Danıştay danistay 2022/7808 E. 2025/2339 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2022/7808
2025/2339
28 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2022/7808
Karar No : 2025/2339
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı-...
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU:Aydın - Muğla - Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının Muğla ili, Bodrum ilçesi, ...Mahallesi, ... Mevkii, ... ada ... parsel sayılı ve ... ada ... parsel sayılı taşınmazın "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" olarak belirlenmesine ilişkin kısmının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI :Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının usule ve mevzuata uygun olmadığı, Mülga Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik'te 1/50.000 ve 1/100.000'de “Doğal Karakteri Korunacak Alanlar” gösterimlerine yer verildiği, oysa ki ilan edilen çevre düzeni planında “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” denildiği anılan gösterimin Yönetmelikte bulunmadığı, mevzuat dışına çıkılarak üretildiği, dava dilekçesi ekinde sunulan uzman görüşünde belirtildiği üzere alanın Ege Bölgesi Bodrum Yarımadası Önemli Doğa Alanı (ÖDA NO: EGE012) sınırları içinde olmadığı, önemli doğa alanının sınırları içinde yer almış olsa dahi, önemli doğa alanının Türkiye için ulusal veya uluslararası ölçekte yasal bir bağlayıcılığı olmaması nedeni ile ilgili karara yasal bir dayanak olarak sunulmasının açıkça hukuka aykırı olduğu, alanın hali hazırda 3. derece doğal sit alanı stalüsünde olduğu, plan kararı ile bu statünün üzerinde, bu statüyü geçersiz kılacak bir koruma kararı getirilmesinin bu kararın da bilimsel yöntemlerle değil şehir ve bölge plancılarının teklifi ile onay mercilerinin inisiyatifi ile alınmış olmasının şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğu, alanın bilimsel ve ekolojik çalışmalar yapılmadan “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” kararıyla yapılaşmaya tamamen kapatıldığı, dava dilekçesi ekinde bilimsel değerlendirme raporunda da görüleceği üzere davaya konu alanın, tür kompozisyonu ve habitat durumu, ulusal ve uluslararası ekolojik kriterler açısından “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” özelliği göstermediği ve alanla ilgili herhangi bilimsel ekolojik bir çalışma yapılmadan ve doğal değerleri ortaya konulmadarı (nesli tehlike altında, endemik, nadir türlerin varlığı) “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” olarak ilan edilerek mülkiyet hakkının kısıtlandığından dava konusu çevre düzeni planının taşınmazları yönünden iptali gerektiği ileri sürülmüştür.
DAVALININ SAVUNMASI :Davanın süresinde açılmadığı, davacının davayı açmada kişisel güncel menfaati bulunmadığı, davaya konu alanın büyük bir kısmının Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" ve “arkeolojik sit alanı" olarak tanımlı alanlarda, güney tarafındaki küçük bir kısmın ise "kentsel gelişme alanı" olarak tanımlı alanda ve tamamının “önemli dağa alanı" olarak tanımlı alanda kaldığı, çevre düzeni planında doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar fonksiyonunun, Danıştay Altıncı Dairesinin E.2007/548 sayılı dosyasında 20.05.2008 tarihinde verilen yürütmeyi durdurma kararına esas olan bilirkişi raporunda da yer alan "Akdeniz'de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol gereğince "Önemli Doğa Alanları"nın ekolojik dengeyi koruyucu bir duyarlılıkla ele alınması gerektiği, Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Deltası'ndan başlayarak Bodrum Yanmadası'na kadar uzanan bölgenin "Önemli Doğa Alanı" olduğu, Önemli Doğa Alanı EGE 020 Bodrum Yarımadasının bu kapsam içinde yer aldığı, Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölge Sınırının, uluslararası protokol gereği önemli doğa alanı bütünlüğü içinde ele alınmadığı, oluşabilecek nüfus ve yapı yoğunluğunun aşırı ısınmaya sebep olacağı, ekolojik aşırılığa kaçılması nedeni ile ekosistemin doğal dengesini kendi kendine yenileme yeteneğinin ve gücünün bozulacağı" gerekçesi de dikkate alınarak düzenlendiği, benzer olarak 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında doğal ve ekolojik yapısı düzenlenecek alanlarda kalan müstakil parsel malikleri tarafından parsel bazında açıları davaların red ile sonuçlandığı, nitekim 1/100.000 ölçekli dava konusu çevre düzeni planı açıklama raporu'nun "3.3.2.2. nolu Bodrum" bölümünde "Planlamada günümüzde çeşitli yapı yoğunlukları ile Yarımada 'nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda, mevcut imar planları korunmuş; ancak kent makroformunu tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımlar ilave edilmiştir. Kentsel kullanım kararlarını içeren alanlar dışında ise mutlak koruma ilkesi esas alınmış ve bu doğrultuda, kentsel alanların yakın çevresindeki makilik-fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanlar planda "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar" olarak tanımlanmış ve bugünkü yönelik olarak yeni yapılaşma yapılamayacağı plan hükmüne bağlanmıştır. Bu şekilde Yarımada'da mekânsal gelişme kontrol altına alınmış ve "sıfır yok oluş alanları" olarak da bilinen önemli doğa alanlarının korunması yönünde önemli bir karar üretilmiştir." ifade edildiği üzere doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar herhangi bir koruma statüsü ifade etmediği, bütünleşik bir koruma yaklaşımının bir sonucu olarak geliştirilmiş bir plan kararı olduğu, dava konusu işlemde, kanunlara ve ilgili diğer mevzuata, şehircilik ve planlama ilkeleri ile hizmetin gereklerine ve kamu yararına avkırılık bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ : Dava, Muğla İli, Bodrum İlçesi, ...Mahallesi, ... Mevkii, ... ada, ... parsel ile ... ada, ... parsel sayılı taşınmazların 23.08.2022 tarihli imar durumu belgesine göre Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planınında "Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan"da kalması nedeniyle plan lejant, plan hükümleri ve plan açıklama raporunun değiştirilmesi istemiyle 08.09.2022 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mekansal Planlama Genel Müdürlüğüne yapılan başvuruya yasal süresi içerisinde yanıt verilmediğinden bahisle Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının anılan taşınmazlar yönünden iptal istemiyle açılmıştır.
Davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığa konu ... ada, ... parsel ve ... ada, ... parsel sayılı taşınmazların dava konusu planda "Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan" olarak belirlendiği, davalı idare tarafından, plan kararının Danıştay Altıncı Dairesinin E:2007/548 sayılı dosyasında verilen kararın gerekçesi doğrultusunda, yarımada temelinde belirli bir yoğunluğun korunması amacıyla getirildiğinin belirtildiği, davacı tarafından, taşınmazların 3. derece Doğal Sit Alanı olup doğal ve ekolojik vasfı korunacak alan özelliği göstermediği, aynı özelliklere sahip arazinin büyük bölümüne kentsel yerleşim alanı kullanımı getirilerek diğer tüm çevrenin kullanımının sınırlandırılmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Danıştay Altıncı Dairesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporu ve ek raporda sonuç olarak özetle; bölgenin bütününün gözetilerek dava konusu plan kararının üretildiği, Bodrum yarımadası genelinde hem mekansal gelişmenin hem de yapılaşmanın kontrol altına alınmasının hedeflendiği ve özellikle sıfır yok oluş alanları olarak da bilinen önemli doğa alanlarının korunması yönünde önemli bir plan kararı olan "Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan" plan lejantının üretildiği, dolayısıyla Bodrum yarımadası genelinde belirli bir yoğunluğun korunması ve yarımada bütününde bütünleşik bir koruma yaklaşımının geliştirilmesi amacıyla onaylı imar planları dışında kalan yapılaşmamış alanların korunmasına yönelik plan kararı alındığı, planlama bölgesinde ekosistem sürekliliğinin sağlanmasının gerekli ve zorunlu olduğu, uyuşmazlığa konu parsellerin bulunduğu yerin, büyük ölçüde makilik ve frigana vejetasyonu tarafından kaplanmış olan ve yer yer Kızılçam ağaçlarının da yer aldığı büyük bir bütüncül habitatın bir parçası durumunda bulunduğu, taşınmazların planla belirlenen statüsünün, bölgede peyzaj bütünlüğü açısından en geniş şekilde korunması gereken doğal habitatın tahrip edilmemesi adına bir güvence olduğu, statüde gerçekleştirilecek herhangi bir değişikliğin doğrudan taşınmazların doğal yapısının, biyoçeşitliliğin ve karbon stoklarının kaybedilmesinin ötesinde doğal ekosistem tahribatına ve habitat parçalanmasına yol açabileceğinden, alanın statüsünün değiştirilmesinde kamu yararı bulunmadığı, taşınmazların yapılaşmaya açılması halinde alana ilişkin üst ölçekli planın ana kararlarının, sürekliliğinini, bütünlüğünün bozulacağı ve çevrenin korunmasına yönelik üst ölçekli plan kararlarının etkileneceği, dava konusu planın imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olduğu tespit ve görüşlerine yer verilmiştir.
Dava konusu plan kararına dayanak alınan, 24.11.2006 günlü, 26356 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 30.10.2006 günlü, 2006/11189 sayılı ekli krokide sınırları belirlenen alanın "Muğla-Bodrum Yarımadası Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi" olarak belirlenmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı ile bu kararın bildirimine dair işlemin iptali istemiyle açılan ve Danıştay Altıncı Dairesinin E:2007/548 sayısına kayıtlı davada verilen 20.05.2008 tarihli yürütmenin durdurulması yolundaki kararda, yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda; Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol gereğince, “Önemli Doğa Alanları” nın doğal ekolojik dengeyi koruyucu bir duyarlılıkla ele alınması gerektiği, Dilek Yarımadası ve Büyük Menderes Deltası’ndan başlayan, Bodrum Yarımadasına kadar uzanan bir bölgenin “Önemli Doğa Alanı Bölgesi” olduğu, Önemli Doğa Alanları’nın tümünün uluslararası öneme sahip olduğu, koruma kapsamı içinde acil önlem alınması gereken, “Sıfır Yok Oluş” alanlarının tanımlandığı, bu alanların, yeryüzünde başka hiçbir noktada yaşamayan ve bu alan içinde de nesli tehlike altında olan bir ya da daha çok canlı türünün bulunduğu alanlar olduğu, EGE 020 Bodrum Yarımadasının bu kapsam içinde yer aldığı, “Sıfır Yok Oluş” alanlarının korunması için “Çekirdek Bölge”, “Tampon Bölge” ve “Geçiş ve Gelişme Bölgeleri”nin belirlendiği, Bodrum Yarımadası’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca böyle bir çalışma yapılmadığından, Turizm Koruma ve Gelişme Bölge kararı sınırlarının, Uluslararası Protokole göre, “Önemli Doğa Alanları” bütünlüğü içinde ele alınmadığının anlaşıldığı, “Geçiş ve Gelişme Bölgeleri” belirlenmediği, çevrenin korunarak geliştirilmesi ve tahribatının önlenmesinin Çevre Yönetiminde “Kamu Yararı” ilkesinin benimsenmesini gerektirdiği, Akdeniz’de ciddi bir kuraklığın yaşanacağı görüşlerine yer verildiği, rapordaki bu veriler ışığında, yetersiz bir koruma anlayışıyla büyük bir coğrafi alanı kapsayan bölgeye yönelik tesis edilen işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesine yer verildiği, 25.02.2009 günlü, K:2009/1806 sayılı kararla da işlemlerin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bilirkişi raporu ile dosyadaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesinden, leke plan niteliğindeki dava konusu planın ölçeği gözönünde bulundurulduğunda, parsel bazında kararların üretilmesinin mümkün olamayacağı, planda genel arazi kullanım kararlarının değerlendirildiği, planın bölge ve havza bazında, mevzuata uygun olarak tesis edildiği, kentleşmenin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak müdahalelerin önlenmesi ve ekolojik dengenin korunması amacıyla Danıştay Altıncı Dairesinin yukarıda yer verilen kararı ve ülkemizin de taraf olduğu Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ile Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol hükümleri gözetilerek, planlama bölgesi bütününde koruma-kullanma dengesinin oluşturulması gereken alanlardaki yapılaşmalarda keyfiliklerin önlenmesi ve azami ölçüde korumanın sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan genel arazi kullanım kararlarının öngörüldüğü anlaşılmıştır. Diğer taraftan, dava konusu plan notlarında, bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu belirtilmiştir.
Bu durumda, Bodrum Yarımadasında yoğun yapılaşmanın neden olduğu doğa tahribatı yaşandığından, bölgenin doğal ve ekolojik alan bütünlüğünün bozulması suretiyle yapılaşmaya açılmasının uygun olmayacağı, doğal ve ekolojik dengesi korunması gereken Bodrum Yarımadası bütününün bir parçası olan uyuşmazlığa konu taşınmazların "Doğal ve Ekolojik Yapısı korunacak Alan" olarak belirlenmesi yolundaki dava konusu planda şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE:
MADDİ OLAY:
Bodrum Belediye Başkanlığı’na verilen 23.08.2022 tarihli, 82936 sayılı dilekçe ile dava konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmaz ve ... ada ... parsel sayılı taşınmaza ilişkin imar durum belgesinin talep edildiği, Bodrum Belediyesi Plan ve Proje Müdürlüğü'nün... tarihli, ... sayılı imar durumu belgesi'ne göre; Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında dava konusu olan taşınmazların “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” plan lejantında kaldığı, taşınmazların bulunduğu alanın tamamen yapılaşmaya kapatıldığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na (Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü'ne) verilen... tarihli ve ... sayılı dilekçesi ile 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı ile taşınmazlara getirilen “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” plan kararının, şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına, kamu yararına ve açıkça mevzuata aykırı olması nedeniyle değiştirilmesinin talep edildiği, ancak bu talebin idarenin 30 günlük yasal sürede suskun kalmasıyla reddedilmesi üzerine bakılan davanın 11.10.2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesinde: "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." kuralına yer verilmiştir.
