Danıştay danistay 2024/4932 E. 2024/6549 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2024/4932
2024/6549
14 Kasım 2024
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2024/4932
Karar No : 2024/6549
TEMYİZ EDENLER : I- (DAVACI) ... Vakfı
VEKİLİ : Av. ...
II- (DAVALI) ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
VEKİLİ : Av. ...
III- (DAVALI) ... Belediye Başkanlığı/...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF : I- (DAVALI) ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı
II- (DAVALI) ... Belediye Başkanlığı/...
III- (DAVACI) ... Vakfı
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: İstanbul İli, Üsküdar İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı davacı vakfın mülkiyetinde bulunan taşınmaza yönelik olarak alınan ... tarih ve ... sayılı imar durum belgesi ve dayanağı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin ... tarih ve ... sayılı kararı ile kabul edilen 1/1000 ölçekli Üsküdar Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Revizyon Uygulama İmar Planı ile ... tarih ve ... sayılı kararı ile kabul edilen 1/5000 ölçekli Üsküdar Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Revizyon Nazım İmar Planının iptali istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararında; yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planında kısmen ibadet alanı, kısmen rekreasyon alanı ve kısmen park ve yeşil alan kullanımında kaldığı, 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ise kısmen 10 ve 15 metrelik yol alanı, kısmen cami alanı, kısmen rekreasyon alanları ve kısmen park alanı kullanımında kaldığı, bu haliyle dava konusu planların üst ölçekli çevre düzeni planıyla ve kendi içerisinde plan hiyerarşisine uygun olduğu, davalı idareler tarafından dava konusu planların hazırlanması aşamasında ilgili mevzuat ile belirlenen kurum görüşlerinin alındığı ve araştırmaların yapıldığı, ayrıca plan revizyon gerekçelerinin somut olarak ortaya konulduğu, dava konusu planlar ile dava konusu taşınmaza yönelik getirilen fonksiyonların kamusal yarar, planlama ilke ve tekniklerine uygun olduğu, bilirkişilerce dava konusu taşınmazın vakıf taşınmazı olduğundan bahisle mazbut vakıfların akar niteliğini korumayacak biçimde planlama yapıldığından bahisle ilgili mevzuata aykırı planlama yapıldığı şeklinde görüş bildirildiği ancak, söz konusu mevzuat hükmünün mazbut vakıflar açısından geçerli olduğu, dava konusu taşınmazın cemaat vakfına tabi olduğu ve bu mevzuat hükmünden yararlandırılamayacağı hususu da dikkate alındığında dava konusu nazım ve uygulama imar planlarında şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve imar mevzuatına aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; uyuşmazlıkta, her ne kadar İdare Mahkemesince dava konusu parselin mazbut vakfa değil; cemaat vakfına ait olduğundan hareketle taşınmazın akar niteliğinin korunmasını gerekli kılan mevzuat hükmünden yararlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddi yönündeki istinafa konu kararın verildiği görülmekte ise de, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nın "Akalliyetlerin Himayesi" başlıklı Üçüncü Faslında yer alan 37-45. maddelerinde, azınlık olarak nitelendirilen gayrimüslim Türk tebaanın kimi bireysel haklarının yanı sıra kollektif/grup haklarının korunmasının da düzenlendiği, bu çerçevede 37. maddede, Türkiye'nin, bu fasılda yer alan hükümlerin temel yasalar olarak tanınmasını ve hiç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlere aykırı ya da çelişir olmamasını ve hiç bir yasanın, hiç bir yönetmeliğin, tüzüğün ve resmi işlemin bu hükümlerden üstün sayılmaması hususunda yükümlü olduğu, 39. Maddesinin 1. fıkrasında, müslüman olmayan azınlıklara mensup Türk yurttaşlarının müslümanların yararlandıkları aynı yurttaşlık haklarıyla siyasal haklardan yararlanacağı, 42. maddesinin son fıkrasında ise, Türkiye Hükümeti'nin, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlayacağı, bu azınlıkların Türkiye'deki vakıflarına, din ve hayır işleri kurumlarına her türlü kolaylığı ve izni sağlayacağı, ayrıca Türkiye Hükümeti'nin yeniden din ve hayır kurumları kurulması için bu nitelikteki öteki özel kurumlara sağlanmış kolaylıklardan hiç birini esirgemeyeceği belirtilmiş, böylece azınlıkların farklı bir statüye sahip olmaları değil, diğer Türk yurttaşlarıyla aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olmaları esasının benimsendiği, yukarıda yer verilen uluslararası antlaşmanın içeriğine bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan azınlıklara ve cemaatlere mütekabiliyet prensibi dahilinde belirli güvencelerin sağlandığı, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının, yönetmeliklerinin ve resmi işlemlerin belirtilen uluslararası antlaşmaya aykırı ve çelişkili olamayacağının ifade edildiği, kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki dinsel ve yardım kurumlarına her türlü koruyuculuğun gösterileceği ve kolaylığın sağlanacağının, benzeri kurumlara sağlanmış olan kolaylıkların hiçbirinin bunlardan esirgenmeyeceğinin hüküm altına alındığı, sözü edilen uluslararası antlaşmaya göre, dinsel ayrımcılık yapılamayacağı ve demokratik, laik, hukuk devleti çerçevesinde davacı vakfın da aralarında