Karar Detayı
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/6587
2025/2546
6 Mayıs 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2024/6587
Karar No : 2025/2546
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : 1- ...
VEKİLİ : Av. ...
2- ... Anonim Şirketi
VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : Antalya ili sınırları içerisindeki 11+315,87 km uzunluğundaki Kalkan TM-Çayköy DM Enerji Nakil Hattının yapımı amacıyla ekli haritalarda gösterilen güzergahlara isabet eden taşınmazlarda elektrik dağıtım tesis yerlerinin mülkiyet şeklinde, hat emniyet sahalarının ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı karar uyarınca 12.03.2024 tarih ve 32487 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan 11.03.2024 tarih ve 8252 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının; Antalya ili, Kaş ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmında mülkiyet hakkı (direk yerleri) tesisine ilişkin kısmının iptali ve yürütülmesinin durdurulması, kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen zararına karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5.000,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca acele kamulaştırma yönteminin ancak kanunda belirtilen hallerde istisnai olarak uygulanabileceği, dolayısıyla özel mülkiyete kamu gücüyle son verilmesinin geçerli ve yasal bir sebebi olması gerektiği, taşınmazı için anılan Kanunda belirtilen şekilde istisnai ve özel bir durumun söz konusu olmadığı, acele kamulaştırma işleminde uygulanması gereken usul ve işlemler yerine getirilmeksizin ve bu kararın alınması gerektirecek şartlar olmaksızın taşınmazına müdahale edilerek el atılmasının hukuka aykırı olduğu, dava konusu işleme ilişkin taşınmaz maliklerine tebligat, ilan, davetiye yapılmadığı, bedel ödenmediği, davalı idarenin eylemi sonucunda ''zeytinlik’’ vasfındaki taşınmazının üzerindeki pek çok muhdesatın zarar göreceği, özel mülkiyetteki taşınmazının usulsüz şekilde ve kanunun aradığı şartlar yerine getirilmeksizin acele kamulaştırılmasının mülkiyet hakkının açık şekilde ihlali niteliğinde olduğu, söz konusu işlem nedeniyle tasarruf yetkisinin kısıtlandığı, taşınmazından elde ettiği gelirin yok edildiği, malına açıkça ve kasti olarak zarar verildiği, taşınmazını kullanamadığı, taşınmazında hasat bekleyen ürününün ve ağaçlarının zarar gördüğü, maddi ve manevi zarara uğratıldığı ileri sürülerek, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVALI İDARELERİN SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davanın süresinde açılmadığı, tesis edilmesi planlanan Enerji Nakil Hattı (ENH) ile Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından 2023 yılında yapımına başlanarak 15.09.2024 tarihinde devreye alınması planlanan Kalkan Trafo Merkezinden bölgenin tedarik sürekliliği kapsamında enerji temini sağlamanın amaçlandığı, mevcut dağıtım şebekesinin enerji ihtiyacını karşıladığı mahalleler ile arasındaki mesafenin uzun, ekonomik ömrünü doldurmuş ve düşük kesitli iletken tertipli olması nedeniyle özellikle bölgenin puant güç talebi olan yaz aylarında gerilim düşümü kaynaklı çok sayıda arıza meydana geldiği, söz konusu elektrik kesintilerinden tarım ve turizmin de olumsuz etkilendiği, yine tesis edilecek ENH ile hal kompleksinin ilk enerji temininin ve su pompalarının enerji ihtiyacı karşılanarak kesintisiz su arzının sağlanacağı, TEİAŞ Trafo Merkezinin batı kısmında bataklık, kuzey kısmında antik su kemeri ile arkeolojik sit alanı, güney kısmında ise özel çevre koruma alanı bulunduğundan bu alanların ENH hattı yapımına uygun olmadığı, kamu yararı kararı alınan Kalkan TM-Çayköy DM Enerji Nakil Hattı projesi için diğer resmi kurumlar ile birlikte yapılan ön çalışma ile belirlenen güzergahın alternatifinin bulunmadığı, söz konusu hattın yapımının aciliyeti nedeniyle tesis edilen dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava Antalya ili sınırları içerisindeki 11+315,87 km uzunluğundaki Kalkan TM-Çayköy DM Enerji Nakil Hattının yapımı amacıyla ekli haritalarda gösterilen güzergahlara isabet eden taşınmazlarda elektrik dağıtım tesis yerlerinin mülkiyet şeklinde, hat emniyet sahalarının ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına ilişkin ... tarih ve ... sayılı karar uyarınca 12.03.2024 tarih ve 32487 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanan 11.03.2024 tarih ve 8252 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararının; Antalya ili, Kaş ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazın 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmında mülkiyet hakkı (direk yerleri) tesisine ilişkin kısmının iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen zararına karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5.000,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa'nın 13. ve 35. madde hükümleri uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla Anayasa'ya uygun olarak yasayla sınırlandırılması mümkündür. Ancak buna ilişkin düzenlemeler öncelikle kamu yararına dayanmalıdır.Ülkemizin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolüyle de mülkiyet hakkı bir insan hakkı olarak kabul edilmiş ve bu hakkın orantılılık ilkesi çerçevesinde kamu yararı gözetilerek sınırlandırılabileceği ifade edilmiştir. Buna göre, bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır. Bu çerçevede, 2942 sayılı Yasanın 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Bu koşullardan ikisi Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olması halleri şeklinde açıkça sayılmak suretiyle üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının gerçekleştirilmesi amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda üçüncü koşul olan aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerekmektedir.
