Danıştay danistay 2024/1803 E. 2025/1698 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/1803
2025/1698
13 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
YEDİNCİ DAİRE
Esas No : 2024/1803
Karar No : 2025/1698
TEMYİZ EDENLER : 1-(DAVACI) ...
VEKİLİ : Av. ...
2-(DAVALI) ... Defterdarlığı (... Vergi Dairesi Müdürlüğü)
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacının murisinin kanuni temsilcisi olduğu şirkete ait 2010 ve 2011 yıllarının muhtelif dönemlerine ilişkin özel tüketim ve katma değer vergileri, vergi ziyaı cezaları, gecikme faizleri ile yargı harçları ve özel usulsüzlük cezasının tahsili amacıyla, mirasçı sıfatıyla, banka hesabına uygulanan haciz işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dosyanın incelenmesinden, dava konusu işlemin dayanağı ödeme emirleri muhteviyatı vergi borçlarının 6111, 6552, 6736 ve 7020 sayılı Kanunlar kapsamında asıl borçlu şirket tarafından yapılandırıldığı görüldüğünden, yapılandırmadan önceki sorumluluğun borcun nitelik değiştirmesinden dolayı ortadan kalktığı, artık yeni bir borç ilişkisinin ortaya çıktığı, bu yeni borç ilişkisinde amme borcunun ödenmemesi halinde asıl borçlu nezdinde yeniden 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca takibata geçilmesi ve sonuç alınamaması durumunda yapılandırma dönemindeki kanuni temsilcisi ve amme borcunun vade tarihindeki ortaklarının sorumluluğuna gidilmesinin gerektiği, olayda yapılandırma işlemleri nedeniyle amme borcunun nitelik değiştirmesinden dolayı davacının murisinin kanuni temsilci olarak sorumluluğunun kalmadığı, dolayısıyla davacının sorumluluğuna da gidilemeyeceğinden, bu durumun "borcum yoktur" kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup, davacının mirasçı sıfatıyla sorumlu olduğundan bahisle banka hesabına uygulanan haciz işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Olayda; istinaf yoluna başvuru dilekçesinin ardından verilen ek beyan dilekçesi ve eklerinin incelenmesi sonucunda uyuşmazlığa konu olan kamu alacaklarının yapılandırılan alacaklar arasında yer almadığı anlaşılmış olup, vergi mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle bu kararın kaldırılmasından sonra, yeniden yapılan yargılamada, dava konusu haciz işleminin özel usulsüzlük cezası, vergi ziyaı cezaları ve bunlara bağlı gecikme faizine isabet eden kısmı yönünden; ceza sorumluluğunun şahsiliği yolundaki evrensel hukuk ilkesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 372.maddesinde yer alan ölüm halinde vergi cezasının düşeceği düzenlemesi gereğince, murisin fiiilerinden ötürü kesilen cezadan davacının sorumluluğuna gidilemeyeceği ve bu durum takip işlemlerinin her aşamasında dikkate alınacağından haciz işleminin bahse konu kısımlarında hukuka uyarlık görülmediği, muris 05/03/2010 ile 18/05/2011 tarihleri arasında şirket yetkilisi sıfatını taşıdığından mirasçı olan davacının sorumluluğunun da belirtilen dönemlere ait kamu alacakları ile sınırlı olduğu, ayrıca kamu alacaklarının doğumunda murisin kusurunun bulunup bulunmadığının tespitinin gerektiği, dava konusu haciz işleminin yargı harçlarına isabet eden kısmına ilişkin olarak, yargı harçlarının karar tarihi itibarıyla doğacağı ve doğumuna dayanak olan mahkeme kararı tarihlerinin murisin ölüm tarihinden sonra olması nedeniyle, cebren takibi gereken vadesinde ödenmemiş bir borcun varlığından söz edilemeyeceği göz önüne alındığında dava konusu haciz işleminin yargı harçlarına isabet eden kısmında da hukuka uygunluk bulunmadığı, dava konusu haciz işleminin vergi asılları ve bunlara bağlı gecikme faizlerine isabet eden kısmına gelince, dava konusu haciz işleminin dayanağı ödeme emirlerinin davacının ikamet adresinde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 102.maddesine istinaden kapıya pusula yapıştırılmak suretiyle usulüne uygun biçimde tebliğ edilmesine rağmen, amme alacağı ödenmediğinden ve sadece ödeme emri aşamasında incelenebilecek nitelikteki iddialar da haciz aşamasında değerlendirilemeyeceğinden, dava konusu haciz işleminin vergi asılları ve bu vergilere bağlı gecikme faizlerine isabet eden kısımlarında ise hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu haciz işleminin özel usulsüzlük cezası, vergi ziyaı cezaları ve bunlardan doğan bağlı gecikme faizleri ile yargı harçlarına isabet eden kısımlarının iptaline; vergi asılları ve bunlara ait gecikme faizlerine isabet eden kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hacze dayanak ödeme emirlerinin usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, amme alacaklarının zaman aşımına uğradığı ve yapılandırma kapsamında olduğu, davacının miras hissesi oranında sorumlu olması gerekirken borcun tamamından sorumlu tutulduğu, uygulanan haciz işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı; davalı idarece, amme alacaklarının şirketten tahsili amacıyla şirket adına düzenlenen ödeme emirlerine karşı davanın açılmadığı, haciz varakalarının düzenlendiği, kamu alacağının şirketten tahsil edilmeyeceğinin anlaşılması üzerine kanuni temsilci olan murisin mirasçısı sıfatıyla miras payları oranında davacıya ödeme emrinin düzenlendiği ve takibinde haciz işleminin tatbik edildiği, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.