Bu maddeye dayanılarak hazırlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin amacı, ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik 14.06.2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmış; Geçici 1. Maddesinde ise: bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılması öngörülmüş olup, dava konusu edilen çevre düzeni planı önceki düzenlemeler kapsamında tesis edilmiştir.
İşlem tarihinde yürürlükte olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte "Havza" ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, "Bölge" coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7. nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, "planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu" plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının Tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlemiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Davalı idarenin süreye ve ehliyete ilişkin itirazları yerinde görülmemiştir.
Dava konusu çevre düzeni planında, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2007/548 sayılı dosyasında önemli doğa alanlarının yerleşime açılmasının ülkemizin de taraf olduğu Uluslararası Protokole aykırı olduğu hüküm altına alınarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine davalı idarece, ilgili kurum ve kuruluşların bilgi, belge ve görüşleri yanında ekolojik dengenin korunması ve Protokol gereklerinin yerine getirilmesi amacıyla uyuşmazlık konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" kullanımının getirildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, aynı bölgede parsel bazında açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2020/8127 sayılı dosyasında 19.09.2022 tarihli ara kararı ile davalı idareden,"09/03/2011 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında uyuşmazlık konusu taşınmazı kapsayan bölgenin "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" olarak belirlenmesinin gerekçesinin, anılan bölgeye bu kullanım kararı verilirken bölgenin fiziksel koşulları, iklimi, toprak yapısı ve bitki örtüsü gibi hususlarda plana altlık teşkil edecek şekilde gerekli araştırma, analiz ve değerlendirmelerin yapılıp yapılmadığının, varsa bu hususlara dair bilgi ve belgelerin istenilmesine" karar verilmiş ise de davalı idarece bu hususta verilen cevabın hüküm kurmaya ve denetlenmeye elverişli olmaması, belirtilen plan notlarıyla getirilen doğal ve ekolojik niteliği korunacak alanlar tanımının geniş bir ifade olduğu dikkate alındığında, bu tanımın kapsadığı alanların tamamının yeterli inceleme sonucu oluşturulup oluşturulmadığının planlama tekniği yönünden değerlendirilmesi, diğer taraftan davacının dava konusu alanın jeojlojik ve topoğrafik yapısı ile coğrafi özelliklerinin bu tanımda nitelendirilmesini gerektirecek durumda olmadığını iddia etmesi karşısında Dairemizin 23.03.2023 tarihli E:2022/7808 sayılı kararıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve bu karar üzerine naip üye ...'ın niyabetinde... tarihinde Prof. ..., Prof. Dr.... ve Prof. Dr....'nun katılımı ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda;
"•Dava konusu edilen Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın, genel nitelikleri itibariyle, ülke kalkınma planları ve bölge planı kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaların oluşturulmasını belirleyen “üst ölçekli plan niteliği” taşıdığı, ekonomik kararlarla bölgenin genel arazi kullanımı çerçevesinde “Koruma Alanları (sit alanları, doğal karakteri korunacak alanlar, ekolojik öneme sahip alanlar, kullanım sınırlaması getirilen alanlar)” ile ilgili plan kararlarının bir arada değerlendirildiği, koruma-kullanma ilkesi ya da dengesi gözetilerek bölge genelinde doğru bir planlama yaklaşımın öngörüldüğü,
•Plan bütününde, alt ölçekli nazım ve uygulama imar planlarından farklı olarak, alan/bölge bütününde genel ve başlıca mekansal stratejilerinin geliştirildiği, planda yer alan mekansal stratejilerin en temel anlamda gelişme ve koruma stratejileri olduğu, bu doğrultuda çevresel, kültürel, ekolojik ve doğal değerler ile tarımsal değeri olan alanların kesin biçimde “koruma statülü alanlar” olarak belirlendiği ve korunmalarına ilişkin plan önerilerinin geliştirildiği, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından belirlenen önemli gelişme odaklarına ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve buna bağlı olarak da plan ve kullanım kararları belirlenerek planda ifade edildiği, ekonomik büyümenin ve kalkınmanın çevresel değerlerini koruyarak koruma-kullanma dengesinin gerçekleşmesinin öngörüldüğü,
•Uyuşmazlığa konu “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” plan kararının; planlama alanı genelinde belirli bir yoğunluğun korunmasına yönelik olarak belirlendiği, günümüzde çeşitli yapı yoğunlukları ile Bodrum Yarımadası'nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesinin benimsendiği, bu kapsamda mevcut imar planlarının korunduğu ancak kent biçimini tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımların ilave edildiği,
•Kentsel alanların yakın çevresindeki makilik-fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanların planda doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar olarak belirlendiği, Bodrum genelinde mekânsal gelişmenin ve yapılaşmanın kontrol altına alınmasının hedeflendiği, özellikle "sıfır yok oluş alanları" olarak da bilinen “önemli doğa alanlarının korunması” yönünde “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” plan lejantının üretildiği,
•Dava konusu olan üst ölçekli planın bölge bazında ve mevzuata uygun biçimde tesis edildiğinin değerlendirildiği, Bodrum genelinde kentleşmenin sağlıklı şekilde sürdürülebilir kılınması, yarımada genelinde ekolojik dengeyi bozacak müdahalelerin önlenmesi ve ekolojik dengenin korunması amacıyla söz konusu plan kararının alındığı, bu çerçevede davaya konu olan taşınmazların “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” olarak belirlenmesinde imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına bir aykırılık bulunmadığı,