3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 17. maddesinin 1. fıkrasında: "Devlet; zeytinciliğin ıslahı, yeni zeytin dikim alanlarının tespiti, zeytin dikim ve yetiştirilmesinin teşviki ile verimin artırılması, hastalık ve zararlılarla mücadele ile ürün elde etmekte masrafları azaltıcı araç ve gereçlerin imal ve ithalinde gerekli kolaylıkları sağlar."; 20. maddesinde: "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının iznine bağlıdır. Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması hâlinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının %10’unu geçemez. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu hâlde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez. İzinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına altmış Türk Lirası idarî para cezası verilir." kuralı bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta; toplam alanı 6.938,14 m² olan ve tapuda ''zeytinlik'' vasfında olan uyuşmazlık konusu taşınmazın; 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmının ise mülkiyet hakkı (direk yerleri) şeklinde kamulaştırma yapıldığı, davalı idareler tarafından uyuşmazlığa konu taşınmazlar için verilmiş tarım dışı kullanma iznine ve zeytincilik dışı kullanıma dair bilgi ve belge sunulmadığı görülmüştür.
Parselin zeytinlik niteliğinde olduğu dikkate alındığında, tarım arazisinin amaç dışı kullanımına izin verilebilmesi için, Devlete yüklenilen tarım arazilerinin korunması ödevi ile sosyal veya ekonomik bazı zorunlu ihtiyaçlar arasında makul bir denge kurulması ve arazinin, tarım arazisi olarak mı amaç dışı kullanımının mı sosyal veya ekonomik açıdan daha fazla kamusal yarar sağlayacağının ortaya konulması suretiyle tarım dışı kullanım izin prosedürünün tamamlanmış olması gerekmektedir.
Bu durumda tapuda zeytinli tarla niteliğinde bulunduğunun belirtilmesine rağmen 3573 sayılı Yasa kapsamında herhangi bir işlem yapılmadığı, bu kararın verildiği tarih itibarıyla taşınmaz için verilmiş tarım dışı kullanım izninin bulunmadığı anlaşıldığından, enerji nakil hattı bölgesindeki tarım arazilerinin enerji nakil hattı tesisi için tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için gerekli izin işlemleri sonrasında kamulaştırma kararı alınması gerektiğinden, dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararının uyuşmazlığa konu taşınmaza yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından dava konusu işlemin iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen zararına karşılık 5.000,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, ivedi yargılama usulüne tabi olan davada replik ve düplik aşamaları olmadığından, dava ve savunma dilekçeleri verildikten sonra davacının 01.04.2025 tarihinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden gönderdiği dilekçesi ile yaptığı duruşma talebi 2577 sayılı Yasa'nın 17/3. maddesi uyarınca yerinde görülmeyerek, aynı Yasanın 20/A maddesi uyarınca işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. Yönetim Kurulu’nun ... tarih ve ... sayılı kararı ile; Antalya ili sınırları içerisindeki 11+315,87 km uzunluğundaki Kalkan TM-Çayköy DM Enerji Nakil Hattı güzergahına isabet eden taşınmazlardan toplam 1.880,51 m²’lik sahanın mülkiyetinin tescil edilebilmesi ve hat emniyet sahası içinde kalan toplam 93.197,51 m²’lik saha üzerinde irtifak hakkı tesis edilebilmesi için 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 19. maddesinin 2/a fıkrası ve 2942 sayılı Kanun ve mevzuat hükümleri taşınmaz temini işlemlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla kamulaştırma kararı alınmıştır.