TARAFLARIN SAVUNMALARI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu işlemin özel usulsüzlük cezası, vergi ziyaı cezaları ve bunlara bağlı gecikme faizleri ile yargı harçlarına isabet eden kısımlarının iptaline dair hüküm fıkraları ile katma değer vergisi ile bu vergiye bağlı gecikme faizine isabet eden kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının onanması; kararın, işlemin özel tüketim vergileri ve bu vergiye bağlı gecikme faizine isabet eden kısım yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Yedinci ve Dokuzuncu Dairelerince, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'na, 3619 sayılı Kanun'la eklenen Ek 1. madde hükmü uyarınca birlikte yapılan toplantıda, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY :
Davacının murisinin kanuni temsilcisi olduğu şirkete ait 2010 ve 2011 yıllarının muhtelif dönemlerine ilişkin özel tüketim ve katma değer vergileri, vergi ziyaı cezaları, gecikme faizleri ile yargı harçları ve özel usulsüzlük cezasının tahsili amacıyla, mirasçı sıfatıyla, banka hesabına uygulanan haciz işleminin iptali istemiyle dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 8. maddesinde; hilafına bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı belirtilmiştir.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 14. maddesinde; vergi muamelelerinde sürelerin vergi kanunları ile belli edildiği, Kanunda açıkça yazılı olmayan hallerde onbeş günden aşağı olmamak şartıyla bu süreyi, tebliğ yapacak olan idarenin belirleyeceği ifade edilmiştir.
Aynı Kanun'un 102. maddesinde; tebliğ olunacak evrakı içeren zarfın posta idaresince muhatabına verileceği ve bu durumun muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunacağı, bu Kanun'un 101. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakının gönderildiği idareye iade edileceği, bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılacağı, ikinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusulanın kapıya yapıştırılacağı, bu durumun, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakının, gönderildiği idareye iade edileceği, tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılacağı hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanmış bulunan bölge idare mahkemesi kararının dava konusu işlemin özel usulsüzlük cezası, vergi ziyaı cezaları, bunlara bağlı gecikme faizleri ve yargı harçlarına isabet eden kısımlarının iptaline dair hüküm fıkraları ile katma değer vergisi ve bu vergiye bağlı gecikme faizine isabet eden kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrası, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, taraflarca temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar, sözü geçen hüküm fıkralarının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir.
Kararın dava konusu işlemin, özel tüketim vergileri ve bu vergiye bağlı gecikme faizine isabet eden kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasına yönelik davacının temyiz istemine gelince;
Olayda, haciz işleminin dayanağı özel tüketim vergileri ve bu vergiye bağlı gecikme faizini içeren ödeme emrinin, davacının ikametgah adresinde ilk defa 02/12/2021 tarihinde tebliğ edilmeye çalışıldığı, ancak adreste bulunmadığı ve adresin kapalı olduğu şerhiyle tebliğ evrakının iade edildiği, aynı adrese 7 (yedi) gün sonra ikinci kez gidildiği ve aynı tarihli tebliğ alındısına, "adı geçenin adreste bulunmadığı, adresin kapalı olduğu, bu nedenle tebliğ pusulasının kapıya yapıştırıldığı" şeklinde şerh düşülerek adresin kapısına pusula yapıştırılmak suretiyle tebligatın yapıldığı görülmüştür.
Bu durumda, davacının ikametgah adresine ilk defa 02/12/2021 tarihinde gidildiği, adı geçenin adreste bulunmadığı, adresin kapalı olduğundan bahisle tebliğ evrakının iade edildiği, daha sonra aynı adrese 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 14. ve 102. maddelerinde öngörüldüğü şekliyle münasip bir süre beklenilmeksizin, 7 (yedi) gün sonra, 09/12/2021 tarihinde ikinci kez tebliğ yoluna gidildiği, iki tebligat işlemi arasında beklenilen sürenin makul kabul edilemeyeceği, bu durumda, münasip süre beklenilmeksizin gerçekleştirilen bu tebligatın usulüne uygun yapılmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmeyen özel tüketim vergileri ve buna isabet eden gecikme faizine isabet eden kısmında hukuka uygunluk görülmemiş olup, temyize konu kararın bahse konu hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine,
2\. Davacının temyiz isteminin ise kısmen reddine, kısmen de kabulüne,
3\. ... Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, dava konusu işlemin özel usulsüzlük cezası, vergi ziyaı cezaları, bunlara bağlı gecikme faizleri, yargı harçlarına isabet eden kısımlarının iptaline dair hüküm fıkraları ile katma değer vergisi ve bu vergiye bağlı gecikme faizine isabet eden kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
4\. Kararın dava konusu işlemin, özel tüketim vergileri ve bu vergiye bağlı gecikme faizine isabet eden kısmı yönünden davanın reddine ilişkin hüküm fıkrasının ise BOZULMASINA,
5\. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere, dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,
6\. ... TL maktu karar harcından, peşin yatırılan tutarın mahsubundan sonra, kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına,
7\. Yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 13/05/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.