SoorglaÜcretsiz Dene

Karar Detayı

Yapay Zeka Destekli

Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin

Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.

Ücretsiz Dene

Karar Bilgileri

Mahkeme

Danıştay Kararı

Esas No

2024/7247

Karar No

2025/2940

Karar Tarihi

22 Mayıs 2025

Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2024/7247 E. , 2025/2940 K.
"İçtihat Metni"

T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2024/7247
Karar No : 2025/2940

DAVACI : ... Odası
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...

DAVANIN KONUSU: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 03/04/2017 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) değişikliğinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :Dava konusu işlemin aşağıda belirtilen nedenlerle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırı olduğu ileri sürülerek iptali gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava konusu işlemde aşağıda belirtilen nedenlerle şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek davanın reddinin gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin, nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmının iptaline karar verilmesi düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 03/04/2017 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı (ÇDP) değişikliğinin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Altıncı Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 28/02/2024 günlü, E:2021/3391, K:2024/398 sayılı kararıyla Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu kararının, nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmı yönünden bozulduğu anlaşıldığından, bozma kararı uyarınca dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmının iptali istemi yönünden dosyanın esası incelendi:
Dosyadaki bilgi ve belgeler, bilirkişi raporu ile plan notları ve açıklamalarının birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Trabzon ve Ordu kentlerine ilişkin olarak öngörülen nüfus tahminlerinin bilimsel bir dayanağı olmadığı, Akçaabat’ta koruma-kullanma dengesini zedeleyen ve büyük yüzölçümlü yeni kentsel gelişme alanının açılmasına yol açan, vadi tabanları ve dereler boyunca da kentsel gelişmeyi öngördüğü; HES projeleri açısından da, gerçekleştirilmek istenilen yatırımın ülke ve bölge düzeyinde karar gerektirip gerektirmediğini ortaya koyacak, bilimsel yaklaşımlara dayanan ve ilgili mevzuat düzenlemelerine de uygun kriterler geliştirilmesi gerekirken, herhangi bir kriter belirlenmeksizin, 17/08/2016 tarihi öncesi onaylanmış imar planlarına ve bu planlara konu her türlü HES projelerine doğrudan geçerlik tanınmasının, çok sayıda projenin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınmasının olanaksız kılınacağı, kapsam dışında kalan projelerin imar planlama çalışmalarının tamamlanmış ve onaylanmış olmasının ilgili yargı kararlarına, imar mevzuatına, şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun olmadığı anlaşıldığından, dava konusu Çevre Düzeni Planının anılan kısımlarında şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına, kamu yararına uygunluk bulunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu Çevre Düzeni Planının nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmının iptaline karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra Dairemizin davanın reddi yolunda verilen 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararının dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk iddiasına, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmının BOZULMASINA, alt ölçekli planlara yönelik nüfus projeksiyon yılı önerisine ilişkin kısmının gerekçeli ONANMASINA, diğer kısımlarının ise ONANMASINA dair Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 28.02.2024 tarih ve E:2021/3391, K:2024/398 sayılı kararının bozmaya ilişkin kısmı uyarınca anılan kısma yönelik olarak dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY:
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17.08.2016 tarihli işlemle 1/100.000 ölçekli Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Çevre Düzeni Planında tadilat yapılmış 03.04.2017 tarihinde onaylanarak 11.04.2017-12.05.2017 tarihleri arasında askıya çıkarılmış, 09.05.2017 tarihinde yapılan itirazın zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır.

İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli Çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir.
Dava konusu işlemlerin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan (mülga) 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, yerleşme, yapılaşma ve arazi kullanımına yön veren, her tür ve ölçekte fiziki planlara ve uygulamalara esas teşkil eden üst ölçekli mekânsal strateji planlarını ve çevre düzeni planlarını ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak hazırlamak, hazırlatmak, onaylamak ve uygulamanın bu stratejilere göre yürütülmesini sağlamak; (c) bendinde ise, havza ve bölge bazındaki çevre düzeni planları da dâhil her tür ve ölçekteki çevre düzeni planlarının ve imar planlarının yapılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemek, havza veya bölge bazında çevre düzeni planlarını yapmak, yaptırmak, onaylamak ve bu planların uygulanmasını ve denetlenmesini sağlamak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca çıkarılan 14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, "Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı... ifade eder." tanımı yer almaktadır.
Yönetmeliğin "Planlama alanı" başlıklı 18.maddesinde, "Çevre düzeni planı; coğrafi, sosyal, ekonomik, idari, mekânsal ve fonksiyonel nitelikleri açısından benzerlik gösteren bölge, havza veya en az bir il düzeyinde yapılır." kuralına, "Plan ilke ve esasları" başlıklı 19. maddesinin 1.fıkrasında ise, "Çevre düzeni planları hazırlanırken; a) Varsa mekânsal strateji planlarına uygunluğun sağlanması, b) Yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması, c) İlgili kamu kurum ve kuruluşlarının mekânsal kararları etkileyecek nitelikteki bölge planı, strateji planı ve belgesi, sektörel yatırım kararlarının dikkate alınarak değerlendirilmesi, ç) Sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararların bir arada değerlendirilmesi, d) Tarihi, kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, e) Doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, f) Ulaşım ağının arazi kullanım kararlarıyla birlikte ele alınması suretiyle imar planlarında güzergahı netleştirilecek yolların güzergah ve yönünün genel olarak belirlenmesi, g) Çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek arazi kullanım kararlarının oluşturulması, ğ) İmar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması, h) Afet tehlikelerine ilişkin mevcut raporlar ve jeolojik etütler dikkate alınarak afet risklerini azaltıcı önerilerin dikkate alınması esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anılan 19.maddenin 2.fıkrasında, "Çevre düzeni planlarının hazırlanması sürecinde, planlama alanı sınırları kapsamında aşağıda genel başlıklar halinde belirtilen konular ile diğer konularda ilgili kurum ve kuruluşlardan veriler elde edilir; bu veriler kapsamında analiz, etüt ve araştırmalar yapılır: a) Sınırlar. b) İdari ve bölgesel yapı. c) Fiziksel ve doğal yapı. ç) Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar. d) Ekonomik yapı. e) Sektörel gelişmeler ve istihdam. f) Demografik ve toplumsal yapı. g) Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı. ğ) Altyapı sistemleri. h) Yeşil ve açık alan kullanımları. ı) Ulaşım sistemleri. i) Afete maruz ve riskli alanlar. j) Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri. k) Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları. l) Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler. m) Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar. n) Çevre sorunları ve etkilenen alanlar." düzenlemesine yer verilmiştir.
Aynı maddenin 3.fıkrasında, "Çevre Düzeni Planlarının hazırlanması sürecinde planlama alanı sınırları kapsamındaki tüm veriler 1/25.000 ölçekli harita hassasiyetinde hazırlanır." kuralı, 4.fıkrasında, "Plan hazırlık sürecinde ihtiyaç duyulan veri, bilgi ve belgeler; ilgili veriyi hazırlamakla sorumlu kurum ve kuruluşlardan, bilimsel çalışmalardan ve uzmanlarca arazide yapılacak çalışmalardan elde edilir." kuralı, 5.fıkrasında, "Planlama sürecinde coğrafi bilgi sistemleri ve uzaktan algılama yöntemleri kullanılarak güncellenebilir ve sorgulanabilir sayısal veri tabanı oluşturulur." kuralı bulunmaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Dava konusu plan değişikliğinin; ilgili mevzuatta belirlenen kurallara, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Naip Üye ... tarafından resen seçilen ..., ... ve ...'ın katılımıyla mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş ve tebliğ üzerine davalı idare tarafından itiraz sunulmuştur.
Bu bağlamda, dosyadaki bilgi ve belgeler davacının dava dilekçelerindeki iddiaları, davalı idarenin savunması, bilirkişi raporu ve bilirkişi raporuna yapılan itiraz sonucunda, uyuşmazlığın madde madde başlıklar altında incelenmesine geçilmiştir.
1.Nüfus hesap ve kabul yönteminde kullanılan veriler nedeniyle bu kestirimlerin hatalı olduğu itirazı hakkında;
Dava dilekçesinde, 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planında adrese dayalı nüfus kayıt sistemi (ADNKS) verilerinden elde ediler nüfus oranları kullanılması gerekirken, en son 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçları esas alınarak nüfus tahmini yapıldığı, bu nüfus verilerinin ADNKS nüfuslarına göre düzeltilmediği ve 2000 yılı nüfuslarının birçok yerleşmede ADNKS nüfuslarından fazla olmasına rağmen (örneğin 2007-2008-2009 yılları ADNKS) 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planında güncel nüfus verileri kullanılmadan 2000 yılı nüfuslarına göre plan kararları ve mekânsal kararlar oluşturulmuş olmasının şehircilik ilkelerine uygun olmadığı, belirtilen yanlış hesaplama yöntemine bağlı olarak dava konusu edilen 03/04/2017 tarihli çevre düzeni planı değişikliğinde, 2007-2011-2015 yıllarındaki ADNKS verileri dikkate alınarak nüfus tahminleri yapıldığı belirtilerek, sadece nüfus büyüklüklerinde düzenleme yapıldığı, ancak planın bütününde gerek mekânsal kararlarda gerekse sektörel kararlarda herhangi bir değişiklik yapılmadığı, oysa yapılan nüfus tahminlerinin, tüm plan kararlarının irdelenmesi gerektiği sonucunu doğurduğu, kaldı ki plan açıklama raporunda yer alan "içme ve kullanma suyu projeksiyonlarına" bakıldığında, plan kapsamında yer alan iller açısından öngörülen nüfus kabullerinden farklı nüfus kabullerine dayalı olarak "içme ve kullanma suyu projeksiyonlarının" yapıldığı, dolayısıyla plan açıklama raporunda kendi içerisinde uyumsuzluk bulunduğu ileri sürülmektedir.
Davalı İdarece, 2016 yılında planda yapılan değişikliklerle davacının itirazı üzerine, nüfus projeksiyonlarında yeniden düzenleme yapıldığı, dava konusu plan değişikliği kapsamında yeni gelişme ve bölgesel dinamikler dikkate alınarak güncel nüfus verileri ile planlama bölgesinde yer alan tüm illerin nüfus projeksiyonların yeniden hesaplandığı, bu doğrultuda plan açıklama raporunun 4.6 nüfus bölümünde de yer aldığı üzere, nüfus projeksiyonlarının; 2007, 2011 ve 2015 yılları Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları üzerinden aritmetik, üssel ve bileşik faiz yöntemlerinin ortalaması alınarak hesaplandığı, hesaplama sonucunda elde edilen verilerin 24/06/2011 onaylı ÇDP açıklama raporunda belirtilmiş olan nüfus kabulleri ile karşılaştırıldığı, bu karşılaştırma sonucunda; nüfus projeksiyonlarının 24/06/2011 onaylı ÇDP kabullerine göre nüfusu yükselen yerleşmelerin nüfus kriterlerinin yeniden düzenlendiği savunulmaktadır.
Bilirkişi kurulu değerlendirmesi:
2017 değişikliklerinde temel alınan, dava konusu ÇDP'nin 2016 yılı revizyonuna ilişkin Plan Açıklama Raporunun (PAR, 2016) nüfusla ilgili bölümünde, dava konusu değişiklikte de önemli bir yer tutan Trabzon'a ilişkin verilerin incelendiği,
2016 yılında yapılan değişikliğe ait plan açıklama raporunun, "4.6 NÜFUS" başlıklı kısmında, "Bu planın nüfus projeksiyonları 2000 yılı resmi nüfus sayımına göre yapılmıştır. Ancak 2007, 2008 ve 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları ile bu planın nüfus projeksiyonları karşılaştırılmış ve gerekli kontroller yapılmıştır. İl merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibariyle düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı tespit edilmiştir. Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğü belirlenmiştir. Bu doğrultuda 2000 yılı nüfusu ile kıyaslandığında yükseldiği tespit edilmiş olan il merkezlerinin (Artvin İli de dahil edilmiştir) ADNKS sonuçları da hesaplamaya dahil edilerek il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapılmış olup yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (Tablo 3-10). Dolayısıyla bu planda plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklükleri en son nüfus sayımı sonuçları ile kontrol edilmiş ve yeterli büyüklükte nüfus kabulü yapıldığından, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine gerek görülmemiştir. (Plan Açıklama Raporu, &. 53)" hükmüne yer verildiği,
