Danıştay danistay 2021/1413 E. 2025/4403 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2021/1413
2025/4403
7 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
SEKİZİNCİ DAİRE
Esas No : 2021/1413
Karar No : 2025/4403
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Bakanlığı
VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU :
04/07/2012 tarih ve 28343 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5/1-c, 5/2, 8/B-1-b, 9/3 maddeleri maddelerinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :
Davacı ..., Antalya 15. Noterliğinin ... tarih ve ... yevmiye numaralı muvaffakatnamesi ile ... Mahallesi ... ada ... parselde hak sahibi ...'nün akdi halefi olarak 1.200 m² alanda hak sahibi olduğu, Antalya Valiliği Millî Emlak Dairesi Başkanlığı Toros Milli Emlak Müdürlüğü ... tarih ve ... sayılı yazısı ile davacının akdi halef olarak 2B parselinde hak sahibi olduğu ... Mahallesi ... ada ... parselin Kepez Belediyesince imar planında belediye hizmet alanı olarak planlanması ve taşınmazın imar uygulaması kapsamına alınamayacağının bildirilmesi üzerine 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 12. fıkrasında yer alan "Bu taşınmazların yerine istenilmesi hâlinde hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğer öncelikle aynı ii sınırları içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmaz, bu maddenin dördüncü fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli karşılığında doğrudan satılabilir." hükmü uyarınca davacıya Antalya ili Kepez İlçesi ... Mahallesi ... ada | parsel numaralı 10.958 m² yüzölçümlü taşınmazdan 242,48 m²'lik kısmı 214.206,83 TL'lik satıs bedeli karşılığında "eşdeğer taşınmaz satış usulü" ile satıldığı, İdare tarafından teklif edilen taşınmaz ve satış bedeli, hak kaybına uğranılmaması adına davacı tarafından ihtirazı kayıtla kabul edildiği, ancak; 28343 Sayılı Milli Emlak Genel Tebliğinin 9. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen "idarenin teklifini kabul etmeyenler doğrudan satış hakkından yararlanamayacak, başkaca talepte bulunamayacak, hak ve tazminat talep edemeyecek ve dava açamayacaklardır“ hükmünde açıkça kişilere bir hak tanınmaması nedeniyle işleme dayanak Tebliğin belirtilen maddelerinin, Anayasaya açıkça aykırı olması sebebiyle iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALILARIN SAVUNMASI :
Hazine ve Maliye Bakanlığının savunması; Dava konusu tebliğ ile tebliğin dayanağı olan 6292 sayılı Kanunun amacı, normal şartlarda özel mülkiyete konu olamayacak nitelikte olan orman arazilerinin kendi vasıflarına uygun şekilde değerlendirilmesi ve bu yapılırken özel mülkiyete konu edilen taşınmazların orman alanı olarak tescili esnasında geçmişte taşınmazlar üzerinde hak sahibi olan kişilerin mağduriyetlerinin önlenmesi olduğu, bu suretle her idari işlemin nihai amacı olan kamu yararı sağlanırken kamu menfaati ile şahıs menfaati arasında denge sağlandığı, menfaatler dengesinin hakkaniyetli şekilde sağlanabilmesi için gerek kanuni düzenlemede gerekse de bu düzenlemenin yansıması olan dava konusu Tebliğde; taşınmazların yerine istenilmesi halinde hak sahiplerine; hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğer, öncelikle aynı il sınırları içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazların satışı yapıldığı, bu suretle şahıs hakları da korunmakta olup dava dilekçesinde iddia edildiği üzere hak gaspı yahut dayatmanın söz konusu olmadığı, dava konusu 345 sıra sayılı Milli Emlak Genel Tebliği 6292 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak Kanuna ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş olup, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığının savunması;
24/12/2020 tarihinde yapılan tebligatın sonrasında davacı tarafından ödeme yapılarak 12/02/2021 tarihinde satış işlemin yapıldığı ve 19/02/2021 tarihinde adına tescil yapıldığı, taşınmazın 242,48 m² sinin tescilinin yapılması ve tapu kütüğünde yer alan Hazine adına orman sınırları dışına çıkarıldığının ve kullanıcılara ilişkin belirtmelerin terkin edilmesi için ... tarih ve ... sayılı yazı ile Kepez Tapu Müdürlüğüne bildirilmiş ve adı geçen adına tescil işlemi de yapılarak idari işlem tamamlandığı davanın reddi gerekmektedir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Tebliğ hükümlerinin dayanağını oluşturan Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması karşısında, idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacakları yolunda hüküm içeren dava konusu Tebliğ hükümlerinin de hukuka ve üst normlara aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği
DANIŞTAY SAVCISI : ...