bulunduğu azınlık ve cemaat vakıflarına Türkiye Cumhuriyeti yasaları kapsamında eşit muamele edileceği, başka bir deyişle hiçbir grup veya topluluk arasında ayrımcılık yapılamayacağı gibi hukuk kuralları önünde eşit olan kişiler arasında ayrıcalık tanınamayacağı hususu bilinen hukuk ilkelerinden olduğundan, İdare Mahkemesince "vakıf taşınmazlarında akar niteliğini koruyacak şekilde imar düzenlemesi yapılacağı yönündeki mevzuat hükmünün sadece mazbut vakıflar açısından geçerli olduğu, dava konusu taşınmazın cemaat vakfına ait olması nedeniyle bu mevzuat hükmünden yararlandırılamayacağı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemekle birlikte, davacı vakfa ait taşınmazın 17.11.1992 tasdik tarihli Üsküdar Boğaziçi Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Nazım ve Uygulama imar planlarında ağaçlandırılacak alan , 7 ve 10 metrelik yol fonksiyonlarında kalmakta iken 09.10.2009 tasdik tarihli 1/5.000 ölçekli Üsküdar Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Revizyon Nazım İmar Planında parklar ve dinlenme alanları ile dini tesis alanı, 04.09.2013 tasdik tarihli 1/1.000 ölçekli Üsküdar Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Revizyon Uygulama İmar Planında da, kısmen park alanı, kısmen ibadet alanı, kısmen 10 metrelik yol alanında kaldığı, dava konusu revizyon nazım ve uygulama imar planlarında ise parselin ibadet alanı, rekreasyon alanı, park ve imar yolları fonksiyonlarına ayrıldığı, dolayısıyla anılan vakıf taşınmazının planlama sürecinin hiçbir aşamasında gelir getirici bir işleve sahip olmadığı, bu haliyle rekreasyon alanı, ibadet alanı, yol veya park fonksiyonlarına ayrılamayacağından söz edilemeyeceği, vakıf senedinde taşınmazın akar niteliğiyle ilgili herhangi bir bilgi veya belgenin de dosyaya sunulmadığı, taşınmaz mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda da parselin konumu, büyüklüğü bakımından sözü edilen sosyal ve teknik altyapı alanlarına ayrılmasında imar mevzuatına aykırı bir yönünün tespit edilmediği, davacının talebi doğrultusunda taşınmazın sosyal ve teknik alt yapı alanı kullanımlarının sona erdirilerek konut alanı fonksiyonuna ayrılmasının planlama alanındaki projeksiyon nüfusa göre hesaplanan sosyal donatı alanını azaltıcı nitelikte olacağı, ayrıca yeşil alan kullanımlarının Tarihi Yarımada'daki özgün tarihi dokuyu korumaya yönelik kararlardan olması nedeniyle üstün kamu yararı taşıdığı anlaşıldığından, uyuşmazlık konusu parsele, rekreasyon alanı, ibadet alanı, park alanı ve 15 metrelik yol alanı fonksiyonları verilmesini öngören 26.09.2016 onay tarihli dava konusu imar planları ile bu planlara dayalı olarak düzenlenen imar durum belgesinde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak anılan kısımlar yönünden davanın reddine ilişkin kısmına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile reddine, dava konusu 1/1000 ölçekli koruma amaçlı revizyon uygulama imar planında, uyuşmazlık konusu taşınmazın bir kısmının üzerinden geçecek şekilde 10 metre enkesitli yol planlanmasına karşın, bu yolun 1/5000 ölçekli nazım imar planında yer almadığı, ayrıca taşınmaz üzerinden geçecek şekilde konumlandırılan bu yolun yaya yolu niteliğinde olmadığı ve parsele tanımlanan diğer fonksiyonların tamamının ulaşım bağlantısını etkilediği, bu yönüyle söz konusu aykırılığın plan bütünlüğünü bozucu nitelikte olduğundan, dayanak 1/5000 ölçekli koruma amaçlı revizyon nazım imar planında gösterilmeyen 10 metre enkesitli yolun dava konusu 1/1000 ölçekli koruma amaçlı revizyon uygulama imar planında gösterilmesinin, uygulama imar planını dayanağı nazım imar planına aykırı hale getireceğinden, dava konusu 1/1.000 ölçekli Üsküdar Gerigörünüm ve Etkilenme Bölgeleri Koruma Amaçlı Revizyon Uygulama İmar Planında ve plana dayalı olarak düzenlenen imar durum belgesinde anılan fonksiyon yönünden planlama ilkelerine ve mevzuata uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile kararın taşınmazın 10 metre enkesitli yol alanı fonksiyonuna ayrılmasına ilişkin kısmı ile anılan fonksiyon yönünden düzenlenen imar durum belgesinin iptali istemi yönünden davanın reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, dava konusu işlemlerin taşınmazın 10 metre enkesitli imar yolu fonksiyonuna ayrılmasına ilişkin kısımlarının iptaline karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Temyize konu kararın aleyhe olan kısımlarının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı ... Belediye Başkanlığı tarafından; davacı tarafın temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
Davalı ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından;savunma verilmemiştir.
Davacı tarafından; savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. Davacının ve davalıların temyiz isteminin reddine,
2\. Davanın reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile dava konusu işlemlerin taşınmazın 10 metre enkesitli imar yolu fonksiyonuna ayrılmasına ilişkin kısımlarının iptali, diğer kısımlar yönünden istinaf başvurusunun değişik gerekçe ile reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının ONANMASINA,
3\. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 14/11/2024 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.