Dava konusu 11.03.2024 tarih ve 8252 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, 8M0137 Tarsus – Arıklı Fideri Enerji Nakil Hattının yapımı amacıyla, ekli liste ile haritalarda kamulaştırma bilgileri ve güzergahları gösterilen taşınmazlarda elektrik dağıtım tesis yerlerinin mülkiyet şeklinde hat emniyet sahalarının ise irtifak hakkı kurulmak suretiyle Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir.
Bakılan dava, dava konusu acele kamulaştırma kararının davacıya ait taşınmaz yönünden iptali ile kamulaştırma işlemi sırasında taşınmazın kullanılamamasından doğduğu ileri sürülen zararına karşılık fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 5.000,00-TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 35. maddesinde: "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolünün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde: "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." hükmüne yer verilmiştir.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrasında, idarelerin kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını, bedellerini ödemek suretiyle kamulaştırabileceği düzenlenmiş; 5. maddesi ile kamulaştırma yapılabilmesi kamu yararı kararı alınması şartına bağlanmış; 5. maddede düzenlenen mercilerce verilen kamu yararı kararlarının onay mercilerinin düzenlendiği 6. maddesinin son fıkrasında da, onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için kamu yararı kararı alınmasına gerek olmaksızın, yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir kararın alınması yeterli görülmüştür.
Aynı Kanun'un 27. maddesinde ise, "3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir." hükmüne yer verilmiştir.
6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 19. maddesinin 1/a fıkrasında; "(1) Elektrik piyasasında üretim faaliyetlerine ilişkin taşınmaz temini işlemleri ile ilgili olarak;
a) Üretim faaliyetinde bulunan önlisans veya lisans sahibi özel hukuk tüzel kişilerinin önlisans veya lisansa konu faaliyetlerine ilişkin taşınmaz temini taleplerine yönelik işlemler, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine göre Kurum tarafından yürütülür. Taşınmaz temini talepleri Kurum tarafından değerlendirilir ve uygun görülmesi halinde Kurul tarafından karar alınır. Bu kapsamda alınan kararlar, kamu yararı kararı yerine de geçer ve herhangi bir makamın onayına tabi değildir.
" hükmüne, aynı maddenin 2/a fıkrasında "(2) Elektrik piyasasında dağıtım faaliyetlerine ilişkin taşınmaz temini işlemleri ile ilgili olarak;
a) Dağıtım faaliyetinde bulunan lisans sahibi özel hukuk tüzel kişilerinin lisansa konu faaliyetlerine ilişkin taşınmaz temini taleplerine yönelik işlemler, 2942 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümlerine göre TEDAŞ tarafından yürütülür. Taşınmaz temini talepleri TEDAŞ tarafından değerlendirilir ve uygun görülmesi halinde TEDAŞ tarafından karar alınır. Bu kapsamda alınan kararlar, kamu yararı kararı yerine de geçer ve herhangi bir makamın onayına tabi değildir" hükmüne, 20/1 maddesinde ise, "Bakanlık, elektrik enerjisi arz güvenliğinin izlenmesinden ve arz güvenliğine ilişkin tedbirlerin alınmasından sorumludur..." hükmüne yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Usul Yönünden:
Davanın süresinde açılmadığı iddiası bakımından;
İdari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarında genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa’nın 40. maddesi hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren özel dava açma süresinin değil, altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerekmektedir.
Acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ilgililere tebliğ hükmünde olmadığından acele kamulaştırmaya ilişkin işlemlerin Anayasada yer alan bir temel hak ve özgürlük olan mülkiyet hakkını kısıtlayıcı nitelikte bireysel işlem olması karşısında otuz gün içinde dava açılacak idarenin gösterilmesi suretiyle ilgiliye tebliğ edilmesi, Anayasada güvence altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün de gereğidir.