•Dava konusu olan üst ölçekli planın Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümleri kapsamında değil, dönemin mevzuatı olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik hükümlerine göre yapıldığı, planın niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak anılan plan kararı ve lejantının mevzuata uygun olarak devamının sağlandığı, böylece üst ölçekli planda kararlaştırılan koruma stratejilerinin, alt ölçekli nazım ve uygulama imar planlarında kentsel gelişmenin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturulduğu, dolayısıyla bu plan ölçeğinde doğal ve ekolojik alanlar ile tarım arazilerinin korunup geliştirilmesi yönündeki en temel kararların düzenlendiği,
•Dava konusu taşınmazların “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” kullanımı ve “Doğal Sit Alanı” lejantında yer aldığı, diğer yandan alanın hem “Önemli Doğa Alanı” hem de “Özel Çevre Koruma Bölgesi” kapsamında olmadığı, ancak planın ülke düzeyinde belirlenen kalkınma politikaları kapsamında sektörel gelişme hedeflerine uygun olduğu, plan ve arazi kullanım kararlarının üretilmesi sürecinde “Bütünlük, Koruma, Gelişme, Planlama ve Katılım” planlama yaklaşımlarının benimsendiği ve planlar hiyerarşisine uygun olarak hazırlandığı,
•Planın analiz ve yapım aşamalarında imar mevzuatına uygun bir sürecin işletildiği, gerekli analiz ve araştırmalar yanı sıra, ilgili kurumlardan görüşlerin alındığı, planlamanın her aşamasında sosyal paydaşların plan kararlarına katılımının sağlandığı, bölgesel bütünlük ve sürdürülebilir kalkınma amacının plana yansıtılmaya çalışıldığı, koruma anlayışının ön planda tutulduğu, araştırma ve açıklama raporları ile plan hükümlerinin düzenlendiği,
•Ayrıca plan kararlarının; ilgili kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan veriler değerlendirilerek oluşturulduğu, planın bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararlarını getirdiği, çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararlarını kapsadığı ve ayrıca bu planın leke plan niteliğinde olduğu,
•Dava konusu olan üst ölçekli planda; koruma-kullanma ilkesinin/dengesinin sağlanması, doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanların korunması, planlama bölgesinde ekosistem sürekliliklerinin sağlanmasının gerekli ve zorunlu olduğu, dolayısıyla planda değişikliğe gidilmesi durumunda plan ana kararlarının bozulacağı, çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik olarak belirlenen strateji ve politikaların zedeleneceği, taşınmazların yapılaşmaya açılması halinde alana ilişkin planın ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü bozacağı ve çevrenin korunmasına yönelik plan kararlarını etkileyeceği,
•Taşınmazların bulunduğu alanın, Ortakent-Yahşi, Gürece ve İslamhaneleri gibi yerleşim alanları ile civardaki çok sayıda turizm amaçlı tesis ve yerleşim yerleri ile çevrelenmiş olan doğal bir habitatın içerisinde ve bu habitatın doğu kesimine yakın bir yerde bulunduğu, Bodrum Yarımadasında uzun yıllar boyunca yapılaşma sebebi ile süregelen habitat kaybı yaşandığı, sahip olduğu Kızılçam orman, makilik ve frigana vejetasyonu alanlarını hızlı bir şekilde kaybettiği, bütüncül habitatlardan geriye kalan birçok alanın küçük habitat parçaları şeklinde bulunduğu, daha geniş dolanma alanlarına gereksinim duyan büyük memeli hayvanlar için önemli birer habitat olma özelliğini yitirmiş olsa da, bitkiler, böcekler ve diğer birçok organizma grubu için biyolojik çeşitlilik sığınağı olarak önemlerini sürdürdüğü,
•Bölgenin uzun zaman boyunca çok miktarda bitki ve hayvan türüne sığınak olarak ev sahipliği yaptığı, güneybatı Anadolu’nun sahip olduğu yüksek bitki çeşitliliği ve yüksek endemiklik seviyesi ile buradaki türlerin yüksek genetik çeşitliliğe sahip olmasının bölgenin geçmişteki sığınak rolünün bir kalıntısı olduğu, günümüzde yaşamakta olduğunuz iklim değişikliği sürecinde de bu bölgenin birçok tür için sığınak görevi görebileceği, ancak insan kaynaklı habitat kaybının bölgenin bu potansiyelini ortadan kaldırabileceği,
•Dolayısıyla Bodrum Yarımadası genelinde izlenen yoğun yapılaşma baskısından geriye kalmış olan büyük parçalı habitatların korunarak geleceğe aktarılmasının çok daha büyük önem arz ettiği, dava konusu ... ada ... ve ... ada ... parsellerin bulunduğu alanda maki vejetasyonu ile yer yer frigana vejetasyonunun hâkim duruma geçtiği maki açıklıklarından oluşan bir doğal habitat bulunduğu, bu gibi çalılık alanların biyolojik çeşitliliği desteklediği ve iklim değişikliğine karşı karbon tutumunda önemli rol aldıklarının bilindiği,
•Davaya konu olan parsellerin yerinin, büyük ölçüde makilik ve frigana vejetasyonu tarafından kaplanmış olan ve yer yer Kızılçam ağaçlarının da yer aldığı büyük bir bütüncül habitatın bir parçası durumunda olduğu, dolayısıyla bölgede gerçekleşebilecek olası bir yapılaşmanın, Bodrum Yarımadası’nın güney kesimindeki yoğun tahribattan geriye kalan geniş değerli habitatların uzun vadede yapılaşmaya açılmasının da önünü açabileceği,
•Dava konusu parsellerin “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” statüsünün, bölgede peyzaj bütünlüğü açısından en geniş şekilde korunması gereken doğal habitatın tahrip edilmemesi adına bir güvence olduğu, bu statüde gerçekleştirilecek herhangi bir değişikliğin doğrudan taşınmazların doğal yapısının, biyoçeşitliliğinin ve karbon stoklarının kaybedilmesinin ötesinde doğal ekosistem tahribatına ve habitat parçalanmasına yol açabileceği,
•Sonuç itibariyle, davaya konu olan parsellerin statüsünün değiştirilmesinin, bölgenin doğal peyzaj bütünlüğünü tehlikeye atacağı, çok sayıda bitki ve hayvan türünün bölgedeki sığınma alanların daralmasına yol açacağı ve parsellerdeki habitatın iklim değişikliğine karşı bir güvence olan doğal karbon stoklarının kaybına neden olacağı, taşınmazlara tanımlanan mevcut alan statüsünden farklı bir statüye değiştirilmesinde bir kamu yararı bulunmadığı,
Dolayısıyla Muğla İli, Bodrum İlçesi, ...Mahallesi, ... ada ... ve ... ada ... parsellerin bulunduğu alana ilişkin düzenlenen ... tarih ve ... sayılı İmar Durum Belgesine göre taşınmazların Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” olarak belirlenmesinin imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olduğu değerlendirilmektedir." tespitlerine yer verilmiştir.
