Danıştay danistay 2020/8127 E. 2025/2334 K.
Hukuk Asistanı ile Kararları Analiz Edin
Bu karara ve binlerce benzer karara sorunuzu sorun. Kaynak atıflı detaylı yanıtlar alın.
Karar Bilgileri
Danıştay Kararı
2020/8127
2025/2334
28 Nisan 2025
"İçtihat Metni"
T.C.
D A N I Ş T A Y
ALTINCI DAİRE
Esas No : 2020/8127
Karar No : 2025/2334
DAVACILAR : 1- ... 2- ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALILAR : ... Bakanlığı
VEKİLİ : Av. ...
DAVANIN KONUSU : Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... Mahallesi, ... mevkii, ... pafta, ... parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alana ilişkin 09.03.2011 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni planının anılan taşınmaza yönelik kısmının iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI Dava konusu parselin bir kısmının da içinde yer aldığı bölgenin korunan alanlardan olan doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanda yer alacak şekilde plan paftasına dahil edilerek hazırlandığı, 200m kotunun altında yer aldığı için zaten doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan özelliklerini taşımadığı, doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanın parselin nokta büyüklüğünde yer aldığı üst ölçekli plan olan 1/100.000 ölçekli planda davaya konu parseli de kapsaması durumunun planı şehircilik esasları, planlama ilkeleri ve kamu yararına aykırı hale getireceği bu nedenlerle dava konusu 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının uyuşmazlık konusu taşınmaz yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davaya konu alanın büyük bir ksımının Aydın- Muğla- Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında, " doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" ve " arkeolojik sit alanı" olarak tanımlı alanlarda, güney tarafındaki küçğük bir kısmın ise "kentsel gelişme alanı" olarak tanımlı alanda ve tamamının "önemli doğa alanı" olarak tanımlı alanda kaldığı, çevre düzeni planında doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar fonksiyonunun Danıştay Altıncı Dairesinin 20/05/2008 tarihli, E:2007/548 sayılı yürütmenin durdurulması kararına esas olan bilirkişi raporu göz önünde bulundurularak yarım ada temelinde belirli bir yoğunluğun korunması amacıyla getirildiği, nitekim söz konusu plan kararına karşı başka parsel malikleri tarafından açılan davaların reddine karar verildiği ve bu kararların kesinleştiği, idare mahkemesince alınan dosyadaki bulunan bilirkişi raporunda dava konusu çevre düzeni planı ile "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar"ın bütünlüklü bir kurgu ile oluşturulduğu ve bölgesel bir arazi kullanım kararı niteliği taşıdığının belirtildiği, söz konusu plan kararının 25/08/2009 tarihinde onaylanan çevre düzeni planı ile getirilmiş bir plan kararı olduğu ve sonraki tarihlerde yapılan plan değişikliği ve revizyonları ile anılan plan kararı üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığı, davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların tamamen sübjektif mahiyette oldukları, çevre düzeni planının iptali istenen kısmının mevzuatta belirtilen usul ve esaslara uygun olduğu, açılan haksız ve mesnetsiz davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ :Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI ...'IN DÜŞÜNCESİ:Dava ,09/03/2011 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının ,Muğla İli, Bodrum İlçesi ,... mahallesi ,... mevkii ,... pafta,... parsel sayılı taşınmaza ilişkin kısmının iptali istemiyle açılmıştır.
2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesinde: "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." kuralına yer verilmiştir.
Bu maddeye dayanılarak hazırlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin amacı, ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik 14.06.2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmış; Geçici 1. Maddesinde ise: bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılması öngörülmüş olup, dava konusu edilen çevre düzeni planı önceki düzenlemeler kapsamında tesis edilmiştir.
Davacı tarafından ,parsel bazında dava konusu yapılan planda parsellerinin kısmen "kentsel gelişme alanı", kısmen de "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" da kaldığının davalı idare tarafından belirtildiği ,taşınmazlar yönünden... Üniversitesi'nden görüş istendiği ,görüşte söz konusu bölge için "doğal ve ekolojik karakteri korunacak alan" sınırlarının 180-190 m kotu üzerindeki alanları kapsayabileceği ,... sayılı parselin doğal ve arkeolojik yapısı korunacak alan özelliklerini taşımadığı ,bu özellikleri taşıyan alanın 200m. Kotunun üzerindeki alan olduğu ,... sayılı parselin ise bu kotun altında kaldığı ,150-190 m. arasının ise geçiş zonu olduğu hususlarının belirlendiği ,... sayılı parselin bulunduğu yerin kentsel gelişme alanında yer alması gerektiği ,1/100.000 ölçekli plan itibariyle açık ve net olmayan davacı parseli yönünden şehircilik ilkeleri,planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğu iddialarıyla 09/03/2011 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden dava konusu alanın büyük bir kısmının Aydın-Muğla -Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı'nda "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" ve "arkeolojik sit alanı"olarak tanımlı alanlarda ,güney tarafındaki küçük bir kısmının ise "kentsel gelişme alanı"olarak tanımlı alanda ve tamamının "önemli doğa alanı" olarak tanımlı alanda kaldığı anlaşılmaktadır.
Dairesince yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen rapor ve ek raporda özetle ;davaya konu parselin yerinin büyük ölçüde makilik ve frigana vejetasyonu tarafından kaplanmış olan ve yer yer Kızılçam ağaçlarının da yer aldığı büyük bir bütüncül habitatın bir parçası durumunda olduğu ,dolayısıyla bölgede gerçekleşebilecek olası bir yapılaşmanın , Bodrum Yarımadasının güney kesimindeki yoğun tahribattan geriye kalan geniş değerli habitatların uzun vadede yapılaşmaya açılmasının da önünü açabileceği, oysa dava konusu olan parselin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan statüsünün, bölgede peyzaj bütünlüğü açısından en geniş şekilde korunması gereken doğal habitatın tahrip edilmemesi adına bir güvence olduğu ,bu statüde gerçekleştirilecek herhangi bir değişikliğin doğrudan taşınmazların doğal yapısının , biyoçeşitliliğinin ve karbon stoklarının kaybedilmesinin ötesinde doğal ekosistem tahribatına ve habitat parçalanmasına yol açabileceği ,taşınmaza tanımlanan mevcut alan statüsünden farklı bir statüye değiştirilmesinde bir kamu yararı bulunmadığı,davaya konu parsel hakkında davacı tarafından uzman görüşü olarak dosyaya sunulan raporun büyük ölçüde uzman bir botanikçi tarafından sadece endemik ya da tehlikede olan türlerin var olması ya da olmaması yönünde bir inceleme içerdiği ,söz konusu raporun parselin ekosistem durumunun ve alanın civarındaki doğal alanlar ile olan etkileşiminin değerlendirilmesi bakımından yetersiz olduğu ,dava konusu parselin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan statüsünün değiştirilmesinin alan ve civarındaki bölgenin peyzaj bütünlüğünün kaybına yol açabileceği ,alanın bu tatüsünü kaybetmesi nedeni ile gerçekleşebilecek yapılaşma faaliyetleri sonucunda alanın sağlamakta olduğu ekosistem hizmetlerinin (karbon tutumu ,erozyon engelleme ve doğal peyzaj değeri) yok olabileceği ve alanın yaban hayatı için sığınak rolünün zarar görebileceği, uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan olarak belirlenmesinde bilimsel ,nesnel ve analitik olarak açıklayan ölçütlerin bulunduğu ,üst ölçekli plan geneli dikkate alındığında Bodrum Yarımadasının bir parçası olan söz konusu alanın Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan olarak belirlenmesinde imar mevzuatına ,şehircilik ilkelerine , planlama esaslarına bir aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Leke plan niteliğinde bulunan dava konusu planın ölçeği (1/100.000) göz önünde bulundurulduğunda, parsel bazında kararların üretilmesi mümkün olamayacağı gibi genel arazi kullanım kararlarının değerlendirildiği, planın bölge ve havza bazında ve mevzuata uygun olarak tesis edildiği, kentleşmenin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak müdahalenin önlenmesi ve ekolojik dengenin korunması amacıyla plan kararlarının getirildiği görülmektedir.