Bu çerçevede, muhatapları açısından subjektif ve kişisel nitelikte olan acele kamulaştırma kararlarının, usulüne uygun yazılı bildirimi üzerine otuz gün içinde veya öğrenme üzerine altmış günlük genel dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, bu durumda 2577 sayılı Kanunun 20/A maddesinin uygulanamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.
Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 25/03/2015 tarihli, E:2014/5590, K:2015/891 sayılı ve Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararları da bu yöndedir.
Uyuşmazlıkta, dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararının davacıya tebliğ edildiğine dair belgenin dosyaya sunulmadığı ve davacı tarafından öğrenme tarihi üzerine süresi içinde davanın açıldığı anlaşılmış ve davalı idarelerin davada süre aşımı bulunduğu yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir.
Esas Yönünden:
Davanın, dava konusu ''acele kamulaştırma'' işlemine ilişkin kısmı ile ilgili olarak;
Anayasa’nın 35. maddesinin 2. fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği ifade edilmiştir.
Özel mülkiyet hakkı korunması gereken temel insan hakları arasında sayılmış, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde mülkiyet hakkını korumaya yönelik düzenlemelerde mülkiyet hakkına müdahaleler olabileceği öngörülmüş ancak bu müdahalelerde kamu yararı gerekçesi, kanuni düzenleme gereği ve ölçülülük ya da orantılılık gibi uluslararası hukukun genel ilkelerinin varlığının dikkate alınması gerektiği, aksi durumda müdahalenin mülkiyet hakkı ihlaline neden olacağı kabul edilmiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararları ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla da bu hususların açık bir şekilde ortaya konulduğu görülmektedir.
Anayasa ve 2942 sayılı Kanun hükümleri uyarınca, idarelerin, kanunlarla yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, yetkili mercilerce alınacak kamu yararı kararı çerçevesinde ya da onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine dayanılarak, bedellerini ödemek suretiyle kamulaştırmaları; hatta 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde öngörülen şartların varlığı halinde, anılan Kanun'da ayrı bir usul olarak öngörülen acele kamulaştırma yöntemine de başvurulabilmeleri mümkündür.
Anayasa'nın 35. maddesinin mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğine ilişkin hükmü çerçevesinde, 2942 sayılı Kanun'la, kamulaştırma ve aynı zamanda acele kamulaştırma işleminin kurucu unsuru olan kamu yararının, yetkili mercilerce alınacak kamu yararı kararı ile ya da onaylı imar planı veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve proje ile ortaya konulması gerekliliği düzenlenmiştir.
2942 sayılı Kanunda, kamulaştırma işlemleri açısından olağan ve acele kamulaştırma olmak üzere iki ayrı usul düzenlenmiştir.
Olağan kamulaştırma sürecinde; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz mallar kamulaştırılırken, öncelikle yeterli ödenek ayrıldıktan sonra, Kanun'un 5. ve 6. maddelerinde belirlenen mercilerce kamu yararı kararı alınır. Kamulaştırmayı gerçekleştirecek idarece, sırasıyla, aynı Kanun'un 7. maddesinde ayrıntısı belirlendiği üzere taşınmaza ilişkin ölçekli plan yapılır, taşınmazın maliki belirlenir, vergi beyan ve değeri tespit edilir ve tapuya kamulaştırma şerhi verilmesinin ardından Kanun'un 8. maddesine göre idarenin satın alma usulünü, karşılıklı anlaşmaya dayalı olarak denemesi gerekir. Bu yolla anlaşmaya varılamaması halinde, Kanun'un 10. maddesine göre idarenin ilgili belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idare adına tescilini sağlamak amacıyla dava açması gerekir ve ancak mahkemece tescil kararı verildikten sonra idare, kamulaştırmaya konu taşınmaz üzerinde tasarruf edebilir hale gelir.
Olağan kamulaştırma usulünde, asliye hukuk mahkemesi, idare adına tescil hükmü kurmadığı sürece, idarenin taşınmaza el atma ve taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi bulunmamaktadır.