Trabzon ili Merkez ilçesi açısından, planda öngörülen 2026 yılı nüfus kabulünün 390.000 kişi olduğu, ADNKS sonuçları göz önüne alınarak hesaplanmış 2026 yılı nüfus değerlerinin ise 367.709 kişi olduğu, ADNKS göz önüne alınarak yapılan hesaplama ile plan kabul nüfusu arasındaki farkın plan açıklama raporunda, ".... ADNKS sonuçları ve 2026 yılı plan kabul nüfusu karşılaştırıldığında farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır; çünkü plan kararları ile merkez ilçelerde çekim odakları oluşturulmuştur. Özellikle Artvin ve Gümüşhane Merkez İlçelerde görülen artış söz konusu İllere plan kararı yüklenmiş olan fonksiyonların sonucu gerçekleşmiş olup Artvin'de turizm, Gümüşhane'de ise organik tarım ve madencilik sektörlerinin geliştirilmesiyle nüfusun 2026 yılı itibariyle mevcut eğilimlerin dışında bir artış göstereceği açıktır. (PAR 2016 s.59)" şeklinde açıklandığı,
2016 yılı plan değişikliği ile Trabzon ili için 2026 yılı kestiriminde en çok nüfus 1.398.000/1.400.000 kişi olarak belirlenmişken, 2017 yılında yapılan değişiklik ile planda bu sayının 1.411.000 kişi olarak revize edildiği, Ordu ili için 2016 yılında planda 1.400.000 olan nüfus kestiriminin, 2017 yılı değişikliği ile 1.590.000 kişi olarak revize edildiği,
Yine bilirkişi raporunda, bu konudaki değerlendirmenin, 2017 yılı değişikliğinde planda öngörülen nüfus kabulleri, ADNKS ile hesaplanan nüfus verileri ve TÜİK tarafından yapılan 2023 yılı nüfus projeksiyonu da göz önüne alınarak yapıldığı, buna göre, öncelikle planlama alanının iki büyük ili olan Trabzon ve Ordu illeri için TÜİK sitesinden alınan veriler ve 2023 yılı projeksiyonu ile beraber belirli yılların nüfus sayıları, Türkiye geneli ve il bütününe ilişkin nüfus büyüklükleri ve dava konusu planın 2026 yılı projeksiyonlarının birlikte incelendiği,
Bu verilere göre, 2000 yılı ile 2015 yılları arasında örneğin Trabzon il nüfusunun yaklaşık 90.000 kişi arttığı, bunun yılda yaklaşık 5.000 kişilik bir artışa karşılık geldiği, aynı artış gelecek yıllarda da sürerse, 2026 nüfusunun yaklaşık 848.000 kişi olacağı, TÜİK projeksiyon verilerine göre ise nüfusun Trabzon ili açısından 2023 yılında 828.903 kişi olacağı, nitekim TÜİK nüfus tahminleri il için nüfus artış hızının %0.86 olarak hesaplandığı, TÜİK'in % 0.86 olarak hesapladığı nüfus artış hızının, davaya konu planda 2015-2026 yılları arasında % 82'lik bir artış olarak öngörüldüğü, bu iki veri arasında ise kapatılması olanaksız bir uçurumun söz konusu olduğu, dolayısıyla, bu büyük nüfus artışının gerekçesinin açıklanması gerektiği yönüne görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede: dava konusu Çevre Düzeni Planı ile belirlenen nüfus öngörüsüne ilişkin kararlar, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, planın onaylandığı 2011 yılında, nüfus öngörülerinin 2000 yılı resmi nüfus sayımı sonuçlarına göre yapıldığı, 17/08/2016 tarihinde ise Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda revizyon yapıldığı, bu revizyon kapsamında, 2011 yılında kabul edilen nüfus öngörülerinde değişikliğe gidildiği, yeni nüfus öngörülerinin 2007, 2008 ve 2009 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları ile bu planın nüfus projeksiyonları karşılaştırılarak yapıldığı, il merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibariyle düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı, Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğünün belirlendiği, bu doğrultuda, 2000 yılı nüfusu ile kıyaslandığında yükseldiği tespit edilmiş olan il merkezlerinin (Artvin ili de dahil edilmiştir) ADNKS sonuçları da hesaplamaya dahil edilerek, il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapılmış olup, yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin, ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğunun davalı idarece tespit edildiği, bu planda, plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklüklerinin, en son nüfus sayımı
sonuçları ile kontrol edildiği ve yeterli büyüklükte nüfus kabulü yapıldığı sonucuna ulaşılarak, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine gerek görülmediği anlaşılmaktadır.
03/04/2017 tarihine gelindiğinde ise, Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane- Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda bu defa değişiklikler yapıldığı, bir diğer ifadeyle, 17/08/2016 tarihli plan revizyonundan sonra planın nüfus öngörülerini de kapsayan şekilde planda değişikliklere gidildiği, bu değişikliklerin iptali istemiyle görülmekte olan davanın açıldığı, değişikliğe ilişkin gerekçe raporuna bakıldığında, davalı idarece 17/08/2016 tarihinde onaylanan Çevre Düzeni Planı Revizyonu’na ilişkin askıda yapılan itirazların değerlendirilmesi ile diğer çevre düzeni planları ile uyumun sağlanması ve uygulamada karşılaşılan sorunlara yönelik olarak düzenlemeler yapılmasının amaçlandığı görülmektedir.
Nüfus öngörüleri açısından, gerekçe raporunda; "Bölge içinde yer alan Ordu ve Trabzon illerinin büyükşehir belediyesine dönüşmesi nedeniyle 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerde değişiklik olması açısından, plan nüfus kabullerinin aşağıdaki gibi düzenlenmesine, söz konusu nüfus artışına uygun olarak yerleşim alanlarının yeniden düzenlenmesine ve plan bütününde yer alan maddi hataların düzeltilmesine karar verilmiştir." ifadesine yer verilerek, plan kapsamında yer alan illere (ilçe ve beldeler) ilişkin 2026 yılı açısından yeni kabul edilen nüfus sayılarına ilişkin tablolara yer verildiği, buna bağlı olarak artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere muhtelif bir çok alan açısından planda "kentsel yerleşik alan" kullanımı eklendiği, yine anılan raporun 11. sayfasında, nüfus kabullerinin değişmiş olması nedeniyle plan açıklama raporunun "4.6 Nüfus" bölümünde 2016 yılında değiştirilen ifadeler yerine, “Bu planın nüfus projeksiyonları 2007, 2011 ve 2015 yılları yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçları dikkate alınarak Aritmetik, Üssel ve Bileşik Faiz yöntemlerinin ortalaması alınarak hesaplanmıştır. Hesaplama sonucunda elde edilen veriler 24/06/2011 onaylı ÇDP Açıklama Raporunda belirtilmiş olan nüfus kabulleri ile karşılaştırılmıştır. Söz konusu karşılaştırma sonucunda; nüfus projeksiyonları 24/06/2011 onaylı ÇDP kabullerine göre nüfusu yükselen yerleşmelerin nüfus kabulleri yeniden düzenlenmiş olup tablo 3.9 da verilmektedir.” ifadesinin ve nüfus tablolarının eklenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Aynı çevre düzeni planı kapsamında, yaklaşık sekiz ay arayla, nüfus kabullerine yönelik değişiklik yapıldığı, bu süreçte nüfus öngörülerinin arttırılmasına ilişkin ihtiyacın plan açıklama raporunda ortaya konulmadığı, kaldı ki, 2016 yılında değişiklik kapsamında, il merkezleri hariç tüm ilçelerde 2000 yılı nüfuslarının 2007 yılı itibarıyla düşüş gösterdiği veya hemen hemen aynı kaldığı, Artvin ilinde ise il merkezi nüfusunun da düştüğü belirlenerek il merkezleri özelinde yeniden projeksiyonlar yapıldığı, yapılan projeksiyon sonucunda bu plan ile belirlenen nüfus büyüklüklerinin, ADNKS sonuçları göz önünde bulundurularak yapılan projeksiyon sonuçlarından daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, plan kararlarıyla da desteklenen 2026 yılı için kabul edilen nüfus büyüklüklerinin yeterli büyüklükte yapıldığı sonucuna ulaşılarak, nüfus projeksiyonlarının ADNKS sonuçlarına göre revize edilmesine davalı idarece gerek görülmediği halde, anılan değişiklikten kısa bir süre sonra, planın nüfus projeksiyonlarının 2007, 2011 ve 2015 yılları yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları dikkate alınarak "aritmetik, üssel ve bileşik faiz" yöntemlerinin ortalaması alınarak yeniden hesaplandığı, yeni yapılan projeksiyonlarına ilişkin nüfus artış hızı oranının, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından, geçmiş nüfus artış eğilimleri doğrultusunda hesaplanan nüfus artış hızından çok fazla olduğu, diğer bir ifadeyle, aynı yerleşmeye ait iki nüfus kabulü arasında kapatılması olanaksız bir farkın ortaya çıktığı görülmektedir.
Oysa; yerleşme ve sektörler arasındaki ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan, alt ölçekli planları yönlendiren dava konusu Çevre Düzeni Planının açıklama raporunda, uyuşmazlığa konu edilen büyük nüfus artışlarının gerekçelerinin açıklanması gerekirken, Artvin’de turizm, Gümüşhane’de ise organik tarım ve madencilik sektörlerinin geliştirilmesi gibi stratejilere bağlı olarak nüfus artışı olacağının gerekçelendirilmesi haricinde, Trabzon ili için 2015 yılı toplam nüfusunu iki katına çıkarabilecek düzeyde istihdam kapasitesi yüksek hiçbir yatırım kararından söz edilmediği, benzer bir durumun diğer iller ile beraber Ordu ili için de geçerli olduğu, dolayısıyla, dava konusu plan değişikliği ile öngörülen nüfus tahminlerinin bilimsel bir dayanağı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan, davacı tarafından, nüfus öngörülerinin esasen 2011 yılından itibaren planlama tekniklerine uygun olarak belirlenmediği iddia edilmiş ise de; Çevre ve Orman Bakanlığınca 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu - Giresun - Trabzon - Rize - Gümüşhane ve Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/8287, K:2017/4138 sayılı kararı ile, nüfus projeksiyonları yönünden, çevre düzeni planı ile iller bazında fazla nüfus projeksiyonu getirildiği belirtilmekle beraber, bu nüfus projeksiyonuna göre fazladan yerleşime açılan alanlarının bulunduğunun somut olarak ortaya konulmaması nedeniyle nüfus projeksiyonunun, genel nüfus sayımı sonuçları esas alınarak tahmin edilmesinde mevzuata aykırılık görülmediği gerekçesiyle, bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş, bu karar, İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/1668, K:2019/699 sayılı kararı ile onanmıştır.