Yukarıda anılan bilirkişi raporuna itirazen davacı tarafından uzman görüşü olarak dosyaya sunulan raporda; değerlendirmeye konu alanın tür kompozisyonu ve habitat durumu, ulusal ve uluslarası ekolojik kriterler açısından doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan özelliği göstermediği, alanla ilgili herhangi bilimsel ekolojik bir çalışma yapılmadan ve doğal değerleri ortaya konulmadan(nesli tehlike altında , endemik, nadir türlerin varlığı) doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan olarak ilan edildiği, alanın doğal yapsının insan kaynaklı etkilerle bozulmuş olduğu, nadir nesli tehlike altında bitki ve hayvan türlerinin olmadığı, alanın ekolojik olarak benzersiz ve hassas olmadığı alandaki bitki ve hayvan türlerinin Bodrum yarımadasında, Muğla ili, Ege ve Akdeniz bölgesinde hatta Türkiye genelinde bir çok alanda bulunabileceği, bu bağlamda alanın koruma alanı olmasını gerektirecek nitelikte ve nicelikte tür kompozisyona ve habitat yapısına sahip olmadığı, Doğa Derneği tarafından hazırlanan Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinde yer aldığı ancak önemli doğa alanının krtik türlerinin taşınmazda bulunmadığı, karasal ekosistemde ve kentsel yapıya çok yakın konumda bulunan bu alandaki doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan kullanım kararının Akdenizin kirlenmeye karşı korunmasına ait Barselona Sözleşmesinin içerik ve amaçlarına yönelik olarak sunulmasının yersiz ve sakıncalı olabileceği, alanın 3. derece arkeolojik sit alanı olduğu, plan kararı ile bu statünün üzerinde bu statüyü geçersiz kılacak bir koruma kararı getirilmesinin, bu kararın bilimsel olamayan bir çalışma dayanak gösterilerek alınmış olmasının şehircilik ve planlama ilkelerine aykırı olduğu, çevre düzeni planında mevcut veriler doğrultusunda alınan bazı kararların yanlış olması ihtimaline karşın bu kararların düzeltilmesine yönelik karar ve hükümler geliştirildiği ve revize edildiği ancak doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan kararının bilimsel altyapısı olmamasına rağmen kesin doğru olarak kabul edildiği bu durumunda şehircilik ve planlama esaslarına aykırı olduğu tespitlerine yer verildiği görülmüştür. Bu kapsamda uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan olarak belirlenmesinin bilimsel, nesnel ve analitik olarak açıklanmasını sağlayan, ölçütlerin bulunup bulunmadığı anılan ölçütlere göre planlama sahasında belirlemenin eşit bir şekilde yapılıp yapılmadığı, özellikle anılan doğal karakteri korunacak alan olarak ayrılan bölgelerin komşuluğunda yer alan kentsel kullanım alanları getirilen bölgelerin doğal karakteri korunacak alan lejantına alınmamasındaki kıstasların nasıl belirlendiği, bu hususta denetime elverişli kriterlerin planlama ilkeleri anlamında getirilip getirilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması ve davacıların itirazlarının değerlendirilmesi için bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.
Bilirkişiler tarafından dosyaya sunulan ek raporda; "Hazırlamış olduğumuz bilirkişi raporunun dayanmış olduğu ana görüş, davaya söz konusu alandaki gibi küçük alanların doğal ve ekolojik değerinin parsel düzeyinde değerlendirmenin doğru olmayacağı ve bu değerlendirme yapılırken daha geniş ölçekli planların da dikkate alınması gerektiği yönündedir. Bu doğrultuda, bilirkişi raporumuzda, davaya konu olan parselin ekolojik olarak önemli bir alan olup olmadığın değerlendirilmesinde, tek başına parselin değerlendirilmesinin yetersiz olacağı ve üst ölçekli planlarda dikkate alınan hususların da değerlendirilmesinin önemli olacağı defalarca vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, yalnızca davaya konu olan parselin tek başına değerlendirilmesinin doğru olmadığı, söz konusu parselin civarında yer alan diğer alanlarla birlikte habitat bütünlüğü ve habitat kaybı potansiyeli açısından değerlendirmesi gerekli olduğu görüşü hâkim olmuştur. İlgili bilirkişi raporumuzda sunmuş olduğumuz görüşler, sadece Bodrum Yarımadası özelinde olmayan, ancak tüm Akdeniz coğrafyası için kanıtlanmış ve dünya ölçeğinde geçerliliği olan peyzaj ve ekosistem yönetimi konusundaki bilgi ve bulgulara da dayanmaktadır. Bu bilgiler arasında bilirkişi heyeti olarak kararımızı vermemizi şekillendiren hususlardan birkaçı şunlardır: (1) Yoğun kentleşme ile karşı karşıya kalmış olan bölgelerde, kentleşmiş alanlar arasında doğal yapısı ile kalmış olan alanların birçok canlı türü için sığınak görevi görmesi; (2) Doğal alanların karbon yutağı olarak hizmet görmekte olması, Akdeniz coğrafyasında ise bilirkişi raporumuzda da alanda hâkim olduğu belirtilen makilik ve frigana vejetasyonlarının korunmasının özellikle toprak altı organları vasıtasıyla, iklim değişikliği ile mücadele için karbon tutumu konusunda Türkiye'nin vermiş olduğu uluslararası taahhütleri karşılamak için gerekli olması; (3) Peyzaj ve habitat bütünlüğünün korunmasının, ekosistemin sağlığının ve ekosistemlerden insanların sağladığı yararların (ekosistem hizmetlerinin) sürdürülebilmesi açısından önemli olması davaya söz konusu olan parsel hakkında, davacı tarafından uzman görüşü olarak dosyaya sunulan rapor, büyük ölçüde uzman bir botanikçi tarafından sadece endemik ya da tehlikede olan türlerin var olması ya da olmaması yönünde bir inceleme içermektedir. Söz konusu raporun, parselin ekosistem durumunun ve alanın civarındaki doğal alanlar ile olan etkileşiminin değerlendirilmesi bakımından yetersiz olduğu aşikardır. Ayrıca, parseldeki bitki çeşitliliği anlık olarak düşük olsa da alanın restorasyon potansiyeli çok yüksektir ve hızlı çalışmalarda tespit edilemeyen türler (alanı geçici de olsa yaban hayatı türleri, toprakta tohum olarak bekleyen ve yangın sonrası ortaya çıkan türler vb.) alandaki varlığı söz konusu olabilir. Akdeniz ekosistemlerinin dinamiklerini dikkate almayan ve bu gibi ekolojik değerlendirmelerden yoksun bilimsel raporun eksiklikleri, davaya söz konusu alanın ekolojik açıdan uygun bir şekilde değerlendirilmesini olanaksız kılmaktadır. Ekosistemler, yalnızca bitkilerden ya da hâkim vejetasyon örtüsünden oluşmamaktadır; bitkiler ile birlikte bir alanda yer alan diğer organizmalar ve cansız çevrenin etkileşimi ile oluşan karmaşık yapılardır. Bu doğrultuda, bir alandaki ekosistem ya da habitatın ekolojik olarak önemli bir alan olup olmadığına karar verilmesinde, sadece bitkiler konusundaki bilginin