Acele kamulaştırma usulü ise 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesinde belirlenen “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacında” veya “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak hallerde” veya “özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda” başvurulabilen, olağan kamulaştırma usulünden farklı olarak, idareye kamulaştırma işlemlerine ilişkin prosedürün sonuçlanmasını beklemeden, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere, ilgili idarenin istemi ile mahkemece, yedi gün içinde o taşınmaz malın Kanun'da belirtilen usule göre bilirkişilerce tespit edilecek değerinin, idare tarafından mal sahibi adına bankaya yatırılması şartıyla, o taşınmaz mala el koyma imkanı tanıyan ayrı bir usul olarak öngörülmüştür.
Bu çerçevede, 2942 sayılı Kanun'un 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile acele kamulaştırmada olağan kamulaştırmaya oranla özel koşulların varlığı aranmış ve üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Anılan hüküm uyarınca taşınmazların bir an önce kullanılmasına ihtiyaç duyulan, kamu düzenine ilişkin olarak acelilik halinin bulunduğu durumlarda Cumhurbaşkanınca, taşınmazların acele kamulaştırılmasına karar verilebilmektedir.
2942 sayılı Kanunun 27. maddesinde, acele kamulaştırma işleminin dayandırılacağı üç sebep unsurundan, “aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar verilen haller” bakımından, Kanun'da açık bir acelelik haline yer verilmediğinden, maddede öngörülen diğer iki koşuldan bağımsız şekilde, işlem tesisine dayanak olan acelelik halinin ve olağan kamulaştırma usulünden ayrılmasını gerektiren nedenlerin, kamu yararı ile özel mülkiyet hakkı arasındaki denge gözetilerek gerçekleşip gerçekleşmediğinin her somut olayda, projenin ve hizmetin niteliği, mahalli veya ulusal ihtiyacın ivedilikle karşılanması gerekliliği gibi hususlar da göz önünde bulundurularak yargı yerince değerlendirilmesi gerekmektedir.
Acele kamulaştırma istisnai bir yöntem olduğundan, olağan kamulaştırma gerekçeleri dışında aceleliğin varlığına dair şartlarının ortaya konulması gerekmektedir.
Dolayısıyla, acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararlarının da kamu yararı amacına ve hukuka uygun olup olmadığına yönelik hukuki denetiminin; diğer idari işlemler gibi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden incelenerek yapılması gerektiği açıktır.
Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde, dava konusu acele kamulaştırmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı'nın "kamu yararı" ve "acelelik hali" ölçütleri yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
Dosyanın incelenmesinden, Antalya ili, Kaş ilçesi, İslamlar, Üzümlü, Yeşilköy, Çavdır, Kınık ve Gelemiş mahallelerine 30 yılı aşkın bir süredir hizmet vermekte olan ve nakil hattının ekonomik ve fiziki ömrünü yitirmiş olmasından dolayı elektrik ihtiyacını karşılayamayan mevcut hattan kaynaklı olarak son bir yıl içerisinde 12 adet arıza kaydının tespit edildiği ve bu arızalardan 1140 abonenin olumsuz etkilendiği, bölgede yaşanan elektrik kesintilerinden tarım ve turizmin olumsuz etkilendiği, bölgede yapımı tamamlanmak üzere olan Kınık Toptancı Hal Kompleksinin mevcut dağıtım şebekesi ile enerji talebinin karşılanmasının mümkün olmadığı, mesafe ve mevcut hat kesintileri nedeniyle su pompalarında gerilim düşüşleri yaşandığı ve sık sık devre dışı kaldığı belirtilerek bölgenin sosyo-ekonomik faaliyetlerinin daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulabilmesinin, kaliteli ve kesintisiz enerji arzının sağlanmasının amacıyla enerji nakil hattının yapılmasında aciliyet bulunduğundan bahisle uyuşmazlığa konu taşınmazın 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmında mülkiyet hakkı (direk yerleri) tesisi şeklinde acele kamulaştırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta; toplam alanı 6.938,14 m² olan taşınmazın sadece 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmında ise mülkiyet hakkı (direk yerleri) tesisi şeklinde enerji nakil hattı yapımı amacıyla kamulaştırma yapıldığı, artan enerji ihtiyacının bir an önce karşılanabilmesi ve enerji arzının kesintisiz, sürekli biçimde sağlanabilmesi gerekliliği, enerji arz güvenliğinin sağlanmasının önemi ile Ülkemizin başta elektrik enerjisi olmak üzere, enerji arzına olan ihtiyaç durumu dikkate alındığında, somut olayda olduğu gibi Ülkemizin enerji ihtiyacının hızla artış göstermesi ve üretilen enerjinin tüketim noktalarına kaliteli, hızlı ve güvenli şekilde ulaştırılmasında gecikmeye yol açılmamasının amaçlandığı, dava konusu acele kamulaştırma kararının dayanağı olan enerji projesinde kamu yararı ve enerji projesinin bir an önce tamamlanması amacıyla yapılacak kamulaştırmada acelelik halinin bulunduğu sonucuna varıldığından, dava konusu Cumhurbaşkanlığı kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davacının maddi tazminat istemine ilişkin kısmına gelince;
İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren kuramlardan birisi hizmet kusurudur. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır.