Bu durumda, kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılan nüfus öngörülerinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediğinden, dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
2.Plan kararları ile nüfus kabulleri arasında uyumsuzluk olduğu iddiası hakkında;
Dava dilekçesinde, 03.04.2017 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliğinde sadece nüfus büyüklüklerinde düzenleme yapıldığı, ancak planın bütününde gerek mekânsal kararlarda gerekse sektörel kararlarda herhangi bir değişiklik olmayacağı gibi bir sonuca varıldığı, yapılan planlama çalışmasının yürürlükteki çevre düzeni planının bütününde tüm kararlar açısından değerlendirilmesi ve nüfus tahminlerinin tüm kararlar açısından irdelenmesi gerektiği ileri sürmektedir.
Davalı İdarece, davacının iddialarının aksine plan değişikliği kapsamında sadece nüfus verilerinin güncellenmediği; nüfus artışına bağlı olarak sektörel kararlar ve kentsel yerleşik alanlar gibi kararların da güncellendiği, örneğin, Trabzon ili Ortahisar (Merkez) ilçesinde yaklaşık 440 ha alanın zeminin uygun olmaması nedeniyle kentsel yerleşik alan gösteriminden çıkarıldığı, 24.06.2011 tarihli ÇDP de 325.000 olarak belirlenmiş olan nüfus projeksiyonunun, 420.000 kişiye ulaşacağının hesaplanması sonucu artan nüfusun ihtiyacını karşılamak adına yaklaşık 1500 ha kentsel yerleşik alan belirlenmiş olmasının yanı sıra Trabzon il bütününde pek çok ilçede yerleşik alan gösterimleri azaltıldığı savunulmaktadır.
Bilirkişi kurulu değerlendirmesi:
"Çevre düzeni planı değişikliğinde sadece nüfus büyüklüklerinde düzenleme yapıldığı ancak planın bütününde gerek mekânsal gerekse sektörel kararlarda herhangi bir değişiklik yapılmadığı, oysa nüfus tahminlerindeki değişikliklerin planın tüm kararları bakımından irdelenmesi gerektiği iddialarına ilişkin olarak Kurulumuz, detaylı bir inceleme ve değerlendirme yapma gereği duymamıştır. Davacının bu noktada iddialarına temel teşkil eden plan karar ya da öngörülerini saptayarak dava konusu yapması gerekirken, genel ifadelerle bir plan eleştirisi yapmakla yetindiği görülmektedir. Kurulumuz, plan geneline ilişkin bu türden eleştirel değerlendirmelerin irdeleme bakımından anlamlı olmadığını, itirazların irdelenebilmesi için yere ilişkin ve somut verilerle desteklenmesi gerektiğini düşünmektedir." yönündedir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede; hukuka aykırı olduğu tespit edilen nüfus öngörülerine dayalı olarak tesis edilen plan kararlarının sebep unsurunun ortadan kalkması nedeniyle, dava konusu işlemde bu yönden de hukuka uyarlık görülmemiştir.
Bu durumda, kapsamlı bir inceleme ve analiz yapılmadan tesis edildiği anlaşılan nüfus öngörülerinde ve bu nüfus öngörülerine dayalı olarak alınan plan kararlarında, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık görülmediğinden, dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.
3.Plan değişikliği ile planlama alanındaki tüm kentlere büyükşehir gibi yaklaşılarak kırsal nüfusun hesaplanmamış olduğu itirazı hakkında;
Dava dilekçesinde, nüfus verileri, nüfus tahminleri ve projeksiyonlar arasındaki tutarsızlığın yanı sıra, Ordu ve Trabzon illeri haricinde, bölge içindeki diğer illerinde büyükşehir kapsamında olduğu varsayılarak, 03/04/2017 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı değişikliği plan hükümlerinin "Ek-1 ilçe ve belde yerleşmeleri kentsel nüfus tahminleri" tablosunda Artvin, Giresun, Gümüşhane ve Rize illerindeki kırsal alanda yaşayan nüfus yokmuş gibi tüm nüfus tahminlerinin, ilçe ve belde yerleşmelerinin kentsel alanları için yapıldığı ve il nüfuslarının bu şekilde belirlendiği, halbuki sayısal veri olarak her ne kadar doğru nüfus verileri kullanılmadan yapılmış olsa bile, 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planında yerleşmelerin toplam nüfusları "kırsal ve kentsel alanlar" olarak ayrılmış ve 2026 yılı nüfus tahminleri içinde, kırsal nüfusu gösterecek şekilde il, ilçe maksimum nüfusun, kent nüfusunun ve kentleşme oranının gösterildiği, ancak bu nüfus ayrımının aslında daha çok kırsal alanlar için kararlar üretmesi gereken bir plan olan çevre düzeni planında göz ardı edildiği ve dava konusu plan değişikliğinde kırsal nüfus ayrımının yapılmadığı, bu durumun çevre düzeni planında, hem nüfus büyüklüğünün fazla olmasına hem de yerleşmenin tüm nüfusunun kentsel alanda yaşayacağı öngörülerek planda gösterilen mekânsal kararların ve kentsel yerleşme alanı lekelerinin gereğinden büyük planlanmasına neden olduğu ileri sürülmektedir.
Davalı idarece, 17/08/2016 tarihinde onaylanan ÇDP revizyonu kapsamında kullanılan nüfus verilerinin dava konusu işlem ile güncellenmesi aşamasında yapılan nüfus araştırmalarında, büyükşehir olan yerleşimlerin kırsal nüfusları ile ilgili verilerin TÜİK tarafından sunulmaması nedeniyle kırsal nüfus oranlarının gösterilemediği, büyükşehir olmayan yerleşim birimlerinin kırsal nüfus bilgilerinin ise, plan bütününde bir standardın sağlanabilmesi amacıyla gösterilmediği ve kırsal nüfusların bağlı bulundukları bir üst idari kademe içerisine eklendikleri savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda, davacı Oda'nın Artvin, Giresun, Gümüşhane ve Rize illerindeki kırsal alanda yaşayan nüfus yokmuş gibi tüm nüfus tahminlerinin ilçe ve belde yerleşmelerinin kentsel alanları için yapıldığına ilişkin itirazınının yerinde bulunduğu, planlama alanındaki büyükşehir olmayan illerin kentsel ve kırsal alan nüfuslarının bilinmesi ve plan raporuna işlenmesinin gerekli olduğu, kentsel ve kırsal alan nüfuslarının birlikte ele alınıp değerlendirilmesi, büyükşehir statüsünde olmayan alanlara ilişkin olarak alınan veya alınacak plan kararlarının doğru ve anlamlı olma olasılığını artıracağı, ayrıca bu eksikliğin, çevre düzeni planının genel ilkesi olan koruma-kullanma dengesi ile sürdürülebilir kullanma hedefinin göz ardı edilmesine yol açabileceği yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede; 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane ve Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nda, nüfus projeksiyonlarında kırsal ve kentsel nüfus ayrımının yapıldığı, dolayısıyla, nüfus öngörüleri açısından yapılan değişikliklerde de daha önce elde edilen verilere bağlı şekilde bu ayrımın dikkate alınması gerektiği, büyükşehir olan yerleşimlerin kırsal nüfusları ile ilgili verilerin TÜİK tarafından sunulmaması nedeniyle kırsal nüfus oranlarının gösterilemediği, büyükşehir olmayan yerleşim birimlerinin kırsal nüfus bilgilerinin ise, plan bütününde bir standardın sağlanabilmesi amacıyla gösterilmediği yönündeki savunmanın, planlama ilkeleri açısından hukuken geçerli bir gerekçe olamayacağı, zira planlama sürecinin, araştırmaların yapılması, sorunların ortaya konulması, veri ve bilgi toplama ile ilgili analiz aşaması, bilgilerin bir araya getirilmesi, birleştirilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi ile ilgili sentez aşaması ve plan kararlarının oluşturulması aşamalarından oluştuğu, kaldı ki, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan çevre düzeni planlarında, kentsel ve kırsal nüfus ayrımı yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna ulaşıldığından, planda, bu kısım yönünden, planlama esaslarına uyarlık görülmemiştir.
4.Akçaabat’ta kentsel yerleşim alanının anlamlı gerekçeler olmadan belediyenin talebi üzerine aşırı ölçüde büyütüldüğü itirazı hakkında
Dava dilekçesinde, Akçaabat Belediye Başkanlığının talebine istinaden Salacık, Yaylacık, Osmanbaba, Demirci, Söğütlü, Sarıtaş, Kayalar, Ortamahalle, Nefsipulathane ve Mersin Mahallelerinde artan nüfusun ihtiyacını karşılamak üzere kentsel yerleşik alanlar eklendiğinin belirtildiği, hiçbir araştırma ve sentez çalışmasına dayanmadan sadece nüfus artışını karşılamak gibi bir gerekçe ile kentsel yerleşik alan kararlarının düzenlenmesinin, 10 adet mahalledeki mevcut yerleşme dokusunun ve alt ölçekli imar planlarının çevre düzeni planı kararları içinde gösterilerek yasallaştırılmasının amaçlandığı ve bu kapsamda bir kentsel yerleşik alan kararının Akaçaabat ilçesi ile birlikte yakın çevresindeki tüm planlama kararlarını etkileyecek nitelikte ve büyüklükte olduğu açıkken, sadece leke ve çizim olarak belirtilen mahalle alanlarının çevre düzeni planına eklenmesinin planlama ilkeleri açısından uygun olmadığı ileri sürülmektedir.