Bu itibarla dava konusu 09/03/2011 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının ,Muğla İli, Bodrum İlçesi ,... mahallesi ,... mevkii ,... pafta,... parsel sayılı taşınmaza ilişkin kısmında şehircilik ilkileri ,planlama esasları ve kamu yararına aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,davacı taşınmazına yönelik olarak hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra , davanın süre aşımı yönünden reddine dair 28/11/2017 tarih ve E: 2017/6527, K: 2017/10008 sayılı Dairemiz kararının Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/12/2019 tarih ve E: 2018/2123, K:2019/6619sayılı kararıyla bozulmasına karar verilmesi üzerine bozma kararına uyularak yapılan inceleme sonucunda işin gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... mahallesi, ... mevkii, ... pafta, ... parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alana ilişkin 1/25.000 ölçekli nazım imar planının Muğla Büyükşehir Belediye Meclisinin ... tarihli, ... sayılı kararı ile onaylandığı, davacılar tarafından anılan plana yapılan itirazın zımnen reddi üzerine, anılan planla birlikte dayanağı 09/03/2011 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle 22/01/2016 tarihinde ... İdare Mahkemesi kayıtlarına giren dilekçe ile dava açıldığı, anılan Mahkemenin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın görev yönünden reddi ve dava dosyasının görevli Danıştay'a gönderilmesi üzerine, Danıştay Altıncı Dairesi'nin 12/07/2017 tarih ve E:2017/2818, K:2017/5760 sayılı kararıyla, ayrı yargı yerlerince değerlendirilerek sonuçlandırılması gereken söz konusu işlemlere aynı dilekçe ile dava açılmasına olanak bulunmadığından, 2577 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca dava dilekçesinin reddine karar verildiği, bu kararın tebliği üzerine yasal süresi içerisinde 13/10/2017 tarihinde kayda giren yenileme dilekçesi ile Muğla ili, Bodrum ilçesi, ... mahallesi, ... mevkii, ... pafta, ... parsel sayılı taşınmazın bulunduğu alana ilişkin 09/03/2011 onay tarihli 1/100.000 ölçekli Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
İLGİLİ MEVZUAT:
2872 sayılı Çevre Kanununun 9/b maddesinde: "Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir." kuralına yer verilmiştir.
Bu maddeye dayanılarak hazırlanan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin amacı, ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekteki çevre düzeni planlarının hazırlanmasına, hazırlattırılmasına, onaylanmasına, izlenmesine, denetlenmesine ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik 14.06.2014 tarihli, 29030 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 38. maddesinin 2. fıkrasıyla yürürlükten kaldırılmış; Geçici 1. Maddesinde ise: bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce onay makamına sunulan veya idare meclisinde gündeme alınan plan tekliflerinin bu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılması öngörülmüş olup, dava konusu edilen çevre düzeni planı önceki düzenlemeler kapsamında tesis edilmiştir.
İşlem tarihinde yürürlükte olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelikte "Havza" ; bir akarsu kaynağını besleyen yüzey ve yer altı su kaynaklarının tabii su toplama alanını kapsayacak biçimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce belirlenmiş alanlar, "Bölge" coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikleri açısından benzerlik gösteren alan ve/veya Devlet Planlama Teşkilatınca belirlenmiş olan istatistiki bölge (düzey 2) birimleri olarak tanımlanmıştır.
Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 4. maddesi (ç) bendinde, Çevre düzeni planı açıklama raporu: Çevre düzeni planının vizyonunun, amacının, hedeflerinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı ve çevre düzeni planı ile bütün olan rapor; (d) bendinde; çevre düzeni planı araştırma raporu; Planlama alanına ilişkin geleceğe yönelik projeksiyonların yapılabilmesi, plan kararlarının, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin ve plan hükümlerinin belirlenebilmesi için 7. nci madde kapsamında toplanan verilerin planlama çalışmasında kullanılacak biçimde analiz ve sentezinin yapıldığı, alana yönelik fırsatların, tehditlerin, güçlü yönler ve zayıflıkların belirlenerek ilgilisine göre farklı disiplinlerden uzmanlarca hazırlanan rapor, olarak tanımlanmış; çevre düzeni planının niteliklerinin belirlendiği 5. maddesi (e) bendinde, "planlamaya temel oluşturan verilerin farklılığından dolayı farklı mesleklerden uzmanların fiili katılımı ile hazırlanan üst ölçekli bir plan olduğu" plan nitelikleri arasında yer almıştır.