dikkate alınması yetersiz olacaktır. Bu doğrultuda, ilgili mahkeme tarafından bilirkişi ekibi içerisinde yer alması istenen ekolog uzmanın Akdeniz ekosistemleri ve dinamikleri konusundaki uzmanlığı, alanın ekolojik olarak önemli bir alan olup olmadığını değerlendirecek kapasitede olduğunun bir göstergesidir. İlgili parselin “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” statüsünün değiştirilmesinin, alan ve civarındaki bölgenin peyzaj bütünlüğünün kaybına yol açabileceği, alanın bu statüsünü kaybetmesi nedeni ile gerçekleşebilecek yapılaşma faaliyetleri sonucunda alanın sağlamakta olduğu ekosistem hizmetlerinin (karbon tutumu, erozyon engelleme ve doğal peyzaj değeri) yok olabileceği ve alanın yaban hayatı için sığınak rolünün zarar görebileceği düşünülmektedir. Diğer yandan, uyuşmazlığa konu olan çevre düzeni planı, genel nitelikleri itibariyle, üst ölçekli bir plan niteliği taşımakta ve planda belirlenen mekansal stratejiler en temel anlamda gelişme ve koruma stratejilerinden oluşmaktadır. Hazırlanan bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, planda çevresel, ekolojik, tarihi ve kültürel miras değerlerine sahip koruma statülü olanların kesin biçimde belirlendiği ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerilerin geliştirildiği, ayrıca belirlenen önemli gelişme odaklarına ilişkin mekansal stratejiler ve buna bağlı plan ve kullanım kararlarının da detaylı şekilde açıklandığı belirlenmiştir. Bu çerçevede, planlama alanı bütününde koruma-kullanma dengesi gözetilerek yerel ve bölgesel ekonomik büyümenin ve kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesinin öngörüldüğü, aynı zamanda planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu ve bu planlara istinaden iş ve işlemlerin yürütülmesinde sakınca bulunmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu taşınmazların bulunduğu alanın doğal peyzajı ile topografya ve silüet etkisini bozacak ya da çevre tahribatına neden olacak hiçbir uygulama yapılamayacağı ve yapılaşmaya açılamayacağı düşünülmektedir. Ayrıca milletlerarası antlaşmalar, uluslararası sözleşmeler ve protokoller ile ulusal ölçekte düzenlenen ilgili mevzuatlar doğrultusunda, Bodrum Yarımadası genelinde hem mekânsal gelişmenin hem de yapılaşmanın kontrol altına alınmasının hedeflendiği ve özellikle sıfır yok oluş alanları olarak da bilinen önemli doğa olanlarının korunması yönünde önemli bir plan kararı olan Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan plan lejantının üretildiği, dolayısıyla Bodrum Yarımadası genelinde belirli bir yoğunluğun korunması ve Yarımada bütününde bütünleşik bir koruma yaklaşımının geliştirilmesi amacıyla onaylı imar planları dışında kalan yapılaşmamış alanların Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bunun yanında, üst ölçekli plan hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde; ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi, tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı değerleri ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, planlama alanı genelinde doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek plan ve arazi kullanım kararları ile ulaşım ağının oluşturulması gerekliliği belirtilmektedir. Bu hususlar, temelde, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve aynı zamanda denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır. Bu çerçevede, üst ölçekli plan geneli dikkate alındığında, Bodrum Yarımadası'nın bir parçası olan söz konusu alanların Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan olarak belirlenmesinde imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına bir aykırılık oluşturmamaktadır.
Netice itibariyle, dosyaya sunulan bilgi-belgeler ve planlar birlikte değerlendirildiğinde; üst-ölçekli (1/100.000 ölçekli) ÇDP'nin hazırlanması sürecinde, mevzuat gereği, uyuşmazlık konusu taşınmazı kapsayan bölgenin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar olarak belirlenmesinin gerekçesinin, anılan bölgeye söz konusu kullanım kararı verilirken bölgenin fiziksel koşulları, iklimi, toprak yapısı ve bitki örtüsü gibi hususlarda plana altlık teşkil edecek şekilde gerekli araştırma, analiz ve değerlendirilmelerin yapıldığı, bu doğrultuda plan notlarıyla getirilen Doğal ve Ekolojik Niteliği Korunacak Alanlar tanımının ve kapsamının üst ölçekli planın niteliği çerçevesinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca korunacak alanlar dışında kalan bölgelerde kentsel kullanımlara yer verilirken özellikle mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planları kararları ile araştırma, analiz ve sentez çalışmaları neticesinde yerleşime uygun olduğu tespit edilen alanların dikkate alındığı değerlendirilmiştir. Hazırlamış olduğumuz bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, dosyada bulunan bilgi ve beldelerden; uyuşmazlık konusu taşınmazların bulunduğu bölgenin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan olarak belirlenmesinde bilimsel, nesnel ve analitik olarak açıklayan ölçütlerin bulunduğu, planlama alanı bütününde söz konusu alanların belirlenmesinin eşit bir şekilde yapıldığı değerlendirilmektedir." tespitlerine yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta iki şehir plancısı ve ekololoji alanında uzman bir bilirkişiden oluşan heyet tarafından düzenlenen kök ve ek rapor ile davacı itirazları, davalı idare beyanları dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde;
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Ayrıca, bir bölgede önceki plan kararları ile belli bir amaca yönelik tanımlama yapılmış olmasının o bölgenin tamamının amacı, kapsamı, niteliği ve esasları ilgili mevzuatta belirlenmiş olan çevre düzeni planında aynı amaca tahsis edileceği sonucunu doğurmayacağı açıktır.
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması, bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Çevre düzeni planlarının leke plan olmaları nedeniyle uygulama imar planları gibi değerlendirilmeyeceği gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Ancak çevre düzeni planı ile getirilen bölgesel kullanım kararların mekansal plan kademelenmesinde üst sırada bulunduğu ve imar planlarını yönlendirici etkisi göz önünde bulundurularak çevre mevzuatı ve planlama esaslarına uygun kararlar olup olmadığının denetlenmeye elverişli şekilde gerekçeleriyle somut olarak ortaya konulması yasal zorunluluktur.
