının bu kısmına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.