Yönetmeliğin Planlama Alanının Tespiti Başlıklı 6. maddesinin 1/a bendinde Planlama alanı; Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ve Çevre Kanunu kapsamında; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen büyük akarsu havzaları veya Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından belirlemiş istatistiki bölge birimleri (düzey 2) ile birlikte idari sınırları da dikkate alınarak, en az iki il sınırını içerecek şekilde belirlenir hükmü yer almıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava konusu çevre düzeni planında, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2007/548 sayılı dosyasında önemli doğa alanlarının yerleşime açılmasının ülkemizin de taraf olduğu Uluslararası Protokole aykırı olduğu hüküm altına alınarak yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine davalı idarece, ilgili kurum ve kuruluşların bilgi, belge ve görüşleri yanında ekolojik dengenin korunması ve Protokol gereklerinin yerine getirilmesi amacıyla uyuşmazlık konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" kullanımının getirildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlıkta, Danıştay Altıncı Dairesinin 19.09.2022 tarihli, E:2020/8127 sayılı ara kararı ile davalı idareden,"09/03/2011 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında uyuşmazlık konusu taşınmazı kapsayan bölgenin "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" olarak belirlenmesinin gerekçesinin, anılan bölgeye bu kullanım kararı verilirken bölgenin fiziksel koşulları, iklimi, toprak yapısı ve bitki örtüsü gibi hususlarda plana altlık teşkil edecek şekilde gerekli araştırma, analiz ve değerlendirmelerin yapılıp yapılmadığının, varsa bu hususlara dair bilgi ve belgelerin istenilmesine" karar verilmiş ise de davalı idarece bu hususta verilen cevabın hüküm kurmaya ve denetlenmeye elverişli olmaması, belirtilen plan notlarıyla getirilen doğal ve ekolojik niteliği korunacak alanlar tanımının geniş bir ifade olduğu dikkate alındığında, bu tanımın kapsadığı alanların tamamının yeterli inceleme sonucu oluşturulup oluşturulmadığının planlama tekniği yönünden değerlendirilmesi, diğer taraftan davacının dava konusu alanın jeojlojik ve topoğrafik yapısı ile coğrafi özelliklerinin bu tanımda nitelendirilmesini gerektirecek durumda olmadığını iddia etmesi karşısında Dairemizin 23.03.2023 tarihli E:2020/8127 sayılı kararıyla yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ve bu karar üzerine naip üye ...'ın niyabetinde 16.06.2023 tarihinde Prof. Dr...., Prof. Dr.... ve Prof. Dr....'nun katılımı ile yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporda;"• Dava konusu edilen Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın, genel nitelikleri itibariyle, ülke kalkınma planları ve bölge planı kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanım kararları ile bunlara ilişkin strateji ve politikaların oluşturulmasını belirleyen “üst ölçekli plan niteliği” taşıdığı, ekonomik kararlarla bölgenin genel arazi kullanımı çerçevesinde “Koruma Alanları (sit alanları, doğal karakteri korunacak alanlar, ekolojik öneme sahip alanlar, kullanım sınırlaması getirilen alanlar)” ile ilgili plan kararlarının bir arada değerlendirildiği, koruma-kullanma ilkesi ya da dengesi gözetilerek bölge genelinde doğru bir planlama yaklaşımın öngörüldüğü,
•Plan bütününde, alt ölçekli nazım ve uygulama imar planlarından farklı olarak, alan/bölge bütününde genel ve başlıca mekansal stratejilerinin geliştirildiği, planda yer alan mekansal stratejilerin en temel anlamda gelişme ve koruma stratejileri olduğu, bu doğrultuda çevresel, kültürel, ekolojik ve doğal değerler ile tarımsal değeri olan alanların kesin biçimde “koruma statülü alanlar” olarak belirlendiği ve korunmalarına ilişkin plan önerilerinin geliştirildiği, yerel ve/veya ülkesel ekonomik kalkınma açısından belirlenen önemli gelişme odaklarına ilişkin mekansal gelişme ve büyüme stratejileri ve buna bağlı olarak da plan ve kullanım kararları belirlenerek planda ifade edildiği, ekonomik büyümenin ve kalkınmanın çevresel değerlerini koruyarak koruma-kullanma dengesinin gerçekleşmesinin öngörüldüğü,
•Uyuşmazlığa konu “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” plan kararının; planlama alanı genelinde belirli bir yoğunluğun korunmasına yönelik olarak belirlendiği, günümüzde çeşitli yapı yoğunlukları ile Bodrum Yarımadası'nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesinin benimsendiği, bu kapsamda mevcut imar planlarının korunduğu ancak kent biçimini tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımların ilave edildiği,
•Kentsel alanların yakın çevresindeki makilik-fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanların planda doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar olarak belirlendiği, Bodrum genelinde mekânsal gelişmenin ve yapılaşmanın kontrol altına alınmasının hedeflendiği, özellikle "sıfır yok oluş alanları" olarak da bilinen “önemli doğa alanlarının korunması” yönünde “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” plan lejantının üretildiği,
•Dava konusu olan üst ölçekli planın bölge bazında ve mevzuata uygun biçimde tesis edildiğinin değerlendirildiği, Bodrum genelinde kentleşmenin sağlıklı şekilde sürdürülebilir kılınması, yarımada genelinde ekolojik dengeyi bozacak müdahalelerin önlenmesi ve ekolojik dengenin korunması amacıyla söz konusu plan kararının alındığı, bu çerçevede davaya konu olan taşınmazların “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” olarak belirlenmesinde imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına bir aykırılık bulunmadığı,
•Dava konusu olan üst ölçekli planın Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği hükümleri kapsamında değil, dönemin mevzuatı olan Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmelik hükümlerine göre yapıldığı, planın niteliğine, içeriğine ve plan yapım yaklaşımına yönelik olarak anılan plan kararı ve lejantının mevzuata uygun olarak devamının sağlandığı, böylece üst ölçekli planda kararlaştırılan koruma stratejilerinin, alt ölçekli nazım ve uygulama imar planlarında kentsel gelişmenin belirlenmesine ve denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturulduğu, dolayısıyla bu plan ölçeğinde doğal ve ekolojik alanlar ile tarım arazilerinin korunup geliştirilmesi yönündeki en temel kararların düzenlendiği,
•Muğla Büyükşehir Belediye Meclisi’nce onaylanan 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planının üst ölçekli çevre düzeni planının genel ilke, hedef ve kararlarına uygun olarak hazırlandığı ve taşınmazın bu plandaki kullanım kararının üst ölçekli ÇDP’ye aykırılık teşkil etmediği, 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planda, heyetimiz tarafından yapılan incelemelerde de dava konusu taşınmazın "Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan”, “Arkeolojik Sit Alanı” ve “Kentsel Gelişme Alanı” lejantları kapsamında kaldığı, aynı zamanda “Önemli Doğa Alanı” olarak tanımlı bölge içinde kaldığı, ancak üst ölçekli planın ölçeği gereği taşınmazın yerinin net olarak gösterilmesinin mümkün olmadığı, davalı idarenin savunmalarında da görüldüğü üzere taşınmazın yerinin ve hangi alan kullanımında kaldığının “yaklaşık” olarak belirtildiği,