Davalı idarece, Çevre Düzeni Planı ile parsel bazında düzenleme yapılmadığı, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca iletilen bilgi, belge ve görüşlerin değerlendirilmesi sonucu Bodrum Yarımadası özelinde planlama kararı alındığı, hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacıl ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması ve gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak müdahalelerin engellenmesi, 2025 yılı hedef alınarak kültürel ve doğal değerlerin korunması amaçlarının esas alındığı, ayrıca Danıştay Altıncı Dairesi'nin E:2007/548 sayılı dosyasında açılan davadaki bilirkişi raporunda yer alan belirlemelerin göz önünde bulundurulduğu savunulmuş bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta davacı tarafından ise, alanın topoğrafik ve jeolojik açıdan doğal ve ekolojik özelliklere sahip olmadığı iddiası temel iptal sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, çevre düzeni planları sadece toprağın fiziksel yapısı, özellikleri ve kullanımı göz önünde tutularak geliştirilen plan kararlarından oluşmamaktadır. Çevre düzeni planları sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme ulaşım gibi ihtiyaçlarının karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla bölgelerin mevcut kullanım durumu ve bunun sonuçları, nüfus ve sosyo ekonomik gelişmelere bağlı olarak ihtiyaç ve risklerin analizi, doluluk ve gelişme potansiyeli, doğal ve kültürel değerler bir bütün halinde değerlendirilerek koruma kararları ile birlikte gelişme stratejisinin de bölgesel anlamda belirlendiği imar planlarını yönlendirecek olan genel arazi kullanım kararlarının üretildiği şematik ve grafik dil kullanılarak hazırlanan planlardır.
Çevre düzeni planının hazırlanması aşamasında yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistem sürekliliğinin korunması amacıyla çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenmesi ile buna göre arazi kullanım kararlarının oluşturulması gerekmektedir.
Uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında incelendiğinde 5.7.2011 tarihinde en son halini alan dava konusu çevre düzeni planının Bodrum ilçesini kapsayan 09.03.2011 tarihinde onaylı “Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı açıklama raporunda Bodrum hakkında yapılan değerlendirmede:"Bodrum, Muğla İli’nin dünyaca ünlü turistik ilçelerinden birisidir. İlçe gerek Türkiye gerekse Muğla İli ekonomisinde stratejik öneme sahiptir. Bodrum Yarımadası, Merkez İlçe, Bitez, Konacık, Ortakent-Yahşi, Turgutreis, Gümüşlük, Yalıkavak, Gündoğan, Göltürkbükü, Yalı ve Mumcular yerleşimleri ile bütünlük içeren bir mekânsal yapıya sahiptir. Mumcular ve Yalı dışındaki mahallelerde yerleşik alanlar birbirleri ile bütünleşmiş durumdadır. Bu nedenle Bodrum Yarımadası, bir bütün halinde düşünülerek planlanması gereken bir özellik taşımaktadır.
1967’lerde başlayıp, 1980’lerden sonra neredeyse kontrol edilemez bir hızla gelişen turizm sektörü ve ikinci konut gelişimi Bodrum Yarımadası’nın mekânsal ve sosyo-ekonomik yapısında önemli değişikliklere neden olmuştur. Bodrum, turizm sektörünün gelişimi ile bir Ege kasabasından, hızla, uluslararası bir turistik merkez niteliğine ulaşan, dolayısıyla çarpıcı bir şekilde kimlik değiştirmiş yerleşmelere bir örnektir.
Bugün Bodrum bir ikilemle karşı karşıyadır. Turizm talebinin başladığı ilk yıllarda Bodrum’un çekiciliği doğasının güzelliğinden ve tarihi değerlerinden kaynaklanmaktadır. Ne var ki, bu çekicilik ilçenin kısa bir sürede taşıma kapasitesini zorlayan bir mekânsal gelişme göstermesine neden olmuştur. Bu durum kısa vadede gerek yerel halk gerekse yatırımcılar için kârlı, fakat koruma-kullanma dengesinin sağlanamadığı bir sürecin yaşanmasına neden olmuştur. Başka bir ifade ile ekonomik büyümenin doğanın tahrip edilmesine rağmen gerçekleşmiş olması, turizm sektörünü giderek olumsuz yönde etkilenmeye başlamıştır. Oysa, bilindiği gibi Bodrum Yarımadası’nın uluslararası alanda tanınmasının belli başlı üç ana faktörü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, kültür ve deniz turizminin bir arada yer aldığı turizm potansiyeli; ikincisi, doğal ve ekolojik olarak önem taşıması yanı sıra literatürlere geçmiş olan “Bodrum Mimarisi” ve üçüncüsü ise Bodrum Yarımadası’nın, Akdeniz Foku Yaşam Alanları, Gölköy Önemli Bitki Alanları, Bodrum Adaları ve Yarımadası Önemli Bitki ve Kuş Alanları ile biyolojik çeşitlilik açısından “önemli doğa alanlarının” bulunduğu bir bölge olmasıdır. Günümüze kadar Bodrum Yarımadası’nda yaşanmış olan hızlı ve kontrolsüz mekânsal gelişme, Bodrum’un bu kendine has, ender niteliklerinin birer birer yok olma tehlikesi altına girmesine neden olmuştur. Özetle, Bodrum Yarımadası’nda sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek kararların alınması acil önem taşımaktadır. Bu nedenle, başta, Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol gereği, uluslararası öneme sahip popülasyonları barındıran önemli doğa alanlarının korunması olmak üzere; doğal, kültürel ve turistik değerler ve yapılaşma özellikleri göz önüne alınarak, Yarımada’da koruma-kullanma dengesinin sağlanabilmesi ve planlama bütünlüğünün korunması amacına yönelik olarak bu planla Bodrum için özel planlama hükümleri getirilmiştir.