Davalı idarece, Akçaabat nüfus kestirimlerinde artış olduğu, 150.000 olan nüfus öngörüsünün 188.000 kişiye çıktığı; bu doğrultuda, Mersin, Akçakale, Şinik, Darıca ve Akçaabat ilçe merkezinde, artan nüfusun ihtiyacını karşılamak amacıyla yerleşilebilirliği uygun olan yaklaşık 430 ha alanın kentsel yerleşme alanı olarak gösterildiği savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda, "Kentin mevcut yerleşik dokusunun görülebildiği uydu fotoğrafıyla (aşağıda) karşılaştırıldığında, aslında 2016 revizyon planında bile kentsel yerleşme alanı olarak gösterilen alanın Akçaabat mevcut kentsel yerleşik alanı dikkate alındığında ciddi bir büyüklükte olduğu görülmektedir. Bunun üzerine davaya konu 2017 onaylı Çevre Düzeni Planı Değişikliğinde arttırılan alanlarla beraber kentsel yerleşme alanı daha da büyütülmüş, mevcut yerleşik alanın 2-3 katına çıkartılmıştır.
Davaya konu Plan Değişikliği işleminin Plan Açıklama Raporunda Akçaabat için “ilçenin gelecek 15 yıllık kalkınması hususunda belirlenen başlıca sektörler tarım, sanayi ve turizm sektörleridir” denmekte; ayrıca “Tütün yetiştiriciliği desteklenerek, işlenip mamul ürün olarak pazara sunulması sağlanacaktır. Sebze, narenciye, mısır, fasulye gibi tarımsal ürünlerin yetiştiriciliği teşvik edilerek organize pazar kanalları oluşturulacaktır.” ifadelerine yer verilmektedir. Dolayısıyla bu ilçede tarımsal ürün alanlarının sürdürülmesi başlıca stratejidir.
Bu temel stratejiye rağmen, davaya konu plan değişikliği işlemi ile kent çeperindeki tarımsal alanlar kentsel yerleşme alanına dahil edilerek kentsel gelişme amaçlı planlanmıştır. Çeperdeki alanlar 2016 Plan Revizyonunda “Bölgeye Özel Ürün Alanı (Bağcılık, Çay, Fındık, vb.)” olarak tanımlanmış olan ve tarımsal alan olarak korunan yerlerdir. Davaya konu plan değişikliği işlemi ile bu bölgeye özgü tarımsal üretim yapılan alanlar yok edilerek yapılı çevreye dönüştürülmektedir. Bu yaklaşım hem bu bölgenin doğal ve tarımsal değerinin gözardı edildiği anlamına gelmekte, hem de plan değişikliği işleminin planın kendi ana stratejisiyle çeliştiğini göstermektedir.
1/100.000 ölçekli planda yapılan gösterimler planın stratejik kararlarını yansıtmaktadır. Bir yerleşimin mevcuttaki yerleşik alanının iki-üç katı kadar yeni gelişme alanı açılacağının plan paftasında gösterilmiş olması, planın bu bölge için stratejik kararının yüksek düzeyde büyümeyi destekler nitelikte olduğunu göstermektedir. Böyle bir stratejik karar ve gelişme vurgusundan sonra, alt ölçekli planlarda burada gösterilen yeni gelişme alanının sadece yarısının (veya onda birinin) planlanıp geri kalan alanların tarımsal alan olarak korunması artık gerçekçi bir plan süreci olmamaktadır. Dolayısıyla plan paftasında gösterilen gelişme alan büyüklükleri çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesine ilişkin stratejisini yansıtmaktadır. Plan bu bölgede tarımsal üretimin devamını, tarım alanlarının ve doğal yapının korunmasını önemsiyorsa, yerleşimi iki-üç kat büyüklüğünde gelişterecek bir plan önerisi getirmemelidir. Böyle bir öneri getiriyorsa, plan stratejisinin bu bölgede ciddi düzeyde büyüme öngördüğü tartışmasız bir gerçek olmaktadır ve alt ölçekli planlarda (ilgili plan hükmü doğrultusunda) bu alanların tamamı yerleşime açılmayabilir gibi bir ifade bu stratejik yaklaşımı değiştirmemektedir." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede: uyuşmazlığa konu plana ilişkin nüfus öngörüleri hakkında yapılan değerlendirme sonucunda, nüfus öngörülerinin şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılarak, nüfus öngörüleri yönünden dava konusu işlemin iptaline karar verildiğinden, Akçaabat ilçesinde, yeni nüfus öngörülerine dayalı olarak, artan nüfusun ihtiyacının karşılanması amacıyla belirlenen yeni yerleşim alanlarına yönelik değişikliğin de sebep unsurunun ortadan kalktığı açıktır.
Bu itibarla dava konusu işlemin bu kısmında da hukuka uyarlık bulunmamıştır.
5.Plan değişikliğinin HES’lere ilişkin plan notlarının önceki mahkeme kararlarını ihlal ettiği itirazı hakkında
17/08/2016 tarihli plan revizyonu kapsamında, Ordu-Trabzon-Rize-Giresun- Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında HES' lere ilişkin plan notunun; "6.24.3 Hidroelektrik üretim alanlarında havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler tamamlandıktan sonra hidroelektrik santralleri (HES) projelerine izin verilecektir. HES’ler, ilgili idarece (Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü) yatırıma konu akarsu havzası düzeyinde yapılacak olan ayrıntılı araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak; su toplama havzalarının sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde önlemlerin alınması, akarsu üzerinde faaliyette ve planlı HES projelerinin enerji üretim kapasiteleri ve su debilerinin hesaplanması ve bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesine yönelik önlemler alınarak ÇED yönetmeliği kapsamında ÇED sürecine konu edilir. ÇED sürecinde su debisi, can suyu, enerji üretim miktarına ilişkin değerlendirmeler ve diğer çevresel değerlendirmeler akarsu havzası bütününde, mevcut ve planlı projeler dikkate alınarak yapılır. ÇED Yönetmeliği kapsamında gereken işlemler tamamlandıktan sonra ÇED Raporunun sonucuna göre Çevre Düzeni Planı değişiklik teklifi olarak değerlendirilmek üzere Bakanlığa sunulur. ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan HES projelerine ilişkin alt ölçekli planlar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınmasını takiben bu çevre düzeni planında değişikliğe gerek kalmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir." şeklinde düzenlendiği,
Dava konusu edilen çevre düzeni planı değişikliği işlemi kapsamında ise, yukarıda yer verilen maddenin; "6.22.3 Bu plan revizyonunun onay tarihinden (17.08.2016) önce ilgili mevzuata uygun olarak imar planı onaylanmış olan hidroelektrik santralleri (HES) projelerinin imar planları geçerlidir. Projeye bağlı teknik değişiklik ihtiyacı olması durumunda söz konusu imar planlarına ilişkin değişiklikler, çevre düzeni planında değişiklik yapılmasına gerek kalmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir. Bu revizyonun onay tarihinden itibaren (17.08.2016); Hidroelektrik üretim alanlarında havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler tamamlandıktan sonra hidroelektrik santralleri (HES)projelerine izin verilebilir. HES’ler, ilgili idarece (Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü) yatırıma konu akarsu havzası düzeyinde yapılacak olan ayrıntılı araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak; su toplama havzalarının sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde önlemlerin alınması, akarsu üzerinde faaliyette ve planlı HES projelerinin enerji üretim kapasiteleri ve su debilerinin hesaplanması ve bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesine yönelik önlemler alınarak ÇED yönetmeliği kapsamında ÇED sürecine konu edilir. ÇED sürecinde su debisi, can suyu, enerji üretim miktarına ilişkin değerlendirmeler ve diğer çevresel değerlendirmeler akarsu havzası bütününde, mevcut ve planlı projeler dikkate alınarak yapılır. ÇED Yönetmeliği kapsamında gereken işlemler tamamlandıktan sonra ÇED Raporunun sonucuna göre Çevre Düzeni Planı değişiklik teklifi olarak değerlendirilmek üzere Bakanlığa sunulur. ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan veya “ÇED Gerekli Değildir Kararı” alınmış olan HES projelerine ilişkin alt ölçekli planlar, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve ilgili diğer kurum ve kuruluşların uygun görüşü alınmasını takiben bu çevre düzeni planında değişikliğe gerek kalmaksızın ilgili idaresince onaylanabilir." şeklinde yeniden düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinde, bir önceki çevre düzeni planı revizyonunda; dere yataklarının doğal yapısının ve su kalitesinin korunması, gelişigüzel alanlarda taş ve malzeme ocaklarının açılmaması, terk edilen taş ocaklarının rehabilitasyonu sağlanarak doğaya kazandırılması ve onaylanmış olan HES projelerini de içerecek şekilde akarsu havzası düzeyinde ve havza bütününde yapılacak ayrıntılı araştırma ve değerlendirme ile akarsu havzalarının ve HES projelerinin gözden geçirileceği yönünde mahkeme kararı doğrultusunda hüküm oluşturulduğu, 03/04/2017 tarihinde onaylanan dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinde, 17/08/2016 tarihinden önce imar planları onaylanmış olan HES projeleri kapsam dışında tutulacak şekilde plan hükmü getirildiği; böylece hem konuyla ilgili yargı kararının dikkate alınmadığı, hem de havza bütününde bazı projelere ve kullanım kararlarına ayrıcalık tanınarak, araştırma ve değerlendirme çalışmasının akarsu havzası bütününde yapılması ilkesinin ortadan kaldırıldığı ileri sürülmektedir.