•Bu çerçevede “dava konusu ... ada ... parsel sayılı taşınmazın büyüklüğü” itibariyle bir kısmının Konut Gelişme Alanında kaldığının belirlenmesinin uygun ve rasyonel bir belirleme yöntemi olmadığı, dolayısıyla bu konuda ayrıntıda teknik bir çalışma yapılarak alt ölçekli imar planlarında tereddüte mahal vermeyecek şekilde (farklı tekniklerle ve programlarla) hazırlanmasının daha uygun ve rasyonel bir yaklaşım olacağı düşünüldüğü, ayrıca planlar hiyerarşisi çerçevesinde 1/25.000 ölçekli planın üst ölçekli plana uygun olarak hazırlandığı, bununla birlikte ölçeği gereği 1/100.000 ölçekli plan kararları şematik olup ve taşınmazın bu plandaki kullanım kararı açıklanırken “yaklaşık olarak” ifadesinin kullanıldığı,
•Dava konusu planın ülke düzeyinde belirlenen kalkınma politikaları kapsamında sektörel gelişme hedeflerine uygun olduğu, genel arazi kullanım kararlarının üretilmesi sürecinde “Bütünlük, Koruma, Gelişme, Planlama ve Katılım” planlama yaklaşımlarının benimsendiği ve planlar hiyerarşisine uygun hazırlandığı, analiz ve yapım aşamalarında imar mevzuatına uygun bir sürecin işletildiği, ilgili kurumlardan görüşlerin alındığı, planlamanın her aşamasında sosyal paydaşların plan kararlarına katılımının sağlandığı, bölgesel bütünlük ve sürdürülebilir kalkınma amacının plana yansıtılmaya çalışıldığı, koruma anlayışının ön planda tutulduğu, araştırma ve açıklama raporları ile plan hükümlerinin düzenlendiği,
•Ayrıca plan kararlarının; ilgili kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan veriler değerlendirilerek oluşturulduğu, planın bölgesel nitelikte genel arazi kullanım kararlarını getirdiği, çevre kirliliğinin oluşmadan önce önlenebilmesi ve sağlıklı çevrenin oluşturulmasına yönelik hedef, ilke, strateji ve politikaları sağlayacak plan kararlarını kapsadığı ve ayrıca bu planın leke plan niteliğinde olduğu,
•Dava konusu olan üst ölçekli planda; koruma-kullanma ilkesinin/dengesinin sağlanması, doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanların korunması, planlama bölgesinde ekosistem sürekliliklerinin sağlanmasının gerekli ve zorunlu olduğu, dolayısıyla planda değişikliğe gidilmesi durumunda plan ana kararlarının bozulacağı, çevrenin korunması ve çevre kirliliğinin önlenmesine yönelik olarak belirlenen strateji ve politikaların zedeleneceği, taşınmazların yapılaşmaya açılması halinde alana ilişkin planın ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü bozacağı ve çevrenin korunmasına yönelik plan kararlarını etkileyeceği,
•Taşınmazların bulunduğu alanın, Ortakent-Yahşi, Gürece ve İslamhaneleri gibi yerleşim alanları ile civardaki çok sayıda turizm amaçlı tesis ve yerleşim yerleri ile çevrelenmiş olan doğal bir habitatın içerisinde ve bu habitatın doğu kesimine yakın bir yerde bulunduğu, Bodrum Yarımadasında uzun yıllar boyunca yapılaşma sebebi ile süregelen habitat kaybı yaşandığı, sahip olduğu Kızılçam orman, makilik ve frigana vejetasyonu alanlarını hızlı bir şekilde kaybettiği, bütüncül habitatlardan geriye kalan birçok alanın küçük habitat parçaları şeklinde bulunduğu, daha geniş dolanma alanlarına gereksinim duyan büyük memeli hayvanlar için önemli birer habitat olma özelliğini yitirmiş olsa da, bitkiler, böcekler ve diğer birçok organizma grubu için biyolojik çeşitlilik sığınağı olarak önemlerini sürdürdüğü,
•Bölgenin uzun zaman boyunca çok miktarda bitki ve hayvan türüne sığınak olarak ev sahipliği yaptığı, güneybatı Anadolu’nun sahip olduğu yüksek bitki çeşitliliği ve yüksek endemiklik seviyesi ile buradaki türlerin yüksek genetik çeşitliliğe sahip olmasının bölgenin geçmişteki sığınak rolünün bir kalıntısı olduğu, yaşamakta olduğunuz iklim değişikliği sürecinde de bu bölgenin birçok tür için sığınak görevi görebileceği, ancak insan kaynaklı habitat kaybının bölgenin bu potansiyelini ortadan kaldırabileceği, dolayısıyla Bodrum Yarımadasında izlenen yoğun yapılaşma baskısından geriye kalmış olan büyük parçalı habitatların korunarak geleceğe aktarılmasının çok daha büyük önem arz ettiği, taşınmazlar bulunduğu alanda maki vejetasyonu ile yer yer frigana vejetasyonunun hâkim duruma geçtiği maki açıklıklarından oluşan bir doğal habitat bulunduğu, bu gibi çalılık alanların biyolojik çeşitliliği desteklediği ve iklim değişikliğine karşı karbon tutumunda önemli rol aldıklarının bilindiği,
•Davaya konu olan parsellerin yerinin, büyük ölçüde makilik ve frigana vejetasyonu tarafından kaplanmış olan ve yer yer Kızılçam ağaçlarının da yer aldığı büyük bir bütüncül habitatın bir parçası durumunda olduğu, dolayısıyla bölgede gerçekleşebilecek olası bir yapılaşmanın, Bodrum Yarımadası’nın güney kesimindeki yoğun tahribattan geriye kalan geniş değerli habitatların uzun vadede yapılaşmaya açılmasının da önünü açabileceği, oysa dava konusu olan parsellerin “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” statüsünün, bölgede peyzaj bütünlüğü açısından en geniş şekilde korunması gereken doğal habitatın tahrip edilmemesi adına bir güvence olduğu, bu statüde gerçekleştirilecek herhangi bir değişikliğin doğrudan taşınmazların doğal yapısının, biyoçeşitliliğinin ve karbon stoklarının kaybedilmesinin ötesinde doğal ekosistem tahribatına ve habitat parçalanmasına yol açabileceği,
•Sonuç itibariyle, davaya konu olan parsellerin statüsünün değiştirilmesinin, bölgenin doğal peyzaj bütünlüğünü tehlikeye atacağı, çok sayıda bitki ve hayvan türünün bölgedeki sığınma alanların daralmasına yol açacağı ve parsellerdeki habitatın iklim değişikliğine karşı bir güvence olan doğal karbon stoklarının kaybına neden olacağı, taşınmazlara tanımlanan mevcut alan statüsünden farklı bir statüye değiştirilmesinde bir kamu yararı bulunmadığı,
Dolayısıyla Muğla İli, Bodrum İlçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, ... pafta ... sayılı parselde bulunan müvekkillerin maliki olduğu parsel yönünden ... tarihli ve ... sayılı dilekçesinin zımnen reddine ilişkin işlem ile 1/25.000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın Muğla İline ilişkin kısmının ve ... sayılı parsel yönünden Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında taşınmazın “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” olarak belirlenmesinin imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına uygun olduğu değerlendirilmektedir." tespitlerine yer verilmiştir.
Yukarıda anılan bilirkişi raporuna itirazen davacı tarafından uzman görüşü olarak dosyaya sunulan raporda halihazır durum ve yakın çevre yapılaşma düzenleri arazinin jeolojik hidrolojik morfolojik yapısı geometrisi siluet ve peyzaj karakteri dikkate alındığında ... parsel sayılı taşınmazın tamamının doğsal ve ekolojik yapısı korunacak alan sınırları içerisinde kalamayacağı, söz konusu bölge için doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan sınırının 180-190 m kotu üzerindeki alanları kapsayacağı, özellikle kayalık taşlık topoğrafya silüet gibi doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan özelliği gösteren tepe bölgesine komşu bir alanda kalması sebebiyle geçiş zonu özelliklerini taşıdığı, 3. derece arkeolojik alan yapılaşma şartlarına göre açık ve kapalı mekanlar oluşturulabileceği, tespitlerine yer verildiği, bu kapsamda uyuşmazlık konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan olarak belirlenmesinin bilimsel, nesnel ve analitik olarak açıklanmasını sağlayan, ölçütlerin bulunup bulunmadığı anılan ölçütlere göre planlama sahasında belirlemenin eşit bir şekilde yapılıp yapılmadığı, özellikle anılan doğal karakteri korunacak alan olarak ayrılan bölgelerin komşuluğunda yer alan
kentsel kullanım alanları getirilen bölgelerin doğal karakteri korunacak alan lejantına alınmamasındaki kıstasların nasıl belirlendiği, bu hususta denetime elverişli kriterlerin planlama ilkeleri anlamında getirilip getirilmediği hususlarının açıklığa kavuşturulması ve davacıların itirazlarının değerlendirilmesi için bilirkişilerden ek rapor alınmasına karar verilmiştir.