DÜŞÜNCESİ : Dava, 04/07/2012 tarih ve 28343 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5/1-c, 5/2, 8/B1-b, 9/3 maddelerinin iptali istemiyle açılmıştır.
6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un "Hak sahibi, başvuru ve doğrudan satış" başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasında; belirtilen şartlarda bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenlerin bu Kanuna göre hak sahibi sayılacağı, üçüncü fıkrasında; hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamında olanların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikinci fıkra kapsamında olanların ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veya kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye başvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudan satılmasını isteyebilecekleri, sekizinci fıkrasında; satış bedelinin peşin veya taksitle ödenebileceği, satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en az yarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanacağı ve bu bedellerin idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödeneceği, tebliğ edilen satış bedeline itiraz edilemeyeceği ve dava açılamayacağı, on üçüncü fıkrasında; hak sahiplerinden idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca talepte bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacakları yolunda düzenlemelere yer verilmiştir.
6292 sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanan ve 04/07/2012 tarihli ve 28343 Sayılı Resmî Gazete yayımlanan 345 sıra nolu Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5. maddesinin 1/c bendinde, idarece tebliğ edilen satış bedelinin itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul edilmesi gerektiği; 5. maddesinin 2. fıkrasında, kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcı ve/veya muhdesat sahibi oldukları tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilenler de İdarece tebliğ edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmemeleri halinde hak sahibi olarak kabul edilecekleri; 8. maddesinin B1-b bendinde, satış bedelinin itiraz veya dava konusu edilmesinin hak sahipliğini ve doğrudan satın alma hakkını düşüreceği, 9. maddesinin 3. fıkrasında ise; Hak sahipliği kesinleşen ancak satışı mümkün olmayan taşınmazlara karşılık olmak üzere hak sahipleri tarafından talep edilmesi halinde, genel hükümlere göre değerlendirilecek 2/B taşınmazlarından öncelikle aynı il sınırları içinde bulunanlardan bedeli hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç bedeline eşdeğer başka bir taşınmazın doğrudan satılabileceği örneği bu Genel Tebliğin ekinde (EK-8/A) yer alan yazıyla bildirileceği, satışa konu edilemeyen taşınmazın üzerinde kişiye ait muhdesat bulunması durumunda, muhdesata ilişkin olarak bu Genel Tebliğin “Diğer İşlemler” başlıklı 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında belirlenecek bedelin zemin bedeline ekleneceği, satışa konu edilemeyen taşınmaz ile önerilen taşınmazın rayiç bedelleri arasında en fazla yüzde yirmi fark olabileceği, bu orana kadar Hazine lehine olan farklar ilgilisi tarafından ödeneceği. idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacakları kurala bağlanmıştır.
Uyuşmazlığın konusu, 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca doğrudan satın alma hakkından yararlanacak hak sahiplerinin bu hakkın kullanımı için, idare tarafından teklif edilen taşınmaz ve satış bedeli teklifini itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul etmelerini, idarenin teklifini kabul etmeyenlerin ise doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca talepte bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacaklarına ilişkin Tebliğ hükümlerinin iptali istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
19/04/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 6. maddesinin (13) numaralı fıkrasının iptali istemiyle açılan davada: Anayasa Mahkemesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/46, K:2022/47 sayılı kararı ile, özet olarak; eş değer taşınmazın satışı konusundaki idarenin teklifine karşı idari ve yargı mercilerine başvuru yollarını kapatmak suretiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle anılan fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, iptal kararı uyarınca Kanunun 6. maddesinin 13 numaralı fıkrasının Kanun metninden çıkarıldığı görülmektedir.
Bilindiği üzere, kanunların uygulanmasını göstermek için çıkarılan yönetmelik, genelge, tebliğ ve benzeri düzenleyici işlemlerin ancak, dayanağı olan kanun hükmünün varlığını sürdürmesi halinde uygulanma kabiliyetine haiz olabilecekleri ve kanunlara aykırı hükümler içeremeyecekleri idare hukuku ilkelerindendir.