Davalı idarece, HES konusunun "10. Kalkınma Planının" hedefleri arasında yer alan yenilenebilir enerjinin geliştirilmesi ile uyumlu bir plan kararı olduğu, Danıştay Altıncı Dairenin E:2011/9150 sayılı dosyasında görülen dava kapsamında, planın HES'lere ilişkin kısmı açısından yürütmenin durdurulması kararı verildiği, 17/08/2016 tarihinde onaylanmış olan çevre düzeni planı revizyonu kapsamında, "6.24 Enerji Üretim Alanları ve Enerji İletim Tesisleri" başlığı altına bir hüküm eklenmek suretiyle mahkeme kararına uygun işlem tesis edildiği, bu değişiklik ile hidroelektrik üretim alanlarında havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler tamamlandıktan sonra hidroelektrik santralleri (HES) projelerine izin verileceği, ÇED incelemesine dair tüm süreçlerin tamamlanmasının bekleneceğinin hüküm altına alındığı, mahkeme kararı doğrultusunda plan revizyonu kapsamında plana eklenen hükmün, bu davanın konusu olan 03/04/2017 tarihli plan değişikliği işlemi kapsamında yeniden düzenlendiği, bu son düzenlemenin gerekçesinin, imar planlama işlemleri ve ÇED süreci tamamlanmış olan HES projelerine ilişkin uygulamada sorunlar yaşanmasının olduğu, bu sorunlar nedeniyle, yürütmenin durdurulması kararından önce ve söz konusu kararların yerine getirilmesi sürecinde, mevzuata ve çevre düzeni planına uygun olarak onaylanmış imar planları tamamlanmış olan projeleri kapsam dışında bırakmak amacıyla ilgili plan hükmünün yeniden düzenlendiği, anılan mahkeme kararının ilgili kurumlara iletilmesinden önceki süreçte ÇED ve imar planı süreçleri tamamlanmış olan projelere yönelik olarak yeniden düzenlenen plan hükmünün Çevre Düzeni Planının iptalini gerektirecek herhangi bir husus ihtiva etmediği savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda, "Görüldüğü üzere, dava konusu plan değişikliği kapsamında ilgili plan hükmünde yapılan değişiklikle, 17/08/2016 tarihli plan revizyonu işlemi kapsamında plana eklenen hükmün kapsamı daraltılmıştır. Şöyle ki, mahkeme kararına uygunluk amaçlı ilk işlemin yapıldığı tarih olan 17/08/2016 öncesinde, “ilgili mevzuata uygun olarak imar planı onaylanmış olan hidroelektrik santralleri (HES) projelerinin imar planları geçerlidir” denilerek bu projeler, “havza bütününde ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde her türlü koruma tedbirlerine ilişkin süreçler”den muaf tutulmaktadır.
Kurulumuz, dava konusu ÇDP’nin HES’lerle ilgili kararlarına ilişkin olarak izleyen bölümde genel bir değerlendirme yapmak gereği duymaktadır. Ancak bu genel değerlendirmeye geçmeden önce, ilgili plan hükmünde yapılan son değişikliğe dair kısa bir değerlendirme yapmakta yarar görülmektedir. Kurulumuz, ilgili plan hükmünün kapsamının daraltılmasının ve 17/08/2016 tarihi öncesinde imar planları onaylanan HES Projelerinin kapsam dışında bırakılmasının doğru olmadığı görüşündedir. İlgili Mahkeme kararına dayanak olan Bilirkişi Raporunda; “hidroelektrik santralleri yoluyla elektrik üretilmesi kararının, çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması ve HES'lerde kullanılacak su debisi hesaplamaları yapılırken bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesi için bu yönde gerekli koruma tedbirlerinin alınması” gerektiğine vurgu yapılmakta ve “dava konusu planda bu hususlara yönelik olarak alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin yer almaması” durumu uygun bulunmamaktadır.
Görüldüğü üzere burada iki önemli konu söz konusudur; ilki HES’ler ile ilgili kararların ciddi ve kapsamlı çevresel inceleme ve değerlendirme süreçleri sonunda verilmesi, ikincisi ise bu çevresel inceleme ve değerlendirmeye ilişkin olarak alt ölçekli planların yönlendirilmesidir. 17/08/2016 tarihli plan revizyonu ile eklenen hüküm her iki konuya ilişkin olarak olumlu bir düzenlemedir. Bu düzenleme ile karar süreçleri başlamış ancak uygulamaya geçmemiş pek çok HES Projesinin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınması söz konusu olabilecektir.
Ancak son yapılan değişiklikle 17/08/2016 öncesinde imar planları onaylanmış HES Projelerinin kapsam dışında bırakılması, çok sayıda projenin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınmasını olanaksız kılmaktadır. Kapsam dışında kalan projelerin imar planlama çalışmalarının tamamlanmış ve onaylanmış olması, ilgili Mahkeme kararına esas olan “çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması” durumunu garanti etmemektedir. Söz konusu HES Projelerinin imar planlama çalışmaları kapsamında, çevresel etkilerinin ne düzeyde incelenip değerlendirildiği, ilgili projenin olası etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde değerlendirilip değerlendirilmediği bilinmemektedir. Bu nedenle ilgili plan hükmünde dava konusu plan değişikliği işlemi kapsamında yapılan düzenleme, çevre düzeni planının koruma-kullanma dengesini sağlama amacı göz önüne alındığında olumsuz nitelikte bir geriye gidiştir ve bu yönüyle de ilgili mahkeme kararına aykırılık taşıdığı düşünülebilir. Bu hususlar ışığında Kurulumuz; Davacının planın HES’lere ilişkin hükmünde yapılan son düzenlemenin mahkeme kararını ihlal ettiği iddiasında haklılık olduğu görüşündedir.
...Bilirkişi Kurulumuz; 1/100.000 ölçekli bir bölge planından beklenenler ile bölge düzeyindeki bir planın, planlama kademelenmesi içerisindeki yeri dikkate alındığında, Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma karar sonrası HES’ler ile ilgili olarak plan uygulama hükümlerine eklenen ve sonradan kapsamı daraltılan plan hükmünün, mahkeme kararına uyum bakımından yeterli olduğu kanaatinde değildir.
Hiç kuşkusuz, 1/100.000 ölçekli bir çevre düzeni planı, tüm ülkeyi ilgilendiren sektörel yatırım ve politika tercihlerinin ele alınıp karara bağlanabileceği bir planlama çalışması değildir. Bu çerçevede, Türkiye’nin ulusal enerji politikası ile öncelikli enerji yatırım tercihlerine ilişkin tartışmalı durumların, çevre düzeni planları bağlamında çözümlenmesi beklenemez. Enerji gibi ekonomik ve toplumsal gelişme bakımından yaşamsal öneme sahip bir sektöre ilişkin ülke (ulusal) politikasının temel bileşenleri; Enerji Sektörü Stratejik Planı ve Kalkınma Planı gibi ulusal ölçekteki politika dokümanları ve plan belgeleri ile belirlenmektedir. Buna karşın, ulusal ve bölgesel nitelikli somut enerji yatırımlarına ilişkin (örneğin nükleer enerji üretim tesisleri, termik santraller, hidroelektrik santralleri vb.) kullanım ve yer seçimi kararlarının verileceği en uygun planlama ölçeği ise 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarıdır.
1/100.000 ölçekli bir planda, bu ölçeğin doğası gereği, bazı kararlar şematik, başka bazı kararlar ise kesinlik ihtiva eden çizgiler ile gösterilmek durumundadır. Kesinlik ihtiva eden çizgilerle gösterilmesi gereken kararlara en uygun örneklerden birisi de ulusal ya da bölgesel nitelikli somut enerji yatırımlarına ilişkin kullanım kararlarıdır. Bu kullanımların yer seçimine ilişkin kararların; çevresel etkiler ve oluşabilecek riskler, yakın çevredeki yerleşmelerin konumu ve niteliği, jeolojik ve benzeri doğal tehlikelere maruz kalma gibi durumlar göz önünde bulundurularak titiz bir inceleme sonunda verilmesi gerekir. Dahası, bu inceleme sürecinin sonucunda ulaşılan bulgular somut plan kararları ve stratejilerine dönüştürülmeli ve bunlar gerek lejant maddeleri arasında gerekse plan uygulama hükümleri ve açıklama raporunda açık ve net bir biçimde yer almalıdır.
Oysa dava konusu planda, HES’ler başta olmak üzere somut enerji yatırımlarına ilişkin olarak bu tür bir yaklaşımın izlenmemiş olduğu gözlenmektedir. Plan uygulama hükümleri arasında enerji üretim ve iletim alanlarına ilişkin bazı genel hükümler yer almakta, HES’ler ile ilgili olarak ise sadece yürütmeyi durdurma kararı sonrasında eklenen hüküm yer almaktadır ki bu hükmün kapsamı da dava konusu plan değişikliği işlemi ile daraltılmıştır. Ayrıca planın lejant maddeleri arasında da sonradan eklenmiş “Yenilenebilir Enerji” gösteriminden başka bir madde yer almamaktadır.
Doğu Karadeniz Bölgesi, su varlıkları bakımından oldukça zengin olan ve bu su varlıkları ile beslenen pek çok havza ve ekosisteme sahip bir bölgedir. Bölgenin sahip olduğu su varlıklarının HES yatırımcılarının ilgi alanında olduğu ve son yıllarda bölgedeki HES yatırımlarının giderek arttığı bilinmektedir. Dolayısıyla, böylesi bir bölge için hazırlanan çevre düzeni planı çalışmasının öncelikli konuları arasında hiç kuşkusuz HES yatırımları yer almalıdır. Planlama çalışması kapsamında; HES yatırımlarının planlama alanı içerisindeki ekosistem alanları, doğal ve çevresel değerler ile kaynak sistemlerini olumsuz etkileme riski dikkate alınarak, kapsamlı bir etüt ve analiz çalışması yapılması gerekir. Bu çalışma sonucunda; bölgenin HES yatırımları bakımından taşıma kapasitesinin belirlenmesi, diğer bir deyişle, planlama alanındaki havza ve ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve yöre halkının sosyal, ekonomik ve kültürel durumunu olumsuz etkilememek için HES yatırımlarında mekânsal ve sektörel sınırların belirlenmesi gerekir. Bu sınırlar içinde mekânsal nitelikte olanlar (HES yatırımına uygun bölgeler, HES yatırımına izin verilmeyecek bölgeler gibi), plan paftalarına işlenmeli ve planın gösterim maddeleri arasında yer almalıdır.