Bilirkişiler tarafından dosyaya sunulan ek raporda; "Hazırlamış olduğumuz bilirkişi raporunun dayanmış olduğu ana görüş, davaya söz konusu alandaki gibi küçük alanların doğal ve ekolojik değerinin parsel düzeyinde değerlendirmenin doğru olmayacağı ve bu değerlendirme yapılırken daha geniş ölçekli planların da dikkate alınması gerektiği yönündedir. Bu doğrultuda, bilirkişi raporumuzda, davaya konu olan parselin ekolojik olarak önemli bir alan olup olmadığın değerlendirilmesinde, tek başına parselin değerlendirilmesinin yetersiz olacağı ve üst ölçekli planlarda dikkate alınan hususların da değerlendirilmesinin önemli olacağı defalarca vurgulanmıştır. Bu doğrultuda, yalnızca davaya konu olan parselin tek başına değerlendirilmesinin doğru olmadığı, söz konusu parselin civarında yer alan diğer alanlarla birlikte habitat bütünlüğü ve habitat kaybı potansiyeli açısından değerlendirmesi gerekli olduğu görüşü hâkim olmuştur. İlgili bilirkişi raporumuzda sunmuş olduğumuz görüşler, sadece Bodrum Yarımadası özelinde olmayan, ancak tüm Akdeniz coğrafyası için kanıtlanmış ve dünya ölçeğinde geçerliliği olan peyzaj ve ekosistem yönetimi konusundaki bilgi ve bulgulara da dayanmaktadır. Bu bilgiler arasında bilirkişi heyeti olarak kararımızı vermemizi şekillendiren hususlardan birkaçı şunlardır: (1) Yoğun kentleşme ile karşı karşıya kalmış olan bölgelerde, kentleşmiş alanlar arasında doğal yapısı ile kalmış olan alanların birçok canlı türü için sığınak görevi görmesi; (2) Doğal alanların karbon yutağı olarak hizmet görmekte olması, Akdeniz coğrafyasında ise bilirkişi raporumuzda da alanda hâkim olduğu belirtilen makilik ve frigana vejetasyonlarının korunmasının özellikle toprak altı organları vasıtasıyla, iklim değişikliği ile mücadele için karbon tutumu konusunda Türkiye'nin vermiş olduğu uluslararası taahhütleri karşılamak için gerekli olması; (3) Peyzaj ve habitat bütünlüğünün korunmasının, ekosistemin sağlığının ve ekosistemlerden insanların sağladığı yararların (ekosistem hizmetlerinin) sürdürülebilmesi açısından önemli olması davaya söz konusu olan parsel hakkında, davacı tarafından uzman görüşü olarak dosyaya sunulan rapor, büyük ölçüde uzman bir botanikçi tarafından sadece endemik ya da tehlikede olan türlerin var olması ya da olmaması yönünde bir inceleme içermektedir. Söz konusu raporun, parselin ekosistem durumunun ve alanın civarındaki doğal alanlar ile olan etkileşiminin değerlendirilmesi bakımından yetersiz olduğu aşikardır. Ayrıca, parseldeki bitki çeşitliliği anlık olarak düşük olsa da alanın restorasyon potansiyeli çok yüksektir ve hızlı çalışmalarda tespit edilemeyen türler (alanı geçici de olsa yaban hayatı türleri, toprakta tohum olarak bekleyen ve yangın sonrası ortaya çıkan türler vb.) alandaki varlığı söz konusu olabilir. Akdeniz ekosistemlerinin dinamiklerini dikkate almayan ve bu gibi ekolojik değerlendirmelerden yoksun bilimsel raporun eksiklikleri, davaya söz konusu alanın ekolojik açıdan uygun bir şekilde değerlendirilmesini olanaksız kılmaktadır. Ekosistemler, yalnızca bitkilerden ya da hâkim vejetasyon örtüsünden oluşmamaktadır; bitkiler ile birlikte bir alanda yer alan diğer organizmalar ve cansız çevrenin etkileşimi ile oluşan karmaşık yapılardır. Bu doğrultuda, bir alandaki ekosistem ya da habitatın ekolojik olarak önemli bir alan olup olmadığına karar verilmesinde, sadece bitkiler konusundaki bilginin dikkate alınması yetersiz olacaktır. Bu doğrultuda, ilgili mahkeme tarafından bilirkişi ekibi içerisinde yer alması istenen ekolog uzmanın Akdeniz ekosistemleri ve dinamikleri konusundaki uzmanlığı, alanın ekolojik olarak önemli bir alan olup olmadığını değerlendirecek kapasitede olduğunun bir göstergesidir. İlgili parselin “Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan” statüsünün değiştirilmesinin, alan ve civarındaki bölgenin peyzaj bütünlüğünün kaybına yol açabileceği, alanın bu statüsünü kaybetmesi nedeni ile gerçekleşebilecek yapılaşma faaliyetleri sonucunda alanın sağlamakta olduğu ekosistem hizmetlerinin (karbon tutumu, erozyon engelleme ve doğal peyzaj değeri) yok olabileceği ve alanın yaban hayatı için sığınak rolünün zarar görebileceği düşünülmektedir. Diğer yandan, uyuşmazlığa konu olan çevre düzeni planı, genel nitelikleri itibariyle, üst ölçekli bir plan niteliği taşımakta ve planda belirlenen mekansal stratejiler en temel anlamda gelişme ve koruma stratejilerinden oluşmaktadır. Hazırlanan bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, planda çevresel, ekolojik, tarihi ve kültürel miras değerlerine sahip koruma statülü olanların kesin biçimde belirlendiği ve bu alanların korunmasına ilişkin plan önerilerin geliştirildiği, ayrıca belirlenen önemli gelişme odaklarına ilişkin mekansal stratejiler ve buna bağlı plan ve kullanım kararlarının da detaylı şekilde açıklandığı belirlenmiştir. Bu çerçevede, planlama alanı bütününde koruma-kullanma dengesi gözetilerek yerel ve bölgesel ekonomik büyümenin ve kalkınmanın çevresel değerleri koruyarak gerçekleşmesinin öngörüldüğü, aynı zamanda planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu ve bu planlara istinaden iş ve işlemlerin yürütülmesinde sakınca bulunmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu taşınmazların bulunduğu alanın doğal peyzajı ile topografya ve silüet etkisini bozacak ya da çevre tahribatına neden olacak hiçbir uygulama yapılamayacağı ve yapılaşmaya açılamayacağı düşünülmektedir. Ayrıca milletlerarası antlaşmalar, uluslararası sözleşmeler ve protokoller ile ulusal ölçekte düzenlenen ilgili mevzuatlar doğrultusunda, Bodrum Yarımadası genelinde hem mekânsal gelişmenin hem de yapılaşmanın kontrol altına alınmasının hedeflendiği ve özellikle sıfır yok oluş alanları olarak da bilinen önemli doğa olanlarının korunması yönünde önemli bir plan kararı olan Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan plan lejantının üretildiği, dolayısıyla Bodrum Yarımadası genelinde belirli bir yoğunluğun korunması ve Yarımada bütününde bütünleşik bir koruma yaklaşımının geliştirilmesi amacıyla onaylı imar planları dışında kalan yapılaşmamış alanların Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bunun yanında, üst ölçekli plan hazırlanırken dikkate alınması gereken temel unsurlar içinde; ekolojik ve ekonomik kararların uyumu ve bütünleşmesi, tarihi ve kültürel yapı ile orman alanları, tarım arazileri, su kaynakları ve kıyı gibi doğal yapı değerleri ve peyzajın korunması ve geliştirilmesi, planlama alanı genelinde doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğünün sağlanması, ayrıca çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenerek plan ve arazi kullanım kararları ile ulaşım ağının oluşturulması gerekliliği belirtilmektedir. Bu hususlar, temelde, alt ölçekli planlarda kentsel gelişmenin ve kent biçiminin belirlenmesine ve aynı zamanda denetlenmesine yönelik bir mekansal çerçeve oluşturmaktadır. Bu çerçevede, üst ölçekli plan geneli dikkate alındığında, Bodrum Yarımadası'nın bir parçası olan söz konusu alanların Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan olarak belirlenmesinde imar mevzuatına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına bir aykırılık oluşturmamaktadır.