İdarenin tazminle yükümlü tutulması, ancak bir maddi zararın kesin olarak ortaya çıkmış, belirgin hale gelmiş olması halinde mümkündür. Kişinin isteği dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksiklikler ile çoğalma olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya çıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, bu aşamada idarenin tazmin yükümlülüğüne gidilmesine olanak bulunmamaktadır.
Davacı tarafından, dava konusu acele kamulaştırma kararı nedeniyle taşınmazından elde ettiği gelirinin yok edildiği, malına açıkça ve kasti olarak zarar verildiği, ağaçlarının ve hasat bekleyen ürünlerinin zarar gördüğü, taşınmazını kullanamadığı, taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlandığı ileri sürülerek maddi tazminat talebinde bulunulmuştur.
Uyuşmazlıkta, davacıya ait taşınmazın 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmında mülkiyet hakkı (direk yerleri) şeklinde acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararına dayalı olarak davalı Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi tarafından ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... D.iş sayılı dosyasında davacıya karşı açılan bedel tespit ve tescil davası neticesinde, ... tarih ve K:... sayılı karar ile davacıya ait taşınmazın 654,57 m2’lik kısmına irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmına mülkiyet hakkı (direk yerleri) şeklinde acele el konulmasına, toplam acele el koyma bedelinin 106.775,32-TL olduğunun tespitine karar verildiği, iş bu karar verilmeden önce taşınmaz malın mahkemece tespit edilen acele el koyma bedelinin 23.09.2024 tarihinde davacı adına banka hesabına depo edildiği görülmüştür.
Bu durumda, asliye hukuk mahkemesince tespit edilen ''acele el koyma bedelinin''; taşınmaz üzerinde tesis edilecek olan enerji nakil hattı için oluşturulan irtifak alanında taşınmazın cinsi, yüksek taçlı bitkilerin planlanamayacak oluşu, taşınmazın bütünlüğünü bozma durumu, ekonomik rehabilitesinde yaratacağı kayıplar, kurulan irtifak alanının taşınmaz alanına oranı, içinde direk olup olmadığı, geçiş şekli, taşınmazı nasıl böldüğü ve geometrik şekli gibi hususlar dikkate alınarak belirlenen irtifak alanındaki değer azalış oranı neticesinde hesaplanan taşınmazın tamamındaki değer azalış bedeli ile pilon yeri nedeniyle mülkiyet kamulaştırması yapılan alanın bedelini kapsadığı ve bu bedelin davacı adına banka hesabına depo edildiği, davacı tarafından ise ''acele el koyma bedeli'' kapsamı dışında, mal varlığında gerçek, kanıtlanmış bir azalma veya artma olanağından yoksun kalma niteliğinde somut bir maddi zararın ortaya konulmadığı anlaşıldığından, davacıya maddi tazminat ödenmesini gerektirecek şartların bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Nitekim, yasaya dayanarak tesis edilen acele kamulaştırma işleminde idarenin sorumluluğu yalnızca kamulaştırma bedelinin tespiti ve ödenmesine ilişkin olduğundan, kamulaştırma süreci usulüne uygun şekilde ve makul sürede tamamlanmış bir taşınmaza hukuka aykırı bir müdahalede bulunulduğundan bahisle idarenin tazminat sorumluluğu bulunmayacağı da tabidir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. DAVANIN REDDİNE,
2\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...- TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,
4\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, acele kamulaştırma işlemi yönünden oyçokluğuyla, tazminat istemi yönünden oybirliğiyle, 06/05/2025 tarihinde karar verildi.