Bu durumda, dava konusu Tebliğ hükümlerinin dayanağını oluşturan Kanun hükmünün iptal edilmiş olması karşısında, idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacakları yolunda hüküm içeren dava konusu Tebliğ hükümlerinin de hukuka ve üst normlara aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 07/05/2025 tarihinde, davacı vekili Av. ...'nun, davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı vekili Av. ...'ün, davalı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı vekili Av. ...'ün geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ SÜREÇ :
Dava, 04/07/2012 tarih ve 28343 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5/1-c, 5/2, 8/B1-b, 9/3 maddelerinin iptali istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE:
ESAS YÖNÜNDEN:
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasa'nın "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde; Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının kesin olduğu, iptal kararlarının gerekçesi yazılmadan açıklanamayacağı, Anayasa Mahkemesi'nin bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemeyeceği, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, iptal kararlarının Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi'nin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği, iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda Türkiye Büyük Millet Meclisinin, iptal kararının ortaya çıkardığı hukuki boşluğu dolduracak kanun teklifini öncelikle görüşüp karara bağlayacağı, iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmi Gazetede hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiştir.
6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un "Hak sahibi, başvuru ve doğrudan satış" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında; belirtilen şartlarda bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenlerin bu Kanuna göre hak sahibi sayılacağı, 2. fıkrasında, 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır, 3. fıkrasında; hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamında olanların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikinci fıkra kapsamında olanların ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veya kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye başvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudan satılmasını isteyebilecekleri, 8. fıkrasında; satış bedelinin peşin veya taksitle ödenebileceği, satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en az yarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanacağı ve bu bedellerin idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödeneceği, tebliğ edilen satış bedeline itiraz edilemeyeceği ve dava açılamayacağı, 12. fıkrasında, Bu maddeye göre hak sahiplerine doğrudan satılması gereken taşınmazlardan ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan ya da Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ile ilgili idarelerce bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç ay içerisinde idareye bildirilmesi şartıyla özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gerekenler ile içme ve kullanma suyu havzalarında maksimum su seviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içerisinde kalan yerler hak sahiplerine satılmaz. Bu taşınmazların yerine istenilmesi hâlinde hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğer öncelikle aynı il sınırları içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmaz, bu maddenin dördüncü fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli karşılığında doğrudan satılabilir. 13. fıkrasında; hak sahiplerinden idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca talepte bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacakları yolunda" şeklinde düzenlenmiştir.
04/07/2012 tarih ve 28343 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Milli Emlak Genel Tebliği'nin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Genel Tebliğin amacı, 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinin (B) bendine göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan ve çıkarılacak yerlerin değerlendirilmesine ilişkin esas ve usullerin belirlenmesidir." hükmüne, "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde "Bu Genel Tebliğ; 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı tebliğin dava konusu edilen 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; "İdarece tebliğ edilen satış bedelinin itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul edilmesi gerekmektedir." kuralına,
5\. maddesinin 2. fıkrasında; "Kesinleşmiş mahkeme kararlarına göre 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcı ve/veya muhdesat sahibi oldukları tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilenler de İdarece tebliğ edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu etmemeleri halinde hak sahibi olarak kabul edilecektir."hükmüne,
8\. maddesinin B-1 kısmının (b) bendinde; "Satış bedelinin itiraz veya dava konusu edilmesinin hak sahipliğini ve doğrudan satın alma hakkını düşüreceği" hükmüne,
"Satışı mümkün olmayan taşınmazlar" başlıklı 9. maddesinin 3. fıkrasında; Hak sahipliği kesinleşen ancak satışı mümkün olmayan taşınmazlara karşılık olmak üzere hak sahipleri tarafından talep edilmesi halinde, genel hükümlere göre değerlendirilecek 2/B taşınmazlarından öncelikle aynı il sınırları içinde bulunanlardan bedeli hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç bedeline eşdeğer başka bir taşınmazın doğrudan satılabileceği örneği bu Genel Tebliğin ekinde (EK-8/A) yer alan yazıyla bildirileceği, satışa konu edilemeyen taşınmazın üzerinde kişiye ait muhdesat bulunması durumunda, muhdesata ilişkin olarak bu Genel Tebliğin “Diğer İşlemler” başlıklı 17 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında belirlenecek bedelin zemin bedeline ekleneceği, satışa konu edilemeyen taşınmaz ile önerilen taşınmazın rayiç bedelleri arasında en fazla yüzde yirmi fark olabileceği, bu orana kadar Hazine lehine olan farklar ilgilisi tarafından ödeneceği. idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacaklardır. " şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
... İdare Mahkemesi (E...) ve ... İdare Mahkemesi (E...) tarafından 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 13. fıkrasında yer alan "Hak sahiplerinden idarenin teklifini kabul etmeyenler doğrudan satış hakkından yararlanamazlar, başkaca talepte bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar." cümlesinin iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2022 tarih ve E:2021/46, K:2022/47 sayılı kararında; ''Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 136).
12\. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, § 137).