Bu doğrultuda, plan döneminde, Bodrum İlçesi’nin bugünkü karakteri ve doğal kaynakları ile bir uluslararası kültür, sanat ve deniz turizmi merkezi olarak gelişmeye devam edeceği öngörülmektedir. Ancak, bu gelişmenin, doğayı tahrip eden mekânsal büyümeden çok mevcut mekânsal kalitenin ve hizmet kalitesinin artırılması yönünde olması desteklenmiştir. Planlamada günümüzde çeşitli yapı yoğunlukları ile Yarımada’nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda, mevcut imar planları korunmuş; ancak kent makroformunu tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımlar ilave edilmiştir. Kentsel kullanım kararlarını içeren alanlar dışında ise mutlak koruma ilkesi esas alınmış ve bu doğrultuda, kentsel alanların yakın çevresindeki makilik-fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanlar planda “doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar” olarak tanımlanmış ve bugünkü arazi kullanımı devam ettirilerek korunmasına yönelik olarak yeni yapılaşma yapılamayacağı plan hükmüne bağlanmıştır. Bu şekilde Yarımada’da mekânsal gelişme kontrol altına alınmış ve “sıfır yok oluş alanları” olarak da bilinen önemli doğa alanlarının korunması yönünde önemli bir karar üretilmiştir. ….Bodrum İlçesi genelinde mevcut hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik olarak, Yarımada’nın teknik ve kentsel altyapı açısından desteklenmesi önem taşımaktadır. Planda, mevcut imar planı sınırları içindeki, kullanım kararları kabul edilirken, hem mimari bütünlüğün sağlanması hem de yapı yoğunluğunun kontrol altına alınması amacı ile yapılaşma koşullarının (özellikle kottan kazanılan katlar Bodrum’un geleneksel mimarisini bozmakta ve yoğunluğun azami artmasına neden olmaktadır) yoğunluğu düşürecek şekilde değiştirilmesi yönünde plan hükümleri getirilmiştir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
25.8.2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 9.3.2011 ve 5.7.2011 tarihlerinde revize edilmiş; plan hükümlerinin 4.47.maddesinde doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar, kayalık-taşlık, makilik-fundalık-çalılık, plaj-kumsal sazlık-bataklık, kanyon ve benzeri doğal ekolojik, topoğrafik, jeolojik, yerel bitki örtüsü ve silüet gibi özelliklere, tarımsal değerlere sahip plan ve bu planın ilke ve stratejileri ile nüfus kabulleri doğrultusunda, bu planla yapılaşmaya kapatılması öngörülen alanlardır. şeklinde tanımlanmış, Makilik-Fundalık-Çalılık Alanlar başlıklı 8.12 maddesinin, 8.12.1 sayılı alt maddesinde, "bu alanların doğal yapısının korunması esastır. Ancak özel mülkiyete tabi olan parsellerde kadastral bir yola cephesi bulunmak şartı ile konut ya da tarımsal amaçlı yapılar ile, Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik'deki sağlıklı yaşam tesisleri tanımında belirtilen kullanımlar ve bunların ihtiyacı olan konaklama tesisleri ile rekreasyon alanları yer alabilir. Bu kullanımlara ilişkin imar planları, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşleri doğrultusunda ilgili idarece onaylanmadan uygulamaya geçilemez" hükmü ile Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar başlıklı 8.14 maddesinin 8.14.1 sayılı alt bendinde "Bu planda, Doğal ve Ekolojik yapısı korunacak alanlar olarak gösterilen sit alanları, günübirlik kullanım izni verilenler hariç, yapılaşmaya açılamaz; ancak, bu alanlarda 19.6.2007 tarihli, 728 numaralı ilke kararlarında belirtilen yapılaşmaya yönelik hükümler dışındaki diğer hükümler geçerlidir"; 8.14.2 sayılı alt bendinde, "Bu planda, doğal ve eklojik yapısı korunacak alanlar olarak gösterilen sit alanları dışında kalan alanlarda, bugünkü arazi kullanımı devam ettrilecektir. Zorunlu olan teknik alt yapı hizmetleri uygulamaları dışında, doğal bitki örtüsü, topografya ve silüet etkisini bozacak ya da çevre tahribatına sebep olacak hiçbir uygulama yapılamaz. Bu alanlar yapılaşmaya açılamaz" hükümlerine yer verilmiştir.
Diğer taraftan plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılmayacağı, 7.8 maddesinde ise bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.
Yukarıda anılan çevre düzeni planı açıklama raporundaki Bodrum ile ilgili açıklamalar ile çevre düzeni planı hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Bodrum Yarımadasında sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek kararların alınması acil önem taşıdığından başta, Akdenizde Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol gereği, uluslararası öneme sahip popülasyonları barındıran önemli doğa alanlarının korunması olmak üzere; doğal, kültürel ve turistik değerler ve yapılaşma özellikleri göz önüne alınarak, Yarımada'da koruma-kullanma dengesinin sağlanabilmesi ve planlama bütünlüğünün korunması amacına yönelik olarak bu planla Bodrum için özel planlama hükümleri getirildiği görülmektedir.
Bu doğrultuda, Bodrum İlçesi'nin bugünkü karakteri ve doğal kaynakları ile bir uluslararası kültür, sanat ve deniz turizmi merkezi olarak gelişmeye devam edeceği öngörülmektedir. Ancak, bu gelişmenin, doğayı tahrip eden mekânsal büyümeyle değilde mevcut mekânsal kalitenin ve hizmet kalitesinin artırılmasıyla olması desteklenmiştir.
Trafik ve altyapı sorunlarının gün geçtikçe arttığı gözlemlenen Yarımada'nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesi benimsenmiş bu kapsamda, mevcut imar planları korunmuş; ancak kent makroformunu tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımlar ilave edilmiştir. Kentsel kullanım kararlarını içeren alanlar dışında ise mutlak koruma ilkesi esas alınmış ve bu doğrultuda, kentsel alanların yakın çevresindeki makilik- fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanlar planda “doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar” olarak tanımlanmış ve bugünkü arazi kullanımı devamı ettirilerek korunmasına yönelik olarak yeni yapılaşma yapılamayacağı plan hükmüne bağlanmıştır. Bu şekilde Yarımada'da mekânsal gelişmenin kontrol altına alınarak “sıfır yok oluş alanları” olarak da bilinen önemli doğa alanlarının korunması yönünde bir ilke benimsenmiştir.
Bu durumda dava konusu çevre düzeni planında, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2007/548 sayılı dosyasında verilen karar doğrultusunda ülkemizin de taraf olduğu Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol hükümleri gözetilerek, planlama bölgesi bütününde koruma-kullanma dengesinin oluşturulması gereken alanlardaki yapılaşmalarda keyfiliklerin önlenmesi ve azami ölçüde korumanın sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan genel arazi kullanım kararlarının öngörülmesi karşısında; yoğun yapılaşmanın neden olduğu doğa tahribatı ve su arzı yetersizliği gibi sorunlarla karşı karşıya kalmış doğal ve ekolojik dengesinin korunması gerektiği açık olan Bodrum Yarımadası bütününün bir parçası olan uyuşmazlık konusu parsellerin "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" olarak planlanmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
Kaldı ki, plan notlarında belirtildiği üzere bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planları geçerlidir.
Öte yandan davacı tarafından 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında taşınmazların doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan kullanımında kalması nedeniyle taşınmazda yapılaşmaya gidilemediği için mülkiyet hakkının ihlal edildiği bu nedenle leke plan niteliğinde olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planınında parsel bazlı olarak doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan fonksiyonunun iptali istenilmiş ise de, parsel bazlı olarak leke planda değişiklik yapılamayacağı açık olmakla birlikte, çevre düzeni planları yapımında sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararlar bir arada değerlendirilerek doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğü sağlanarak imar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması ilkeleri esas alındığından, taşınmazın çevre düzeni planındaki kullanımı nedeniyle tasarruf edilememesinden kaynaklı mülkiyet hakkı ihlali durumu taşınmazın çevre düzeni planındaki kullanımının değiştirilmesi için zorunlu ve teknik bir sebep olarak gösterilemez.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1.DAVANIN REDDİNE,
2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...- TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
6\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 28/04/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.