(X)KARŞI OY :
Anayasa'nın 13. ve 35. madde hükümleri uyarınca mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla Anayasa'ya uygun olarak yasayla sınırlandırılması mümkündür. Ancak buna ilişkin düzenlemeler öncelikle kamu yararına dayanmalıdır.Ülkemizin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 Nolu Protokolüyle de mülkiyet hakkı bir insan hakkı olarak kabul edilmiş ve bu hakkın orantılılık ilkesi çerçevesinde kamu yararı gözetilerek sınırlandırılabileceği ifade edilmiştir. Buna göre, bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkının kamulaştırma yolu ile kaldırılması (mülkiyetin el değiştirmesi) kamu yararının karşılanması zorunluluğunun özel mülkiyet hakkının korunmasından üstün tutulması şartına bağlıdır. Bu çerçevede, 2942 sayılı Yasanın 27. maddesi incelendiğinde, kamulaştırma işlemlerinde öngörülen yöntemlerin bir kısmının uygulanmayarak taşınmaza acele el konulabilmesi yolu istisnai olarak başvurulabilecek bir yöntem olarak düzenlendiğinden, madde hükmü ile üç durumda acele kamulaştırma yolu ile taşınmaza el konulmasına olanak tanınmıştır. Bu koşullardan ikisi Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olması halleri şeklinde açıkça sayılmak suretiyle üstün kamu yararının ve kamu düzeninin korunmasının gerçekleştirilmesi amacıyla acele kamulaştırma yoluna gidilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda üçüncü koşul olan aceleliğine Cumhurbaşkanınca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerekmektedir.
3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı, Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunun 17. maddesinin 1. fıkrasında: "Devlet; zeytinciliğin ıslahı, yeni zeytin dikim alanlarının tespiti, zeytin dikim ve yetiştirilmesinin teşviki ile verimin artırılması, hastalık ve zararlılarla mücadele ile ürün elde etmekte masrafları azaltıcı araç ve gereçlerin imal ve ithalinde gerekli kolaylıkları sağlar."; 20. maddesinde: "Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının iznine bağlıdır. Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Ancak, belediye sınırları içinde bulunan zeytinlik sahalarının imar hudutları kapsamı içine alınması hâlinde altyapı ve sosyal tesisler dahil toplam yapılaşma, zeytinlik alanının %10’unu geçemez. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu hâlde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez. İzinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına altmış Türk Lirası idarî para cezası verilir." kuralı bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta; toplam alanı 6.938,14 m² olan ve tapuda ''zeytinlik'' vasfında olan uyuşmazlık konusu taşınmazın; 654,57 m2’lik kısmında irtifak hakkı, 50,98 m2’lik kısmının ise mülkiyet hakkı (direk yerleri) şeklinde kamulaştırma yapıldığı, davalı idareler tarafından uyuşmazlığa konu taşınmazlar için verilmiş tarım dışı kullanma iznine ve zeytincilik dışı kullanıma dair bilgi ve belge sunulmadığı görülmüştür.
Parselin zeytinlik niteliğinde olduğu dikkate alındığında, tarım arazisinin amaç dışı kullanımına izin verilebilmesi için, Devlete yüklenilen tarım arazilerinin korunması ödevi ile sosyal veya ekonomik bazı zorunlu ihtiyaçlar arasında makul bir denge kurulması ve arazinin, tarım arazisi olarak mı amaç dışı kullanımının mı sosyal veya ekonomik açıdan daha fazla kamusal yarar sağlayacağının ortaya konulması suretiyle tarım dışı kullanım izin prosedürünün tamamlanmış olması gerekmektedir.
Bu durumda tapuda zeytinli tarla niteliğinde bulunduğunun belirtilmesine rağmen 3573 sayılı Yasa kapsamında herhangi bir işlem yapılmadığı, bu kararın verildiği tarih itibarıyla taşınmaz için verilmiş tarım dışı kullanım izninin bulunmadığı anlaşıldığından, enerji nakil hattı bölgesindeki tarım arazilerinin enerji nakil hattı tesisi için tarım dışı amaçla kullanılabilmesi için gerekli izin işlemleri sonrasında kamulaştırma kararı alınması gerektiğinden, dava konusu Cumhurbaşkanlığı Kararının uyuşmazlığa konu taşınmaza yönelik kısmında hukuka uyarlık bulunmadığından iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.