13\. Kanun’un 6. maddesinin (12) numaralı fıkrasına göre, kullanılan ya da üzerinde muhdesatın bulunduğu taşınmazın, ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmesi veya kamu hizmetlerine ayrılması gibi sebeplerle hak sahiplerine satılamaması durumunda talepleri hâlinde hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eş değer öncelikle aynı il sınırları içinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmaz doğrudan satılabilir. Dolayısıyla anılan fıkra gereğince eş değer taşınmaz satın alınması konusunda hak sahiplerine tanınan talep hakkı, ekonomik bir değer ifade ettiğinden ve parayla değerlendirilebildiğinden mülkiyet hakkı kapsamındadır.
14\. Kural, hak sahiplerinin idarenin eşdeğer taşınmazın satışına ilişkin teklifini kabul etmemeleri durumunda doğrudan satış hakkından yararlanamayacaklarını, başkaca bir talepte bulunamayacaklarını, hak ve tazminat talep edemeyeceklerini ve dava açamayacaklarını öngörmektedir.
15\. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir” hükmünü içermektedir. Anılan hükme göre kişilerin yargı makamları ile idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması anayasal bir zorunluluktur. Bu zorunluluk, temel hak ve özgürlüğü ihlal edilen ya da ihlal edildiğini iddia eden kişilerin ilgili yargı veya idari merciler nezdinde şikâyetlerini dile getirmesi hususunda devlete gerekli ve yeterli mekanizmaları oluşturarak uygun koşulları sağlama yükümlülüğü getirmektedir (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 16).
16\. Bu çerçevede Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânının sağlanmasını teminat altına almaktadır (AYM, E.2019/102, K.2019/99, 25/12/2019, § 17).
17\. Bu kapsamda, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olan kuralla Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında devletin, bu hakkın korunmasıyla ilgili gerekli koşulları sağlama fonksiyonunu ne ölçüde yerine getirdiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
18\. Kural, hak sahiplerinin hak sahipliğine konu taşınmazın veya idarece satışı teklif edilen eş değer taşınmazın değerinin yanlış hesaplandığı, bu nedenle idarece satışı teklif edilen eş değer taşınmazın hak sahipliğine konu taşınmaz ile aynı değerde olmadığı, aynı il sınırlarındaki bir taşınmazın satışı mümkün iken başka bir ildeki taşınmazın satışının teklif edildiği gibi itirazlarını ileri sürmesini, bu kapsamda satışı teklif edilen eş değer taşınmaz yerine başka bir eş değer taşınmazın belirlenmesini talep etmesini mümkün kılmamaktadır. Bunun yanı sıra kurala göre hak sahipleri, idarenin işlemlerinden veya hak sahipliğine konu taşınmazı kullanamamasından dolayı zarara uğradığını ileri sürerek bu zararlarının tazmin edilmesini de talep edemeyeceklerdir. Bu durum, hak sahiplerinin olması gerekenden daha yüksek bir satış bedeli ödemesine, kullandıkları taşınmazdan daha düşük bedelli bir taşınmaz satın almalarına ya da doğrudan satış hakkından yararlanamamalarına yol açabilecektir.
19\. Bu yönüyle kural, eş değer taşınmazın satışı konusundaki idarenin teklifine karşı idari ve yargı mercilerine başvuru yollarını kapatmak suretiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturmaktadır.'' gerekçesiyle anılan cümlenin iptaline karar verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Mezkur Anayasa Mahkemesi kararı incelendiğinde, somut norm denetimi yoluyla Mahkemenin önüne gelen düzenlemenin iptaline ilişkin kararın 13. bölümünde, satın alınmak istenen taşınmazın ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilmesi veya kamu hizmetlerine ayrılması gibi sebeplerle hak sahiplerine satılamaması durumunda talepleri hâlinde hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eş değer öncelikle aynı il sınırları içinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazın satılabileceği, 14. bölümünde hak sahiplerinin idarenin eşdeğer taşınmazın satışına ilişkin teklifini kabul etmemeleri durumunda doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca bir talepte bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacakları ifade edilerek, bu durumun eşdeğer taşınmaz teklif edilen hak sahipleri açısından Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğu, bu nedenle 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 13. fıkrasının iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgiler ışında iptali istenen düzenlemelerin incelenmesi gerekir.