...Söz konusu plan hükmü bu nedenle planlama esaslarına aykırıdır." yönünde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Dairemizce yapılan değerlendirmede: dava konusu işleme ilişkin plan değişikliği gerekçe raporundan, muhtelif elektrik üretim şirketleri ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü Hidroelektrik Enerji Dairesi Başkanlığının görüşleri doğrultusunda plan notunda değişikliğe gidildiği ve H-39, F47 ve G-39 numaralı plan paftalarına söz konusu HES projelerine ilişkin "Yenilenebilir Enerji Sembolü" eklenmesine karar verildiği görülmektedir.
2011 yılında onaylanan Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın iptali istemiyle açılan davada, Plan Uygulama Hükümlerinin 3. Bölümünde yer alan "bölgenin enerji ihtiyacının öncelikle alternatif enerji kaynaklarından karşılanacağı" ibaresinin, Karadeniz Bölgesi'nde alternatif enerji kaynağı olarak su varlıklarının kastedildiğinin açık olduğu; bölgede faaliyete geçen HES lerin bölgenin ihtiyacından çok fazlasını ürettiği ve yüzlercesinin de yapımının planlandığı; ayrıca plan paftalarında HES'lere yer verilmediği, yer seçimi ve sınırlandırmaların belirtilmediği; örneğin Atasu Baraj Havzasında yapılması planlanan 6 adet HES projesinin planda konu edilmediği; bölgede 500'den fazla HES Projesi olduğu, bu projelerin suları kaynağından denize kadar tünellere alarak, yatağı ile çevresindeki ekosistemle ilişkisini kestiği; dava konusu planda bu konuda açık ve net hükümlere ve plan kararlarına yer verilmediğinden, bu maddenin yargı veya değişik nedenlerle durdurulan HES projelerinin önünün açılmasına neden olacağı; söz konusu maddenin bu tür olumsuzluklara yol açmaması için, bütün canlıların su hakkının kabul edildiği, ekosistemlerin devamlılığının sağlandığı, yöre halkının sosyal, ekonomik, kültürel durumunun dikkate alındığı, bu nedenlerle, son derece sınırlı projelere izin verilebilmesine yönelik plan hükmünün eklenmesi gerektiği iddialarına dayalı olarak iptalinin istenildiği, Danıştay Altıncı Dairesinin 26/01/2015 tarih ve E:2011/9150 sayılı kararı ile, HES'ler hususu açısından yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verildiği, bu karara karşı itiraz edilmesi üzerine, İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve E:2015/1068 sayılı kararı ile "...Danıştay Altıncı Dairesince mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda, HES'lerin alternatif enerji kaynağı olarak değerlendirilebileceği, ancak bu yolla elektrik üretilmesi kararının, çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı araştırma ve değerlendirilmesine dayalı olması gerektiği, diğer taraftan bu tür araştırmalar yapılırken bölgenin enerji potansiyelinin sürdürülebilir bir planlama ile değerlendirilmesinin geleceğe yönelik yatırım planlamaları için son derece önemli olduğu, bu çerçevede HES planlamaları için son derece önemli konulardan birisi de akarsuların su toplama havzalarının koruma altına alınması olduğu, ayrıca HES'lerde kullanılacak su debisi hesaplamaları yapılırken bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesi ve bu yönde gerekli koruma tedbirlerinin alınmasının gerektiği, bahsedilen bu konular hakkında dava konusu planda ve plan hükümlerinde bilgi bulunmadığı belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunda belirtildiği üzere hidroelektrik santraller yoluyla elektrik üretilmesi kararının, çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması ve HES'lerde kullanılacak su debisi hesaplamaları yapılırken bölgenin ekosistem dengesinin olumsuz yönde etkilenmemesi için bu yönde gerekli koruma tedbirlerinin alınması gerekmekte olup, dava konusu planda bu hususlara yönelik olarak alt ölçekli planları yönlendirecek nitelikte temel ilke ve politikaları içeren hükümlerin yer almamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır." gerekçesine dayalı olarak, Daire kararının bu kısmının kaldırılmasına ve HES'ler hususuna ilişkin olarak yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, her ne kadar Danıştay Altıncı Dairesi tarafından E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı karar ile bu kısım yönünden nihai olarak davanın reddine karar verilmiş ise de; İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararı ile, anılan kararın bu kısım yönünden bozulmasına karar verildiği, bozma kararına uyularak verilen Danıştay Altıncı Dairesinin E:2020/9197, K:2021/6441 sayılı kararının ise, İdari Dava Daireleri Kurulunun E:2021/3389, K:2022/3124 sayılı kararı ile onandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında, "Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez." hükmü; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 1. fıkrasında ise, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir." hükmü yer almaktadır.
2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 9. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. ..." hükmüne yer verilmiştir.
14/06/2014 tarih ve 29030 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliği yürürlükten kaldıran, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde, "Çevre Düzeni Planı", varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan plan olarak tanımlanmıştır.
Aynı Yönetmeliğin 7. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde ise, "Ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin mekânsal strateji planı veya çevre düzeni planında değerlendirilmesi esastır." kuralına yer verilmiştir.
Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrası ile 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; idare, bir işlemin iptali yolundaki yargı kararlarının gereklerini geciktirmeden yerine getirmeye zorunlu olup, her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tâbi olan idarenin yargı kararlarına uyması ve bu kararların gereklerine göre işlem tesis etmek ya da eylemde bulunmak zorunda olması aynı zamanda Anayasa'nın 2. maddesinde kabul edilen "hukuk devleti" ilkesinin de bir gereğidir.
Diğer yandan, yargı kararlarının uygulanması zorunluluğunu, kararların tam olarak yerine getirilmesini sağlamaya yönelik olarak değerlendirmek gerektiği, idarî yargı kararlarının uygulanması sırasında, kararın hüküm fıkrasıyla birlikte gerekçelerinin de gözetilerek işlem tesis edilmesi zorunluluğu bulunduğu, idarenin yargı kararlarını amacına uygun bir şekilde uygulaması zorunluluğunun, hukuk düzenince kişilere sağlanan hukuk güvenliği ve devlet işlemlerindeki istikrarın sonucu olduğu ortadadır.
Yukarıda yer verilen yargı kararları ile beraber dosyanın ve bilirkişi raporunun birlikte değerlendirilmesinden; daha önce yargı kararı ile iptaline hükmedilen plan notuna ve bu süreçte onaylanmış olan alt ölçekli imar planlarına geçerlilik tanındığı anlaşılmaktadır.
Bu çerçevede uyuşmazlığın değerlendirilmesinden; 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planının "enerji üretim alanlarına" ilişkin plan notuna karşı açılan davada, Ordu-Giresun-Trabzon-Rize-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı'nın Plan Uygulama Hükümlerinin 3. Bölümünde yer alan "bölgenin enerji ihtiyacının öncelikle alternatif enerji kaynaklarından karşılanacağı" şeklindeki hükmünün, yukarıda yer verilen yargı kararları ile yürütmesinin durdurulmasına ve iptaline karar verilmesine rağmen, anılan yargı kararlarının gereklerinin, uyuşmazlığa konu 6.22.3 sayılı plan notu açısından yerine getirilmediği, diğer yandan, Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliği'nde, ülke ve bölge düzeyinde karar gerektiren büyük projelerin, çevre düzeni planlarında değerlendirilmesinin esas olduğu düzenlendiği halde, 2011 yılında onaylanan çevre düzeni planının revizyonuna ilişkin 17/08/2016 tarihi öncesi onaylanmış imar planlarına, bu planda öngörülen kriterler dikkate alınmaksızın ve HES projelerinin niteliği belirlenmeksizin dava konusu edilen düzenleme ile geçerlik tanındığı anlaşılmaktadır.
Anılan yargı kararlarına binaen, HES projeleri açısından da, gerçekleştirilmek istenilen yatırımın ülke ve bölge düzeyinde karar gerektirip gerektirmediğini ortaya koyacak, bilimsel yaklaşımlara dayanan ve ilgili mevzuat düzenlemelerine de uygun kriterler geliştirilmesi gerekirken, herhangi bir kriter belirlenmeksizin, 17/08/2016 tarihi öncesi onaylanmış imar planlarına ve bu planlara konu her türlü HES projelerine doğrudan geçerlik tanınmasının, çok sayıda projenin çevresel etkilerinin havza bütünlüğü içerisinde ele alınmasının olanaksız kılınacağı, kapsam dışında kalan projelerin imar planlama çalışmalarının tamamlanmış ve onaylanmış olmasının, ilgili yargı kararına esas olan “çevresel etkilerin havza bütünlüğü dikkate alınarak ayrıntılı bir araştırma ve değerlendirilmeye dayalı olması” gerekçesine uyarlık göstermediği gibi imar mevzuatına, şehircilik ilkeleri ile planlama esaslarına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Bu itibarla dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır.

KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1-Dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin, nüfus öngörülerine, plan kararları ile nüfus kabulleri arasındaki uyumsuzluk, planda kırsal-kentsel nüfus ayrımının yapılmamasına, Akçaabat ilçesinde öngörülen yeni kentsel yerleşim alanlarına ve HES'lere ilişkin kısmının İPTALİNE,
2- Sonuç itibariyle dava kısmen ret, kısmen iptal ile sonuçlandığından ödemede ve tahsilde tekerrüre sebebiyet vermemek üzere Dairemizin 27/05/2021 tarih ve E:2017/4844, K:2021/7163 sayılı kararında hükmedilen yargılama giderlerinin kaldırılmasına, davadaki haklılık oranına göre ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan ...-TL yargılama giderinin yarısı olan ...-TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, temyiz aşamasında davacı tarafından yapılan ...-TL yargılama giderinin yarısı olan ...-TL'nin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, ayrıca aşağıda gösterilen Hazine adına Maliye Bakanlığından alınarak kullanılan toplam ...-TL keşif avansının yarısının davalı, yarısının da davacıdan alınarak Hazine adına Maliye Bakanlığına verilmesine, keşif avansından artan ...-TL 'nin Hazine adına Maliye Bakanlığı iadesine, kararın Maliye Bakanlığına tebliğine,
3- Verilen iptal hükmü nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmasız işler için belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,
4-Posta giderleri avanslarından artan tutarların kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
5-Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/05/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



10 Milyon+ Karar Arasında Arayın

Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.

Ücretsiz Başla
Ücretsiz Üyelik

Profesyonel Hukuk AraçlarınaHemen Erişin

Ücretsiz üye olun, benzer kararları keşfedin, dosyaları indirin ve AI hukuk asistanı ile kararları analiz edin.

Gelişmiş Arama

10M+ karar arasında akıllı arama

AI Asistan

Kaynak atıflı hukuki cevaplar

İndirme

DOCX ve PDF formatında kaydet

Benzer Kararlar

AI ile otomatik eşleşen kararlar

Kredi kartı gerektirmez10M+ kararAnında erişim