Netice itibariyle, dosyaya sunulan bilgi-belgeler ve planlar birlikte değerlendirildiğinde; üst-ölçekli (1/100.000 ölçekli) ÇDP'nin hazırlanması sürecinde, mevzuat gereği, uyuşmazlık konusu taşınmazı kapsayan bölgenin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar olarak belirlenmesinin gerekçesinin, anılan bölgeye söz konusu kullanım kararı verilirken bölgenin fiziksel koşulları, iklimi, toprak yapısı ve bitki örtüsü gibi hususlarda plana altlık teşkil edecek şekilde gerekli araştırma, analiz ve değerlendirilmelerin yapıldığı, bu doğrultuda plan notlarıyla getirilen Doğal ve Ekolojik Niteliği Korunacak Alanlar tanımının ve kapsamının üst ölçekli planın niteliği çerçevesinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca korunacak alanlar dışında kalan bölgelerde kentsel kullanımlara yer verilirken özellikle mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planları kararları ile araştırma, analiz ve sentez çalışmaları neticesinde yerleşime uygun olduğu tespit edilen alanların dikkate alındığı değerlendirilmiştir. Hazırlamış olduğumuz bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, dosyada bulunan bilgi ve beldelerden; uyuşmazlık konusu taşınmazların bulunduğu bölgenin Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alan olarak belirlenmesinde bilimsel, nesnel ve analitik olarak açıklayan ölçütlerin bulunduğu, planlama alanı bütününde söz konusu alanların belirlenmesinin eşit bir şekilde yapıldığı değerlendirilmektedir." tespitlerine yer verilmiştir.
Uyuşmazlıkta iki şehir plancısı ve ekololoji alanında uzman bir bilirkişiden oluşan heyet tarafından düzenlenen kök ve ek rapor ile davacı itirazları, davalı idare beyanları dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde;
Genel ilke olarak, plan kararları ile fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın korunma, kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek amaçlanır.
Bu amaç çerçevesinde, Çevre Düzeni Planı ölçeğinde hangi usül ve esaslara göre planlama yapılacağı ayrıntıları ile ilgili Kanun ve Yönetmeliklerde düzenlenmiştir.
Ayrıca, bir bölgede önceki plan kararları ile belli bir amaca yönelik tanımlama yapılmış olmasının o bölgenin tamamının amacı, kapsamı, niteliği ve esasları ilgili mevzuatta belirlenmiş olan çevre düzeni planında aynı amaca tahsis edileceği sonucunu doğurmayacağı açıktır.
Çevre düzeni planı kararlarının kurumlardan ve arazi çalışmalarından elde edilen veriler, nüfus projeksiyonları ve yerel idarelerin imar planları, bölgesel yatırım kararları, koruma statülü alanlar, ulaşım ağları gibi plana girdi sağlayan verilerin değerlendirilmesi sonucunda oluşturulması, dolayısıyla nüfus projeksiyonlarına göre, yerleşim alanlarının belirlenmesi, bu doğrultuda, tarım alanları, orman alanları, meralar, jeolojik açıdan sakıncalı alanların korunması, bu tür alanlarda, münferit kentsel gelişme taleplerinin ise plan bütünlüğü göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Çevre düzeni planlarının leke plan olmaları nedeniyle uygulama imar planları gibi değerlendirilmeyeceği gerektiğinde şüphe bulunmamaktadır. Ancak çevre düzeni planı ile getirilen bölgesel kullanım kararların mekansal plan kademelenmesinde üst sırada bulunduğu ve imar planlarını yönlendirici etkisi göz önünde bulundurularak çevre mevzuatı ve planlama esaslarına uygun kararlar olup olmadığının denetlenmeye elverişli şekilde gerekçeleriyle somut olarak ortaya konulması yasal zorunluluktur.
Davalı idarece, Çevre Düzeni Planı ile parsel bazında düzenleme yapılmadığı, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca iletilen bilgi, belge ve görüşlerin değerlendirilmesi sonucu Bodrum Yarımadası özelinde planlama kararı alındığı, hızlı ve kontrolsüz kentleşmenin, parçacıl ve sektörel planlamanın yarattığı sorunların ortadan kaldırılması, kentleşme ve sanayileşmenin kontrollü gelişiminin sağlanması ve gelişmelerin sürdürülebilir kılınması, ekolojik dengeyi bozacak müdahalelerin engellenmesi, 2025 yılı hedef alınarak kültürel ve doğal değerlerin korunması amaçlarının esas alındığı, ayrıca Danıştay Altıncı Dairesi'nin E:2007/548 sayılı dosyasında açılan davadaki bilirkişi raporunda yer alan belirlemelerin göz önünde bulundurulduğu savunulmuş bulunmaktadır.
Uyuşmazlıkta davacı tarafından ise, alanın topoğrafik ve jeolojik açıdan doğal ve ekolojik özelliklere sahip olmadığı iddiası temel iptal sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, çevre düzeni planları sadece toprağın fiziksel yapısı, özellikleri ve kullanımı göz önünde tutularak geliştirilen plan kararlarından oluşmamaktadır. Çevre düzeni planları sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme ulaşım gibi ihtiyaçlarının karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla bölgelerin mevcut kullanım durumu ve bunun sonuçları, nüfus ve sosyo ekonomik gelişmelere bağlı olarak ihtiyaç ve risklerin analizi, doluluk ve gelişme potansiyeli, doğal ve kültürel değerler bir bütün halinde değerlendirilerek koruma kararları ile birlikte gelişme stratejisinin de bölgesel anlamda belirlendiği imar planlarını yönlendirecek olan genel arazi kullanım kararlarının üretildiği şematik ve grafik dil kullanılarak hazırlanan planlardır.