Dava konusu Milli Emlak Genel Tebliği'nin 9. maddesinin 3. fıkrası yönünden yapılan incelemede;
Uyuşmazlıkta bahse konu düzenleme ile, satışı mümkün olmayan taşınmazlara karşılık hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç bedeline eşdeğer başka bir taşınmazın doğrudan satılabileceği idare tarafından kendilerine eşdeğer taşınmaz teklif edilebileceği, idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacağı hüküm altına alınmış ise de Anayasa Mahkemesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/46, K:2022/47 sayılı kararı ile, eş değer taşınmazın satışı konusundaki idarenin teklifine karşı idari ve yargı mercilerine başvuru yollarını kapatmak suretiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle anılan fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu Tebliğ hükmünün dayanağını oluşturan Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması karşısında, idarenin eşdeğer taşınmaz teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacakları yolunda hüküm içeren dava konusu Tebliğ hükümlerinin de hukuka ve üst normlara aykırı olduğuna karar verilmiştir.
Dava konusu Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 5.maddesinin 2. fıkrasının, 8. maddesinin B-1 kısmının (b) bendi yönünden yapılan incelemede;
Anayasa'nın 124. maddesinde "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmi Gazete'de yayımlanacağı kanunda belirtilir." hükmü, idarenin özerk ve türev düzenleme yetkisinin Anayasal dayanağını oluşturmaktadır.
İdarenin düzenleme yetkisinin aslında ikincil, türev nitelikte olduğu hususunda bir duraksama bulunmamaktadır. Anayasa'ya göre, idarenin, düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gereklidir.
Kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisinin başta kamu yararı olmak üzere hizmet gereklerine, hukuk devleti, hukuk güvenliği ve kazanılmış haklara riayet ilkelerine uygun olarak kullanılması gerekmektedir.
Kamu yararı kavramı, tüm devlet organlarının işlem ve eylemlerinin genel nitelikteki amacını ve aynı zamanda nedenini oluşturmakta, çeşitli hak ve özgürlükler açısından bir sınırlama nedeni niteliği de taşımakta olup, bu kavram genel bir ifadeyle bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.
Normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır.
Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen kanun ve yönetmelik hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir.
Dava konusu tebliğin ilgili maddelerinin, 6292 sayılı Kanunu'nun hali hazırda yürürlükte bulunan ve "doğrudan hak sahiplerinin" haklarına ilişkin düzenlemeler içeren hükümlerine atıf yaptığı, benzer ifadeler içerdiği ve Anayasa Mahkemesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/46, K:2022/47 sayılı iptal kararının "eşdeğer taşınmaz" teklif edilen hak sahiplerine ilişkin olduğu hususu da gözönünde bullundurulduğunda; yürürlükte olan üst norm hükümlerine uygun olan dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Bu itibarla, davanın bu kısım yönünden reddi gerekmektedir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Dava konusu Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5.maddesinin 1.fıkrasının (c) bendinin, 5.maddesinin 2.fıkrasının, 8.maddesinin B-1 kısmının (b) bendinin oyçokluğu ile REDDİNE
2\. Dava konusu Milli Emlak Genel Tebliği'nin 9. maddesinin 3. fıkrasının oybirliği ile İPTALİNE
3\. Dava kısmen ret, kısmen iptal ile sonuçlandığından ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin haklılık oranına göre ...-TL'sinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan ...-TL'sinin davacı üzerinde bırakılmasına;
4\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,
5\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
6\. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra istemi halinde davacıya iadesine,
7\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere,
07/05/2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY :
(X)- Dava konusu Milli Emlak Genel Tebliği'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin, 5. maddesinin 2. fıkrasının, 8. maddesinin B-1 kısmının (b) bendi yönünden yapılan incelemede;
Uyuşmazlık, 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca doğrudan satın alma hakkından yararlanacak hak sahiplerinin bu hakkın kullanımı için, idare tarafından teklif edilen taşınmaz ve satış bedeli teklifini itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul etmelerini, idarenin teklifini kabul etmeyenlerin ise doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca talepte bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacaklarına ilişkin Tebliğ hükümlerinin iptali isteminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
19/04/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun’un 6. maddesinin (13) numaralı fıkrasının iptali istemiyle açılan davada: Anayasa Mahkemesinin 21/04/2022 tarih ve E:2021/46, K:2022/47 sayılı kararı ile, eş değer taşınmazın satışı konusundaki idarenin teklifine karşı idari ve yargı mercilerine başvuru yollarını kapatmak suretiyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle anılan fıkranın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda, dava konusu Tebliğ hükümlerinin dayanağını oluşturan Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması karşısında, idarenin teklifini kabul etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacağı, başkaca talepte bulunamayacağı, hak ve tazminat talep edemeyeceği ve dava açamayacakları yolunda hüküm içeren dava konusu Tebliğ hükümlerinin de hukuka ve üst normlara aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davaya konu ilgili hükümler yönünden davanın reddine ilişkin çoğunluk kararına katılmıyoruz.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.