Çevre düzeni planının hazırlanması aşamasında yeni gelişmeler ve bölgesel dinamiklerin dikkate alınması doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistem sürekliliğinin korunması amacıyla çevre sorunlarına neden olan kaynaklara yönelik önleyici strateji ve politikaların belirlenmesi ile buna göre arazi kullanım kararlarının oluşturulması gerekmektedir.
Uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında incelendiğinde 5.7.2011 tarihinde en son halini alan dava konusu çevre düzeni planının Bodrum ilçesini kapsayan 09.03.2011 tarihinde onaylı “Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı açıklama raporunda Bodrum hakkında yapılan değerlendirmede:"Bodrum, Muğla İli’nin dünyaca ünlü turistik ilçelerinden birisidir. İlçe gerek Türkiye gerekse Muğla İli ekonomisinde stratejik öneme sahiptir. Bodrum Yarımadası, Merkez İlçe, Bitez, Konacık, Ortakent-Yahşi, ..., Gümüşlük, Yalıkavak, Gündoğan, Göltürkbükü, Yalı ve Mumcular yerleşimleri ile bütünlük içeren bir mekânsal yapıya sahiptir. Mumcular ve Yalı dışındaki mahallelerde yerleşik alanlar birbirleri ile bütünleşmiş durumdadır. Bu nedenle Bodrum Yarımadası, bir bütün halinde düşünülerek planlanması gereken bir özellik taşımaktadır.
1967’lerde başlayıp, 1980’lerden sonra neredeyse kontrol edilemez bir hızla gelişen turizm sektörü ve ikinci konut gelişimi Bodrum Yarımadası’nın mekânsal ve sosyo-ekonomik yapısında önemli değişikliklere neden olmuştur. Bodrum, turizm sektörünün gelişimi ile bir Ege kasabasından, hızla, uluslararası bir turistik merkez niteliğine ulaşan, dolayısıyla çarpıcı bir şekilde kimlik değiştirmiş yerleşmelere bir örnektir.
Bugün Bodrum bir ikilemle karşı karşıyadır. Turizm talebinin başladığı ilk yıllarda Bodrum’un çekiciliği doğasının güzelliğinden ve tarihi değerlerinden kaynaklanmaktadır. Ne var ki, bu çekicilik ilçenin kısa bir sürede taşıma kapasitesini zorlayan bir mekânsal gelişme göstermesine neden olmuştur. Bu durum kısa vadede gerek yerel halk gerekse yatırımcılar için kârlı, fakat koruma-kullanma dengesinin sağlanamadığı bir sürecin yaşanmasına neden olmuştur. Başka bir ifade ile ekonomik büyümenin doğanın tahrip edilmesine rağmen gerçekleşmiş olması, turizm sektörünü giderek olumsuz yönde etkilenmeye başlamıştır. Oysa, bilindiği gibi Bodrum Yarımadası’nın uluslararası alanda tanınmasının belli başlı üç ana faktörü bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, kültür ve deniz turizminin bir arada yer aldığı turizm potansiyeli; ikincisi, doğal ve ekolojik olarak önem taşıması yanı sıra literatürlere geçmiş olan “Bodrum Mimarisi” ve üçüncüsü ise Bodrum Yarımadası’nın, Akdeniz Foku Yaşam Alanları, Gölköy Önemli Bitki Alanları, Bodrum Adaları ve Yarımadası Önemli Bitki ve Kuş Alanları ile biyolojik çeşitlilik açısından “önemli doğa alanlarının” bulunduğu bir bölge olmasıdır. Günümüze kadar Bodrum Yarımadası’nda yaşanmış olan hızlı ve kontrolsüz mekânsal gelişme, Bodrum’un bu kendine has, ender niteliklerinin birer birer yok olma tehlikesi altına girmesine neden olmuştur. Özetle, Bodrum Yarımadası’nda sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek kararların alınması acil önem taşımaktadır. Bu nedenle, başta, Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol gereği, uluslararası öneme sahip popülasyonları barındıran önemli doğa alanlarının korunması olmak üzere; doğal, kültürel ve turistik değerler ve yapılaşma özellikleri göz önüne alınarak, Yarımada’da koruma-kullanma dengesinin sağlanabilmesi ve planlama bütünlüğünün korunması amacına yönelik olarak bu planla Bodrum için özel planlama hükümleri getirilmiştir.
Bu doğrultuda, plan döneminde, Bodrum İlçesi’nin bugünkü karakteri ve doğal kaynakları ile bir uluslararası kültür, sanat ve deniz turizmi merkezi olarak gelişmeye devam edeceği öngörülmektedir. Ancak, bu gelişmenin, doğayı tahrip eden mekânsal büyümeden çok mevcut mekânsal kalitenin ve hizmet kalitesinin artırılması yönünde olması desteklenmiştir. Planlamada günümüzde çeşitli yapı yoğunlukları ile Yarımada’nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda, mevcut imar planları korunmuş; ancak kent makroformunu tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımlar ilave edilmiştir. Kentsel kullanım kararlarını içeren alanlar dışında ise mutlak koruma ilkesi esas alınmış ve bu doğrultuda, kentsel alanların yakın çevresindeki makilik-fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanlar planda “doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar” olarak tanımlanmış ve bugünkü arazi kullanımı devam ettirilerek korunmasına yönelik olarak yeni yapılaşma yapılamayacağı plan hükmüne bağlanmıştır. Bu şekilde Yarımada’da mekânsal gelişme kontrol altına alınmış ve “sıfır yok oluş alanları” olarak da bilinen önemli doğa alanlarının korunması yönünde önemli bir karar üretilmiştir. ….Bodrum İlçesi genelinde mevcut hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik olarak, Yarımada’nın teknik ve kentsel altyapı açısından desteklenmesi önem taşımaktadır. Planda, mevcut imar planı sınırları içindeki, kullanım kararları kabul edilirken, hem mimari bütünlüğün sağlanması hem de yapı yoğunluğunun kontrol altına alınması amacı ile yapılaşma koşullarının (özellikle kottan kazanılan katlar Bodrum’un geleneksel mimarisini bozmakta ve yoğunluğun azami artmasına neden olmaktadır) yoğunluğu düşürecek şekilde değiştirilmesi yönünde plan hükümleri getirilmiştir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
... tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı 9.3.2011 ve 5.7.2011 tarihlerinde revize edilmiş; plan hükümlerinin 4.47.maddesinde doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar, kayalık-taşlık, makilik-fundalık-çalılık, plaj-kumsal sazlık-bataklık, kanyon ve benzeri doğal ekolojik, topoğrafik, jeolojik, yerel bitki örtüsü ve silüet gibi özelliklere, tarımsal değerlere sahip plan ve bu planın ilke ve stratejileri ile nüfus kabulleri doğrultusunda, bu planla yapılaşmaya kapatılması öngörülen alanlardır. şeklinde tanımlanmış, Makilik-Fundalık-Çalılık Alanlar başlıklı maddesinin, sayılı alt maddesinde, "bu alanların doğal yapısının korunması esastır. Ancak özel mülkiyete tabi olan parsellerde kadastral bir yola cephesi bulunmak şartı ile konut ya da tarımsal amaçlı yapılar ile, Turizm Tesislerinin Belgelendirilmesine ve Niteliklerine İlişkin Yönetmelik'deki sağlıklı yaşam tesisleri tanımında belirtilen kullanımlar ve bunların ihtiyacı olan konaklama tesisleri ile rekreasyon alanları yer alabilir. Bu kullanımlara ilişkin imar planları, ilgili kurum ve kuruluşların uygun görüşleri doğrultusunda ilgili idarece onaylanmadan uygulamaya geçilemez" hükmü ile Doğal ve Ekolojik Yapısı Korunacak Alanlar başlıklı 14 maddesinin .14.1 sayılı alt bendinde "Bu planda, Doğal ve Ekolojik yapısı korunacak alanlar olarak gösterilen sit alanları, günübirlik kullanım izni verilenler hariç, yapılaşmaya açılamaz; ancak, bu alanlarda 19.6.2007 tarihli, 728 numaralı ilke kararlarında belirtilen yapılaşmaya yönelik hükümler dışındaki diğer hükümler geçerlidir"; 14.2 sayılı alt bendinde, "Bu planda, doğal ve eklojik yapısı korunacak alanlar olarak gösterilen sit alanları dışında kalan alanlarda, bugünkü arazi kullanımı devam ettrilecektir. Zorunlu olan teknik alt yapı hizmetleri uygulamaları dışında, doğal bitki örtüsü, topografya ve silüet etkisini bozacak ya da çevre tahribatına sebep olacak hiçbir uygulama yapılamaz. Bu alanlar yapılaşmaya açılamaz" hükümlerine yer verilmiştir.
Diğer taraftan plan notlarının 7.1 sayılı maddesinde, bu çevre düzeni planının, plan hükümleri ve plan açıklama raporuyla bir bütün olduğu, alt ölçekli planlar yapılırken bu belgelerin bütününün göz önünde bulundurulacağı, 7.2 sayılı maddesinde, bu plandan ölçü alınarak uygulama yapılmayacağı, maddesinde ise bu planın onama tarihinden önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planlarının geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.
Yukarıda anılan çevre düzeni planı açıklama raporundaki Bodrum ile ilgili açıklamalar ile çevre düzeni planı hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; Bodrum Yarımadasında sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek kararların alınması acil önem taşıdığından başta, Akdenizde Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol gereği, uluslararası öneme sahip popülasyonları barındıran önemli doğa alanlarının korunması olmak üzere; doğal, kültürel ve turistik değerler ve yapılaşma özellikleri göz önüne alınarak, Yarımada'da koruma-kullanma dengesinin sağlanabilmesi ve planlama bütünlüğünün korunması amacına yönelik olarak bu planla Bodrum için özel planlama hükümleri getirildiği görülmektedir.
Bu doğrultuda, Bodrum İlçesi'nin bugünkü karakteri ve doğal kaynakları ile bir uluslararası kültür, sanat ve deniz turizmi merkezi olarak gelişmeye devam edeceği öngörülmektedir. Ancak, bu gelişmenin, doğayı tahrip eden mekânsal büyümeyle değilde mevcut mekânsal kalitenin ve hizmet kalitesinin artırılmasıyla olması desteklenmiştir.
Trafik ve altyapı sorunlarının gün geçtikçe arttığı gözlemlenen Yarımada'nın her noktasında hızla yaygınlaşan ve doğayı tahrip eden yapılaşmanın belli bölgelerde tutulması ilkesi benimsenmiş bu kapsamda, mevcut imar planları korunmuş; ancak kent makroformunu tamamlayacak ve kentsel bütünlüğü sağlayacak şekilde kısıtlı alanlarda gerekli kentsel kullanımlar ilave edilmiştir. Kentsel kullanım kararlarını içeren alanlar dışında ise mutlak koruma ilkesi esas alınmış ve bu doğrultuda, kentsel alanların yakın çevresindeki makilik- fundalık alanlar ile tarım arazileri ve ormanlar dışında kalan alanlar planda “doğal ve ekolojik yapısı korunacak alanlar” olarak tanımlanmış ve bugünkü arazi kullanımı devamı ettirilerek korunmasına yönelik olarak yeni yapılaşma yapılamayacağı plan hükmüne bağlanmıştır. Bu şekilde Yarımada'da mekânsal gelişmenin kontrol altına alınarak “sıfır yok oluş alanları” olarak da bilinen önemli doğa alanlarının korunması yönünde bir ilke benimsenmiştir.
Bu durumda dava konusu çevre düzeni planında, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2007/548 sayılı dosyasında verilen karar doğrultusunda ülkemizin de taraf olduğu Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol hükümleri gözetilerek, planlama bölgesi bütününde koruma-kullanma dengesinin oluşturulması gereken alanlardaki yapılaşmalarda keyfiliklerin önlenmesi ve azami ölçüde korumanın sağlanması için alt ölçekli plan kararlarına esas olacak yapılaşma şartlarını ortaya koyan genel arazi kullanım kararlarının öngörülmesi karşısında; yoğun yapılaşmanın neden olduğu doğa tahribatı ve su arzı yetersizliği gibi sorunlarla karşı karşıya kalmış doğal ve ekolojik dengesinin korunması gerektiği açık olan Bodrum Yarımadası bütününün bir parçası olan uyuşmazlık konusu parsellerin "doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan" olarak planlanmasında şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.
Kaldı ki, plan notlarında belirtildiği üzere bu planın onayından önce mevzuata uygun olarak onaylanmış mevzi imar planları geçerlidir.
Öte yandan davacı tarafından 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında taşınmazların doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan kullanımında kalması nedeniyle taşınmazda yapılaşmaya gidilemediği için mülkiyet hakkının ihlal edildiği bu nedenle leke plan niteliğinde olan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planınında parsel bazlı olarak doğal ve ekolojik yapısı korunacak alan fonksiyonunun iptali istenilmiş ise de, parsel bazlı olarak leke planda değişiklik yapılamayacağı açık olmakla birlikte, çevre düzeni planları yapımında sürdürülebilir kalkınma amacına uygun olarak ekolojik ve ekonomik kararlar bir arada değerlendirilerek doğal yapının, ekolojik dengenin ve ekosistemin sürekliliğinin korunması amacıyla arazi kullanım bütünlüğü sağlanarak imar planlarına esas olacak şematik ve grafik dil kullanılarak arazi kullanım kararları ile koruma ve gelişmenin sağlanması ilkeleri esas alındığından, taşınmazın çevre düzeni planındaki kullanımı nedeniyle tasarruf edilememesinden kaynaklı mülkiyet hakkı ihlali durumu taşınmazın çevre düzeni planındaki kullanımının değiştirilmesi için zorunlu ve teknik bir sebep olarak gösterilemez.
KARAR SONUCU:
Açıklanan nedenlerle;
1\. DAVANIN REDDİNE,
2\. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
3\. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...- TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
4\. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,
5\. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 28/04/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10 Milyon+ Karar Arasında Arayın
Mahkeme, tarih, anahtar kelime ile filtreleyin. AI ile benzer kararları otomatik bulun.